Önceki ayet· 6:81Sonraki ayet· 6:83

En'âm Suresi 82. Ayet· 6:82

↗ En'âm suresi
Mekki
ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَلَمۡ يَلۡبِسُوٓاْ إِيمَٰنَهُم بِظُلۡمٍ أُوْلَـٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلۡأَمۡنُ وَهُم مُّهۡتَدُونَ
İşte güven; onlara, inanıp haksızlık karıştırmayanlaradır. Onlar doğru yoldadırlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İşte güven; onlara, inanıp haksızlık karıştırmayanlaradır. Onlar doğru yoldadırlar
Elmalılı Hamdi Yazır
İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
İman edip de imanlarını herhangi bir zulümle kirletmeyenler var ya, güvende olma/güvenilir olma işte onların hakkıdır; doğruyu ve güzeli yakalayanlar da onlardır.
Süleyman Ateşen ayrışan
İnananlar ve imanlarını bir haksızlıkla bulamayanlar... İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
They who believe and do not mix their belief with injustice - those will have security, and they are [rightly] guided
Fransızca
Ceux qui ont cru et n'ont point troublé la pureté de leur foi par quelqu'inéquité (association), ceux-là ont la sécurité; et ce sont eux les bien-guidés»
İspanyolca
Quienes crean y no desacrediten su fe cometiendo la injusticia de asociar divinidades a Dios, estarán a salvo, porque son los bien guiados
Rusça
Те, которые уверовали и не облекли свою веру в несправедливость, пребывают в безопасности, и они следуют прямым путем
Endonezce
Orang-orang yang beriman dan tidak mencampuradukkan iman mereka dengan syirik, mereka itulah orang-orang yang mendapat rasa aman dan mereka mendapat petunjuk
Bengalce
যারা ঈমান আনে এবং স্বীয় বিশ্বাসকে শেরেকীর সাথে মিশ্রিত করে না, তাদের জন্যেই শান্তি এবং তারাই সুপথগামী।
Çince
确信安拉,而未以不义混淆其信德的人,他们享有安宁,而且是遵循正道的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'a iman edip O'nun şeriatına tabi olanlar ve imanlarına şirk karıştırmayanlar var ya; işte selâmet ve emniyet yalnız onlar içindir. Onlar muvaffak olanlardır. Rableri onları doğru yola muvaffak kılmıştır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
74- Hani İbrahim babası Âzer’e:“Sen birtakım putları ilâh mı ediniyorsun?! Gerçekten ben, seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” demişti. 75- İşte biz İbrahim’e kesin bilgiye varanlardan olsun diye göklerin ve yerin melekûtunu böylece gösteriyorduk. 76- Gece onu bürüyüp örtünce bir yıldız gördü. “Bu muymuş benim Rabbim?” dedi. O batıp kaybolunca da:“Ben, öyle batıp gidenleri sevmem.” dedi. 77- Ayı doğarken görünce:“Bu muymuş benim Rabbim?” dedi. O da batıp kaybolunca:“Eğer Rabbim bana hidâyet vermezse ben mutlaka sapıtanlardan olurum” dedi. 78- Güneşi doğarken görünce de:“Rabbim buymuş! Bu, daha büyük!” dedi. O da batıp kaybolunca:“Ey kavmim! Ben, sizin şirk koştuğunuz şeylerden tamamen uzağım.” dedi. 79- “Şüphesiz ki ben yüzümü hanif olarak, gökleri ve yeri yaratana çevirdim ve ben müşriklerden değilim.” 80- Kavmi ona karşı delil getirmeye kalkıştı. O da dedi ki:“Beni doğru yola iletmişken benimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? Ben O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmuyorum. Ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması hariç. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? 