Önceki ayet· 60:3Sonraki ayet· 60:5

Mümtehine Suresi 4. Ayet· 60:4

↗ Mümtehine suresi
Medeni
قَدۡ كَانَتۡ لَكُمۡ أُسۡوَةٌ حَسَنَةٞ فِيٓ إِبۡرَٰهِيمَ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ إِذۡ قَالُواْ لِقَوۡمِهِمۡ إِنَّا بُرَءَـٰٓؤُاْ مِنكُمۡ وَمِمَّا تَعۡبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ كَفَرۡنَا بِكُمۡ وَبَدَا بَيۡنَنَا وَبَيۡنَكُمُ ٱلۡعَدَٰوَةُ وَٱلۡبَغۡضَآءُ أَبَدًا حَتَّىٰ تُؤۡمِنُواْ بِٱللَّهِ وَحۡدَهُۥٓ إِلَّا قَوۡلَ إِبۡرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ لَأَسۡتَغۡفِرَنَّ لَكَ وَمَآ أَمۡلِكُ لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن شَيۡءٖۖ رَّبَّنَا عَلَيۡكَ تَوَكَّلۡنَا وَإِلَيۡكَ أَنَبۡنَا وَإِلَيۡكَ ٱلۡمَصِيرُ
İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkar ediyoruz; bizimle sizin aranızda yalnız Allah'a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve öfke başgöstermiştir." -Yalnız, İbrahim'in, babasına: "And olsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim, fakat sana Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez" sözü bu örneğin dışındadır- "Rabbimiz! Sana güvendik, Sana yöneldik; dönüş Sanadır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İbrahim ve onunla beraber olanlarda, sizin için uyulacak güzel bir örnek vardır. Onlar milletlerine şöyle demişlerdi: "Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız; sizin dininizi inkar ediyoruz; bizimle sizin aranızda yalnız Allah'a inanmanıza kadar ebedi düşmanlık ve öfke başgöstermiştir." -Yalnız, İbrahim'in, babasına: "And olsun ki, senin için mağfiret dileyeceğim, fakat sana Allah'tan gelecek herhangi bir şeyi savmaya gücüm yetmez" sözü bu örneğin dışındadır- "Rabbimiz! Sana güvendik, Sana yöneldik; dönüş Sanadır
Elmalılı Hamdi Yazır
İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır, onlar kavimlerine demişlerdi ki: "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi tanımıyoruz. Siz bir tek Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Yalnız İbrahim'in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat senin için Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi (önlemeye) gücüm yetmez." demesi hariç. Rabbimiz! Yalnız sana dayandık, sana yöneldik. Dönüşümüz de ancak sanadır.
Yaşar Nuri Öztürk
İbrahim'le, beraberinde olanlarda sizin için çok güzel bir örnek vardır. Hani, onlar toplumlarına şöyle demişlerdi: "Biz sizden de Allah dışındaki kulluk ettiklerinizden de uzağız. Sizi tanımıyoruz. Sizinle bizim aramızda, siz Allah'a, yalnız Allah'a inanıncaya kadar, sürekli düşmanlık ve nefret olacaktır." Ancak İbrahim babasına şöyle demişti: "Senin için hep af dileyeceğim ama Allah'tan sana gelecek şeyi geri çevirme gücüm yoktur. Ey Rabbimiz! Yalnız sana güveniyoruz, yalnız sana yöneliyoruz! Dönüş yalnız sanadır!"
Süleyman Ateşen ayrışan
İbrahim'de ve onunla beraber bulunanlarda sizin için güzel bir örnek vardır; onlar kavimlerine "Biz sizden ve sizin Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi(n taptıklarınızı) tanımıyoruz. Siz, bir tek Allah'a inanıncaya kadar sizinle bizim aramızda sürekli bir düşmanlık ve nefret belirmiştir" demişlerdi. Yalnız İbrahim'in babasına: "Senin için mağfiret dileyeceğim, fakat Allah'tan gelecek bir şeyi senden savamam" demesi hariç. "Rabbimiz, sana dayandık, sana yöneldik. Dönüş(ümüz) sanadır!"
