Önceki ayet· 7:185Sonraki ayet· 7:187

A'râf Suresi 186. Ayet· 7:186

↗ A'râf suresi
Mekki
مَن يُضۡلِلِ ٱللَّهُ فَلَا هَادِيَ لَهُۥۚ وَيَذَرُهُمۡ فِي طُغۡيَٰنِهِمۡ يَعۡمَهُونَ
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Allah'ın saptırdığını yola getirecek yoktur. O, sapanları taşkınlıkları içinde bocalayıp dururlarken bırakır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Allah kimi saptırırsa onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları kendi hâllerine bırakır ve kendi azgınlıkları içinde yuvarlanıp giderler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Allah'ın şaşırttığına kimse kılavuzluk edemez. O bırakır onları ki, kudurganlıkları içinde bocalayıp dursunlar.
Süleyman Ateş
Allah kimi saptırırsa, artık onun için yol gösteren olmaz. Ve bırakır onları, azgınlıkları içinde bocalayıp dururlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.9%
İngilizce
Whoever Allah sends astray - there is no guide for him. And He leaves them in their transgression, wandering blindly
Fransızca
Quiconque Allah égare, pas de guide pour lui. Et Il les laisse dans leur transgression confus et hésitants
İspanyolca
A quien Dios extravía nadie lo podrá guiar. A éstos Dios los deja que actúen desorientados en su ceguera
Rusça
Кого Аллах ввел в заблуждение, того никто не наставит на прямой путь. Он бросает их скитаться вслепую в их собственном беззаконии
Endonezce
Barang siapa dibiarkan sesat oleh Allah, maka tidak ada yang mampu memberi petunjuk. Allah membiarkannya terombang-ambing dalam kesesatan
Bengalce
আল্লাহ যাকে পথভ্রষ্ট করেন। তার কোন পথপ্রদর্শক নেই। আর আল্লাহ তাদেরকে তাদের দুষ্টামীতে মত্ত অবস্তায় ছেড়ে দিয়ে রাখেন।
Çince
安拉要使谁迷误,谁就没有向导,并任随他们彷徨于残暴之中。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah, kimi hakkı bulmakta muvaffak etmeyip, doğru yoldan saptırırsa; onu doğru yola irşat edecek hiçbir kimse yoktur. Yüce Allah, onları küfürleri ve sapıklıkları içerisinde hiçbir şeye yönelmeden bir o yana bir bu yana şaşkın olarak bırakır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
182- Âyetlerimizi yalanlayanları biz, hiç bilmeyecekleri bir yerden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız. 183- Ben onlara mühlet veririm. Şüphe yok ki Benim tuzağım, pek sağlamdır. 184- Onlar hiç mi düşünmediler ki arkadaşlarında delilikten bir eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır. 185- Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı varlıklara ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine hiç mi bakıp düşünmezler? Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar ki?! 186- Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. O, böylelerini taşkınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakıverir. 182. Yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmiş olduğu hidâyetin doğruluğuna delil olan Allah’ın âyetlerini yalanlayarak onları reddeden ve kabul etmeyen kimseleri “Biz hiç bilmeyecekleri bir yerden yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız.” Bu da onlara bol bol rızık verilmesi suretiyle olur. (Onlar buna aldanıp isyanlarına devam ederler de azap onlara ansızın geliverir.) 183. “Ben onlara mühlet veririm” Onlar da hiç sorgulanmayacaklarını ve ceza görmeyeceklerini zannederler. Bu sebeple küfür ve azgınlıklarını artırırlar, kötülüklerine kötülük katarlar. Böylelikle cezaları artar, azapları katlanır, sonunda hiç bilmedikleri bir yerden kendi kendilerine zarar vermiş olurlar. Bundan dolayı Yüce Allah:“Şüphe yok ki Benim tuzağım, pek sağlamdır” yani son derece güçlüdür, buyurmaktadır. 184. “Onlar hiç mi düşünmediler ki arkadaşlarında” Yani Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’de “delilikten bir eser yoktur?” Yani onlar hiç akıllarını kullanıp da gayet iyi tanıdıkları şu arkadaşlarında böyle bir şey var mı diye düşünmediler mi? Onun halinde onlar için gizli hiçbir taraf yoktur. Acaba o deli midir? Ahlakına, davranışlarına, yaşayışına, niteliklerine bir baksınlar! Neye davet ettiğine de baksınlar! Onda en mükemmel sıfatlardan başka bir şey, en üstün ve eksiksiz ahlaktan, en mükemmel akıl ve görüşten başkasını bulamayacaklardır. O, bütün bunlarda herkesten daha üstün ve ileridir. O, ancak hayırlara davet eder ve ancak her türlü kötülüğü yasaklar. Şimdi ey akıl sahipleri, söyleyin, böylesinde delilik olur mu? O, en büyük önder, apaçık öğüt verip doğru yolu gösteren, oldukça cömert ve şerefli, son derece şefkatli ve merhametli bir lider değil mi? Bundan dolayı da Yüce Allah:“O ancak apaçık bir uyarıcıdır” buyurmaktadır. Yani o, insanları azaptan kurtaracak ve mükâfaat görmelerini sağlayacak şeylere çağırmaktadır. 