Önceki ayet· 64:16Sonraki ayet· 64:18

Teğâbün Suresi 17. Ayet· 64:17

↗ Teğâbün suresi
Medeni
إِن تُقۡرِضُواْ ٱللَّهَ قَرۡضًا حَسَنٗا يُضَٰعِفۡهُ لَكُمۡ وَيَغۡفِرۡ لَكُمۡۚ وَٱللَّهُ شَكُورٌ حَلِيمٌ
Eğer Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; Halim'dir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Eğer Allah'a güzel bir ödünç takdiminde bulunursanız, onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar; Allah, şükrün karşılığını verendir; Halim'dir
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah çok mükafat verendir, halimdir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Eğer Allah'a gönül hoşluğuyla bir şey borç verirseniz O, onu sizin için katlayarak artırır ve sizin hatalarınızı bağışlar. Allah Şekûr'dur, şükredenlere karşılık verir; Halîm'dir, yumuşak ve merhametli davranır.
Süleyman Ateş
Eğer Allah'a güzel borç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat yapar ve sizi bağışlar. Allah karşılık verendir, halimdir (hoşgörülüdür).
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.6%
İngilizce
If you loan Allah a goodly loan, He will multiply it for you and forgive you. And Allah is Most Appreciative and Forbearing
Fransızca
Si vous faites à Allah un prêt sincère, Il le multipliera pour vous et vous pardonnera. Allah cependant est très Reconnaissant et Indulgent
İspanyolca
Si hacen a Dios un préstamo generoso, Él lo devolverá multiplicado y perdonará sus faltas. Dios es Agradecido, Tolerante
Rusça
Если вы одолжите Аллаху прекрасный заем, то Он приумножит его для вас и простит вас. Аллах - Благодарный, Выдержанный
Endonezce
Jika kamu meminjamkan kepada Allah dengan pinjaman yang baik, niscaya Dia melipatgandakan (balasan) untukmu dan mengampuni kamu. Dan Allah Maha Mensyukuri, Maha Penyantun
Bengalce
যদি তোমরা আল্লাহকে উত্তম ঋণ দান কর, তিনি তোমাদের জন্যে তা দ্বিগুণ করে দেবেন এবং তোমাদেরকে ক্ষমা করবেন। আল্লাহ গুণগ্রাহী, সহনশীল।
Çince
如果你们以善债借给安拉,他将加倍偿还你们,而且赦宥你们。安拉是善报的,是至容的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer yolunda mallarınızı harcayarak Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah her iyiliğin karşılığını size on mislinden yediyüz misline ve daha fazlası ile verir. Sizin günahlarınızı bağışlar. Yüce Allah, az amelin karşılığına çokça karşılık veren Şekûr'dur. Halîm'dir, ceza vermekte aceleci değildir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
16- O halde Allah’a karşı gücünüz yettiği kadar takvalı olun, dinleyin, itaat edin ve kendi yararınıza olmak üzere infâk edin. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. 17- Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz O, onun mükafatını size kat kat fazlasıyla verir ve sizi bağışlar. Allah Şekûrdur, Halîmdir. 18- Gizliyi de açığı da bilendir. Azîzdir, Hakîmdir. 16. Yüce Allah, emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından kaçınmak demek olan takvâyı emretmektedir. Bu takvâya da güç yetirebilme kaydını getirmektedir. Bu âyet-i kerime, kulun âciz olduğu her bir görevin kuldan düşeceğine, birtakım işlere güç yetirebildiği halde bazılarından âcce düşecek olursa güç yetirebileceği kadarını yerine getereceğine, âciz kaldığı hususların da ondan düşeceğine delil teşkil etmektedir. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmaktadır:“Size bir hususu emredecek olursam, onu gücünüz yettiği kadarı ile yerine getirin.” Bu şer’î kaidenin kapsamına sayılamayacak kadar çok fer’î hüküm girmektedir. "Dinleyin” Allah’ın size verdiği öğütlere, size teşrî’ etmiş olduğu hükümlere kulak verin. Bunları iyice öğrenin, belleyin, onlara gereği gibi bağlanın. Allah’a ve Rasûlüne de bütün işlerinizde “itaat edin.” Dünya ve âhirette “kendi yararınıza olmak üzere” farz ve müstehab türünden olan nafakaları vermek sureti ile “infâk edin.” Bu sizin için hayırlıdır. Çünkü hayır, tamamı ile Allah’ın emirlerini yerine getirmek, O’nun öğütlerini kabul etmek, şeriatine tam anlamı ile bağlanmaktır. Şer ise tamamı ile bunlara muhalefet etmektir. Ancak ortada insanların