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.0%
İngilizce
There has already been for you an excellent pattern in Abraham and those with him, when they said to their people, "Indeed, we are disassociated from you and from whatever you worship other than Allah. We have denied you, and there has appeared between us and you animosity and hatred forever until you believe in Allah alone" except for the saying of Abraham to his father, "I will surely ask forgiveness for you, but I have not [power to do] for you anything against Allah. Our Lord, upon You we have relied, and to You we have returned, and to You is the destination
Fransızca
Certes, vous avez eu un bel exemple [à suivre] en Abraham et en ceux qui étaient avec lui, quand ils dirent à leur peuple: «Nous vous désavouons, vous et ce que vous adorez en dehors d'Allah. Nous vous renions. Entre vous et nous, l'inimitié et la haine sont à jamais déclarées jusqu'à ce que vous croyiez en Allah, seul». Exception faite de la parole d'Abraham [adressée] à son père: «J'implorerai certes, le pardon [d'Allah] en ta faveur bien que je ne puisse rien pour toi auprès d'Allah». «Seigneur, c'est en Toi que nous mettons notre confiance et à Toi nous revenons [repentants]. Et vers Toi est le Devenir
İspanyolca
Tienen un buen ejemplo en Abraham y sus seguidores, cuando dijeron a su pueblo: "Nosotros somos inocentes de ustedes y de cuanto adoran en lugar de Dios. Negamos que haya verdad en lo que ustedes creen, y comenzará la animadversión y el desacuerdo [en temas de creencia] hasta que no acepten que solamente Dios merece ser adorado". Pero no hagan como Abraham, cuando le dijo a su padre: "Pediré perdón por ti, pero no puedo hacer nada por ti ante Dios". [Abraham oraba diciendo:] "¡Oh, Señor nuestro! A Ti nos encomendamos, a Ti pedimos perdón y a Ti volveremos
Rusça
Прекрасным примером для вас были Ибрахим (Авраам) и те, кто был с ним. Они сказали своему народу: «Мы отрекаемся от вас и тех, кому вы поклоняетесь вместо Аллаха. Мы отвергаем вас, и между нами и вами установились вражда и ненависть навеки, пока вы не уверуете в одного Аллаха». Лишь только Ибрахим (Авраам) сказал своему отцу: «Я обязательно буду просить для тебя прощения, но я не властен помочь тебе перед Аллахом. Господь наш! На Тебя одного мы уповаем, к Тебе одному мы обращаемся, и к Тебе предстоит прибытие
Endonezce
Sungguh, telah ada suri teladan yang baik bagimu pada Ibrahim dan orang-orang yang bersama dengannya, ketika mereka berkata kepada kaumnya, "Sesungguhnya kami berlepas diri dari kamu dan dari apa yang kamu sembah selain Allah, kami mengingkari (kekafiran)mu dan telah nyata antara kami dan kamu ada permusuhan dan kebencian buat selama-lamanya sampai kamu beriman kepada Allah saja," kecuali perkataan Ibrahim kepada ayahnya,838) "Sungguh, aku akan memohonkan ampunan bagimu, namun aku sama sekali tidak dapat menolak (siksaan) Allah terhadapmu." (Ibrahim berkata), "Ya Tuhan kami, hanya kepada Engkau kami bertawakal dan hanya kepada Engkau kami bertobat dan hanya kepada Engkaulah kami kembali
Bengalce
তোমাদের জন্যে ইব্রাহীম ও তাঁর সঙ্গীগণের মধ্যে চমৎকার আদর্শ রয়েছে। তারা তাদের সম্প্রদায়কে বলেছিলঃ তোমাদের সাথে এবং তোমরা আল্লাহর পরিবর্তে যার এবাদত কর, তার সাথে আমাদের কোন সম্পর্ক নেই। আমরা তোমাদের মানি না। তোমরা এক আল্লাহর প্রতি বিশ্বাস স্থাপন না করলে তোমাদের মধ্যে ও আমাদের মধ্যে চিরশত্রুতা থাকবে। কিন্তু ইব্রাহীমের উক্তি তাঁর পিতার উদ্দেশে এই আদর্শের ব্যতিক্রম। তিনি বলেছিলেনঃ আমি অবশ্যই তোমার জন্য ক্ষমাপ্রার্থনা করব। তোমার উপকারের জন্যে আল্লাহর কাছে আমার আর কিছু করার নেই। হে আমাদের পালনকর্তা! আমরা তোমারই উপর ভরসা করেছি, তোমারই দিকে মুখ করেছি এবং তোমারই নিকট আমাদের প্রত্যাবর্তন।
Çince
