Önceki ayet· 76:8Sonraki ayet· 76:10

İnsân Suresi 9. Ayet· 76:9

↗ İnsân suresi
Medeni
إِنَّمَا نُطۡعِمُكُمۡ لِوَجۡهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمۡ جَزَآءٗ وَلَا شُكُورًا
Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
"Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz."
Yaşar Nuri Öztürk
"Biz size yalnız ve yalnız Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık da bir teşekkür de istemiyoruz;
Süleyman Ateş
Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.7%
İngilizce
[Saying], "We feed you only for the countenance of Allah. We wish not from you reward or gratitude
Fransızca
(disant): «C'est pour le visage d'Allah que nous vous nourrissons: nous ne voulons de vous ni récompense ni gratitude
İspanyolca
Dicen: "Les damos de comer simplemente porque anhelamos el rostro de Dios. En realidad no esperamos de ustedes retribución ni agradecimiento
Rusça
Они говорят: «Мы кормим вас лишь ради Лика Аллаха и не хотим от вас ни награды, ни благодарности
Endonezce
(sambil berkata), "Sesungguhnya kami memberi makanan kepadamu hanyalah karena mengharapkan keridaan Allah, kami tidak mengharap balasan dan terima kasih dari kamu
Bengalce
তারা বলেঃ কেবল আল্লাহর সন্তুষ্টির জন্যে আমরা তোমাদেরকে আহার্য দান করি এবং তোমাদের কাছে কোন প্রতিদান ও কৃতজ্ঞতা কামনা করি না।
Çince
“我们只为求得安拉的恩赐和喜悦,而赈济你们,我们不望你们的报酬和感谢。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlar, kendi içlerinden yalnız Allah’ın rızası için doyurduklarını bilirler. Onlardan herhangi bir karşılık istemez veya onları doyurmalarına karşılık bir övgü beklemezler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
4- Şüphesiz Biz kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık. 5- İyi ve itaatkar (müminler) ise kâfûr karıştırılmış bir kâdehten (cennet şarabı) içerler. 6- O, Allah’ın (has) kullarının kendisinden içtikleri ve diledikleri gibi akıttıkları bir pınardır. 7- Onlar, adakları/sözleri yerine getirirler ve şerri dört bir tarafa yayılan bir günden korkarlar. 8- Yemeğe olan arzularına rağmen onu yoksula, yetime ve esire yedirirler. 9- (Ve derler ki:)“Biz, size ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür istiyoruz.” 10- “Çünkü biz, yüzlerin asık ve kaşların çatık olacağı bir günden dolayı Rabbimizden korkarız.” 11- Allah da o günün şerrinden onları korur ve (yüzlerine) bir aydınlık, (gönüllerine de) bir sevinç verir. 12- Sabretmeleri sebebi ile de onları cennetlerle ve ipeklerle mükâfatlandırır. 13- Orada tahtlara yaslanırlar ve ne güneş/sıcak görürler orada ne de soğuk. 14- Ağaçların gölgeleri üzerlerindedir, olgun meyvelerinin toplanması da son derece kolaydır. 15- Etraflarında gümüşten kaplar ve billur bardaklar dolaştırılır. 16- Bu billurlar gümüştendir ve onlar, içeceklerin miktarını istedikleri ölçüde belirlerler. 17- Orada onlara zencefil karıştırılmış kâdehler sunulur. 18- Bu da orada “Selsebil” diye adlandırılan bir pınardır. 19- Etraflarında ölümsüz, hizmetçi çocuklar dolaşır. Onları bir görsen kendilerini etrafa dağılmış birer inci sanırsın. 20- Cenneti bir görsen orada pek çok nimetler ve büyük bir saltanat görürsün. 21- Üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir ve Rableri onlara son derece temiz bir şarap içirir. 22- “İşte bu, amellerinizin karşılığı/mükâfatıdır. Yaptıklarınız karşılıksız kalmadı.” 23- Hiç şüphesiz Kur’ân’ı sana kısım kısım Biz indirdik. 24- O halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan günahkâr ya da kafir/nankör hiçbir kimseye itaat etme! 25- Sabah ve akşam Rabbinin ismini zikret! 26- Gecenin bir kısmında O’na secde et. Gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et! 27- Şüphesiz bunlar, çabuk elde edilen (dünyayı) seviyorlar ve çok ağır bir günü de arkalarına atıyorlar. 28- Onları Biz yarattık ve yaratılışlarını Biz sağlamlaştırdık. Dilediğimiz zaman da onların yerine benzerlerini getiririz. 29- Şüphesiz bunlar, bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine giden yolu tutar. 30- Ama Allah dilemedikçe siz (bir şey) dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. 31- O, dilediğini rahmetine alır. Zalimlere gelince O, onlar için can yakıcı bir azap hazırlamıştır. 4. Yani bizler, Allah’ı inkâr eden, peygamberleri yalanlayan ve Allah’a isyan etme cesaretini gösteren kimselere cehennem ateşinde “zincirler” hazırlamışızdır. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır: “Sonra onu yetmiş arşın uzunluğunda bir zincire vurun.”(el-Hâkka, 69/32)“Kâfirler için” ellerini boyunlarına bağlayan ve böylelikle kendilerini sımsıkı bir şekilde zincire vuran “demir halkalar ve alevli bir ateş” bedenlerini cayır cayır yakacak bir alev “hazırladık.”“Derileri piştikçe onları azabı tatmaları için başka derilerle değiştireceğiz.”(en-Nisâ, 4/56) İşte bu, onlar için sürekli ve ebedi bir azaptır. Bu azapta onlar ebediyen kalacaklardır. 5. “İyi ve itaatkar (müminler) ise” yani kalplerindeki marifetullah, muhabbetullah ve güzel ahlâk dolayısı ile kalpleri iyi, buna bağlı olarak da amelleri iyi ve bunları hep iyi işlerde kullanmış olanlara gelince Yüce Allah onların “kâfûr karıştırılmış bir kadehten” çok lezzetli bir şarap içeceklerini haber vermektedir. Bu şaraba kâfûr katılacaktır. Yani onu soğutması ve keskinliğini kırması için kâfûr karıştırılacaktır. Kâfûr ise son derece lezzetlidir. Dünyadaki kâfûrda bulunan rahatsız edici özelliklerinden uzaktır. Çünkü dünyada var olan her türlü rahatsızlık verici unsur, Yüce Allah’ın cennette bulunacağını isimleri ile belirttiği şeylerde bulunmayacaktır. Nitekim Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Dikensiz arabistan kirazı, meyveleri birbirine girmiş muz ağaçları altında...”(el-Vakıa, 56/28-29); “Tertemiz kılınmış zevceler...”(el-Bakara, 2/25); “Onlar için Rableri nezdinde esenlik yurdu vardır.”(el-En’âm, 6/143); “Orada canların istediği, gözlerin lezzet aldığı şeyler vardır.”