Önceki ayet· 6:137Sonraki ayet· 6:139

En'âm Suresi 138. Ayet· 6:138

↗ En'âm suresi
Mekki
وَقَالُواْ هَٰذِهِۦٓ أَنۡعَٰمٞ وَحَرۡثٌ حِجۡرٞ لَّا يَطۡعَمُهَآ إِلَّا مَن نَّشَآءُ بِزَعۡمِهِمۡ وَأَنۡعَٰمٌ حُرِّمَتۡ ظُهُورُهَا وَأَنۡعَٰمٞ لَّا يَذۡكُرُونَ ٱسۡمَ ٱللَّهِ عَلَيۡهَا ٱفۡتِرَآءً عَلَيۡهِۚ سَيَجۡزِيهِم بِمَا كَانُواْ يَفۡتَرُونَ
Bu hayvanlar ve ekinleri dilediğimizden başkasının yemesi yasaktır; bir kısım hayvanların sırtlarına yük vurmak da haramdır" iddiasında bulunarak ve bir kısım hayvanları keserken de Allah'ın adını anmamak suretiyle O'na iftira ederler. Allah, yaptıkları iftiralara karşı onları cezalandıracaktır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bu hayvanlar ve ekinleri dilediğimizden başkasının yemesi yasaktır; bir kısım hayvanların sırtlarına yük vurmak da haramdır" iddiasında bulunarak ve bir kısım hayvanları keserken de Allah'ın adını anmamak suretiyle O'na iftira ederler. Allah, yaptıkları iftiralara karşı onları cezalandıracaktır
Elmalılı Hamdi Yazır
Zanlarınca dediler ki: "Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtına binilmesi yasaklanmış hayvanlar." Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allah'ın adını anmadan boğazlarlar. Bütün bunları Allah'a iftira ederek yaparlar. Allah onları iftiralarıyla cezalandıracaktır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Kendi kuruntularına uygun olarak şöyle dediler: "Şunlar, dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bizim dilediğimizden başkası yiyemez bunları." Hayvanlar var, sırtlarına binmek yasaklanmıştır; hayvanlar var, Allah'a iftira yüzünden üzerlerine Allah'ın adını anmıyorlar. Allah onları üretmekte oldukları iftiralar yüzünden cezalandıracaktır.
Süleyman Ateş
Zanlarınca dediler ki: "Bunlar dokunulmaz hayvanlar ve ekinlerdir. Bunları bizim dilediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtı(na binilmesi) yasaklanmış hayvanlar." Bir kısım hayvanları da üzerlerine Allah'ın adını anmaz(dan boğazlar)lar. (Bütün bunları) Allah'a iftira ederek (ortaya çıkardılar. Allah) Onları iftiralarıyle cezalandıracaktır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.2%
İngilizce
And they say, "These animals and crops are forbidden; no one may eat from them except whom we will," by their claim. And there are those [camels] whose backs are forbidden [by them] and those upon which the name of Allah is not mentioned - [all of this] an invention of untruth about Him. He will punish them for what they were inventing
Fransızca
Et ils dirent: «Voilà des bestiaux et des champs frappés d'interdiction: n'en mangeront que ceux que nous voudrons.» - selon leur prétention! - Et voilà des bêtes dont le dos est tabou, et des bêtes sur lesquelles ils ne mentionnent pas le nom d'Allah. Des inventions contre Lui! Il les rétribuera pour ce qu'ils inventaient comme mensonges
İspanyolca
Y decían, inventando: "Este ganado y esta cosecha están consagrados [a los ídolos] y nadie, excepto quien nosotros queramos, puede comer de ello; y este otro ganado está consagrado y no puede usarse para la carga". Y también había otros ganados sobre los que no mencionaban el nombre de Dios [sino el de sus ídolos], pero todo era una mentira que atribuían a Dios. Pronto Él los castigará por las mentiras que inventaron
Rusça