易卜拉欣和他的教徒,是你们的好模范。当时,他们曾对自己的宗族说:“我们对於你们,和你们舍安拉而崇拜的,确是无干的,我们不承认你们。我们彼此间的仇恨,永远存在。直到你们只信仰安拉。但易卜拉欣对他父亲所说的话,(不可做你们的模范)。他曾说:我必定为你求饶,我不能为你抵御安拉的一些刑罚。他们曾说:我们的主啊!我们只托靠你,我们只归依你,只有你是最後的归宿。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Şüphesiz, sizin için İbrahim -aleyhisselam-'da ve onunla beraber olan Müminlerde güzel bir örnek vardır. Hani onlar kâfir olan toplumlarına şöyle demişlerdi: "Biz, şüphesiz sizden ve sizin Allah’tan başka ibadet ettiğiniz putlarınızdan uzağız. Sizin üzerine olduğunuz inancı kabul etmiyoruz. Sizinle bizim aramızda Yüce Allah’a tek olarak iman edinceye ve Allah'a herhangi bir kimseyi ortak koşmayı bırakıncaya kadar sürecek olan bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Sizin üzerinize düşen de onlar gibi kâfir olan toplumunuzdan uzak durmanızdır. Bu; İbrahim’in babasına söylediği şu söz hariçtir (İbrahim şöyle dedi): "Senin için Allah'tan bağışlanma dileyeceğim. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin." Bu, İbrahim'in babası hakkında ümidi kesmesinden önce idi. Çünkü Mümin bir kimse, müşrik bir kimse için af dileyemez. İbrahim şöyle dedi: "Benim, Allah’tan sana gelecek azabı savmaya gücüm yetmez. Rabbimiz! Biz, bütün işlerimizde sana dayandık ve tövbe ederek sana yöneldik ve kıyamet günü dönüş de sanadır!"
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimselere sevgi besleyip de onları dost edinmeyin. Zira onlar size gelmiş olan hakkı inkar etmişler ve Rabbiniz olan Allah’a iman ettiniz diye Peygamberi de sizi de (Mekke’den) çıkarmışlardır. Eğer siz yolumda cihâd etmek ve rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmış iseniz (onları asla dost edinmeyin)! Ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da pek iyi bildiğim halde siz onlara karşı gizlice sevgi (mi) besliyorsunuz? Sizden kim böyle bir şey yaparsa şüphesiz o, doğru yoldan sapmış olur. 2- Şayet onlar sizi ellerine geçirecek olurlarsa size düşman kesilirler. Elleriyle de dilleriyle de size kötülük ederler ve kâfir olmanızı arzu ederler. 3- Akrabanızın da evlâdınızın da size hiçbir faydası olmayacaktır. Kıyamet gününde Allah, aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görendir. 4- İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda sizin için gerçekten güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine şöyle demişlerdi:“Şüphesiz biz, sizden de Allah’ın dışında ibadet ettiğiniz şeylerden de uzağız. Sizi (ve yaptıklarınızı) reddediyoruz. Bizimle sizin aranızda sonsuza kadar düşmanlık ve kin baş göstermiştir. Ta ki sizler yalnızca Allah’a iman edinceye kadar.” İbrahim’in babasına söylediği: “Senin için elbette mağfiret dileyeceğim. Ancak Allah’a karşı sana hiçbir fayda sağlayamam” sözü (bu güzel örnekten) müstesnâdır. (Yine onlar şöyle demişlerdi:)“Rabbimiz! Yalnız sana tevekkül ettik, yalnız sana yöneldik ve dönüş de yalnız sanadır.” 5- “Rabbimiz! Bizi kafirler için imtihan konusu kılma ve bizi bağışla, ey Rabbimiz! Çünkü Azîz ve Hakîm olan yalnız Sensin.” 6- Andolsun onlarda sizin için, yani Allah’ı ve âhiret gününü umanlar için güzel bir örnek vardır. Kim yüz çevirirse (bilsin ki) Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur ve O, her türlü hamde layık olandır. 7- Olur ki Allah, sizinle düşman olduğunuz o (müşrikler) arasında bir sevgi meydana getirir. Allah'ın (buna ve her şeye) gücü yeter. Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 8- Allah size din hususunda sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olan (kafirlere) iyilik yapmanızı ve onlara adaletli davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah adaletli davrananları sever. 