Önceki ayet· 6:12Sonraki ayet· 6:14

En'âm Suresi 13. Ayet· 6:13

↗ En'âm suresi
Mekki
۞وَلَهُۥ مَا سَكَنَ فِي ٱلَّيۡلِ وَٱلنَّهَارِۚ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلۡعَلِيمُ
Gecede ve gündüzde bulunan O'nundur. O işitendir, Bilen'dir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Gecede ve gündüzde bulunan O'nundur. O işitendir, Bilen'dir
Elmalılı Hamdi Yazır
Gecede, gündüzde barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
Gecenin ve gündüzün içinde yer alan her şey O'nundur. O, Semî'dir, her şeyi duyar; Alîm'dir, her şeyi bilir.
Süleyman Ateş
Gece ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O, işitendir, bilendir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.5%
İngilizce
And to Him belongs that which reposes by night and by day, and He is the Hearing, the Knowing
Fransızca
Et à Lui tout ce qui réside dans la nuit et le jour. C'est Lui qui est l'Audient, l'Omniscient
İspanyolca
A Él pertenece lo que habita la noche y el día. Él todo lo oye, todo lo sabe
Rusça
Ему принадлежит все, что покоится днем и ночью, и Он - Слышащий, Знающий
Endonezce
Dan milik-Nyalah segala apa yang ada pada malam dan siang hari. Dan Dialah Yang Maha Mendengar, Maha Mengetahui
Bengalce
যা কিছু রাত ও দিনে স্থিতি লাভ করে, তাঁরই। তিনিই শ্রোতা, মহাজ্ঞানী।
Çince
凡居住在昼夜里的事物,都为安拉所有。他是全聪的,是全知的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şeyin mülkü yalnızca Allah'a aittir. O bütün söylediklerini hakkıyla işiten, yaptıklarını hakkıyla bilendir ve yapmış olduklarının karşılığını onlara verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
13- Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O’nundur. O, Semi’dir, Alîmdir. 14- De ki:“Göklerin ve yerin yaradanı Allah’tan başkasını mı dost edinecekmişim? Üstelik O, yediriyor ama yedirilmiyor!” De ki: “Ben İslam/teslim olanların ilki olmakla emrolundum ve (bana): Sakın müşriklerden olma!”(dendi). 15- De ki:“Ben, eğer Rabbime isyan edersem, o büyük günün azabından korkarım.” 16- O gün (o azap) kimden uzak tutulursa (Allah) ona rahmet buyurmuştur. İşte bu, apaçık bir kurtuluştur. 17- Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa onu O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa (bil ki) O, her şeye gücü yetendir. 18- O, kullarının üstünde kâhirdir. O, Hakîmdir, Habîrdir. 19- De ki:“Kimin şahitliği en büyüktür?” De ki: “Allah, benimle sizin aranızda O şahittir. Bu Kur’an bana onunla sizi ve her kime ulaşırsa onları korkutup uyarmam için vahyolundu. Şimdi, siz Allah ile birlikte başka ilahlar olduğuna mı şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben (buna asla) şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilahtır ve ben sizin ortak koştuklarınızdan tamamen berîyim.” 20- Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini zarara uğratanlar, işte onlar iman etmezler. 