Önceki ayet· 6:136Sonraki ayet· 6:138

En'âm Suresi 137. Ayet· 6:137

↗ En'âm suresi
Mekki
وَكَذَٰلِكَ زَيَّنَ لِكَثِيرٖ مِّنَ ٱلۡمُشۡرِكِينَ قَتۡلَ أَوۡلَٰدِهِمۡ شُرَكَآؤُهُمۡ لِيُرۡدُوهُمۡ وَلِيَلۡبِسُواْ عَلَيۡهِمۡ دِينَهُمۡۖ وَلَوۡ شَآءَ ٱللَّهُ مَا فَعَلُوهُۖ فَذَرۡهُمۡ وَمَا يَفۡتَرُونَ
Böylece, putlara hizmet edenler, puta tapanların çoğunu helake sürüklemek, dinlerini karma karışık etmek için çocuklarını öldürmelerini onlara iyi göstermişlerdir. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları ve iftiralarını bir tarafa bırak
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Böylece, putlara hizmet edenler, puta tapanların çoğunu helake sürüklemek, dinlerini karma karışık etmek için çocuklarını öldürmelerini onlara iyi göstermişlerdir. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları ve iftiralarını bir tarafa bırak
Elmalılı Hamdi Yazır
Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evlatlarını öldürmeyi güzel gösterdi ki, hem kendilerini mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, uydurduklarıyla baş başa bırak!
Yaşar Nuri Öztürk
Aynen bunun gibi, müşriklerden birçoğuna, Allah'a ortak koştukları kişiler, öz evlatlarını öldürmeyi güzel göstermiştir ki, hem onları yok etsinler hem de dinlerini onlar aleyhine karmakarışık hale getirsinler. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. O halde onları, düzdükleri iftiralarla baş başa bırak.
Süleyman Ateşen ayrışan
Yine ortakları, müşriklerden çoğuna evladlarını öldürmeyi süslü gösterdiler ki (böylece) hem onları mahvetsinler, hem de dinlerini karıştırıp bozsunlar. Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Öyleyse onları, uydurduklarıyle baş başa bırak!
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.8%
İngilizce
And likewise, to many of the polytheists their partners have made [to seem] pleasing the killing of their children in order to bring about their destruction and to cover them with confusion in their religion. And if Allah had willed, they would not have done so. So leave them and that which they invent
Fransızca
Et c'est ainsi que leurs divinités ont enjolivé à beaucoup d'associateurs le meurtre de leurs enfants, afin de les ruiner et de travestir à leurs yeux leur religion. Or si Allah voulait, ils ne le feraient pas. Laisse-les donc, ainsi que ce qu'ils inventent
İspanyolca
Así es como a muchos de los idólatras, sus falsas divinidades les hicieron creer que era bueno que mataran a sus propios hijos, para así llevarlos a la perdición y confundirles su religión. Pero si Dios hubiera querido no lo habrían hecho; aléjate de ellos y de sus mentiras
Rusça
Так многим многобожникам их сотоварищи представили прекрасным убийство детей, дабы погубить их и сделать запутанной их религию. Если бы Аллах пожелал, они не поступали бы таким образом. Оставь же их вместе с их измышлениями
Endonezce
Dan demikianlah berhala-berhala mereka (setan) menjadikan tampak indah bagi banyak orang-orang musyrik membunuh anak-anak mereka, untuk membinasakan mereka dan mengacaukan agama mereka sendiri.326) Dan kalau Allah menghendaki, niscaya mereka tidak akan mengerjakannya. Biarkanlah mereka bersama apa (kebohongan) yang mereka ada-adakan
Bengalce
এমনিভাবে অনেক মুশরেকের দৃষ্টিতে তাদের উপাস্যরা সন্তান হত্যাকে সুশোভিত করে দিয়েছে যেন তারা তাদেরকে বিনষ্ট করে দেয় এবং তাদের ধর্মমতকে তাদের কাছে বিভ্রান্ত করে দেয়। যদি আল্লাহ চাইতেন, তবে তারা এ কাজ করত না। অতএব, আপনি তাদেরকে এবং তাদের মনগড়া বুলিকে পরিত্যাগ করুন।
Çince