9- Allah size ancak sizinle din hususunda savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza yardım etmiş kimseleri dost edinmenizi yasaklar. Kim böylelerini dost edinirse işte onlar, zâlimlerin ta kendileridir. (Medine’de inmiştir. 13 âyettir) Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile. Müfessirlerin -Allah’ın rahmeti üzerlerine olsun- pek çoğunun bildirdiklerine göre bu âyet-i kerimelerin nüzul sebebi, Hâtıb b. Ebî Beltea’nın başından geçen olaydır. Şöyle ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’nin fethi için hazırlandığında Hâtıb, Mekkeli müşriklere Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in üzerlerine yürümek üzere olduğunu haber veren bir mektup yazdı. Bunu münafık olduğundan veya dinde şüphesi bulunduğundan dolayı değil de onlara kendisine minnet duyacakları bir iyilikte bulunmak maksadı ile yazmıştı. Bu mektubunu da bir kadınla göndermişti. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e Hâtıb’ın durumu haber verilince onun gönderdiği kimseler, bu kadın Mekke’ye varmadan yetişmişler ve mektubu ondan almışlardı. Peygamber, Hâtıb’a neden böyle yaptığını sorunca o bir mazeret beyan etmiş ve Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu özrünü kabul etmişti. Bu âyet-i kerimelerde müşrik olan ve olmayan diğer kâfirleri dost edinmek ve sevgi duyarak onlara haber ulaştırmak, çok ağır ve kesin ifadelerle yasaklanmakta, ayrıca bunun imana aykırı, İbrahim el-Halil’in -salât ve selâm olsun ona- dinine muhalif olduğu ve düşmandan alabildiğine sakınmayı gerektiren akılla da bağdaşmadığı haber verilmektedir. Çünkü düşman, düşmanlık etmek için elinden gelen hiçbir şeyi esirgemez ve düşmanına zarar vermek için her fırsatı değerlendirir. İşte Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 1. “Ey iman edenler!” İmanın gereklerini yerine getirenleri dost edinmek, imana düşman olanları da düşman bellemek sureti ile imanınızın gereğini yerine getirin. Çünkü imana düşman olan Allah’a da düşmandır, mü’minlere de düşmandır. "Benim de düşmanım” yani Allah’ın düşmanı “sizin de düşmanınız olan kimselere sevgi besleyip de onları dost edinmeyin.” onları sevmek ve onları sevmenin yollarını izlemek sureti ile bu şekilde davranmayın. Çünkü sevgi oldu mu arkasından yardımlaşma ve dost edinme de gelir. Bunun sonucunda da kul, imandan çıkar ve müminlerden ayrılıp kâfirlere katılmış olur. Kâfirleri dost edinen kimse, aynı zamanda onurunu da kaybetmiş olur. Zira o, kendisi için kötülükten başka bir şey istemeyen en büyük düşmanlarına nasıl dostluk besler? Nasıl Rabbine ve gerçek dostuna muhalefet eder? O Rab ki onun hakkında hayır diler, ona hayır emreder ve onu hayır işlemeye teşvik eder. Mü’min kimseyi kâfirlere düşmanlık beslemesini gerektiren sebepler arasında şu da vardır: Onlar, mü’minlere gelen hakkı inkâr etmişlerdir ki bundan daha büyük bir muhalefet ve isyan da olamaz. Onlar dininizin temelini inkâr etmişler, sizlerin sapık ve hidâyet üzere olmayan kimseler olduğunuzu iddia etmişlerdir. Halbuki kendileri, hakkında en ufak bir şüphe ve tereddüt bulunmayan hakkı inkâr etmişlerdir. Hakkı redden kimsenin bu sözünün doğruluğuna delil olacak herhangi bir kanıt ya da belgesinin bulunmasına ise imkân yoktur. Aksine sadece hakkı bilmek dahi hakkı reddedenin sözünün batıl ve tutarsız olduğuna delildir. Onların size ileri derecedeki düşmanlıklarının bir neticesi olarak “Rabbiniz olan Allah’a iman ettiniz diye Peygamberi de sizi de” ey mü’minler, yurdunuzdan “çıkarmışlardı” ve vatanlarınızdan uzaklaştırmışlardı. Oysa sizin “Rabbiniz olan Allah’a iman etmek” dışında hiçbir günahınız yoktu. Halbuki bütün insanların O’na kulluk etmeleri gerekir. Zira görüp gözeten, besleyen, onlara gizli ve açık nimetleri ihsan eden O’dur. İşte