13. “Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O’nundur.” O yüce Zatındır. Çünkü insanı ile, cinni ile, melekleri ile, canlı ve cansız tüm yaratılmışlar O’nundur. Bunların hepsi işleri idare olunan yaratılmışlardır. Her şeye gücü yeten mutlak malikin ve azameti sonsuz Rabbin emri altındadırlar. Aklî bakımdan ve nakil açısından, hiçbir faydaya ve zarara güç yetiremeyen ve mutlak olarak Allah’ın mülkü olan bu varlıklardan birisine ibadet edip de her şeyi yaratan, idare eden, mutlak malik, zarar ve fayda verme gücüne sahip yaratıcıya ihlası terk etmek doğru görülebilir mi? Selim akıllar ve dosdoğru fıtratlar ibadeti, sevgiyi, korkuyu ve umudu yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah’a tahsis etmeye çağırmıyor mu? “O, Semi’dir,” diller istenildiği kadar farklı, ihtiyaçlar istenildiği kadar çeşitli olsun O, bütün sesleri işitir. “Alîmdir.” Olmuşu, olacağı ve olmamışı eğer olsa ne şekilde olacağını bilir. Görülenlere de görülmeyenlere de muttali olur. 14. Allah’a şirk koşan şu kimselere “de ki: O göklerin ve yerin yaradanı Allah’tan başkasını mı dost edinecekmişim?” Şu aciz olan yaratılmışlardan bana dost olacak ve yardım edecek kimseler mi var? Ben O’ndan başka hiçbir kimseyi dost edinmem. Çünkü O, gökleri ve yeri yoktan var edip yaratan, onları idare edendir. “Üstelik O, yediriyor ama yedirilmiyor.” Onlara herhangi bir ihtiyacı olmaksızın bütün mahlukatın rızkını O veriyor. O halde yaratan, rızık veren, hiçbir şeye muhtaç olmayan (Ğani) ve her övgüye layık olan, o yüce Zattan başkasını dost ve yardımcı edinmem nasıl uygun olur? “De ki: Ben” tevhid ile ve boyun eğerek Allah’a “İslam/teslim olanların ilki olmakla emrolundum.” Rabbimin emirlerini başkalarından önce benim yerime getirmem gerekir. “ve (bana): Sakın müşriklerden olma!”(dendi).” Yani bana müşriklerden olmak da yasak kılındı. Hem inançları, hem onlarla oturup kalkmak, hem onlarla bir araya gelmek yasaklandı. Bu, üzerimdeki en önemli farz ve en öncelikli yükümlülüktür. 15. “De ki: “Ben, eğer Rabbime isyan edersem, o büyük günün azabından korkarım.” Çünkü şirk masiyeti cehennemde ebedi kalmayı ve mutlak egemen Allah’ın gazabına uğramayı gerektirir. O büyük gün ise Allah’ın azabından korkulan ve cezasından sakınılan bir gündür. Çünkü; 16. “O gün (o azap) kimden uzak tutulursa (Allah) ona rahmet buyurmuştur. İşte bu, apaçık bir kurtuluştur.” O gün azap kimden uzaklaştırılırsa o kimse rahmete nail olmuş demektir. O gün kim kurtulursa işte gerçek kurtuluş budur. O günün azabından kurtulamayanlar ise helâk ve bedbaht olmuştur. 17. Yüce Allah’ın vahdaniyetinin delilleri arasında sıkıntıları açıp giderenin, hayrı ve bolluğu sağlayanın yalnız O oluşu da vardır. Bu yüzden O, şöyle buyurmaktadır:“Eğer Allah sana” fakirlik, hastalık, darlık, gam, keder ve buna benzer “bir zarar dokundurursa onu O’ndan başka giderecek yoktur. Eğer sana bir hayır dokundurursa (bil ki) O her şeye gücü yetendir.” Fayda veren de zarar veren de yalnızca O olduğuna göre, ubudiyyete ve uluhiyyete müstehak olan da yalnız O’dur. 18. “O, kullarının üstünde kahirdir.” Tasarrufta bulunanların hiçbiri O dilemedikçe tasarrufta bulunamaz, hareket edenlerin hiçbiri O dilemedikçe hareket edemez, duranların hiçbiri de O dilemedikçe duramaz. Ne hükümdarların ne de yöneticilerin veya başkalarının O’nun yönetimi ve egemenliği dışına çıkma yetki ve imkânları yoktur. Onları çekip çeviren, yöneten ve mutlak kahır ve galibiyeti altında onları tutan O’dur. Mutlak kahir O’dur; O’ndan başka herkes O’nun kahrı ve galebesi altında bulunduğuna göre ibadete layık olan da yalnız O’dur. “O, Hakîmdir” emirlerinde, yasaklarında, mükâfat ve cezalarında, yaratmasında ve takdirinde hikmeti sonsuzdur; “Habîrdir.” Gizliliklere de kalplere de işlerin gizli ve saklı olan yönlerine de muttalidir, her şeyden haberdardır. İşte bütün bunlar, Allah’ın tevhidinin delilleridir. 