На основании своих предположений они говорят: «Эта скотина и эти посевы запретны. Питаться ими может только тот, кому мы позволим». На одной скотине они запрещают ездить верхом и возить грузы, а над другой скотиной они не произносят имени Аллаха, возводя на Него навет. Он воздаст им за то, что они измышляют
Endonezce
Dan mereka berkata (menurut anggapan mereka), "Inilah hewan ternak dan hasil bumi yang dilarang, tidak boleh dimakan, kecuali oleh orang yang kami kehendaki." Dan ada pula hewan yang diharamkan (tidak boleh) ditunggangi, dan ada hewan ternak yang (ketika disembelih) boleh tidak menyebut nama Allah, itu sebagai kebohongan terhadap Allah. Kelak Allah akan membalas semua yang mereka ada-adakan
Bengalce
তারা বলেঃ এসব চতুষ্পদ জন্তু ও শস্যক্ষেত্র নিষিদ্ধ। আমরা যাকে ইচছা করি, সে ছাড়া এগুলো কেউ খেতে পারবে না, তাদের ধারণা অনুসারে। আর কিছুসংখ্যক চতুষ্পদ জন্তুর পিঠে আরোহন হারাম করা হয়েছে এবং কিছু সংখ্যক চতুষ্পদ জন্তুর উপর তারা ভ্রান্ত ধারনা বশতঃ আল্লাহর নাম উচ্চারণ করে না, তাদের মনগড়া বুলির কারণে, অচিরেই তিনি তাদের কে শাস্তি দিবেন।
Çince
他们妄言:“这些是禁牲和禁谷,只有我们所意欲的人才可以吃;这些牲畜,是不准人骑的;这些牲畜,是不诵安拉之名而宰的。”他们假借安拉的名义而造谣,他要为他们的造谣而报酬他们。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşrikler, şöyle dediler: "Bu hayvanlar ve ekinler haramdır.” İddia ve iftiralarına göre bunlardan ancak putların hizmetkârı ve diledikleri kimseler dışında kimse yiyemez. “Bu hayvanların da sırtı haram kılındı. Bunlara binilmez ve yük yüklenmez.” Bunları ise; Bahira, Saibe ve Hâmi olarak isimlendirdiler. Bu hayvanları keserken Allah’ın adını zikretmez, sadece putlarının adını zikrederler. Bu işlediklerinin hepsini Allah adına, “Bu Allah’ın katındandır” diye yalan söyleyerek yaparlar. Allah kendisine attıkları iftira sebebiyle onların karşılıklarını azabıyla verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
136- Onlar Allah’a kendi yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar da zanlarınca:“Bu Allah’ındır, bu da (O’na koştuğumuz) ortaklarımızındır” dediler. Ortaklarına ait olan (pay) Allah’a ulaşmaz. Ama Allah’a ait olan (pay) ortaklarına ulaşır. Ne kötü hükmediyorlar? 137- Böylece onların (Allah’a koştukları) ortakları, müşriklerden birçoğuna evlatlarını öldürmeyi de hoş göstermiştir. Bu, onları helak etmek ve dinlerini de kendilerine karmakarışık etmek içindir. Eğer Allah dileseydi bunu yapamazlardı. Artık sen onları yalan ve iftiraları ile başbaşa bırak. 138- Onlar zanlarınca:“Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır. Onları dilediğimiz kimselerden başkası yiyemez. (Şu) hayvanların da sırtları haram kılınmıştır” dediler. Bazı hayvanlar da vardır ki Allah’a iftira ederek (keserken) üzerlerine O’nun adını anmazlar. O, bu iftiraları yüzünden onları cezalandıracaktır. 139- Yine dediler ki:“Şu hayvanların karınlarındakiler (canlı doğarsa) yalnız erkeklerimize helâldir, eşlerimize ise haramdır.” Şâyet ölü doğarsa onlar bunda ortak olurlar. O, bu nitelendirmeleri yüzünden onları cezalandıracaktır. Muhakkak ki O, Hakîmdir, Alîmdir. 