以物配主者的配主,这样诱惑他们中的许多人杀害自己的儿女,以便毁灭他们,并混乱他们的宗教。假若安拉意欲,那么,他们就不做这件事,故你当任他们伪造谎言。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şeytan, bu insafsız hükmü müşriklere hoş gösterdiği gibi, müşriklerin şeytanlardan olan ortakları da, fakirlik korkusuyla çocuklarını öldürmelerini hoş gösterdi. Böylece hak olarak öldürülmesi dışında Yüce Allah'ın haram kıldığı canı alma suçunu onlara işleterek helak olsunlar. Ayrıca dinlerinde meşru olan ile meşru olmayanı ayıramayacak duruma gelerek dinlerini karıştırmalarını istemiştir. Eğer Allah bunları yapmamalarını dileseydi, bunları asla yapamazlardı. Fakat O, ergin bir hikmetten ötürü bunları diledi. -Ey Resul!- O müşrikleri ve Allah adına söyledikleri uydurma iftiralarını bir kenara bırak. Muhakkak bunlar sana bir zarar veremezler. İşini de Allah'a havale et.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
136- Onlar Allah’a kendi yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar da zanlarınca:“Bu Allah’ındır, bu da (O’na koştuğumuz) ortaklarımızındır” dediler. Ortaklarına ait olan (pay) Allah’a ulaşmaz. Ama Allah’a ait olan (pay) ortaklarına ulaşır. Ne kötü hükmediyorlar? 137- Böylece onların (Allah’a koştukları) ortakları, müşriklerden birçoğuna evlatlarını öldürmeyi de hoş göstermiştir. Bu, onları helak etmek ve dinlerini de kendilerine karmakarışık etmek içindir. Eğer Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen onları yalan ve iftiraları ile başbaşa bırak. 138- Onlar zanlarınca:“Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları dilediğimiz kimselerden başkası yiyemez. (Şu) hayvanların da sırtları haram kılınmıştır” dediler. Bazı hayvanlar da vardır ki Allah’a iftira ederek (keserken) üzerlerine O’nun adını anmazlar. O, bu iftiraları yüzünden onları cezalandıracaktır. 139- Yine dediler ki:“Şu hayvanların karınlarındakiler (canlı doğarsa) yalnız erkeklerimize helâldir, eşlerimize ise haramdır.” Şâyet ölü doğarsa onlar bunda ortak olurlar. O, bu nitelendirmeleri yüzünden onları cezalandıracaktır. Muhakkak ki O, Hakîmdir, Alîmdir. 140- Bilgisizlikleri ve kıt akıllılıkları yüzünden evlatlarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine ihsan buyurduğu rızkı Allah’a iftira ederek haram sayanlar, gerçekten zarara uğramışlardır. Şüphesiz onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır. 136. Yüce Allah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlayan müşriklerin ne kadar akılsızca işler yaptıklarını ve ne kadar ileri derecede cahil olduklarını haber vermektedir. Yüce Allah bu yolla sapıklıklarına, onlardan sakınmak gerektiğine, bu gibi akılsız kimselerin Peygamberin getirdiği hakka karşı çıkmalarının, hakkı eleştirmeye asla gerekçe olamayacağına, çünkü böylelerinin hakka karşı çıkma ehliyetleri olmadığına dikkat çekmek için onların bazı hurafelerini saymaktadır. İşte onların bu çeşit tutumlarını şöylece söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar Allah’a kendi yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar.” Allah’a ortak koştukları uydurma ilahlarına da bir pay ayırdılar. Halbuki bütün bunları kulları için yaratan ve rızık olmak üzere var eden O’dur. Onlar ise yasak ve sakınılması gereken iki şeyi, hatta üç şeyi bir arada işlediler: 1. Bir taraftan Allah’a bir pay ayırmakla Allah’a minnet ediyorlar, bununla beraber bu payın kendileri tarafından bir bağış olduğuna inanıyorlardı. 2. Kendilerine rızık veremeyen ve bu rızıktan hiçbir şeyi var edemeyen varlıkları Allah’a ortak koştular. 