19. Hidâyeti açıklamış olduğumuz ve izlenmesi gereken yolları açıkça bildirdiğimiz için onlara sorarak “de ki:” Bu büyük ve temel ilke (tevhid) hakkında “Kimin şahitliği en büyüktür? De ki: Allah,” şahitliği en büyük olan Allah'tır ve “benimle sizin aranızda O şahittir.” Çünkü şahitliği O’ndan daha büyük, O’ndan daha azametli hiçkimse yoktur ve O, ikrarı ve fiili ile benim lehime şahitlik etmektedir. Size söylediklerim hususunda O da beni onaylamaktadır. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Eğer bazı sözleri uydurup bize isnad etseydi, biz elbette onu yakalar, sonra da kalp (can) damarını koparırdık.”(el-Hâkka, 69/44-46) Yüce Allah hikmeti sonsuz olan ve her şeye gücü yetendir. Kendisini peygamber olarak göndermediği halde Allah’ın kendisini gönderdiğini iddia eden ve ona böyle bir şeyi emretmemekle birlikte bütün insanları davet etmeyi emrettiğini, üstelik kendisine muhalefet edenlerin kanlarını, mallarını ve kadınlarını esir almayı mubah kıldığını söyleyen bir yalancıyı bu hali üzere bırakması, Allah’ın hikmetine ve kudretine yakışmaz. Eğer bu kişi bütün iddialarında yalancı ise Allah’ın onu bu halinde bırakıp ona ilişmemesi, fiiliyle de onu tasdik ederek göz kamaştırıcı mucizelerle, apaçık belgelerle onu desteklemesi, ona yardımcı olması, ona muhalif hareket eden ve düşmanlık edenleri yardımsız bırakması, Allah’ın hikmet ve kudretine yakışmaz. Acaba bu şahitlikten daha büyük hangi şahitlik vardır? “Bu Kur’an bana onunla sizi ve her kime ulaşırsa onları korkutup uyarmam için vahyolundu.” Yani Allah, bu Kur’an’ı bana sizin faydanız ve maslahatınız için onunla sizi can yakıcı azaba karşı uyarayım diye vahyetti. Uyarma, uyarılan şeyin özendirme ve sakındırma suretinde hatırlatılması ile, uyarılara kulak verenlere de uyarıldıkları şeylerden kendilerini sakındıracak zahiri ve batıni söz ve amellerin açıklanması ile olur ki bunları yerine getiren uyarıyı kabul etmiş olur. İşte bu Kur’an-ı Kerim de sizin için -ey muhataplar- gerekli uyarılar vardır. Kıyamet gününe kadar bu Kur’an’ın kendisine ulaşacağı herkes için de bu, böyledir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de kendisine ihtiyaç duyulan bütün ilahî maksat ve gayeler açıklanmıştır. Şanı Yüce Allah, tevhide dair şahitliklerin en büyüğü olan kendi şahitliğini beyan ettikten sonra şöyle buyurmaktadır: Allah’ın bildirdiklerine karşı çıkan ve peygamberlerini yalanlayan şu kimselere de ki: “Şimdi, siz Allah ile birlikte başka ilahlar olduğuna mı şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben (buna asla) şahitlik etmem.” Yani eğer onlar buna şahitlik edecek olurlarsa sen onlarla şahitlik etme. Şimdi şu iki şahitlik arasında bir değerlendirme yapalım: Bir yanda O, en doğru sözlü ve alemlerin Rabbi olan Allah'ın ve yaratılmışların en temizi olan, üstelik kat’i belgelerle ve göz kamaştırıcı delillerle desteklenen Rasulü’nün hiçbir ortak tutulmaksızın Allah’ın birleneceğine dair şahitliği; diğer yanda