140- Bilgisizlikleri ve kıt akıllılıkları yüzünden evlatlarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine ihsan buyurduğu rızkı Allah’a iftira ederek haram sayanlar, gerçekten zarara uğramışlardır. Şüphesiz onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır. 136. Yüce Allah, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i yalanlayan müşriklerin ne kadar akılsızca işler yaptıklarını ve ne kadar ileri derecede cahil olduklarını haber vermektedir. Yüce Allah bu yolla sapıklıklarına, onlardan sakınmak gerektiğine, bu gibi akılsız kimselerin Peygamberin getirdiği hakka karşı çıkmalarının, hakkı eleştirmeye asla gerekçe olamayacağına, çünkü böylelerinin hakka karşı çıkma ehliyetleri olmadığına dikkat çekmek için onların bazı hurafelerini saymaktadır. İşte onların bu çeşit tutumlarını şöylece söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar Allah’a kendi yarattığı ekin ve davarlardan bir pay ayırdılar.” Allah’a ortak koştukları uydurma ilahlarına da bir pay ayırdılar. Halbuki bütün bunları kulları için yaratan ve rızık olmak üzere var eden O’dur. Onlar ise yasak ve sakınılması gereken iki şeyi, hatta üç şeyi bir arada işlediler: 1. Bir taraftan Allah’a bir pay ayırmakla Allah’a minnet ediyorlar, bununla beraber bu payın kendileri tarafından bir bağış olduğuna inanıyorlardı. 2. Kendilerine rızık veremeyen ve bu rızıktan hiçbir şeyi var edemeyen varlıkları Allah’a ortak koştular. 3. Allah’a ait olan paya -ortaklarına ulaşacak olmasına rağmen- aldırış etmeyip önemsememek sureti ile Allah hakkında zalimce hüküm vermişlerdir. Halbuki ortaklarına ait olan paya önem veriyorlar, onu koruyorlar ve bundan Allah’a da herhangi bir şeyin ulaşmasına fırsat vermiyorlardı. Şöyle ki onlar, Allah’ın kendileri için yaratmış olduğu ekin, mahsul ve davarları ikiye ayırıyorlardı. Bir paya sırf kendi laf ve iddiaları ile “Bu, Allah’ındır” diyorlardı. Halbuki Allah ancak kendisi için ihlasla yapılanı kabul eder. Kendisine ortak koşanın amelini kabul etmez. Diğer payı ise Allah’a ortak koştukları putlara ve diğer ortaklara ayırırlardı. Eğer Allah’a ayırdıkları paydan herhangi bir şey, başkasına ayırdıklarına karışacak olursa buna aldırış etmezler ve: Allah’ın buna ihtiyacı yoktur, diyerek onu geri yerine iade etmezlerdi. Şâyet ortak koştukları ilahlarına ayırdıklarından herhangi bir şey, Allah’a ayırdıkları bölüme karışacak olursa, bu sefer onu alır, asıl yerine geri koyarlar ve: Bunlar muhtaçtır, bunların paylarının geri verilmesi kaçınılmazdır, derlerdi. Acaba bundan daha kötü ve bundan daha zalimce bir hüküm olur mu? Çünkü bunlar, mahluk için ayırdıkları paya Yüce Allah’ın hakkına karşı gösterdikleri titizlikten daha fazla titizlik gösteriyor, daha doğru ve samimi davranıyor ve onu daha fazla koruyorlardı. Âyet-i kerimenin şu şekilde anlaşılma ihtimali de vardır: Sahih’te Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’den sabit olduğuna göre Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Ben, ortaklar arasında ortaklıktan en müstağni/en uzak olanım. Her kim benimle herhangi bir şeyi ortak koşarsa ben de o kimseyi ortak koşması ile başbaşa bırakırım.”[6] Buna göre âyet-i kerimenin manası şöyle olur: Onların ayırdıkları ve kendisi ile putlarına yakınlaşmaya çalıştıkları pay, Allah’tan başkasına katıksız (ihlasla) yapılmış bir yakınlaşmadır ve bunda Allah’a ait hiçbir şey yoktur. Halbuki kendi iddialarına göre “Allah’a aittir” diye ayırdıkları pay ise bir şirk olduğundan dolayı asla O’na ulaşmaz. Aksine bu da Allah’a koşulan ortakların olur. Çünkü Yüce Allah’ın buna ihtiyacı yoktur ve O, yaratılmışlardan herhangi bir kimsenin kendisine ortak koşulduğu hiçbir ameli kabul etmez. 