Önceki ayet· 46:6Sonraki ayet· 46:8

Ahkâf Suresi 7. Ayet· 46:7

↗ Ahkâf suresi
Mekki
وَإِذَا تُتۡلَىٰ عَلَيۡهِمۡ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٖ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ لِلۡحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمۡ هَٰذَا سِحۡرٞ مُّبِينٌ
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkar edenler, kendilerine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman inkar edenler, kendilerine gelen gerçek için: "Bu, apaçık bir büyüdür" derler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Bizim âyetlerimiz kendilerine apaçık okunduğu zaman inkâr edenler kendilerine gelen hak kitap için: "Bu apaçık bir büyüdür." dediler.
Yaşar Nuri Öztürk
Herşeyi ayan-beyan gösteren ayetlerimiz onlara okunduğunda, kendilerine gelmiş olan hakkı inkâr edenler şöyle derler: "Açık bir büyüdür bu!"
Süleyman Ateş
Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman kendilerine gelen hakkı inkar edenler: "Bu, apaçık bir büyüdür" dediler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.7%
İngilizce
And when Our verses are recited to them as clear evidences, those who disbelieve say of the truth when it has come to them, "This is obvious magic
Fransızca
Et quand on leur récite Nos versets bien clairs, ceux qui ont mécru disent à propos de la vérité, une fois venue à eux: «C'est de la magie manifeste»
İspanyolca
Cuando se les recitan Mis versículos esclarecedores de la verdad, los que se niegan a creer dicen acerca de la Verdad que les ha llegado: "Esto es hechicería
Rusça
Когда им читаются Наши ясные аяты, то те, которые не уверовали в истину, когда она явилась к ним, говорят: «Это - очевидное колдовство»
Endonezce
Dan apabila dibacakan ayat-ayat Kami yang jelas kepada mereka, orang-orang yang kafir berkata, ketika kebenaran itu datang kepada mereka, "Ini adalah sihir yang nyata
Bengalce
যখন তাদেরকে আমার সুস্পষ্ট আয়াতসমূহ পাঠ করে শুনানো হয়, তখন সত্য আগমন করার পর কাফেররা বলে, এ তো প্রকাশ্য জাদু।
Çince
有人对他们诵读我的明显的迹象的时候,不信道的人们评论刚降临他们的真理说:“这是明显的魔术。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Resulümüze indirilen ayetlerimiz onlara okununca; kendilerine resullerinin eli ile gelen Kur'an'ı inkâr eden kâfirler şöyle dediler: "Bu apaçık bir sihirdir, bu Allah'tan bir vahiy değildir."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
7- Âyetlerimiz onlara apaçık deliller halinde okunduğunda kâfir olanlar, kendilerine gelmiş olan hakka:“Bu, apaçık bir büyüdür” dediler. 8- Yoksa onlar:“Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uydurmuş isem siz, Allah(ın azabın)a karşı bana hiçbir fayda sağlayamazsınız. O, sizin (Kur'ân hakkında) daldığınız (iftiraları) pek iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” 9- De ki:“Ben, peygamberlerin ilki değilim. Ne bana ne de size ne yapılacağını bilemem. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Zira ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.” 10- De ki:“Söyleyin bana! Eğer o (Kur'ân), Allah tarafından gelmiş de siz onu inkâr etmişseniz ve İsrailoğullarından bir şahit onun bir benzerine şahitlik ve iman etmiş de siz büyüklük taslamışsanız (o zaman sizden daha sapık kim olabilir)? Gerçek şu ki Allah, zalim toplumu hidâyete erdirmez.” 7. “Âyetlerimiz onlara” inkarcılara hiçbir kimsenin şüphe etmesi söz konusu olmayacak, gerçekliklerinde ve hakikati dile getirişlerinde en ufak bir tereddüt bulunmayacak şekilde “apaçık deliller halinde okunduğunda kâfir olanlar” onlardan istifade etmezler. Ancak alyhlerinde delil sabit olmuş olur. Onlar, iftira ve yalancılıklarından ötürü “kendilerine gelmiş olan hakka: “Bu, apaçık bir büyüdür” dediler.” Yani ‘Bunun büyü olduğu şüphesizdir’, dediler. Bu ise gerçekleri tersyüz etmektir. Buna ancak kıt akıllı kimseler kanar. Yoksa Allah Rasûlü’nün getirdiği hak ile büyü arasında gök ile yer arasındakinden daha fazla bir fark olduğu ortadadır. En yüce gök cisimlerinden daha yüksek, ışığı ve nuruyla güneşten daha aydınlık olan, iç ve dış dünyadaki delillerin desteklediği, basiret ve sağlam akıl sahiplerinin ikrar ve kabul ettiği hak, ancak sapık, zalim, nefsi ve ameli murdar kişilerin ortaya koydukları batılın ta kendisi olan sihir ile nasıl kıyaslanabilir? Sihir, ancak böylelerine yakışır. Kur’ân hakkında böyle bir iddia ise gerçeğin tersyüz edilmesinden başka bir şey değildir? 