akılları ve dinleri karmakarışık, içinden çıkılmaz bir hal almış, görüşleri ve ahlâkları bozulmuş, aklı başında olanları kendilerine güldürecek dereceye gelmiş müşriklerin şahitliği! Üstelik müşriklerin bu şahitliği, kendi fıtratlarına dahi aykırıdır. Yüce Allah ile birlikte başka ilahların varlığını kabul etmeye dair sözleri birbiri ile çelişmektedir. Halbuki onların muhalefet ettiği şey hakkında -aleyhte delil getirmek şöyle dursun- en ufak bir şüphe dahi yoktur. Artık sen -eğer aklını kullanabilen bir kimse isen- bu iki şahitlikten dilediğini tercih et. Bizler kendimiz için Allah’ın, peygamberi için seçip tercih ettiğini seçiyoruz. Zira Allah bize o peygambere uymamızı emretmiştir. Yüce Allah Peygamberine hitaben:“De ki: O ancak tek bir ilahtır” buyurmaktadır. Yani O’ndan başka hiçbir kimsenin ubudiyet ve uluhiyete layık olması söz konusu değildir. O yaratmak ve yaratılmışların işlerini çekip çevirmekte tek olduğu gibi ubudiyet ve uluhiyetinde de tektir. “Ve ben sizin” O’na “ortak koştuklarınızdan” putlardan, Allah’a eş koştuklarınızdan, Allah’a ortak koşulan her bir şeyden “tamamen berîyim.” yani uzağım. İşte tevhidin hakikatı budur: Yalnızca Allah’ın uluhiyetini kabul etmek ve O’nun dışındaki bütün varlıkların uluhiyetlerini reddetmek. 20. Allah hem kendisinin ve Rasûlünün tevhide dair şahitliklerini, hem de buna karşılık herhangi bir bilgiye sahip olmayan müşriklerin şahitliklerini açıkladıktan sonra yahudi ve hristiyanlardan olan kitap ehlinden de şöylece söz etmektedir:“Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler onu” yani tevhidin doğruluğunu “kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar” yani onlar babalar, kendi öz çocuklarından, özellikle de çoğu vakit babaları ile birlikte bulunan oğullarından şüphe etmedikleri gibi tevhid hakkında da herhangi bir şüpheleri yoktur. “onu” buyruğundaki zamirin Allah’ın Rasûlü Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e ait olması ve kitap ehlinin onun doğruluğu hususunda herhangi bir şüphe ve tereddüde sahip olmadıkları anlamında olma ihtimali de vardır. Çünkü onlar onun gelişi ile ilgili pek çok müjdeleri ve ona büsbütün uyan ve başkasında bulunmayan nitelikleri bilmektedirler. Esasen bu iki anlam birbirinden ayrı düşünülemez. “Kendilerini zarara uğratanlar” yani kendilerini yaratılış sebepleri olan iman ve tevhidi kabul etmek fırsatından yoksun bırakarak her şeyin mutlak maliki ve şanı pek yüce (Mecîd) olanın lütfundan mahrum bırakanlar “işte onlar iman etmezler.” İman etmediklerine göre karşı karşıya kalacakları zararın ve kötülüğün boyutlarını hiç sorma.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyette de Allah’ın hükümranlığı teyit edilerek göklerde ve yerde bulunanlar gibi gece ile gündüzde barınan her şeyin yani bütün zaman kategorisine giren varlıkların da Allah’ın mülkünden olduğu; Allah’ın, ister gecenin karanlığında, ister gündüzün aydınlığında olsun, her varlığı, her olup biteni kesin olarak duyup bildiği ifade edilmiştir.
En'âm Suresi 13. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şeyin mülkü yalnızca Allah'a aittir. O bütün söylediklerini hakkıyla işiten, yaptıklarını hakkıyla bilendir ve yapmış olduklarının karşılığını onlara verecektir.