Diyanet İşlerien ayrışan
Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Şurası kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine zulmedip duruyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.
Süleyman Ateş
Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Muhakkak ki Allah, kullarına zulmetmekten münezzehtir. O, kullarına zerre (karınca yavrusu) kadar dahi zulmetmez. Fakat onlar, batılda ısrar etmek, büyüklenmek ve inat sebebiyle kendilerini helaka götüren yerlere götürerek kendilerine zulmederler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
42- Onların içinde sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, üstelik akıllarını da kullanmıyorlarsa, sen nasıl duyuracaksın ki?! 43- Onların içinde sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, üstelik basiretleri de yoksa, sen doğru yolu nasıl gösterebilirsin ki?! 44- Şüphe yok ki Allah, insanlara hiç zulmetmez. Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler.
42. Allah Teala Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i ve onun getirdiklerini yalanlayan bazı kimselerden söz ederek şöyle buyurmaktadır:“Onların içinde sana” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e, vahyi okuduğu vakit doğru yolu bulmak kastı ile değil de seyretmek, yalanlamak, yanlışlıklarını tespit etmeye çalışmak maksadı ile “kulak verenler de vardır.” Bu ise fayda vermeyen bir dinlemedir. Onun, bu şekilde dinleyenlere bir hayrı olmaz. Şüphesiz böylelerine karşı ilahî tevfikin kapıları kapanmıştır ve onlar, dinlemenin faydasını görmekten mahrum kılınmışlardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Fakat sağırlara, üstelik akıllarını da kullanmıyorlarsa, sen nasıl duyuracaksın ki?!” Bu soru, kesinleşmiş nefiy manasındadır. Yani sen, yüksek sesle söylesen bile işitmek istemeyen sağırlara işittiremezsin. Özellikle de böylelerinin aklı yoksa, hiç işittiremezsin. Sözü anlamayan sağır bir kimseye bir sözü işittirmek nasıl imkânsız bir şeyse bu yalanlayan kimselere de senin yararlanmalarını sağlayacak şekilde bir şeyler işittirmen öyle imkânsız bir şeydir. Delilin işitilmesine gelince onlar, Yüce Allah’ın daha ilerisi mümkün olmayan en üstün delilini kendilerine karşı açıkça ortaya konmuş şekilde işitmişlerdir. İşte bu yol, ilim yolları arasında oldukça büyük bir yol olmakla birlikte onlar için kapanmış bulunmaktadır. Bu yol ise hayır ile ilgili işitilen şeylerden yararlanma yoludur.
43. Daha sonra Yüce Allah, onlar için ikinci yol olan görme yolunun da tıkanmış olduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onların içinde sana bakanlar da vardır.” Fakat onların sana bakmalarının kendilerine bir faydası olmaz. Zira senin durumunu inceleyip tetkik etmezler. Sen basiretleri kapalı körleri hidâyet edemediğin gibi bunları da doğru yola iletemezsin. İlme ve gerçekleri bilmeye ulaştıran yollar olan akılları, kulakları ve gözleri işlevini yerine getirmediğine göre artık bunları hangi yol hakka ulaştırabilir ki? Yüce Allah’ın:“Onların içinde sana bakanlar da vardır...” buyruğu şuna delildir: Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in durumuna, onun yol göstericiliğine, ahlâkına, amellerine ve onun davet ettiği şeylere bakıp bunlar üzerinde düşünmek, doğru söylediğinin ve getirdiklerinin hak olduğunun en büyük delillerinden birisidir ve bu, basiret sahibi kimse için başka herhangi bir delile ihtiyaç bırakmayacak yeterliliktedir.
44. “Şüphe yok ki Allah, insanlara hiç zulmetmez.” Onların günahlarını artırmadığı gibi iyiliklerini de azaltmaz. “Fakat insanlar kendi kendilerine zulmederler.” Hak kendilerine gelmekle birlikte onu kabul etmezler. Yüce Allah bundan sonra kalplerini mühürlemek, kulaklarına ve gözlerine mühür vurmak sureti ile onları cezalandırır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hidayet de dalâlet de hayır da şer de ceza da mükâfat da Allah’tandır. Fakat âyet bunun, asla Allah’ın insanları haksız yere sapkınlığa sevkettiği veya zarar verdiği, cezalandırdığı anlamına gelmediğini açık bir ifadeyle ortaya koymaktadır. Yukarıdaki iki âyette de işaret edildiği üzere yüce Allah insanlara hem peygamberler göndererek hem de onları akıl ve basiret gibi yüksek melekelerle donatarak doğru yolu bulmaları için gerekli olan imkânları bahşetmiştir. Buna rağmen yanlış yolda ısrar edenler, artık kendilerine –başkası değil– yine kendileri kötülük etmiş olurlar. Her ne kadar bazı âlimler, ısrarla Mu‘tezile mezhebinin bu âyete dayanarak savunduğu kadercilik karşıtı görüşünü çürütmeye çabalamışlarsa da onların getirdiği cebirci yorum âyetin lafzına da maksadına da aykırı düşmektedir (meselâ bk. Râzî, XVII, 102-103; krş. Zemahşerî, II, 192). Buna karşılık Taberî (XI, 120), Şevkânî (II, 509) gibi bazı Ehl-i sünnet mensubu müfessirler, âyeti Mu‘tezile’nin görüşüyle uyuşacak şekilde açıklamakta sakınca görmemişlerdir.