onlar, farzların ve görevlerin başı olan bu emirden yüz çevirirken, sizler bunu yerine getirdiğiniz için size düşmanlık ettiler ve bundan dolayı sizi yurtlarınızdan çıkardılar. Artık her zaman ve her mekânda nitelikleri bu olan kâfirler ile dostluk eden herhangi bir kulda akıl ve insaf kalabilir mi? Din namına onda herhangi bir şey bulunur mu? O kâfirler ki korkuları yahut da güçlü bir engel olmasa bir mü’mine zarar vermekten asla geri durmazlar. "Eğer siz yolumda cihâd etmek ve rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmış iseniz” yani eğer sizin çıkışınız ve bundan gözettiğiniz maksat, Allah’ın adını yüceltmek ve O’nun rızasını elde etmek için Allah yolunda cihad etmek ise bunun gereği olarak şunu bilin ki; Allah’ın dostlarını dost edinmek, düşmanlarını düşman bilmek, O’nun yolunda cihadın en büyüğüdür. Allah’a yakınlaşmak isteyenlerin kendisi ile O’na yakınlaştıkları ve bununla rızasını umdukları en büyük iştir. "Ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da pek iyi bildiğim halde siz onlara karşı gizlice sevgi (mi) besliyorsunuz?” Allah'ın gizlediğiniz ve açıkladığınız her şeyi bildiğini pek iyi bildiğiniz halde nasıl olur da kâfirlere içten içe sevgi besler ve bunu içinizde saklarsınız? Bu, mü’minlere saklı kalsa da Allah’a asla gizli kalmaz. O, kullarının hayır ve şer türünden ne gizlediklerini bilir ve onların da karşılığını verir. "Sizden kim böyle bir şey yaparsa” yani Allah bu işten sizi sakındırdıktan sonra kim kâfirleri dost edinirse “şüphesiz o, doğru yoldan sapmış olur.” Çünkü böylelikle o; şeriate, akla, insan onuruna ve insanlığa muhalif bir yol izlemiştir. 2. Daha sonra Yüce Allah, mü’minlerde onlara karşı düşmanlık duygularını harekete geçirmek maksadı ile onların mü’minlere karşı duydukları ileri derecedeki düşmanlıklarını açıklamaktadır:“Şayet onlar sizi ellerine geçirecek olurlarsa” yani sizi yakalar ve size eziyet verecek bir fırsat bulurlarsa “size” açıktan açığa “düşman kesilirler. Elleriyle de” öldürmek, dövmek vb. gibi “dilleriyle” sövmek ve buna benzer sizi rahatsız edecek sözlerle “size kötülük ederler ve kâfir olmanızı arzu ederler.” Çünkü sizden istedikleri esas şey budur. 3. Eğer sizler:“Biz akrabalık ve mal için kâfirlerle dostluk ediyoruz”, deyip de bu tutumun haklılığını delillendirmeye kalkışacak olursanız bilin ki “Akrabanızın da evlâdınızın da” Allah’a karşı “size hiçbir faydası olmayacaktır. Kıyamet gününde Allah, aranızı ayıracaktır. Allah, yaptıklarınızı çok iyi görendir.” Bundan dolayı O, sizin için zararlı olan “kâfirleri dost edinme”yi size yasaklamıştır. 4. Ey mü’minler topluluğu! “İbrahim’de ve onunla beraber olanlarda” ona iman edenlerde “sizin için gerçekten” uyulmaya layık ve size fayda sağlayacak “güzel bir örnek vardır.” Çünkü sizlere İbrahim’in hanif olan dinine tabi olma emri verilmiştir. "Hani onlar kavimlerine şöyle demişlerdi:“Şüphesiz biz, sizden de Allah’ın dışında ibadet ettiğiniz şeylerden de uzağız... demişlerdi.” Yani İbrahim ve beraberindeki mü’minler, müşrik kavimlerinden ve Allah’tan başka tapındıklarından uzak olduklarını bildirmişler, sonra da bu düşmanlıklarını gâyet açık bir şekilde ifadelendirerek:“Sizi (ve yaptıklarınızı) reddediyoruz” demişlerdi. “Bizimle sizin aranızda sonsuza kadar düşmanlık ve kin baş göstermiştir.” Kalplerde kin açıkça ortaya çıkmış, oradaki sevgi sona ermiştir, bedenen de düşmanlık ortaya çıkmıştır. Bu düşmanlık ve kinin herhangi bir vakti ya da sınırı da yoktur. Aksine sizler küfrünüzü sürdürmeye devam ettiğiniz sürece bu ebediyen devam edecek, “sizler yalnızca Allah’a iman edinceye kadar” da sürecektir. Ne zaman ki tek olarak Allah’a iman ederseniz, işte o vakit size olan kin ve