Önceki ayet· 78:16Sonraki ayet· 78:18

Nebe' Suresi 17. Ayet· 78:17

↗ Nebe' suresi
Mekki
إِنَّ يَوۡمَ ٱلۡفَصۡلِ كَانَ مِيقَٰتٗا
Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir
Meal ihtilafı: 9% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Doğrusu, hüküm gününün vakti elbette tesbit edilmiştir
Elmalılı Hamdi Yazır
Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk
Hiç kuşkusuz, o ayırma ve hüküm günü kesin olarak belirlenmiştir.
Süleyman Ateş
Muhakkak ki (haklının, haksızın ayırdedileceği) hüküm günü, belirlenmiş bir vakittir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.8%
İngilizce
Indeed, the Day of Judgement is an appointed time
Fransızca
Le Jour de la Décision [du Jugement] a son terme fixé
İspanyolca
El Día del Juicio Final ya está determinado
Rusça
Воистину, День различения назначен на определенное время
Endonezce
Sungguh, hari keputusan adalah suatu waktu yang telah ditetapkan
Bengalce
নিশ্চয় বিচার দিবস নির্ধারিত রয়েছে।
Çince
判决之日,确是指定的日期,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz mahlukatın arasında hüküm verilip, ayırt etme günü, hiç kimsenin geç kalmayacağı sabit bir buluşma vaktidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
17- Şüphe yok ki hüküm/ayrım günü belirlenmiş bir vakittir. 18- O gün Sûr’a üfürülecek ve siz de bölük bölük geleceksiniz. 19- Gök açılacak ve her yeri kapı olacaktır. 20- Dağlar yürütülecek ve adeta bir serap olacaktır. 21- Şüphesiz cehennem pusuda bekleyecektir. 22- Azgınların varacakları yer orasıdır. 23- Onlar sonsuz devirler boyu orada kalacaklardır. 24- Orada ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek. 25- Ancak kaynar bir su ve irin (içeceklerdir). 26- Tam da (amellerine) uygun bir karşılık olmak üzere. 27- Çünkü onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı. 28- Âyetlerimizi de yalanladıkça yalanlıyorlardı. 29- Biz ise her şeyi tek tek yazıp kaydetmiştik. 30- “O halde tadın (azabı)! Artık yalnızca azabınızı artıracağız.” 17. Yüce Allah, yalanlayıcıların hakkında soru sordukları ve inatçıların inkâr ettikleri Kıyamet gününde olacakları söz konusu etmekte, onun pek büyük bir gün olduğunu, Yüce Allah’ın o günü insanlar için “belirlenmiş bir vakit” kıldığını zikretmektedir. 18-20. “O gün Sûr’a üfürülecek ve siz de bölük bölük geleceksiniz.” O gün yeni doğmuş bebeklerin dahi saçını ağartacak ve kalpleri yerinden oynatacak korkunç sarsıntılar ve büyük olaylar meydana gelecektir. Dağlar yürütülecek de etrafa savrulmuş toz toprak gibi olacak, semâ yarılıp çatlayacak da kapı kapı olacak. Derken Yüce Allah, mükellefler arasında asla haksızlığın söz konusu olmayacağı hükmü ile hükmedip haklıyı haksızdan ayırt edecektir. 21-23. Yüce Allah’ın azgınlar için pusu olarak hazırladığı ve onların dönüp varacakları, barınacakları yer kıldığı cehennem ateşi de tutuşturulacaktır. Onlar, orada upuzun devirler boyunca kalacaklardır. Çoğu müfessirlerin dediklerine göre “devirler” (diye meâli verilen) “أحقاب”ın tekili olan “الحقب”; seksen yıllık zaman dilimine verilen addır. 24. Onlar, bu cehenneme girdiklerinde artık “orada ne bir serinlik tadacaklar ne de bir içecek.” Ne derilerini soğutacak bir şey bulacaklar, ne de susuzluklarını giderecek bir şey. 25. “Ancak” içmek için yüzlerini kavuracak ve bağırsaklarını paramparça edecek oldukça “kaynar bir su” ve cehennemliklerin vücudundan akan “irin” bulacaklardır ki bu da son derece iğrenç ve tadı oldukça kötüdür. 26. Bu korkunç cezaları hak etmelerine gelince bu, ancak amellerine “uygun bir karşılık olmak üzere” onlara verilecektir. Kendilerini buralara kadar getiren ameller işledikleri için bu cezaya çarptırılacaklar. Allah onlara zulmetmeyecektir, aksine kendi nefislerine kendileri zalimlik etmişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah, böyle bir cezayı hak etmelerine sebep teşkil eden amellerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 27. “Çünkü onlar hesaba çekileceklerini ummuyorlardı.” Öldükten sonra dirilişe de Allah’ın insanların yaptıkları iyiliklere ve kötülüklere karşılık vereceğine de inanmıyorlardı. Ondan dolayı âhiret için amelde bulunmayı da terk ettiler. 28. “Âyetlerimizi de yalanladıkça yalanlıyorlardı.” Ayetlerimizi açık açık yalanladılar. Onlara apaçık âyetlerimiz geldiği halde onlara karşı inatla direndiler. 29. “Biz ise” az ya da çok hayır ya da şer “her şeyi tek tek yazıp kaydetmiştik.” Levh-i Mahfuz’da tespit etmişizdir. O bakımdan günahkârlar, bizim kendilerini işlemedikleri günahlar dolayısı ile cezalandıracağımızı sanmasınlar. Yaptıkları amellerden herhangi bir şeyin kaybolacağını yahut zerre ağırlığı kadarının dahi unutulacağını da zannetmesinler. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Kitap (amel defterleri) ortaya konmuş olacak. Günahkârları onun içindekilerden korkuya kapılmış göreceksin. “Vay halimize! Ne olmuş bu Kitaba? Küçük büyük hiçbir şey bırakmamış, hepsini sayıp dökmüş!” diyecekler. Onlar işlediklerini önlerinde hazır bulacaklardır. Rabbin kimseye zulmetmez.” (el-Kehf, 18/49) 30. “O halde” ey yalanlayıcılar! “tadın” bu can yakıcı azabı ve bu ebedi rüsvaylığı! “Artık yalnızca azabınızı artıracağız.” Her an, her zaman azapları artıp duracaktır. Cehennem ehlinin azabının ne kadar çetin olacağına dair en ağır ayetlerden biri budur. Allah bizi ondan muhafaza buyursun.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Ayırım günü”nden maksat hakkın bâtıldan, haklının haksızdan, müminin inkârcıdan ayırt edileceği ve dünyada yapılanların karşılığının verileceği büyük hesap günüdür. Cenâb-ı Allah’ın belirlediği ve yalnız kendisinin bildiği kıyametin zamanı geldiğinde insanlar ve diğer bütün canlılar bir araya gelecek ve yüce Allah onların arasında hükmünü verecek, böylece dünyada işlenmiş bütün haksızlıklar karşılığını bulacak, kusursuz adalet gerçekleşecektir. İşte o güne “ayırım günü” veya “hüküm günü” denmesinin sebebi budur. Bu âyet “Şüphesiz buluşma günümüz aynı zamanda hüküm günü olacaktır” şeklinde de anlaşılabilir. O gün sûra üflenince insanlar kabirlerinden kalkıp bölük bölük mahşer yerinde toplanacaklardır (sûr hakkında bilgi için bk. Kur’an Yolu, En‘âm 6/73; Hâkka 69/13).
Nebe' Suresi 17. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphesiz mahlukatın arasında hüküm verilip, ayırt etme günü, hiç kimsenin geç kalmayacağı sabit bir buluşma vaktidir.