birçoğunu, emrolunan infâkı yerine getirmekten alıkoyan bir âfet vardır. O da pek çok kişinin mayasında bulunan cimriliktir. Nefis mala düşkündür, cimrilik gösterir. Malın var olmasını arzu eder ve malın elden çıkmasından hiç hoşlanmaz. İşte “kim nefsinin cimriliğinden” faydasına olan infâkı gönül hoşluğu ile yapmak sureti “ile korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” Çünkü bunlar istediklerini elde etmiş ve korktukları şeylerden kurtulmuş kimselerdir. Bu buyruğun, kula verilen bütün emirleri ve bütün yasakları kapsaması da muhtemeldir. Çünkü kişinin nefsinde cimrilik varsa, verilen emirlere itaat etmez ve yerine getirmesi emrolunduğu nafakaları çıkarıp vermezse asla kurtuluşa eremez. Aksine dünyayı da âhireti de kaybeder. Ama eğer kişi cömert olursa, Allah’ın şeriatını gönül hoşluğu ve huzur ile kabul ederse, rızasını talep ederse, mükellef kılındığı şeyleri yerine getirmesi için sadece bu mükellefiyetleri bilmesi, bunları öğrenmesi ve onların Allah’ı razı edecek şeyler olduğunu görmesi yeterlidir. Böylelikle o kişi kurtulur, başarıya ulaşır ve istediklerine nâil olur. 17. Daha sonra Yüce Allah, infâkta bulunmayı teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Eğer Allah’a güzel bir borç verirseniz” bu; helâl kazançtan yapılan her türül infâktır. Kul, eğer bu yaptığı infaklarla Allah’ın rızasını gözetir ve bu harcamaları gereken yerde yapacak olursa Allah “onun mükafatını size kat kat fazlasıyla verir.” Yaptığınız infakı on katından yedi yüz katına ve daha pek çok katına kadar mükâfatlandırır “ve” bu mükâfatlandırma ile birlikte günahlarınızı da bu infâk ve sadakadan ötürü “bağışlar.” Çünkü sadakalar ve yapılan iyilikler, günahlara kefarettir, onları örter:“Çünkü iyilikler kötülükleri giderir.”(Hûd, 11/114)“Allah Şekûrdur, Halimdir.” Kendisine isyan edenlerin cezasını çabucak vermez. Aksine onlara mühlet verir, fakat cezalandırmayı da ihmal etmez:“Eğer Allah kazandıkları sebebi ile insanları cezalandıracak olsa o (yeryüzünün) sırtında dolaşanların hiçbirini bırakmazdı. Fakat O, bunları belirlenmiş bir vakte kadar ertelemektedir.”(Fâtır, 35/45) Yüce “Allah Şekûrdur” kullarının iyi amellerini az dahi olsa kabul eder ve bu amellerine çok mükafat verir. Ayrıca Yüce Allah, kendi uğrunda zorluklara ve ağır yükümlülüklere katlananlara, çeşitli türden ağır mükellefiyetleri yerine getirmeye çalışanlara mükafat verir. Bu uğurda birtakım şeyleri terk edenlere de onlardan daha hayırlısını verir. 18. “Gizliyi de açığı da bilendir.” Yani kullar için gizli kalan ve kendisinden başka hiçkimsenin bilmediği orduları da onların görüp tanık oldukları varlıkları da O bilir. “Azîzdir.” Hiçbir kimse O’nu yenik düşüremez, kimse O’na karşı koyamaz, her şey O’nun emrinin mahkûmudur. "Hakîmdir.” Yaratması da emri de yerli yerince olandır, her şeyi hak ettiği yere yerleştirendir. Teğâbun Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Doğasına dünya sevgisi yerleştirilmiş olan (bk. Âl-i İmrân 3/14) insanın buradaki sınavda başarılı olabilmesi için önemli bir ölçü verilmektedir: Allah’a kul olma bilincini daima zinde tutmaya çalışmak, her davranışında dünya hayatının icapları ile âhiret mutluluğunu dengeleyen bir itidal çizgisi tutturmak, bunu başarabilmek için de özverili davranmayı içine sindirmek. 14. âyetteki anlatım ve uyarıya göre en güçlü sevgi bağlarıyla birbirine bağlı olan insanlar bile –bunlar öncelikle eşler, ebeveyn ve çocuklar da olsa– her zaman amaç birliği içinde olmayabilirler ve mümin bir kişi bu yakınlarından dahi –kasdî olsun olmasın– âhiret mutluluğunu zedeleyecek zararlar görebilir, öneriler ve teşvikler alabilir. 