düşmanlığımız ortadan kalkar, sevgi ve dostluğa dönüşür. İşte ey iman edenler! İbrahim’de ve İbrahim ile birlikte bulunanlarda, iman ve tevhidin gereklerini yerine getirmelerinde, sadece Allah’a ibadet etmeleri ile ilgili bütün hususlarda uyulmaya değer güzel bir örnek vardır. Bundan bir husus müstesnadır. O da şudur:“İbrahim’in” kendisini iman ve tevhide davet ettiği vakit, bunu kabul etmeyen, inatlaşan, şirk koşan, kâfir babası Âzer’e:“söylediği: “Senin için elbette mağfiret dileyeceğim.” Bununla birlikte ben “Allah’a karşı sana hiçbir fayda sağlayamam” Ama ben Rabbime dua edeceğim, olur ki Rabbime dua etmekten dolayı mahrum kalmam. “sözü (bu güzel örnekten) müstesnâdır.” İşte sizler, İbrahim’in müşrik birisi için yaptığı bu duada ona uyamazsınız. Müşriklere dua edip de: Biz bu konuda İbrahim’in dinine uyuyoruz, diyemezsiniz. Çünkü Yüce Allah bu hususta İbrahim aleyhisselam’ın mazeretini söz konusu ederek şöyle buyurmuştur:“İbrahim’in babasına mağfiret dilemesi ancak ona verdiği bir sözden dolayı idi. Ama onun Allah’ın düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca ondan uzaklaştı.”(et-Tevbe, 9/114) Yine İbrahim’de onunla birlikte bulunanlarda Allah’a dua edip O’na tevekkül etmeleri, O’na yönelmeleri, acziyetlerini ve kusurlarını itiraf etmeleri hususunda da sizin için güzel bir örnek vardır. Onlar şöyle demişlerdi:“Rabbimiz, yalnız sana tevekkül ettik.” Bizim için faydalı olacak hususları elde etmek, zararlı şeyleri önlemek hususunda sadece sana güvenip dayandık. Rabbimiz, bu hususta yalnız sana güvendik. "Yalnız sana yöneldik ve dönüş de yalnız sanadır.” Sana itaate, senin razı olacağın şeylere ve sana yakınlaştıracak olan her şeye yöneldik. Biz bunun için çalışıyoruz. Hayır işler yapmak için gayret ediyoruz. Dönüşün yalnız sana olacağını biliyoruz. Bu yüzden senin huzuruna gelmeye hazırlanıyor ve bizi sana yakınlaştıracak ameller işliyoruz. 5. “Rabbimiz, bizi kafirler için imtihan konusu kılma!” Günahlarımız sebebiyle onları bize musallat etme! O zaman bizi dinimizden döndürmeye çalışırlar ve ellerinden geldiğince bizi iman ile ilgili hususlardan alıkoymaya çalışırlar. Aynı şekilde kendileri de dinden iyice uzaklaşırlar. Çünkü onlar kendilerinin galip olduklarını görünce hak üzere olduklarını, bizim de batıl üzere olduğumuzu zannederler, böylece küfür ve azgınlıklarını daha da artırırlar. "ve bizi bağışla, ey Rabbimiz!” İşlediğimiz büyük, küçük günahlarımızı, emrolunduğumuz hususlardaki kusurlarımızı bağışla! “Çünkü” her şeye boyun eğdirici “Azîz” her şeyi yerli yerince koyan “Hakîm olan yalnız Sensin.” O halde izzetin ve hikmetin hakkı için düşmanlarımıza karşı bize zafer ver, günahlarımızı bağışla ve kusurlarımızı ıslah eyle! 6. Daha sonra Yüce Allah, onlara uymayı tekrar teşvik ederek şöyle buyurmaktadır:“Andolsun onlarda sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar için güzel bir örnek vardır.” Ancak onlara uymak ve onları örnek almak herkes için kolay değildir. Bu, ancak Allah’a ve âhiret gününe kavuşacağına iman edenler için kolaydır. Çünkü iman, ecir ve mükâfat alacağını ummak, kula her türlü zorluğu kolaylaştırır, çok gibi görünen şeyleri az gösterir, Allah’ın salih kullarına ve peygamberlerine daha çok uymasını sağlar. Çünkü o, böyle bir şeye kendisinin son derece muhtaç olduğunu görür. "Kim” Allah’a itaat etmekten ve Allah’ın peygamberlerine uymaktan “yüz çevirirse” kendisinden başka kimseye zarar veremez. Allah’a da hiçbir zararı olmaz. Çünkü “Allah'ın hiçbir şeye/kimseye ihtiyacı yoktur.” O, bütün yönleri ile tam ve mutlak zengindir, hiçbir yönden hiçbir varlığa muhtaç değildir. “O, her türlü hamde layık olandır.” Yani zatında, isimlerinde, sıfatlarında ve fiillerinde övgüye layıktır. O, bütün bunlardan dolayı kendisine hamdedilendir. 