Önceki ayet· 50:28Sonraki ayet· 50:30

Kâf Suresi 29. Ayet· 50:29

↗ Kâf suresi
Mekki
مَا يُبَدَّلُ ٱلۡقَوۡلُ لَدَيَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّـٰمٖ لِّلۡعَبِيدِ
Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.
Elmalılı Hamdi Yazır
Benim huzurumda söz değiştirilmez. Ve ben kullara asla zulmedici değilim.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
"Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara asla zulmetmem."
Süleyman Ateş
Benim huzurumda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.3%
İngilizce
The word will not be changed with Me, and never will I be unjust to the servants
Fransızca
Chez Moi, la parole ne change pas; et Je n'opprime nullement les serviteurs»
İspanyolca
Mi designio es irrevocable, pero Yo no soy injusto con Mis siervos
Rusça
Мое Слово неизменно, и Я не поступаю несправедливо с рабами»
Endonezce
Keputusan-Ku tidak dapat diubah, dan Aku tidak menzalimi hamba-hamba-Ku
Bengalce
আমার কাছে কথা রদবদল হয় না এবং আমি বান্দাদের প্রতি জুলুমকারী নই।
Çince
我的判词,是不可变更的,我绝不是亏枉众仆的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Benim huzurumda söz değiştirilmez. Sözümden dönülmez. Ben, ne iyiliklerini eksilterek ve ne de kötülüklerini artırarak kullara zulmetmem. Bilakis onlara amellerine göre karşılık veririm.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
23- Yanındaki (melek): “İşte bu (amel defteriyle birlikte) yanımda hazırdır.” der. 24- (Allah şöyle buyurur:)“Atın cehenneme her inatçı kâfiri…” 25- “Hayrı alabildiğine engelleyen, haddi aşan, şüpheci kimseyi…” 26- “Allah ile birlikte başka bir ilâh edineni. Haydi ikiniz atın onu şiddetli azabın içine!” 27- Yanındaki (şeytan) ise diyecek ki: “Rabbimiz! Onu ben azdırmadım; fakat o, (haktan) uzak bir sapıklık içinde idi.” 28- Buyurur ki:“Huzurumda çekişmeyin. Zira Ben size daha önce tehdidimi bildirmiş idim.” 29- “Benim yanımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.” 23. “Yanındaki” yani şu yüz çeviren yalanlayıcı kimse ile birlikte bulunan ve Allah’ın hem kendisini hem de amellerini muhafaza etmekle görevlendirdiği melek, Kıyamet gününde onu da amellerini de huzura getirip “İşte bu (amel defteriyle birlikte) yanımda hazırdır.” Yani kendisini koruyup gözetmekle ve amellerini yazmakla görevlendirildiğim kişiyi işte huzura getirdim, der. 24. Ona amelinin karşılığı verilir. Sonra da cehennem ateşini hak eden o kimseye şöyle denir: "Atın cehenneme” Allah’ın âyetlerine karşı çokça inatlaşan, küfre sapan, pek çok masiyetler işleyen, haram ve günah şeyleri yapma cesaretini gösteren “her inatçı kâfiri.” 25. “Hayrı alabildiğine engelleyen” yani imkanı dahilindeki hayrı engelleyen ki bu hayrın en ileri derecesi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine imandır. O, malının da bedeninin de başkalarına sağlayacağı faydayı önler. Allah’ın kullarına karşı da O’nun hudutlarını karşı da “haddi aşan” biridir, çok günahkardır. Allah’ın vaadinde ve tehdidinde şüphe eden “şüpheci” bir kimsedir. Böylelikle o, imanı ve ihsanı bulunmayan, buna karşılık küfür, haksızlık, şüphe, tereddüt ve cimrilik vasfına sahip olan biridir. 