(ez-Zuhruf, 43/71) 6. “O, Allah’ın (has) kullarının kendisinden içtikleri ve diledikleri gibi akıttıkları bir pınardır.” Onların içtikleri bu kadehin içindeki içeceğin tükeneceğinden yana bir korkuları yoktur. Aksine bunun kaynağı kesilmez. Çünkü o, sürekli akıp coşan, taşkın bir pınardır. Allah’ın kulları ne zaman ve ne şekilde isterlerse bu pınarı öylece akıtırlar. İsterlerse bunları çiçek vermiş, göz kamaştırıcı bahçelere akıtırlar, dilerlerse köşk ve süslü meskenlerinin etrafına ve arasına, arzu ederlerse de oldukça güzel olan uygun görecekleri herhangi bir tarafa akıtabileceklerdir. Daha sonra Yüce Allah, bu kimselerin birtakım amellerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 7. “Onlar, adakları/sözleri yerine getirirler.” Yerine getirmeyi taahhüt ettikleri adak ve antlaşmaları yerine getirirler. Onlar, esas itibari ile kendilerine farz olmayan adakları sırf kendilerine vacip kıldıkları için eksiksiz yerine getirdiklerine göre asıl itibari ile farz olan ibadet ve görevleri haydi haydi yerne getirirler. "Ve şerri dört bir tarafa yayılan bir günden korkarlar.” Şerrinin kendilerini gelip bulmasından korkarlar ve bunun için de ona götürecek her türlü sebebi terk ederler. 8. “Yemeğe olan arzularına rağmen” kendileri malı ve yemeği arzuladıkları bir halde olmalarına rağmen Allah sevgisini kendi nefislerine duydukları sevginin önüne geçirirler ve insanların arasında yemek yedirilmeye en lâyık ve muhtaç olanları araştırıp “yoksula, yetime ve esire yedirirler.” 9. Onlar, bu infak ve yemek yedirmeleri ile de yalnızca Yüce Allah’ın rızasını gözetirler. Hallerinin dili ile de şöyle derler:“Biz, size ancak Allah’ın rızası için yediriyoruz, sizden ne bir karşılık, ne bir teşekkür istemiyoruz.” Maddi bir karşılık da beklemeyiz, sözlü bir övgü de. 10. “Çünkü biz yüzlerin asık ve kaşların çatık olacağı” kapkaranlık, kötü, dar ve sıkıntılı “bir günden dolayı Rabbimizden korkarız.” 11. “Allah da o günün şerrinden onları korur.”“O en büyük korku ve dehşet onları üzmez. Melekler onları karşılar: Size vaat edilen gününüz işte budur, derler.”(el-Enbiya, 21/103)“Ve” yüzlerine “bir güzellik” ve kalplerine de “bir sevinç verir.” Böylelikle onları taltif eder ve hem dış hem de iç dünyalarını nimetlerle donatmış olur. 12. “Sabretmeleri” itaati üzere sabrederek imkânları çerçevesinde onları yerine getirmeleri, O’na isyanlardan uzak kalmakta sabır göstermeleri ve can yakıcı takdirlere de sabredip onlardan dolayı öfke göstermemeleri “sebebi ile de onları” her türlü nimetleri ihtiva eden ve sevince gölge düşürücü, hevesi kursakta bırakıcı her bir husustan uzak bulunan “cennetlerle ve ipeklerle mükâfatlandırır.” Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Onların orada giyecekleri elbiseleri ipektendir.”(el-Hac, 22/23; Fâtır, 35/33) Yüce Allah’ın özellikle ipeği söz konusu etmesi onların, dışardan görülen ve sahibinin konumunu gösteren elbiseleri oluşundan dolayıdır. 13. “Orada tahtlara yaslanırlar.” Yaslanmak, rahat, huzur ve refah içinde oturup kurulmak demektir. Tahtlar ise üzerlerinde süslü örtüler bulunan yüksekçe oturma yerleridir. "Ne güneş/sıcak görürler orada” yani cennette kendilerine zarar verecek türden bir sıcak ve “ne de” şiddetli derecede “soğuk” görmezler. Aksine bütün vakitleri koyu gölgeliklerde geçecektir. Ne sıcak ne de soğuk olmayacaktır. Böylece bedenler zevk alacak, sıcak ve soğuktan dolayı rahatsız olmaları söz konusu olmayacaktır. 