Sana Kitap'ı kağıtta yazılı olarak indirmiş olsak da, elleriyle ona dokunsalar, inkar edenler yine de, "Bu apaçık bir büyüdür" derlerdi
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Sana Kitap'ı kağıtta yazılı olarak indirmiş olsak da, elleriyle ona dokunsalar, inkar edenler yine de, "Bu apaçık bir büyüdür" derlerdi
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer sana kağıtta yazılı bir kitap indirmiş olsak da onu elleriyle tutsalardı, yine de o kâfirler: "Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir" derlerdi.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Eğer biz sana parşömen üzerine yazılı bir kitap göndermiş olsaydık, onlar da ona elleriyle dokunmuş olsalardı, o küfre batmışlar, hiç kuşkusuz şöyle deyivereceklerdi: "Bu, apaçık bir büyüden başka şey değildir."
Süleyman Ateş
Eğer sana kağıt üzerine yazılı bir Kitap indirmiş olsaydık da onu elleriyle tutsalardı, yine inkar edenler, "Bu, apaçık bir büyüden başka bir şey değildir!" derlerdi.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.2%
İngilizce
And even if We had sent down to you, [O Muhammad], a written scripture on a page and they touched it with their hands, the disbelievers would say, "This is not but obvious magic
Fransızca
Même si Nous avions fait descendre sur toi (Muhammad) un Livre en papier qu'ils pouvaient toucher de leurs mains, ceux qui ne croient pas auraient certainement dit: «Ce n'est que de la magie évidente!»
İspanyolca
Y aunque te hubiera hecho descender un libro escrito en un pergamino y lo hubieran podido palpar con sus manos, los que se niegan a creer habrían dicho: "Esto no es más que hechicería
Rusça
Если бы даже Мы ниспослали тебе Писание на бумаге, и они прикоснулись бы к ней своими руками, неверующие все равно бы сказали: «Это - очевидное колдовство»
Endonezce
Dan sekiranya Kami turunkan kepadamu (Muhammad) tulisan di atas kertas, lalu mereka dapat memegangnya dengan tangan mereka sendiri, niscaya orang-orang kafir itu akan berkata, "Ini tidak lain hanyalah sihir yang nyata
Bengalce
যদি আমি কাগজে লিখিত কোন বিষয় তাদের প্রতি নাযিল করতাম, অতঃপর তারা তা সহস্তে স্পর্শ করত, তবুও অবিশ্বাসীরা একথাই বলত যে, এটা প্রকাশ্য জাদু বৈ কিছু নয়।
Ey Resul! Şayet biz sana kağıt üzerinde yazılı bir kitap indirmiş olsaydık, onlar da o kitabı gözleriyle görseler ve elleriyle tutup dokunsalardı; yine de inat ve inkâr ederek ona iman etmezlerdi. Senin bu getirdiğin apaçık bir sihirden öte değildir ve ona asla iman etmeyeceğiz, derlerdi.
7- Eğer biz sana kağıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik, kendileri de elleri ile ona dokunsalardı kâfir olanlar yine de:“Bu ancak apaçık bir büyüdür” derlerdi. 8- “Ona bir melek indirilseydi ya!” dediler. Eğer biz bir melek indirseydik, iş bitirilmiş olur sonra kendilerine mühlet de verilmezdi. 9- Eğer o (peygamberi) bir melek yapsaydık, yine bir adam (suretinde) yapardık ve onları düşmekte oldukları şüpheye yine düşürürdük.
7. Bu, kâfirlerin aşırı derecedeki inatlarına dair Allah’ın, peygamberine verdiği bir haberidir. Onların yalanlamaları, senin getirmiş olduklarında bulunan bir kusurdan ve onların bilgisizliklerinden kaynaklanmıyor. Aksine bu tutumları sade bir zalimlik ve bir azgınlıktır. Sizin de buna karşı koyabilecek bir çareniz yoktur. İşte Yüce Allah onların durumunu şöylece dile getirmektedir:“Eğer biz sana kağıt üzerinde yazılı bir kitap indirseydik, kendileri de elleri ile ona dokunsalardı” ve onun gerçek olduğunu kesin olarak anlasalardı “kâfir olanlar yine de” zulmedip büyüklenerek: “Bu ancak apaçık bir büyüdür” derlerdi.” Şimdi bu delilden daha büyük ne olabilir? Buna karşılık böyle bir delil hakkında onların şu çirkin sözlerine bakın. Onlar akıldan yana azıcık bir nasibi olan herhangi bir kimsenin bile kabul edeceği maddi olan bir şeye karşı, bile bile inat göstermişlerdir.