137. Müşriklerin akılsızlık ve sapıklıklarından birisi de “onların (Allah’a koştukları) ortakları”, yani onların ileri gelenlerinin ve şeytanlarının, onların birçoğuna çocuklarını öldürmeyi süslü göstermesidir. Bu ise fakir kalmak korkusuyla ve kızlar da utanç vesilesi olur diye çocuklarını diri diri gömmeleridir ki bu da “ve’d” diye bilinen şeydir. İşte bütün bunlar, onları helake götürmek isteyen, dinlerini kendilerine karmakarışık etmek isteyen şeytanların aldatmalarındandır. Bu yüzden onlar da son derece çirkin olan bu işleri yapıyorlardı. Ortak koştukları varlıklar, hâlâ daha bu işleri onlara süslü göstermeye devam etmektedirler ki bunlar, onlar tarafından güzel işler ve hoş karşılanan hasletler olarak kabul edilsin. Eğer Allah onları engellemeyi murad edip bu fiilleri işlemelerine mani olmak, anne-babayı çocuklarını öldürmekten alıkoymak istese idi “bunu yapamazlardı.” Fakat O’nun hikmeti onları yapmak istedikleri işleri ile başbaşa bırakmayı gerektirmiştir. Bu da onları yavaş yavaş azaba yaklaştırmak, onlara mühlet vermek ve onların tutturdukları yola aldırmamaktan dolayıdır. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Artık sen onları yalan ve iftiraları ile başbaşa bırak” buyurmaktadır. Yani uydurdukları bu yalanlarla başbaşa bırak, onlar için üzülme! Çünkü onlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. 138. Müşriklerin akılsızlıklarından birisi de Allah’ın genel olarak kendilerine helâl kıldığı ve kendisinden bir rahmet ve rızık olmak üzere faydalarına sunduğu hayvanlar ile ilgili olarak kendiliklerinden birtakım söz ve bid’atler uydurmuş olmalarıdır. Zira onların kimi hayvan ve ekinler ile ilgili kendi aralarında kararlaştırdıkları birtakım hükümleri vardı ki onlar bu ekin ve hayvanlar hakkında:“Bu hayvanlar ve ekinler dokunulmazdır” yani haram kılınmıştır. “Onları dilediğimiz kimselerden başkası yiyemez” derlerdi. Yani bizim ondan yemesini istediğimiz yahut da niteliğini belirttiğimiz kimseler dışında hiçbir kimsenin bunların tadına bakması caiz değildir. Bütün bunlar ise onların zanları ile koydukları hükümlerdir. Bu konuda kendi heva ve heveslerinden ve bozuk görüşlerinden başka herhangi bir dayanak ve delilleri yoktur. Kimi hayvanları da her bakımdan haram kılmamışlardı. Aksine sadece sıtlarını yani sırtlarına binilmesini ve onlara yük vurulmasını haram kılmışlar, böylelikle onların sırtlarını koruma altına almışlardı ki bu tür hayvanlara “Ham” derlerdi. Kimi hayvanlar üzerine de kestikleri sırada Allah’ın adını anmayarak putlarının adını ve Allah’tan başka tapındıkları varlıkların adını anarlardı, üstelik bu fiillerini de Allah’a nispet ederlerdi. Oysa onlar bunu yapmakla yalan söylüyorlar ve çok çirkin bir iftirada bulunuyorlardı. “O” şirki helâl kabul etmek, yiyecek ve yararlanılacak şeylerden helâl olanları haram kılmak sureti ile Allah’a yaptıkları “bu iftiraları yüzünden onları cezalandıracaktır.” 