14. Yani oranın meyveleri, onları almak isteyene ayakta iken, otururken yahut yanı üzerinde yatarken eliyle uzanıp alabileceği kadar yakın olacaktır. 15. “Etraflarında” genç hizmetçiler (vildân) ile cennetliklerin hizmetkârları tarafından “gümüşten kaplar ve billur bardaklar dolaştırılır.” 16. “Bu billurlar gümüştendir” Bu kapların ana maddesi gümüş olacaktır, aynı zamanda billur gibi de saydam olacaktır. Saydam bir cisim olmayan gümüşün cevherinin saflığı ve madenin güzelliği dolayısıyla billur saydamlığında olması, en hayret edilecek işlerdendir. “ve onlar, içeceklerin miktarını istedikleri ölçüde belirlerler.” yani sözü edilen kapların miktarlarını fazla veya eksik olmaksızın, tam içkiye kanacakları şekilde kendileri tespit edeceklerdir. Çünkü bu miktarlar, fazla olursa lezzeti azalır, eksik olursa onların kana kana içmelerine yetmez. Maksadın şu olma ihtimali de vardır: Cennetlikler, kendi zevk ve lezzetlerine uygun şekilde bunların miktarlarını içlerinden geçirecekler ve bu kaplar içlerinden geçtiği miktara uygun olarak huzurlarına getirilecektir. 17. “Orada” cennette “onlara” tadının ve kokusunun güzelleşmesi için “zencefil karıştırılmış bir kâdehler sunulur.” Kadeh, içi şarap dolu kaba denir. 18. Bu pınara bu ismin veriliş sebebi akıcı, lezzetli ve güzel oluşundan dolayıdır. 19. “Etraflarında ölümsüz.” Cennet ehlinin çevresinde yiyecek ve içeceklerini sunmak, onlara hizmet etmek üzere cennette hiç değişmeksizin ve yaşlanmaksızın kalmak üzere ve son derece güzel olarak yaratılmış “hizmetçi çocuklar dolaşır.”“Onları” cennetliklerin hizmetinde etrafa yayılmış olarak “bir görsen kendilerini” güzelliklerinden ötürü “etrafa dağılmış birer inci sanırsın.” Cennetliklere hizmet edecek olanların görüldüklerinde insanı sevindiren, ebedi kılınmış genç çocuklardan olmaları, cennet ehlinin lezzetinin mükemmelliğinin bir parçasıdır. Onlar cennet ehlinin meskenlerine herhangi bir rahatsızlıktan yana güven içerisinde girerler ve onların istediklerini ve canlarının arzuladıklarını onlara getirirler. 20. “Cenneti bir görsen” cennet ehlinin mükemmel derecedeki nimetlerine bir göz atsan “orada pek çok nimetler ve büyük bir saltanat görürsün.” Onlardan her birisinin anlatılması dahi mümkün olmayacak çapta pek çok saraylara, süslü ve güzel köşklere, göz kamaştırıcı ve meyveleri olgun bahçelere, lezzetli meyvelere, akıp giden ırmaklara, hoş bağ ve bahçelere, insanı neşelendiren, kalpleri etkileyen, ruhlara sevinç veren bir şekilde şakıyan kuşlara sahip olduğunu göreceğin gibi; son derece güzel, iç ve dış güzelliğe sahip, hayırlı ve pek hoş, kalpleri sevinçle ve huzurla dolduran eşlerinin bulunduğunu, etrafında ebedi kılınmış genç hizmetçilerin dolaştığını, ebedi hizmetkârlarının bulunduğunu, bunların kendisine rahat ve huzur verdiğini, hayatını zevkli ve lezzetli kıldığını, tam bir mutluluğa erişmiş olduğunu görürsün. Orada bunlara ek olarak ve daha büyük bir mükafat olmak üzere pek merhametli Rabbin rızasına nail olunacak, hitabı işitilecek, O’na yakın olmanın zevki tadılacak, rızasına nail olmakla neşeye gark olunacak ve orada ebedi kalınacak. Her an, içinde bulundukları nimetler de sürekli artıp duracak. Hazineleri bitmez tükenmez, hayırları asla azalmaz. Apaçık hak, mutlak hükümran, mülkün yegane sahibi olan Allah’ın şanı ne yücedir! O’nun sıfatlarının sonu olmadığı gibi, iyilik ve ihsanlarının da sonu yoktur. 