185. “Göklerin ve yerin hükümranlığına... hiç mi bakıp düşünmezler?” Çünkü bunlara bakacak olurlarsa onların, yaratıcıları olan Rabbin vahdaniyetine dair nice deliller içerdiğini ve O’nun kemal sıfatlarını gösterdiğini göreceklerdir. Aynı şekilde “Allah’ın yarattığı” bütün “varlıklara” da baksınlar. Çünkü alemde her ne varsa Allah’a, kudretine, hikmetine, rahmetinin genişliğine, ihsanının bolluğuna, meşîetinin etkinliğine vb. gibi O’nun tek başına yaratıcı ve idare edici olduğunu gösteren yüce sıfatlarına delalet etmektedir. Bütün bunlar ise biricik mabudun, hamd edilenin, tesbih olunanın, tevhid edilenin ve sevilenin O olmasını gerektirir. “ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine…” Yani özel olarak kendi durumlarına da baksınlar. Ecellerinin yaklaşmasından, ölümün ansızın gelip onları bulmasından, onları gaflet içinde ve yüz çevirmiş bir halde yakalamasından önce kendi hallerini de düşünsünler. Çünkü o zaman geçmişte yaptıklarını telafi etme imkânını bulamayacaklardır. “Artık bundan sonra hangi söze inanacaklar ki?” Yani bu üstün ve değerli Kitab’a iman etmeyecek olurlarsa hangi söze inanacaklar? O yalan ve sapıklığın kitaplarına mı? Yoksa her bir iftiracı ve yalancının sözlerine mi? Ne var ki sapıtan kimseye karşı yapacak bir şey yoktur. Onu hidâyete iletmenin yolu da yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 186. “Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek kimse yoktur. O, böylelerini taşkınlıkları içinde şaşkın bir halde bırakıverir.” Yani onlar şaşkınlık ve tereddüt içerisinde bocalarlar. Azgınlıklarından bir türlü çıkamaz ve hakka bir türlü yol bulamazlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Egemenlik” diye çevirdiğimiz melekût kelimesi, yüce Allah’ın gökler üzerindeki mutlak yönetimini, hükümranlığını ifade eder (ayrıca bk. En‘âm 6/75). Bir önceki âyette Hz. Peygamber’in risâletinin hak olduğu, onun üstün kişiliği kanıt gösterilerek ifade edilirken burada da insanların, yüce Allah’ın evren üzerindeki mükemmel yönetimine bakıp düşünerek bundan Hz. Peygamber’in öğretisinin gerçek olduğuna dair deliller çıkarmaları istenmektedir. Göklerin düzeninde olduğu gibi Allah’ın yarattığı diğer bütün şeylerde de –ibretle ve insafla bakılırsa– Allah’ın varlığına, birliğine inanıp Hz. Muhammed’in bildirdiklerini tasdik etmeye götüren kanıtların bulunduğu görülür. Ayrıca âyet, Hz. Peygamber’in tebliğlerine karşı direnmeyi sürdürdükleri takdirde, –benzer şekilde davranan eski inkârcı kavimler gibi– müşriklerin de sonlarının geleceği uyarısında bulunmaktadır. Onları gökler ve diğer yaratılmışlar üzerinde zihin yormaya, kendi âkıbetlerini düşünmeye çağıran bu sözler; yahut Hz. Peygamber’in uyarıları, açıklamaları, başta Kur’an âyetleri olmak üzere onun ağzından çıkan bütün sözler insanlar için böylesine hayırlı ve yararlı uyarılardır. Şu halde insanlar bu sözlere inanmayacaklarsa başka hangi söze inanacaklar? Allah’ın ve resulünün sözlerinden daha doğru, daha hayırlı ve yararlı başka bir söz olabilir mi? Burada asıl muhatap Hz. Peygamber’in dönemindeki müşrik Araplar olmakla birlikte, âyetin hükmü ve uyarısı, ilâhî yasaları tanımayan bütün âsi topluluklar için geçerlidir. Bütün bu uyarıların amacı da insanları hidayete, yani inançta, yaşayışta, insanlıkta en doğru ve en güzel olana ulaştırmaktır. Fakat eğer insanlar Hz. Peygamber’in bu yoldaki çağrısını iyi niyetle karşılayıp üzerinde düşünmek yerine koyu bir inkâr psikolojisiyle bunları peşinen reddederlerse Allah da onları dalâlet çukuruna düşürür. Allah’a rağmen hiçbir şey yapılamayacağı için bunları içine düştükleri bu çukurdan, bu sapkınlıktan kurtarıp doğru yolu bulmalarını sağlayacak bir güç de asla yoktur.
A'râf Suresi 186. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah, kimi hakkı bulmakta muvaffak etmeyip, doğru yoldan saptırırsa; onu doğru yola irşat edecek hiçbir kimse yoktur. Yüce Allah, onları küfürleri ve sapıklıkları içerisinde hiçbir şeye yönelmeden bir o yana bir bu yana şaşkın olarak bırakır.