3. Allah’a ait olan paya -ortaklarına ulaşacak olmasına rağmen- aldırış etmeyip önemsememek sureti ile Allah hakkında zalimce hüküm vermişlerdir. Halbuki ortaklarına ait olan paya önem veriyorlar, onu koruyorlar ve bundan Allah’a da herhangi bir şeyin ulaşmasına fırsat vermiyorlardı. Şöyle ki onlar, Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu ekin, mahsul ve davarları ikiye ayırıyorlardı. Bir paya sırf kendi laf ve iddiaları ile “Bu, Allah’ındır” diyorlardı. Halbuki Allah ancak kendisi için ihlasla yapılanı kabul eder. Kendisine ortak koşanın amelini kabul etmez. Diğer payı ise Allah’a ortak koştukları putlara ve diğer ortaklara ayırırlardı. Eğer Allah’a ayırdıkları paydan herhangi bir şey, başkasına ayırdıklarına karışacak olursa buna aldırış etmezler ve: Allah’ın buna ihtiyacı yoktur, diyerek onu geri yerine iade etmezlerdi. Şâyet ortak koştukları ilahlarına ayırdıklarından herhangi bir şey, Allah’a ayırdıkları bölüme karışacak olursa, bu sefer onu alır, asıl yerine geri koyarlar ve: Bunlar muhtaçtır, bunların paylarının geri verilmesi kaçınılmazdır, derlerdi. Acaba bundan daha kötü ve bundan daha zalimce bir hüküm olur mu? Çünkü bunlar, mahluk için ayırdıkları paya Yüce Allah’ın hakkına karşı gösterdikleri titizlikten daha fazla titizlik gösteriyor, daha doğru ve samimi davranıyor ve onu daha fazla koruyorlardı. Âyet-i kerimenin şu şekilde anlaşılma ihtimali de vardır: Sahih’te Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olduğuna göre Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ben, ortaklar arasında ortaklıktan en müstağni/en uzak olanım. Her kim benimle herhangi bir şeyi ortak koşarsa ben de o kimseyi ortak koşması ile başbaşa bırakırım.”[6] Buna göre âyet-i kerimenin manası şöyle olur: Onların ayırdıkları ve kendisi ile putlarına yakınlaşmaya çalıştıkları pay, Allah’tan başkasına katıksız (ihlasla) yapılmış bir yakınlaşmadır ve bunda Allah’a ait hiçbir şey yoktur. Halbuki kendi iddialarına göre “Allah’a aittir” diye ayırdıkları pay ise bir şirk olduğundan dolayı asla O’na ulaşmaz. Aksine bu da Allah’a koşulan ortakların olur. Çünkü Yüce Allah’ın buna ihtiyacı yoktur ve O, yaratılmışlardan herhangi bir kimsenin kendisine ortak koşulduğu hiçbir ameli kabul etmez. 137. Müşriklerin akılsızlık ve sapıklıklarından birisi de “onların (Allah’a koştukları) ortakları”, yani onların ileri gelenlerinin ve şeytanlarının, onların birçoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü göstermesidir. Bu ise fakir kalmak korkusuyla ve kızlar da utanç vesilesi olur diye çocuklarını diri diri gömmeleridir ki bu da “ve’d” diye bilinen şeydir. İşte bütün bunlar, onları helake götürmek isteyen, dinlerini kendilerine karmakarışık etmek isteyen şeytanların aldatmalarındandır. Bu yüzden onlar da son derece çirkin olan bu işleri yapıyorlardı. Ortak koştukları varlıklar, hâlâ daha bu işleri onlara süslü göstermeye devam etmektedirler ki bunlar, onlar tarafından güzel işler ve hoş karşılanan hasletler olarak kabul edilsin. Eğer Allah onları engellemeyi murad edip bu fiilleri işlemelerine mani olmak, anne-babayı çocuklarını öldürmekten alıkoymak istese idi “bunu yapamazlardı.” Fakat O’nun hikmeti onları yapmak istedikleri işleri ile başbaşa bırakmayı gerektirmiştir. Bu da onları yavaş yavaş azaba yaklaştırmak, onlara mühlet vermek ve onların tutturdukları yola aldırmamaktan dolayıdır. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Artık sen onları yalan ve iftiraları ile başbaşa bırak” buyurmaktadır. Yani uydurdukları bu yalanlarla başbaşa bırak, onlar için üzülme! Çünkü onlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. 138. Müşriklerin akılsızlıklarından birisi de Allah’ın genel olarak kendilerine helâl kıldığı ve kendisinden bir rahmet ve rızık olmak üzere faydalarına sunduğu hayvanlar ile ilgili olarak kendiliklerinden birtakım söz ve bid’atler uydurmuş olmalarıdır. Zira onların kimi hayvan ve ekinler ile ilgili kendi aralarında kararlaştırdıkları birtakım hükümleri vardı ki onlar bu ekin ve hayvanlar hakkında:“Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır” yani haram kılınmıştır. “Onları dilediğimiz kimselerden başkası yiyemez” derlerdi. Yani bizim ondan yemesini istediğimiz yahut da niteliğini belirttiğimiz kimseler dışında hiçbir kimsenin bunların tadına bakması caiz değildir. Bütün bunlar ise onların zanları ile koydukları hükümlerdir. Bu konuda kendi heva ve heveslerinden ve bozuk görüşlerinden başka herhangi bir dayanak ve delilleri yoktur. Kimi hayvanları da her bakımdan haram kılmamışlardı. Aksine sadece sıtlarını yani sırtlarına binilmesini ve onlara yük vurulmasını haram kılmışlar, böylelikle onların sırtlarını koruma altına almışlardı ki bu tür hayvanlara “Ham” derlerdi. Kimi hayvanlar üzerine de kestikleri sırada Allah’ın adını anmayarak putlarının adını ve Allah’tan başka tapındıkları varlıkların adını anarlardı, üstelik bu fiillerini de Allah’a nispet ederlerdi. Oysa onlar bunu yapmakla yalan söylüyorlar ve çok çirkin bir iftirada bulunuyorlardı. “O” şirki helâl kabul etmek, yiyecek ve yararlanılacak şeylerden helâl olanları haram kılmak sureti ile Allah’a yaptıkları “bu iftiraları yüzünden onları cezalandıracaktır.” 139. Müşriklerin oldukça gülünç görüşlerinden birisi de kimi davarları tespit ve tayin ederek bu davarların karınlarındaki yavruları erkeklere değil de yalnızca kadınlarına haram kılmaları ve şöyle demeleridir:“Şu hayvanların karınlarındakiler yalnız erkeklerimize helâldir” ve bu hususta kadınların onlara ortaklıkları söz konusu değildir: “eşlerimize ise haramdır.” Bu durum, davarın karnındaki yavrunun diri olarak doğması halinde böyleydi. Eğer yavru ölü doğacak olursa hepsi de onda ortak olurlardı. Yani erkeklere de kadınlara da helâl olurdu. Allah “bu nitelendirmeleri yüzünden onları cezalandıracaktır.” Çünkü onlar, Allah’ın helâl kıldığı şeyi haram, haram kıldığı şeyi de helâl olarak nitelendirdiler. Böylelikle Allah’ın şeriatına ters düştüler ve muhalefet ettiler, hem de bu yaptıklarını Allah’a nispet ettiler. “Muhakkak ki O Hakîmdir” onlara mühlet verip bu sapıklıkları işlemelerine imkân verme konusunda hikmet sahibidir; “Alîmdir” hiçbir şey kendisine gizli kalmayan, onları ve her şeyi bilendir. O, onları da hakkında söyledikleri iftiralarını da bilir. O buna rağmen onlara afiyet vermekte ve onları rızıklandırmaktadır. Daha sonra Yüce Allah onların hüsranda olduklarını, akıllarının da kıt olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır: 140. “Bilgisizlikleri ve kıt akıllılıkları yüzünden evlatlarını öldürenler... gerçekten zarara uğramışlardır.” Bu davranışları ile dinlerini de çocuklarını da akıllarını da kaybetmek sureti ile zarar etmişlerdir. Sağlam bir akla sahipken helak edici bir akılsızlığa mahkum olmuşlardır. “Allah’ın kendilerine ihsan buyurduğu rızkı” kendilerine rahmet olarak ihsan ettiği ve rızık olarak verdiği şeyleri “Allah’a iftira ederek” son derece inatçı ve nankör kişilerin yaptığı gibi yalan söyleyerek “haram