21. “Üzerlerinde ince ve kalın ipekten yeşil elbiseler vardır.” Yani üzerlerindeki elbiseler, ince ve kalın ipekten ve yeşil renkte olacaktır. Bunlar ise ipek türlerinin en değerlileridir. "Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir.” Erkeklerinin de kadınlarının da ellerinde bilezikler bulunacaktır. Bu, Allah’ın onlara bir vaadidir. O’nun vaadi mutlaka gerçekleşir. Çünkü O’ndan daha doğru sözlü yoktur. "Ve Rableri onlara son derece temiz bir şarap içirir” Hiçbir şekilde o şarapta rahatsız edici bir husus olmayacaktır. Karınlarındaki her türlü rahatsızlığı ve sıkıntıyı giderip tertemiz edecektir. 22. “İşte bu” pek büyük mükâfat, güzel bağış “amellerinizin karşılığı/mükâfatıdır” dünyada iken yapmış olduğunuz amellere karşılık olmak üzere size verilmiştir. “Yaptıklarınız karşılıksız kalmadı.” Az amelinize Yüce Allah, sınırlandırılması mümkün olmayacak kadar pek çok nimetler ihsan etmiştir. 23. Cennet nimetlerini zikrettikten sonra Yüce Allah:“Hiç şüphesiz Kur’ân’ı sana kısım kısım Biz indirdik” buyurmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de hem vaat hem de tehdit vardır. Kulların ihtiyaç duydukları her şey açıklanmıştır. O, Yüce Allah’ın emirlerinin, şer’î hükümlerinin en mükemmel bir şekilde yerine getirilmesi, bunların uygulanması için çalışılması ve bu uğurda sabır gösterilmesi emrini de ihtiva etmektedir. Bundan dolayı da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 24. Yani Yüce Allah’ın kaderî hükmüne sabredip katlan ve ondan dolayı öfkelenme. Dinî hükümlerini uygulamakta da sabır göster, onlar üzerinde sebatla yürü ve hiçbir engel seni bundan alıkoymasın. Bununla birlikte seni yolundan alıkoymak isteyen inatçılara, günah ve masiyet işleyen “günahkâr ya da kafir/nankör hiçbir kimseye itaat etme!” Çünkü nankör/kâfirlere, günahkârlara ve fasıklara itaatin Allah’a isyan olması kaçınılmaz bir şeydir. Zira bunlar, ancak kendi nefislerinin hevâsı doğrultusunda emir verirler. 25. Sabrın kaynağı Yüce Allah’a itaat ve O’nu çokça zikretmek olduğundan dolayı Yüce Allah bunu emretmek üzere şöyle buyurmaktadır:“Sabah ve akşam Rabbinin ismini zikret!” Yani gündüzün ilk bölümünde de son bölümünde de O’nu an! Bunun kapsamına bu vakitlerde kılınan farz namazlar, bunlarla birlikte kılınan nafileler, yapılan zikirler, tesbihler, tehlil ve tekbirler de girmektedir. 26. “Gecenin bir kısmında O’na secde et!” Yani O’na çokça secde et, bu ise çokça namaz kılma manasınadır. "Gecenin uzun bir bölümünde de O’nu tesbih et.” Bu mutlak ifade, Yüce Allah’ın daha önce geçen:“Ey elbisesine sarınıp bürünen! Kalk ve birazı müstesnâ geceyi namazla geçir; yarısını veya ondan biraz azını yahut da ondan biraz fazlasını!”(el-Müzzemmil, 73/14) buyruğu ile kayıtlıdır. 