8. Yine onlar cahilliklerine ve aklın gereklerini bilmeyişlerine dayalı inatlarını sürdürerek “Ona bir melek indirilse ya!, dediler.” Yani niçin Muhammed ile birlikte ona içinde bulunduğu bu durumda yardımcı olsun, destek versin, diye bir melek indirilmedi? Çünkü batıl zanlarına göre o bir beşer olduğundan, Allah’ın risaleti ise ancak melekler eli ile gönderilebildiğinden, onun yanında bir melek olmalıydı. Allah ise kullarına lütuf ve rahmetini insanlara kendilerinden olan birisini peygamber göndermekle beyan etmektedir. Çünkü böyle bir peygamberin getirdiklerine bilgi ve basirete dayanarak ve görmeden inanılır. “Eğer biz” risaletimizi getirmek üzere “bir melek indirseydik” o zaman iman, hakkı bilmekten dolayı olmazdı. Bu görülen ve tanık olunan şeylere iman etmek olurdu ki böyle bir iman da tek başına hiçbir fayda sağlamaz. Bu da onların iman etmeleri halinde böyledir. Ancak böyle bir durumda bile onların iman etmeyecekleri ihtimali yüksektir. İman etmedikleri takdirde de “iş” acilen helâk edilmeleri ve onlara süre tanınmaması ile “bitirilmiş olur.” Çünkü kendileri tarafından teklif edilen mucizelere iman etmeyen kimseler hakkındaki Allah’ın sünneti/kanunu budur. Allah’ın insanlara -kullar için daha uygun ve daha merhametlice olduğunu bildiği- kendilerinden bir beşeri apaçık belgelerle göndermesi, bununla birlikte kâfir ve yalanlayanlara da Allah’ın mühlet vermesi elbette ki daha hayırlıdır. Melek indirilmesini istemeleri ise -eğer bilmiş olsalardı- kendileri için bir kötülüktür.
9. Bununla birlikte eğer onlara melek indirilmiş ve peygamber olarak gönderilmiş olsaydı, onlar o melekten ilâhi mesajları alamazlar, buna tahammül edemezler ve fani güçleri buna yetmezdi. “Eğer o (peygamberi) bir melek yapsaydık, yine bir adam (suretinde) yapardık.” Çünkü ilâhi hikmet bundan başkasını gerektirmemektedir “ve onları düşmekte oldukları şüpheye yine düşürürdük.” Yani iş onlar için karışık ve içinden çıkılmaz bir hal alırdı. Buna sebep ise kendi kendilerini şüpheye düşürmeleridir. Çünkü onlar kendilerini hem karışıklık içeren, hem de hakkı açıkça ortaya koymaya elverişli olmayan böyle bir kurala bağlamışlardı. Hak, sağlıklı yolları ile ve aslî kâideleri ile kendilerine gelince başkaları bu hak ile hidâyet bulurken, aynı hak kendilerine hidâyet sebebi olmadı. Suç kendilerinindir. Çünkü hidâyet kapısını kendi yüzlerine kendileri kapattılar ve önlerine sapıklığın kapılarını açtılar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an-ı Kerîm’in başka yerlerinde de belirtildiği üzere müşrikler, Hz. Peygamber’in ilâhî kelâmı kendilerine okuyup duyurmasını yeterli bulmamış, gökten kendilerine okuyacakları bir kitap (İsrâ 17/93) veya “açılmış sahîfeler” (Müddessir 74/52) indirilmesini istemişlerdi. Aslında onlar bu istekleriyle güya Hz. Peygamber’i zor durumda bırakmayı amaçladıklarından, âyette, onların bu tür istekleri yerine getirilse ve kendilerine kâğıt üzerine yazılmış bir kitap indirilse bile, yine de inanmayacakları, bunun apaçık bir büyü olduğunu iddia edecekleri açıklanarak gerçek niyetleri yüzlerine vurulmaktadır. Zira Hz. Hatice, Ebû Bekir, Ömer ve diğer samimi insanlar Resûlullah’ın dürüstlüğünü, Kur’an âyetlerinin ihtiva ettiği açık seçik gerçekleri dikkate alarak iman etmişler; buna karşılık nefislerinin gururuna kapılan, Kur’an’ın getirdiği ilkelerin, kendilerinin veya kabilelerinin çıkarlarını zedeleyeceğini düşünen ve Câhiliye taassubunda direnen inatçı kimseler ise çeşitli bahaneler ileri sürerek, sonunda hiçbir mantıkî gerekçe bulamadıkları için Kur’an’ın “bir büyü” (En‘âm 6/7), Hz. Peygamber’in de “bir kâhin veya mecnun” (Tûr 52/29) olduğu yönünde hakikatten uzak ithamlarda bulunmuşlardır.
Ey Resul! Şayet biz sana kağıt üzerinde yazılı bir kitap indirmiş olsaydık, onlar da o kitabı gözleriyle görseler ve elleriyle tutup dokunsalardı; yine de inat ve inkâr ederek ona iman etmezlerdi. Senin bu getirdiğin apaçık bir sihirden öte değildir ve ona asla iman etmeyeceğiz, derlerdi.