7. Yüce Allah, mü’minlere, müşriklere karşı düşmanlık beslemelerini, şirk ve küfürlerini sürdürdükçe bu düşmanlıklarını da sürdürmelerini emrettikten sonra şunu da bildirmektedir: Hüküm, ona sebep olan hususa (illete) bağlı olduğundan dolayı, eğer onlar imana girecek olurlarsa o zaman onlara karşı iman sevgisinin beslenmesi söz konusu olur. O halde ey mü’minler, onların imana döneceklerinden yana ümit kesmeyin! “Olur ki Allah, sizinle düşman olduğunuz o (müşrikler) arasında bir sevgi meydana getirir.” Ki bunun sebebi de onların imana dönüşleri olacaktır. "Allah'ın” her şeye “gücü yeter.” Kalplere hidâyet vererek onları bir halden bir hale evirip çevirmesi de buna dahildir. “Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Bağışlamayacağı büyük günah, örtmeyeceği kusur yoktur. “De ki: Ey nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Muhakkak O, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.”(ez-Zümer, 39/53) Bu âyet-i kerime ile o sıralarda mü’minlere düşman olan birtakım müşriklerin müslüman olacaklarına dair bir işaret ve müjde bulunmaktadır. Nitekim bu gerçekleşmiştir. Allah’a hamdolsun. 8. Kâfirlere düşmanlık beslemeyi teşvik eden âyet-i kerimeler nâzil olduğunda mü’minler üzerinde gereken etkiyi yaptı, onlar bunu tam anlamı ile yerine getirdiler. Hatta müşrik birtakım akrabaları ile olan bağlarını gözetmenin dahi günah olabileceğinden çekindiler ve bunun bu yasağın kapsamına girdiğini sandılar. Yüce Allah da bu ayetle kendilerine bu tutumların Allah’ın haram kıldığı şeylerin çerçevesine girmediğini haber vermiştir. Buna göre Yüce Allah, akrabalarınızdan olsun başkalarından olsun din hususunda size karşı savaşmamış, sizi ülkelerinizden çıkarmamış durumda olan müşrik kimselere iyilikte bulunup akrabalık bağlarını gözetmenizi, onlara iyilik yapmanızı, iyiliklerine karşılık verip adaletli davranmanızı yasaklamaz. Böylelerinin akrabalık bağını gözetmenizden dolayı sizin için günah söz konusu değildir. Bu durumda olanların bağlarını gözetmekte herhangi bir sakınca ve herhangi bir sorumluluk yoktur. Nitekim Yüce Allah, kâfir olan anne ve babanın müslüman olan çocuklarına hitaben şöyle buyurmaktadır:“Eğer onlar bilmediğin şeyi Bana ortak koşman için seni zorlarlarsa onlara itaat etme! Bununla beraber dünyalık hususlarda onlarla iyi geçin.”(Lokman, 31/15) 9. “Allah size ancak sizinle din hususunda savaşmış” Allah’ın dinine ve O’nun gereklerini yerine getirenlere karşı düşmanlıklarından dolayı dininize karşı savaşmış; “sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanıza” dair başkalarına “yardım etmiş kimseleri dost edinmenizi yasaklar.” Böylelerine söz ve fiillerinizle yardımcı olup sevgi beslemenizi Allah size yasaklamıştır. Müşrikleri dost edinmek anlamına gelmeyecek şekildeki iyi davranışları ve iyilikte bulunmanızı ise Allah yasaklamamıştır. Aksine bu, akrabalardan olsun, akraba olmayanlardan olsun insanlara ve insanların dışındaki varlıklara iyilikte bulunma emrinin genel kapsamına girmektedir. "Kim böylelerini dost edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridir.” Bu zulüm ise onları dost edinme oranında söz konusu olur. Eğer tam anlamı ile dost edinme söz konusu ise bu, İslâm’ın çerçevesinin dışına çıkartan küfür olur. Bunun dışında da kimisi oldukça ağır bir günah, kimisi ise daha aşağı olmak üzere pek çok mertebe vardır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Güzel bir örneklik” diye tercüme ettiğimiz üsve hasene tamlaması, günümüz davranış bilimleri incelemelerinde, özellikle liderde bulunması gereken nitelikler konusunda önemli bir yere sahip olan “davranış