27. “Şüphesiz bunlar” yani kendilerine bunca âyetler açıklandıktan, uyarılıp teşvik edildikten sonra bunlardan hiçbir şekilde yararlanmayıp aksine seni yalanlayanlar, hala daha “çabuk elde edilen” dünyayı seviyorlar ve onunla huzur buluyorlar. "ve çok ağır bir günü” Kıyamet gününü “de arkalarına atıyorlar” Onun için ameli terk ve ihmal ediyorlar. Halbuki o günün miktarı sizin saydıklarınızdan elli bin yıl kadardır. O gün hakkında da Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler: Bu pek zor bir gündür, derler.”(el-Kamer, 54/8) Ama sanki onlar, yalnız dünya için ve orada kalmak için yaratılmışçasına davranırlar. 28. Daha sonra Yüce Allah, öldükten sonra diriltileceklerine dair aklî bir delil göstermektedir ki bu da ilk olarak yaratma delilidir. Şöyle buyurmaktadır:“Onları Biz yarattık.” Yoktan onları var eden Bizleriz. “ve yaratılışlarını da Biz sağlamlaştırdık.” Yani onların yaratılışlarını, sinirlerle, damarlarla, liflerle, gizli ve açık güçlerle sağlamlaştırdık. Öyle ki vücut eksiksiz hale gelmiş ve tamamlanmış, istediği şeyleri yapma gücüne kavuşmuştur. İnsanları bu şekilde var edip yaratan, ölümlerinden sonra amellerinin karşılığını vermek üzere onları tekrar yaratmaya kâdirdir. Bu dünya hayatında insanları bu şekilde aşamadan aşamaya aktaranın, onları emir vermeksizin, yasaklar koymaksızın, mükâfat ve ceza vermeksizin başıboş bırakması O’na yakışmaz. Bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:“Dilediğimiz zaman da onların yerine benzerlerini getiririz.” Yani Biz, onları öldükten sonra diriliş için bir defa daha yaratacağız ve onları tıpatıp aynı şekilde tekrar var edeceğiz. 29. “Şüphesiz bunlar, bir öğüttür.” Mü’min bunlarla öğüt alır. Bu yolla uyarı ve teşviklerden istifade eder. "Artık kim dilerse Rabbine giden yolu tutar.” Allah’a kendisine ulaştıracak bir yol izler. Yüce Allah, hakkı ve hidâyeti açıklar, sonra da insanları bununla yol bulma yahut ondan uzaklaşma konusunda -onlara karşı delili ortaya koymuş olmak için- serbest bırakır. “Ta ki helâk olan kişi apaçık bir delil üzere helâk olsun, hayatta kalan kişi de apaçık bir delil üzere yaşasın.”(el-Enfâl, 8/42) 30. “Ama Allah dilemedikçe siz (bir şey) dileyemezsiniz.” Çünkü geçerli olan Allah’ın dilemesidir. "Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” Hidâyet bulanı hidâyete iletmek, sapık olanı da sapıklıkta bırakmakta mutlaka O’nun gözettiği bir hikmet vardır. 31. “O, dilediğini rahmetine alır” ona inâyetini ihsan eder, mutluluk yollarını izleme muvaffakiyetini verir ve ona götüren yolları gösterir. Bedbahtlığı hidâyete tercih eden “zalimlere gelince O, onlar için” zulüm ve düşmanlıkları sebebi ile “can yakıcı bir azap hazırlamıştır.” İnsan Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd Yüce Allah’a mahsustur. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Verdikleri söz” diye çevirdiğimiz 7. âyetteki nezr (nezir) kelimesi, “insanın yerine getirmeyi kendisine borç kıldığı, vaad ettiği her türlü iş” demektir (Taberî, XXIX, 129); terim olarak nezir, “dinen mükellef tutulmadığı halde kişinin kendi vaadiyle üzerine vacip kıldığı ibadet ve iyilik” anlamına gelir. Kelimenin âyetteki mânası konusunda iki farklı yorum yapılmıştır. Bir yoruma göre buradaki nezir, genel olarak Allah’ın insanlara yüklediği bütün