26. Üstelik Rahman olan Allah’tan başka ilâhlar da edinir:“Allah ile birlikte başka bir ilâh edineni” Allah ile birlikte kendisi için dahi bir fayda sağlayamayan, bir zararı önleyemeyen, öldürme ve hayat verme imkânı bulunmayan, diriltemeyen başka varlıklara ibadet eder. “Haydi ikiniz” ey onunla birlikte olan iki melek! “atın onu şiddetli azabın” en büyük, en ağır ve en çetin azabın “içine.” 27. “Yanındaki” şeytan, ondan uzaklaştığını ilan ederek ve işlediği günahı kendisine yükleyerek “diyecek ki: Rabbimiz, onu ben azdırmadım.” Yani benim onun üzerinde herhangi bir nüfuzum, otoritem, ona karşı herhangi bir delil ve belgem yoktu. “Fakat o, uzak bir sapıklık içinde idi.” Kendi tercihi ile sapan ve haktan uzaklaşan odur. Nitekim Yüce Allah, bir başka âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır:“İş olup bitince şeytan da der ki: Doğrusu Allah’ın size verdiği söz gerçekti. Ben de size vaatte bulunmuştum. Ama size verdiğim sözde durmadım...”(İbrahim, 14/22) 28. Yüce Allah, onların kendi aralarındaki tartışmalarına cevap olmak üzere şöyle buyurur:“Benim huzurumda çekişmeyin.” Huzurumdaki bu çekişmenizin hiçbir faydası yoktur. “Zira Ben size daha önce tehdidimi bildirmiş idim.” Peygamberlerim sizlere apaçık âyetlerle, net delillerle, göz kamaştırıcı belgelerle gelmiş, size karşı delilim ortaya konulmuştu. Artık sizin ileri sürecek bir deliliniz kalmamıştır. Sizler dünyada iken cezalandırılması kaçınılmaz olan amelleri işlemiş bulunuyorsunuz. 29. “Benim yanımda söz değiştirilmez.” Allah’ın verdiği sözde durmaması ve bildirdiğinin gerçekleşmemesi mümkün değildir. Çünkü Allah’tan daha doğru sözlü, O’ndan daha doğru haber veren hiçbir kimse yoktur. “Ve ben kullara zulmedici değilim.” Aksine onlara hayır ve şer türünden işledikleri amellerin karşılığını veririm. Kötülükleri artırılmayacağı gibi iyilikleri de eksiltilmez.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Ölümden sonra diriliş ve âhiret hayatı hakkındaki haberler kar­şısında tereddüde düşen ve bunları inkâr edenlere önce akıllarını kullanarak düşünmeleri tavsiye edilmiş ve bu düşünceyi sağlıklı bir sonuca ulaştırabilmeleri için de bazı ipuçları verilmişti. Bu gruptaki âyetlerde ise, “bir şeyin fiilen gerçekleşmiş bulunması (vuküu), onun olabilirliğini (imkânını) gösteren en güçlü kanıt” olduğu için insanın ölümünden başlayarak karşılaşacağı olaylar ve oluşlar sıralanmıştır. Muhammed Esed gibi bazı yorumcular, bu âyetlerde geçen “iki alıcı, arkadaş, sürücü ve tanık” gibi kelimeleri insanın dışındaki şuurlu varlıklar olarak değil, içindeki duygular, içgüdüsel dürtüler ve arzular ile akıl olarak yorumlamışlardır. İfade (lafız) bu yoruma müsait olmadığı için de zorlanmışlardır. Bize göre Kur’an’da, insanın içindeki duygular, içgüdüler, dürtüler ile sağduyu, kendilerine mahsus kelimelerle (nefis, kalp, basar, basiret, hevâ, tefekkür, akıl ...) anlatılmış, bunların işlevleri ve işleyiş biçimleri hakkında yeterli bilgi verilmiştir. Yine Kur’an’da insanı dışarıdan etkileyen insan, cin, şeytan, arkadaş ve meleklerden de söz edilmiştir. Bunların birini diğerine indirgemek, bir kısmıyla