modeli” veya “numune, örnek kişilik” kavramını çağrıştırmaktadır. Bu tamlama Ahzâb sûresinin 21. âyetinde Hz. Peygamber hakkında kullanılmış ve müminlerin onu örnek almaları istenmişti. Burada 4. ve 6. âyetlerde aynı kavram, insanlık tarihinde tevhid mücadelesinin öncü isimlerinden olan Hz. İbrâhim ve ona uyanlar hakkında kullanılarak, şirk ve inkâr batağına saplanıp kalma olgusunun yeni olmadığına dikkat çekilmekte ve bu gibi kimselerle ilişkiler konusunda yararlanılacak önemli bir tecrübeye gönderme yapılmaktadır (Hz. İbrâhim’in, babasının bağışlanması için dua etmesi hakkında bk. Tevbe 9/114; Meryem 19/47). 4. âyetin “ona uyanlar” diye tercüme edilen kısmı için “Hz. İbrâhim’e iman edip ona uyan müminler” ve “Hz. İbrâhim’in döneminde ve ona yakın zamanda yaşayıp ona tâbi olan peygamberler” şeklinde yorumlar yapılmıştır. İbn Atıyye Hz. İbrâhim’le birlikte Nemrud’a karşı mücadele veren bir grubun varlığının bilinmediği gerekçesiyle ikinci yorumu daha kuvvetli bulur (V, 295). Hz. İbrâhim ve ona uyanların davranışı örnek gösterildiğine göre aynı âyette geçen, “Sizinle bizim aramızda, siz bir tek Allah’a iman edinceye kadar sürüp gidecek bir düşmanlık ve nefret açıkça ortaya çıkmıştır” anlamındaki sert ifadeyi –başka âyetler, özellikle bu sûrenin 7-9. âyetleri ve Resûlullah’ın tatbikatı ışığında– düşmanlık ilân etme, bunu alevlendirme ve nefreti kalıcı kılma amacıyla izah etmek mümkün değildir. Hz. İbrâhim ve tâbileri, inkârcılara onların yolundan uzak olduklarını ve bu tavrın sorumluluğunu paylaşmayacaklarını bildirirken kullandıkları bu ifadeyle, gerçeği açık yüreklilikle ve bütün çıplaklığıyla ortaya koymayı, bu konuda ödün vermeyeceklerini vurgulamayı, özellikle yeni iman etmiş olup bazı tereddütler yaşayanların mâneviyatını yükseltmeyi amaçlamış olabilirler. 5. âyetteki “Bizi, inkâr edenler için bir sınama konusu yapma” şeklinde çevrilen cümle daha çok şöyle açıklanmıştır: “Onları bize galip getirme” veya “Bizi doğrudan yahut onlar vasıtasıyla cezaya çarptırma ki ‘Bunların iddiası doğru olsaydı, güvendikleri Allah onları desteksiz bırakmazdı yahut bu muameleye mâruz kalmazlardı’ şeklinde düşünmesinler ve bu yüzden kendilerinin hakikat üzere olduklarını sanmasınlar. Bizi böyle bir sınamaya, bir imtihana vesile kılma” (Taberî, XXVIII, 64; Şevkânî, V, 245). Bir yoruma göre burada Allah Teâlâ’dan, müminlere karşı inkârcıların imkânlarını genişletmemesi istenmektedir. Çünkü inkârcıların müminlerden daha fazla imkânlara sahip olmaları da müminler için sıkıntı, dolayısıyla bir imtihan sebebi olacaktır (Râzî, XXIX, 302).
Mümtehine Suresi 4. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Şüphesiz, sizin için İbrahim -aleyhisselam-'da ve onunla beraber olan Müminlerde güzel bir örnek vardır. Hani onlar kâfir olan toplumlarına şöyle demişlerdi: "Biz, şüphesiz sizden ve sizin Allah’tan başka ibadet ettiğiniz putlarınızdan uzağız. Sizin üzerine olduğunuz inancı kabul etmiyoruz. Sizinle bizim aramızda Yüce Allah’a tek olarak iman edinceye ve Allah'a herhangi bir kimseyi ortak koşmayı bırakıncaya kadar sürecek olan bir düşmanlık ve nefret belirmiştir." Sizin üzerinize düşen de onlar gibi kâfir olan toplumunuzdan uzak durmanızdır. Bu; İbrahim’in babasına söylediği şu söz hariçtir (İbrahim şöyle dedi): "Senin için Allah'tan bağışlanma dileyeceğim. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin." Bu, İbrahim'in babası hakkında ümidi kesmesinden önce idi. Çünkü Mümin bir kimse, müşrik bir kimse için af dileyemez. İbrahim şöyle dedi: "Benim, Allah’tan sana gelecek azabı savmaya gücüm yetmez. Rabbimiz! Biz, bütün işlerimizde sana dayandık ve tövbe ederek sana yöneldik ve kıyamet günü dönüş de sanadır!"