vecîbeleri ifade eder. Bu durumda âyetin ilgili kısmının anlamı şöyle olur. “Onlar Allah’ın kendilerine yüklediği bütün vecîbeleri yerine getirirler; buyruklarına uyar, yasakladıklarından kaçınırlar.” İkinci bir yoruma göre bu âyetteki nezir de yukarıda belirtilen terim anlamında kullanılmıştır. Bu yoruma göre ise âyeti şöyle anlamak gerekir: “Onlar, bir iyilik yapmayı adadıkları, gönüllü olarak ibadet etmeye niyetlenip karar verdikleri takdirde bunu mutlaka yerine getirirler.” Yüce Allah 5. âyette geçen iyilerin bazı özelliklerini 7-10. âyetlerde şöyle sıralamıştır: a) Allah rızası için bir şey yapmayı adadıklarında, yapmaya söz verdiklerinde onu yerine getirirler. Bu açıklama, Allah’ın, verilen bir sözün, adanan bir iyiliğin yerine getirilmesine ne kadar önem verdiğini anlatır; b) Dehşeti her yerde hissedilen bir günden korkarlar; kıyamet gününde Allah’ın huzurunda verecekleri hesabın korku ve kaygısını taşır, hayatlarını bunun verdiği sorumluluk bilinciyle düzenlerler. Böylece âyette kıyamet ve âhiret inancının, amelî hayatımız üzerindeki tesiri ve bu inancın kurtarıcı değeri ortaya konmaktadır; c) Gözden çıkardıklarını değil, sevdikleri ve yararlanabilecekleri nimetleri muhtaçlara verirler; yedirip içirmeyi, doyurmayı görev bilirler. Böylece âyet ferâgat ahlâkının, “öteki”ne karşı sorumluluk duygusunun en veciz tanımını ve bunun İslâm’daki önemini dile getirmiştir. 9. âyette, anılan müminlerin bu özverili davranışları, gösteriş veya herhangi bir menfaat hesabıyla, hatta bir teşekkür karşılığında değil, sırf Allah’ın rızasını kazanmak için yaptıkları bildirilmektedir. İfadenin akışına bakarak âyetteki “ceza” (karşılık) kelimesinin özellikle maddî karşılıkları, “şükür” kelimesinin de teşekkür gibi mânevî karşılıkları ifade ettiği düşünülebilir. Kısaca âyete göre en değerli iyilik, herhangi bir maddî veya mânevî karşılık, bir çıkar elde etme düşüncesi taşımadan, hatta buyurulmamış olsa bile adamak, niyet edip karar vermek suretiyle kendi kendine ödev yükleme şeklinde belirlenip yapılan iyiliktir. Meşhur kutsî hadiste bildirildiğine göre (Müsned, VI, 256; Buhârî, “Rikāk”, 38) bu şekilde gönüllü iyilik ve ibadet yapanların kalpleri, basiretleri ve yolları aydınlanır; inançları doğru, kararları isabetli, işleri hayırlı ve faydalı olur. 8. âyete “Onlar, Allah’ı sevdikleri ve O’nun rızası için yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler” şeklinde de mâna verilmiştir. Müfessirler bu âyette geçen esîr kelimesini mecazi anlamda yorumlayarak “şartların esiri” olan herkesin bu terimin kapsamına girdiğini söylemişlerdir. Buna göre hakiki anlamda savaş tutsakları galiplerin esiri olduğu gibi, meselâ köle efendisinin, borçlu alacaklının, mahkûm da onu hapseden gücün esiridir. Dolayısıyla şu veya bu şekilde esir olan müslüman yahut gayri müslim herkese yardım etmek gerekir (Taberî, XXIX, 130; Râzî, XXX, 245).
İnsân Suresi 9. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlar, kendi içlerinden yalnız Allah’ın rızası için doyurduklarını bilirler. Onlardan herhangi bir karşılık istemez veya onları doyurmalarına karşılık bir övgü beklemezler.