81- “Hem siz Allah'ın, üzerinize hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? Şimdi bu iki gruptan hangisi güven duymaya daha layıktır, eğer biliyorsanız?” 82- İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya işte güven onlar içindir. Hidâyete ermiş olanlar da onlardır. 83- İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz hüccetimizdir. Biz kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz. Şüphesiz Rabbin Hakîmdir, Alîmdir. 74. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: İbrahim aleyhisselam’ın tevhide davet ve şirkten sakındırma kıssasını ondan övgü ve tazimle bahsederek an: “Hani İbrahim babası Âzer’e: “Sen birtakım putları ilâh mı ediniyorsun?!” Yani fayda sağlayamayan, zarar veremeyen, hiçbir emir ve yetkiye sahip olmayan varlıklara mı tapınıyorsun? “Gerçekten ben, seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum.” Çünkü sizler hiçbir şekilde ibadete layık olmayan varlıklara tapınıyor, sizi yaratan, size rızık veren, işlerinizi çekip çeviren o Yüce Zata ibadeti terk ediyorsunuz. 75. “İşte biz İbrahim’e” tevhide ve ona davet etmeye muvaffak kıldığımızda “kesin bilgiye varanlardan olsun diye göklerin ve yerin melekûtunu böylece gösteriyorduk.” Tâ ki basireti ile göklerin ve yerin melekûtunun kapsadığı tevhide dair kat’i delilleri ve göz kamaştırıcı burhanları görsün ve bunun sonucunda kesin bilgiye (yakîne) ulaşanlardan olsun. Çünkü yakin ve tam bir bilgi, istenilen bütün hususlarda delillerin ortaya konulması ile elde edilir. 76. “Gece onu bürüyüp örtünce” karanlık basınca “bir yıldız gördü.” Bunun aydınlık veren gezegenlerden birisi olma ihtimali vardır. Çünkü özellikle belirli bir yıldızdan söz edilmesi başkasına nispetle bir fazlalığının bulunduğunu göstermektedir. Bundan dolayıdır -doğrusunu en iyi Allah bilir ama- gördüğü bu yıldızın Venüs gezegeni olduğu söylenmiştir. “Bu muymuş benim Rabbim? dedi.” Bu ifadeyi karşı iddiada bulunanların kanaatine göre söylemiştir. Yani benim Rabbim bu mu? Haydi görelim bakalım; acaba bu, rububiyete lâyık mı ve buna dair bir delil ortaya koyabilecek miyiz? Zira aklı başında bir kimsenin herhangi bir delil ve belge olmaksızın kendi heva ve hevesini ilah edinmemesi gerekir. “O” yani o yıldız gibi görünen gezegen “batıp kaybolunca da: Ben öyle batıp gidenleri sevmem, dedi.” Yani kendisine ibadet edenin önünden kaybolanı, saklanıp gizleneni sevmem, mabudun her şeyden önce kendisine ibadet edenin maslahatlarını yerine getirmesi, bütün işlerini çekip çevirmesi gerekir. Uzun bir zaman geçtiği halde ortalıkta olmayan bir varlık ise nereden ibadete hak kazanır? Böyle bir varlığın ilah edinilmesi en ileri derecede bir akılsızlık ve en büyük batıl değil midir? 77. “Ayı doğarken görünce” onun aydınlığı o yıldızdan daha fazla ve ondan farklı olduğu için yine dediklerini doğruymuş gibi kabul ederek: “Bu muymuş benim Rabbim?” dedi. O da batıp kaybolunca:“Eğer Rabbim bana hidâyet vermezse ben mutlaka sapıtanlardan olurum” dedi.” Böylelikle İbrahim Rabbinin hidâyetine muhtaç olduğunu en açık şekilde ifade etmiş ve eğer Allah kendisine hidâyet vermeyecek olursa kendisini hiç kimsenin hidâyete iletemeyeceğini ve eğer kendisine itaat konusunda yardımcı olmayacak olursa ona hiç kimsenin yardım edemeyeceğini ortaya koydu. 