diğerlerinin kastedildiğini söylemek için mâkul ve haklı bir sebep yoktur. Melek başka, akıl ve sağ duyu başkadır; şeytan başka, nefis ve hevâ başkadır. Âyetlerin oluşturduğu tablo şöyledir: İnsanı yok iken yaratan Allah onun içini dışını, bütün gizliliklerini bilmektedir. İnsanların sağ ve sollarında bulunan, yapıp ettiklerini eksiksiz kaydetmekle yükümlü bulunan iki melek bu işi, “hâşâ Allah bilsin veya unutmasın diye değil”, kullar için bir belge olsun diye kaydetmektedir. Onlar bu kayıt işlemini yaparken, insana kendinden daha yakın olan Allah zaten her şeyi bilmektedir. Bir gün ecel gelip insan son anlarını yaşarken dünya ile şuur bağlantısı kesilecek, sekerat (ölüm sarhoşluğu) hali yaşanacaktır. Ölüm vuku bulduktan sonra insanlar, diriliş borusu çalınıncaya kadar kabir (berzah) âleminde kalacaklar, dirilişten sonra mahşerde toplanacaklar, dünyada göremedikleri bir kısım gerçekleri (gayb âlemine ait olayları, melekleri, şeytanları) açıkça görecek, Kur’an’ın söylediklerinin doğru olduğunu gözlemleyerek anlayacaklardır. Sonra yanlarında bir “sürücü” (âdeta zaptiye görevi yapan melek) bir de “tanık” (yazıcı melek veya amel defteri) ile teker teker ilâhî huzura alınacak, suçu başkalarına (meselâ şeytana) atmak suretiyle yapacağı savunmaya cevap verilecek, insanlar neyi hak ettiklerini anladıktan sonra cehenneme veya cennete gireceklerdir. Cehenneme gireceklerin yüzlerine karşı hüküm okunurken hangi suçlardan ve günahlardan dolayı bu cezayı hak ettikleri ibret verici bir üslûpla açıklanmaktadır: Küfür ve inkârda inat ve ısrar etmek, iyiliği engellemek, hak tanımamak, hakka tecavüz etmek, insanların inançlarını sarsmak için faaliyet göstermek, hepsinden ağır olarak da tevhid inancından sapmak, Allah’a ortak koşmak. 27. âyette insanın yandaşı ile aralarında geçen tartışma, İbrâhim sûresinde (14/22), yandaşın kim olduğu da açıklanarak şöyle anlatılmıştır: “Allah’ın hükmü yerine getirilince şeytan şöyle der: ‘Şüphesiz Allah size gerçek bir vaadde bulunmuştu; ben de size bir söz verdim ama yalancı çıktım. Aslında benim sizi zorlayacak gücüm yoktu; benim yaptığım size çağrıda bulunmaktan ibarettir; siz de benim çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Ben daha önce de beni Allah’a ortak koşmanızı reddetmiştim.’ Doğrusu zalimler için elem verici bir azap vardır.” 35. âyette, “Üstelik katımızda fazlası da vardır” buyuruluyor. İnsanlar dünyada kendilerine verilen bilme ve anlama kabiliyetine göre nimet talebinde bulunuyor, mutluluğa vesile olacak şeyler istiyorlar. Halbuki ebedî âlemde insanları mutlu kılacak mânevî nimetler, dünyada bilinen, düşünülen, hayal edilen ve istenenlerle sınırlı değildir; orada rıdvân (Allah’ın razı olduğunu ilân etmesinden hâsıl olan hal, kemal ve zevk), müşâhede-i cemâl (Allah’ı nasıllık ve niceliğin ötesinde bir idrak ile görmek) gibi saadet vesileleri vardır.
Kâf Suresi 29. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Benim huzurumda söz değiştirilmez. Sözümden dönülmez. Ben, ne iyiliklerini eksilterek ve ne de kötülüklerini artırarak kullara zulmetmem. Bilakis onlara amellerine göre karşılık veririm.