Diyanet İşleri
Allah, hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah, hakimlerin hakimi değil mi?
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, yargıçların en güzel hüküm vereni değil mi?
Süleyman Ateşen ayrışan
Allah, hüküm verenlerin en iyisi değil midir?
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah Teâlâ, -Kıyamet gününü, hesap günü kılarak- hâkimler hâkimi ve en adaletlisi değil midir? Onların arasında hüküm vermeden ve ihsan sahibi olanların ihsanının ve kötülük yapanların kötülüklerinin karşılıklarını vermeden Yüce Allah'ın kullarını başıboş bırakması hiç düşünülebilir mi?
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Andolsun incire ve zeytine, 2- Tûr-u Sîna dağına, 3- Ve şu güvenli beldeye ki; 4- Biz insanı gerçekten en güzel surette yarattık, 5- Sonra onu aşağıların en aşağısına döndürdük. 6- Ancak iman edip salih ameller işleyenler müstesnâ. Çünkü onlar için kesintisiz bir mükâfat vardır. 7- O halde bütün bunlardan sonra sana hesabı yalanlatan şey nedir (ey insan)? 8- Allah hükmedenlerin en üstünü değil mi?
(Mekke’de inmiştir. 8 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah adı ile.
1. “Andolsun incire ve zeytine” bu bildiğimiz incir ve zeytindir. Bu iki ağaca yemin edilmesi, her ikisinin de ağaçlarında ve meyvelerinde birçok faydalar bulunması ve bunların özellikle Meryem oğlu İsa aleyhisselam’ın nübüvvet mahalli olan Şam diyarında yaygın olarak yetişmeleri dolayısıyladır. 2. “Tûr-u Sîna dağına” bu da Mûsâ aleyhisselam’a nübüvvetin verildiği Tur dağıdır. 3. “Ve şu güvenli beldeye ki...” Bu da Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e nübüvvetin verildiği yer olan Mekke-i Mükerremedir. Yüce Allah, seçtiği ve oralarda peygamberlerin en faziletlilerini ve en şereflilerini gönderdiği bu mukaddes yerlere yemin etmektedir.
4. Hakkında yemin edilen hususa gelince o da:“Biz insanı gerçekten en güzel surette yarattık” buyruğunda ifade edilmektedir. Yani Biz, insanı azaları birbirleri ile uyumlu, boyu dimdik, zahiren ve batınen gerek duyduğu her bir şeyle onu donatılmış, tam ve eksiksiz olarak yarattık.
5. İnsanın şükürle karşılaması gereken bunca büyük nimetlere rağmen, insanların pek çoğu bu nimetleri ihsan edenin şükründen uzaklaşmakta, oyun ve eğlence ile meşgul olmaktadır. Kendileri için en aşağılık ve en düşük işlere razı olmaktadırlar. Yüce Allah da onları “aşağıların en aşağısına”(esfel-i sâfilîn’e) yani ateşin/cehennemin en aşağısına göndermiştir. Burası, Rablerine karşı baş kaldıran isyankârların mahallidir. 6. Bunlardan Allah’ın kendilerine iman, salih amel, yüce ve üstün ahlâk lütfettiği kimseler müstesnâdır. İşte bu üstün mertebelerden dolayı “onlar için kesintisiz” yani ardı arkası kesilmez “bir mükâfat vardır.” Aksine bunlar için mükemmel lezzetler, kesintisiz sevinçler ve ebediyyen artıp duran nimetler vardır. Bu nimetler asla sona ermez, bitip tükenmez. Oranın yiyecekleri de gölgesi de ebedidir.
7. O halde sana hesabı yalanlatan şey nedir (ey insan)? Yani ey insan! Seni amellerin karşılığının verileceğini yalanlamaya iten nedir? Halbuki sen Yüce Allah’ın, kesin olarak bunu kabul etmeyi gerektiren pek çok âyetini ve delilini, bu konuda sana verilen haberlerden hiçbir şeyi inkar etmemeni gerektiren nimetlerini görmüş bulunuyorsun. 8. “Allah hükmedenlerin en üstünü değil mi?” İnsanların başıboş bırakılmaları, onlara emir verilmemesi, yasaklar konulmaması, iyiliklerinin mükâfatlandırılmaması, kötülüklerinin cezalandırılmaması hiç O’nun hikmetine yakışır mı!? Yoksa insanoğlunu ard arda gelen aşamalar halinde yaratan, onlara sayamayacakları kadar çok nimetler, hayır ve iyilikler ulaştıran, en güzel şekilde onları besleyip gözeten zatın, onları ebediyen kalacakları ve nihai olarak varacakları hedefleri olan bir yurda döndürmesi mi O’na yakışır?
Tîn Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Allah hüküm verenlerin en âdili değil midir?” cümlesi, Allah’ın evreni ve evrendeki varlıkları hikmet ve adalet ölçülerinde yaratıp yönettiğini, dünyada peygamberleri aracılığıyla en doğru ve âdil hükmü verdiğini, âhirette de yine en âdil hâkim olarak mahlûkat arasında hüküm vereceğini ifade eder. Sözün soru şeklinde olması hükmün kesinliğini gösterir. Hz. Peygamber bu âyeti okuyanın, “Evet, öyledir; ben de buna şahitlik edenlerdenim” demesini tavsiye etmiştir (bk. Tirmizî, “Tefsîr”, 84).