78. “Güneşi doğarken görünce de: “Rabbim buymuş! Bu” yıldızdan da, aydan da “daha büyük!” dedi. O da batıp kaybolunca” artık hidâyet yolu açıkça ortaya çıkmış ve kişiyi helâke götüren yolun perişanlığı da belirginleşmiş oldu ve:“Ey kavmim! Ben, sizin şirk koştuğunuz şeylerden tamamen uzağım.” dedi.” Çünkü onların ortak koştukları şeylerin batıl oluşuna dair apaçık doğru ve kat’i delil ortaya çıkmış oluyordu. 79. “Şüphesiz ki ben yüzümü hanif olarak gökleri ve yeri yaratana çevirdim.” Yani yalnızca Allah’a yöneldim, O’nun dışındaki bütün uydurma ortaklardan yüz çevirdim. “Ve ben müşriklerden değilim.” Böylelikle İbrahim şirkten uzak olduğunu ilan etmiş, tevhide bağlılığını açıklamış, buna dair de gerekli delilleri ortaya koymuş oluyordu. Bu âyet-i kerimelerin tefsiri ile ilgili en doğru açıklama burada aktardıklarımızdır. Yani burada İbrahim’in, kavmi ile tartışması ve bu gök cisimleri ile diğerlerinin uluhiyetlerinin batıl olduklarını açıklaması söz konusu edilmektedir. Kıssanın İbrahim’in çocukluğunda düşünüp incelemesi ile ilgili olduğunu söyleyenlerin bu kanaatlerini doğrulayacak bir delilleri yoktur. 80. “Kavmi ona karşı delil getirmeye kalkıştı. O da dedi ki: “Beni doğru yola iletmişken benimle Allah hakkında tartışmaya mı kalkışıyorsunuz?” Yani bizzat kendisi hidâyet yolunu açıkça görmeyen bir kimsenin tartışmasının, delil getirmesinin faydası ne? Allah’ın hidâyet ettiği ve yakinin en üst derecesine ulaşmış kimseye gelince; bizzat o insanları da gitmekte olduğu yola davet eder. “Ben O’na ortak koştuğunuz şeylerden korkmuyorum.” Çünkü onların bana bir zararı asla dokunmaz ve onlar bana gelecek hiçbir menfaati de önleyemez. “Ancak Rabbimin bir şey dilemiş olması hariç. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?” ki böylelikle yalnızca O’nun ubudiyete layık gerçek mabud olduğunu anlayasınız. 81. “Hem siz Allah'ın, üzerinize hakkında hiçbir delil indirmediği” sırf hevanıza tâbi olmak sureti ile çıkardığınız “şeyleri O’na ortak koştuğunuz halde korkmuyorsunuz da ben” aciz, hiç bir fayda sağlayamayan varlıklar oldukları halde “sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım? Şimdi bu iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır, eğer biliyorsanız?” Yüce Allah, bu iki kesimden haklı ve haksızı ayırt etmek üzere şöyle buyurmaktadır: 82. “İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar var ya işte güven onlar içindir.” korkulardan, azaptan, bedbahtlıktan yana güvenlik içinde olma “Hidâyete ermiş” dosdoğru yolu bulmuş “olanlar da onlardır.” Eğer kayıtsız ve şartsız olarak şirk olsun, masiyet olsun imanlarına herhangi bir zulmü karıştırmamış kimseler iseler hiç şüphesiz onlar tam bir güvenliğe ve tam bir hidâyete ulaşmış olurlar. Eğer imanlarına şirk karıştırmamış ancak birtakım günahları işlemiş kimselerden iseler hidâyetin ve güvenliğin aslına -kemali ile elde edemeseler dahi- sahip olurlar. Âyet-i kerimenin mefhumu, bu iki hususa sahip olmayan kimselerin hidâyet ve güvenliklerinin olmayacağını; paylarının sapıklık ve bedbahtlık olacağını ifade etmektedir. 