8. “Yoksa onlar: “Onu kendisi uydurdu” mu diyorlar?” Yani Muhammed, bu Kur’ân’ı kendiliğinden uydurdu. Bu Kur’ân Allah’tan gelmemiştir. Sen de onlara “de ki: Eğer onu ben uydurmuş isem...” Allah’ın bana gücü yeter ve sizin bu konuda neler söylediğinizi bilmektedir. O halde sizin iddia ettiğiniz gibi ben O’na iftira ediyor isem ne diye bundan dolayı beni cezalandırmıyor? “siz, Allah(ın azabın)a karşı bana hiçbir fayda sağlayamazsınız.” Allah, bana bir kötülük ya da bir iyilik yapmak istese siz buna engel olamazsınız. “Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter.” Eğer ben, O’na iftira eden birisi olsaydım, beni azabıyla yakalar, herkesin göreceği bir cezaya çarptırırdı. Çünkü böylesi bir iftirada bulunsaydım, iftiraların en büyüğünü yapmış olurdum. Daha sonra hakka karşı inatla direnmelerine ve ona düşmanlık etmelerine rağmen onları tevbe etmeye çağırarak şöyle buyurmaktadır:“O, çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir.” Yani O’na tevbe edin ve bu yaptıklarınıza bir son verin ki günahlarınızı bağışlasın, size merhamet etsin, hayra erişme başarısını ihsan etsin ve sizi pek büyük çapta mükâfatlandırsın. 9. “De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim.” İnsanlara gelmiş ilk rasûl ben değilim ki! Ne diye benim risaletimi garip karşılıyor ve davetimi inkâr ediyorsunuz? Benden önce benim çağrıma uygun davette bulunmuş pek çok nebi ve rasûller gelmiş bulunuyor. O halde benim peygamber oluşumu niye yadırgıyorsunuz? “Ne bana ne de size ne yapılacağını bilemem.” Ben ancak bir insanım, elimden hiçbir şey gelmez. Benim de sizinde üzerinizde tasarruf sahibi olan, benim de mutlak hakimim, sizin de mutlak hakiminiz olan Yüce Allah’tır. “Ben, ancak bana vahyolunana uyarım.” Kendiliğimden hiçbir şey getirmem, uydurmam. “Zira ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.” Eğer benim risaletimi tasdik eder, davetimi kabul edersiniz, işte bu, sizin dünya ve âhirette en büyük payınız olur. Eğer reddederseniz, hesabınızı görecek olan Allah’tır. Ben sizi uyarmış bulunuyorum. Uyaran kimse de mazeret kapısını kapatmış olur. 10. Yani bana söyleyin: Şâyet bu Kur’ân, Allah tarafından gönderilmişse, Kitap ehlinden olup sahip oldukları hak bilgi sayesinde bu Kitab’ın hak olduğunu bilen ve ilâhi tevfike mazhar olan kimseler de doğruluğuna tanıklık ederek ona iman etmiş ve onunla hidâyet bulmuşsalar, bunun bir sonucu olarak peygamberlerin haberleri ile onların şerefli izleyicileri arasında bu hususta tam bir mutabakat ortaya çıkmışsa; siz de -ey ahmaklar ve cahiller!- buna rağmen büyüklük taslamışsanız bu yaptığınız, en büyük zulüm ve en ileri küfür olmaz mı? “Gerçek şu ki Allah, zalim toplumu hidâyete erdirmez.” Hakkı iyice görme imkânını bulduktan sonra, hakka karşı büyüklenmek de zulmün bir çeşididir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an’a muhatap olanlar onun olağanüstü bir metin olduğunu gördüler ve anladılar. Ancak içinde bulundukları ve yararlandıkları konum sebebiyle gerçeği inkâr ettiler, olağanüstülüğü ise sihir diyerek geçiştirmeye çalıştılar. Eğer sihir iddiası doğru olsaydı, Hz. Peygamber’in Kur’an’ı kendisi uydurup Allah’a aitmiş gibi göstermesi gerekirdi. Bu durumda nelerin olacağı konusuyla ilgili âyetlerde yer alan açıklama (bk. Hâkka 69/44-47), yalancı peygamberleri bekleyen acı âkıbeti de haber vermektedir.
Ahkâf Suresi 7. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Resulümüze indirilen ayetlerimiz onlara okununca; kendilerine resullerinin eli ile gelen Kur'an'ı inkâr eden kâfirler şöyle dediler: "Bu apaçık bir sihirdir, bu Allah'tan bir vahiy değildir."