sayanlar, gerçekten zarara uğramışlardır.” Çünkü bunu yapmakla Rab’lerinin lütfunu reddetmiş, bununla da yetinmeyerek katıksız helâl olan bu rızkı haram diye nitelendirmişlerdir. “Şüphesiz onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır.” Haktan alabildiğine uzaklaşmışlar ve yaptıkları hiçbir işte doğru yolu, hidâyeti bulamamışlardır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Câhiliye Arapları’nın sapkınlıklarından biri de çocuklarını öldürme şeklindeki uygulamalarıdır; ortakları bunu onlara iyi bir şey gibi göstermiştir. Klasik tefsirlerde bu âyet açıklanırken, bazı Araplar’ın geçim sıkıntısı veya özellikle kabile savaşları yüzünden ileride esir düşerek câriye haline getirilip fuhşa sevkedilebilir kaygısıyla kız çocuklarını diri diri toprağa gömerek öldürdükleri hatırlatılarak âyette bu acımasız geleneğe işaret edildiği belirtilmektedir (Bu gelenek hakkında bilgi için bk. Cevâd Ali, IV, 651-652). Süleyman Ateş, Araplar’da bu uygulamanın nâdiren görüldüğünü ve toplumda hoş karşılanmadığını belirterek âyette geçen “zeyyene” kelimesinden hareketle, burada işaret edilen “evlât öldürme” uygulamasının başka milletlerden alınmış olduğunu ifade eder. Ona göre müşriklere evlâtlarını öldürmeyi öğütleyen put bakıcıları, belki de evlâdı Allah için kurban etmenin, Hz. İbrâhim’den kalma büyük bir ibadet olduğunu söylüyorlardı. Câhiliye çağında bir adam, şu kadar çocuğu olduğu takdirde bunlardan birini kurban edeceğine yemin ederdi. Nitekim Abdülmuttalib, kendisini koruyacak kadar oğlu olduğu takdirde birisini kurban etmeyi adamıştı (III, 240). Ancak –çeşitli tarihî bilgiler yanında– özellikle İkinci Akabe Biatı sırasında Medineli müslümanların, Câhiliye döneminde yaygın olarak işledikleri başlıca günahlardan vazgeçtiklerine dair söz verirken bunlar arasında evlât öldürme suçunu da sıralamaları (Muhammed Hamîdullah, İslâm Peygamberi, I, 154) ve Resûlullah’ın mümin kadınlardan aldığı biattan söz eden âyette bu şarta da yer verilmesi (bk. Mümtehine 60/12) bu uygulamanın pek de nâdir olmadığını göstermektedir. Âyette Câhiliye Arapları’na evlâtlarını öldürmeyi iyi gibi gösterdikleri belirtilen ortaklardan maksadın insan ve cin şeytanları veya özellikle put bakıcıları olduğuna dair görüşler vardır (bk. Râzî, XIII, 206). Bu son anlayışa göre bir tür din adamları olan put bakıcıları, ataları olan İbrâhim ve İsmâil’in dinine uyduklarını zanneden müşrik Araplar’a, Allah’a kurban etmek maksadıyla çocuk öldürmenin, ataları İbrâhim ve İsmâil’in dininden kalma, kendilerini Allah’a yaklaştıran güzel bir gelenek olduğunu telkin etmişler ve bu şekilde dinlerini bozmak, karıştırmak suretiyle böylesine büyük bir cinayeti onlara bir ibadet gibi benimsetmiş, sevdirmişlerdi (Mevdûdî, I, 523-524).
En'âm Suresi 137. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şeytan, bu insafsız hükmü müşriklere hoş gösterdiği gibi, müşriklerin şeytanlardan olan ortakları da, fakirlik korkusuyla çocuklarını öldürmelerini hoş gösterdi. Böylece hak olarak öldürülmesi dışında Yüce Allah'ın haram kıldığı canı alma suçunu onlara işleterek helak olsunlar. Ayrıca dinlerinde meşru olan ile meşru olmayanı ayıramayacak duruma gelerek dinlerini karıştırmalarını istemiştir. Eğer Allah bunları yapmamalarını dileseydi, bunları asla yapamazlardı. Fakat O, ergin bir hikmetten ötürü bunları diledi. -Ey Resul!- O müşrikleri ve Allah adına söyledikleri uydurma iftiralarını bir kenara bırak. Muhakkak bunlar sana bir zarar veremezler. İşini de Allah'a havale et.