139. Müşriklerin oldukça gülünç görüşlerinden birisi de kimi davarları tespit ve tayin ederek bu davarların karınlarındaki yavruları erkeklere değil de yalnızca kadınlarına haram kılmaları ve şöyle demeleridir:“Şu hayvanların karınlarındakiler yalnız erkeklerimize helâldir” ve bu hususta kadınların onlara ortaklıkları söz konusu değildir: “eşlerimize ise haramdır.” Bu durum, davarın karnındaki yavrunun diri olarak doğması halinde böyleydi. Eğer yavru ölü doğacak olursa hepsi de onda ortak olurlardı. Yani erkeklere de kadınlara da helâl olurdu. Allah “bu nitelendirmeleri yüzünden onları cezalandıracaktır.” Çünkü onlar, Allah’ın helâl kıldığı şeyi haram, haram kıldığı şeyi de helâl olarak nitelendirdiler. Böylelikle Allah’ın şeriatına ters düştüler ve muhalefet ettiler, hem de bu yaptıklarını Allah’a nispet ettiler. “Muhakkak ki O Hakîmdir” onlara mühlet verip bu sapıklıkları işlemelerine imkân verme konusunda hikmet sahibidir; “Alîmdir” hiçbir şey kendisine gizli kalmayan, onları ve her şeyi bilendir. O, onları da hakkında söyledikleri iftiralarını da bilir. O buna rağmen onlara afiyet vermekte ve onları rızıklandırmaktadır. Daha sonra Yüce Allah onların hüsranda olduklarını, akıllarının da kıt olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır: 140. “Bilgisizlikleri ve kıt akıllılıkları yüzünden evlatlarını öldürenler... gerçekten zarara uğramışlardır.” Bu davranışları ile dinlerini de çocuklarını da akıllarını da kaybetmek sureti ile zarar etmişlerdir. Sağlam bir akla sahipken helak edici bir akılsızlığa mahkum olmuşlardır. “Allah’ın kendilerine ihsan buyurduğu rızkı” kendilerine rahmet olarak ihsan ettiği ve rızık olarak verdiği şeyleri “Allah’a iftira ederek” son derece inatçı ve nankör kişilerin yaptığı gibi yalan söyleyerek “haram sayanlar, gerçekten zarara uğramışlardır.” Çünkü bunu yapmakla Rab’lerinin lütfunu reddetmiş, bununla da yetinmeyerek katıksız helâl olan bu rızkı haram diye nitelendirmişlerdir. “Şüphesiz onlar sapmışlardır ve doğru yolu da bulamamışlardır.” Haktan alabildiğine uzaklaşmışlar ve yaptıkları hiçbir işte doğru yolu, hidâyeti bulamamışlardır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada Câhiliye Arapları’nın bazı hayvanlar ve ziraî ürünlerle ilgili geleneksel uygulamalarına işaret edilmektedir. Buna göre Araplar söz konusu varlıkları üç kısma ayırırlardı: Bunlardan tanrıları için adadıklarından sahipleri yiyemez; ancak put bakıcıları, kutsal mekânların hizmetçileri veya buraları ziyarete gelenler gibi mal sahiplerinin uygun gördüğü kimseler yararlanabilirdi. Bahîre, sâibe, vasîle ve hâm isimleriyle andıkları bir kısım hayvanlara binmeyi yasaklar (bk. Mâide 5/103), bir kısmını keserken de Allah’ın adını özellikle anmazlar, bir rivayete göre bunları putlarının adını anarak keserlerdi (Râzî, XIII, 207). Âyette dolaylı olarak bu tür uygulamalar şirk dininin kalıntıları sayılmakta ve ilga edilmekte; müşriklerin, icat ettikleri bu tür bâtıl uygulamalar yüzünden cezalandırılacakları bildirilmektedir.
En'âm Suresi 138. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşrikler, şöyle dediler: "Bu hayvanlar ve ekinler haramdır.” İddia ve iftiralarına göre bunlardan ancak putların hizmetkârı ve diledikleri kimseler dışında kimse yiyemez. “Bu hayvanların da sırtı haram kılındı. Bunlara binilmez ve yük yüklenmez.” Bunları ise; Bahira, Saibe ve Hâmi olarak isimlendirdiler. Bu hayvanları keserken Allah’ın adını zikretmez, sadece putlarının adını zikrederler. Bu işlediklerinin hepsini Allah adına, “Bu Allah’ın katındandır” diye yalan söyleyerek yaparlar. Allah kendisine attıkları iftira sebebiyle onların karşılıklarını azabıyla verecektir.