15. âyetin tasvirine göre de kişinin sahip olduğu bütün maddî mânevî imkânlar ve bunlara duyulan bağlılık hissi, onun sınanması için var edilmiştir. Yine bu âyette belirtildiği üzere erişilmesi için çaba harcanmaya değer gerçek mutluluk Allah katında olandır ve 16. âyete göre buna erişebilmenin yolu da Allah’a kul olma bilincini sürekli korumak için olanca çabayı harcamak, dinin bildirimlerine kulak vermek ve onlara uymayı ilke edinmektir. Fakat insanın, çoğu zaman doğasındaki bayağı eğilimlerinin kendisini çekmeye çalıştığı yer ile konumuz olan âyetlerdeki bildirimlere göre olması gerektiği yer arasında bulunmanın gerginliğini yaşadığı da muhakkaktır. İşte bu âyetler bu noktada insanın yolunu şöyle aydınlatmaktadır: İmtihan alanından kaçmaya çalışmak çözüm değildir; yapılacak şey, olabildiğince tehlikelere karşı bilinçli ve hazırlıklı olmak, bu geçici hayattan vazgeçmeden, hatta bu hayatı bir imkân ve üretim alanı olarak kabul edip ebedî hayat için çalışmaktır. Bunda başarılı olabilmenin temel şartı ise kısaca özverili davranma alışkanlığı kazanabilmektir. Özveriyi de iki grupta toplamak mümkündür. Birincisi –14. âyette belirtildiği üzere– başkalarına karşı beslediğimiz olumsuz duygulardan vazgeçebilmek, affedebilmek, hoşgörülü ve bağışlayıcı olabilmektir. İkincisi de sahip olduğumuz dünyevî nimet ve imkânlara duyduğumuz aşırı tutkuları dizginleyebilmektir. Bu, 16. âyetin son cümlesinde “nefsinin bencilliğinden korunma” şeklinde özetlenmiş; ayrıca 16 ve 17. âyetlerde, –aslında aynı zamanda kendi iyiliğimize olmak üzere– “başkaları için harcama yapmak ve Allah’a güzel borç vermek” şeklinde açıklanmıştır (15. âyette geçen ve “imtihan” diye çevrilen fitne kavramının Kur’an’daki kullanımları hakkında bk. Bakara 2/191-192; 16. âyette geçen “şuhh” kelimesi hakkında bk. Haşr 59/9; 17. âyette “Allah’a güzel bir borç verme” anlamıyla çevrilen ifadeden hareketle geliştirilen “karz-ı hasen” terimi hakkında bilgi için bk. Bakara 2/245). 14. âyetin nüzûl sebebi olarak bazı kaynaklarda yer alan şu rivayetlerden ilki âyetin başlangıç kısmının, diğer ikisi de son kısmının anlaşıl­masına ışık tutmaktadır: a) Avf b. Mâlik el-Eşcaî Resûlullah ile birlikte savaşa gitmek istemişti. Çoluk çocuğu toplanıp onun ayrılığına dayanamayacaklarını söylediler, ağlayıp sızladılar ve sonunda onu bu kararından vazgeçirdiler. Ama Avf daha sonra bundan dolayı çok pişman oldu. b) Mekke’de müslüman olanlar hicret etmek isteyip çoluk çocukları buna razı olmayınca, “Şayet Allah beni hicret yurdunda sizinle bir araya getirirse görün bakın size neler edeceğim!” diye söylenir, yeminler ederlerdi (Taberî, XXVIII, 124-125). c) Bazı Mekkeliler müslüman olmuş ve Medine’ye hicrete karar vermişlerdi. Aileleri buna karşı çıktı. Fakat bir süre sonra onları dinlemeyip Medine’ye geldiler. Daha önce müslüman olanların dinî konularda epeyce mesafe katetmiş ve yetişmiş olduklarını görünce, buraya gelmelerine karşı çıkan eş ve çocuklarına kızdılar ve onları cezalandırmayı düşündüler (Tirmizî, “Tefsîr”, 64). Âyetin “düşman olanlar vardır” şeklinde çevrilen ifadesinden de anlaşılacağı üzere burada aile fertleri arasında daima böyle bir durum bulunduğu gibi bir mâna çıkarılmaması için “bazı” anlamı taşıyan bir edat kullanılmıştır; ancak âyet metninde “vardır” şeklindeki vurgunun başa getirilmesi bu tür durumlarda duyarlı olunması için yapılan uyarıyı pekiştirmektedir (İbn Âşûr, XXVIII, 284). 16. âyetin “Gücünüz yettiğince Allah’a saygısızlıktan sakının” diye çevrilen kısmıyla Âl-i İmrân sûresinin 102. âyetinin “Allah’a karşı gereği gibi saygılı olun” anlamına gelen kısmının neshedilmiş olduğu ileri sürülürse de, her iki ifadenin kendi bağlamındaki anlamını korumasına bir engel bulunmamaktadır; nitekim Nehhâs gibi âlimler bu yönde ikna edici açıklamalar yapmışlardır (bk. İbn Atıyye, V, 321). Evrendeki her şeyin Allah’ı tesbih ettiğine dikkat çekerek başlayan sûre, O’nun duyular ve akılla idrak edilemeyeni de edileni de bildiğini, çok güçlü ve hikmet sahibi olduğunu hatırlatarak sona ermektedir.
Teğâbün Suresi 17. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer yolunda mallarınızı harcayarak Allah'a güzel bir borç verirseniz, Allah her iyiliğin karşılığını size on mislinden yediyüz misline ve daha fazlası ile verir. Sizin günahlarınızı bağışlar. Yüce Allah, az amelin karşılığına çokça karşılık veren Şekûr'dur. Halîm'dir, ceza vermekte aceleci değildir.