83. Yüce Allah açıklamış olduğu kesin deliller ile İbrahim aleyhisselam’ın lehine hüküm verdiğinden dolayı şöyle buyurmaktadır:“İşte bu, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz hüccetimizdir”; yani bu hüccet ile kavmine üstünlük sağlamıştır ve onlara karşı susturucu delilini ortaya koymuştur. “Biz kimi dilersek onu derece derece yükseltiriz.” Nitekim İbrahim aleyhisselam’ı da dünya ve âhirette derecelerle yükseltmiş bulunuyoruz. Yüce Allah ilim sahibini ilmi sayesinde diğer kullardan üstün kılar ve derecelerle yükseltir. Özellikle ilmi ile amel eden ve ilmini başkalarına da öğreten kimseleri. Şüphesiz ki Allah o kimseyi haline uygun olarak insanlara önder kılar. Davranışları başkalarının gözlerini diktiği hedefler halini alır, izlerinden gidilir, nurları ile aydınlanılır, kapkaranlıklarda onun ilmi ile yol bulunur. Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri dereceler ile yükseltir.”(el-Mücadele, 58/11)“Şüphesiz Rabbin Hakîmdir, Alîmdir.” O, ilim ve hikmeti ancak layık olan kimselere verir ve O, bunları kime vereceğini ve bunun için gerekli olanları bilir. Yüce Allah kulu ve halili İbrahim aleyhisselam’ı, Allah’ın kendisine lütuf ve ihsan ettiği ilim, davet ve sabrı zikrettikten sonra yine Allah’ın kendisine ihsan etmiş olduğu salih zürriyeti ve tertemiz nesli söz konusu etmiştir. Yüce Allah insanların en seçkinlerini onun soyundan çıkarmıştır. Benzerine ulaşılması mümkün olmayan bu büyük haslet ve bu muazzam şerefin de azametine dikkat çekmek üzere şöyle buyurmuştur:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Ağırlıklı görüşe göre bu âyetteki ifade de Hz. İbrâhim’e aittir ve onun “İki taraftan hangisi güvende olmaya daha lâyıktır?” şeklindeki sorusuna yine kendisi tarafından verilen cevaptır. Sorunun soran tarafından cevaplandırılması, başka bir cevabın bulunmamasından dolayıdır. “(Allah’a) inanıp da imanlarına herhangi bir haksızlık bulaştırmayanlar” ifadesi, söz konusu kavmin Allah’a inanmakla birlikte, Tanrı saydıkları başka şeyleri O’na ortak koştuklarını göstermektedir. Âyetteki zulümden maksat, Allah’a şirk koşmaktır. Çünkü zulmün asıl anlamı, “hak sahibinin hakkını tanımamak, vermemektir.” Ulûhiyyet ve rubûbiyyet yalnızca Allah’a ait olduğu halde, başka varlık ve nesneleri de Tanrı yerine koymak, Allah’ın mahlûkatı üzerindeki hakkını tanımamaktır. Nitekim Hz. Peygamber de “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı O’na kulluk edip hiçbir şeyi kendisine ortak koşmamaktır” (Buhârî, “Tevhîd”, 1; Müslim, “Îmân”, 48-51) buyurmuştur. Sahih kaynaklarda nakledilen bir rivayete göre bu âyet geldiğinde müslümanlar, hayat boyunca zulümden uzak durmanın kendileri için mümkün olmadığını düşünerek telâşa kapılmışlar; bunun üzerine Resûlullah âyete şu şekilde açıklık getirmiştir: “Bu sizin düşündüğünüz zulüm değildir. Burada Lokmân’ın oğluna hitaben söylediği “Sevgili oğlum! Allah’a ortak koşma; çünkü O’na ortak koşmak kesinlikle çok büyük bir haksızlıktır” (Lokmân 31/13) meâlindeki âyette geçen zulüm kastedilmiştir” (Buhârî, “Enbiyâ”, 41).
En'âm Suresi 82. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'a iman edip O'nun şeriatına tabi olanlar ve imanlarına şirk karıştırmayanlar var ya; işte selâmet ve emniyet yalnız onlar içindir. Onlar muvaffak olanlardır. Rableri onları doğru yola muvaffak kılmıştır.