Diyanet İşlerien ayrışan
Allah'ın azabının şiddetli olduğunu ve Allah'ın Bağışlayan, merhamet eden olduğunu bilin
Elmalılı Hamdi Yazır
İyi bilin ki Allah, hem cezası çok şiddetli olandır, hem de çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bilin ki Allah, azap ettiğinde çok şiddetli eder. Allah; Gafûr'dur, Rahîm'dir.
Süleyman Ateş
İyi bilin ki Allah'ın cezası çetindir ve Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey insanlar! Biliniz ki Allah, kendisine asi olanlara karşı cezası şiddetli olandır. Kendisine tövbe edenlere de çok bağışlayıcı ve çok merhamet edendir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
97- Allah; Kâbe’yi, o Beyt-i Haram’ı, Haram ayları, kurbanı ve gerdanlıkları insanlar için bir kıyam sebebi kılmıştır. Bu da Allah’ın göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini ve Allah’ın her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir. 98- Bilin ki Allah, cezası şiddetli olandır ve yine (bilin ki) Allah Ğafûr ve Rahîmdir. 99- Rasûl’e düşen ancak tebliğdir. Allah, açıkladığınız ve gizlediğiniz (her şeyi) bilir.
97. Yüce Allah:“Kâbe’yi, o Beyt-i Haram’ı... insanlar için bir kıyam sebebi” kıldığını haber vermektedir. Yani bunları tazim etmek sureti ile insanların dinleri de dünyaları da kıyam bulur, dosdoğru olur. Bununla İslâm tamam olur, bu yolla onların günahları silinir, Beyt-i Haram’a yönelip gitmek sureti ile de büyük bağışlara ve pek çok ihsanlara nail olurlar. Bu uğurda mallar harcanır, o yolda sıkıntılara katlanılır. Orada dört bir yandan gelen ve çeşitli ırklardan oluşan Müslümanlar toplanıp bir araya gelerek tanışırlar, birbirlerinin yardımını alırlar, hepsini ilgilendiren maslahatlar hususunda istişare ederler. Aralarında dinî ve dünyevî maslahatlara dair sağlam bağlar kurulur. İşte Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:“Tâ ki kendileri için menfaatlere tanık olsunlar, belirli günlerde Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerine Allah’ın adını ansınlar.”(el-Hac, 22/28) Beytullah’ın insanlar için bir kıyam sebebi kılınması nedeniyle bazı alimler şöyle demişlerdir: Beytullah’ı her yıl haccetmek farz-ı kifayedir. Bütün insanlar Beytullah’ı haccetmeyi terk edecek olurlarsa onu haccetmeye gücü yeten herkes günahkâr olur. Hatta insanlar orayı haccetmeyi terk edecek olurlarsa, onların hayatlarını ayakta tutan sebepler ortadan kalkar ve Kıyamet kopar. “kurbanı ve gerdanlıkları” Yani Yüce Allah hediye kurbanlarını da hediye kurban türlerinin en şereflileri olan boyunları gerdanlıklı kurbanlıkları da böyle “bir kıyam sebebi” kılmıştır. İnsanlar bu ikisinden de yararlanırlar ve bunlar dolayısı ile sevap kazanırlar. “Bu da Allah’ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini ve Allah’ın her şeyi bilen olduğunu bilmeniz içindir.” İşte bu Beyt-i Haram’ı, sizin menfaatinize olduğunu bildiği dinî ve dünyevî maslahatlarınız için var etmiş olması da O’nun ilminin bir tecellisidir.
98. “Bilin ki Allah, cezası şiddetli olandır ve yine (bilin ki) Allah Ğafûr ve Rahîmdir.” İşte bu iki hususa dâir bilginiz, sizin kalbinizde son derece kesin ve tam bir yakîn ile var olmalıdır. Bilin ki Allah, dünyada da âhirette de kendisine isyan edenlere karşı cezası pek şiddetli olandır. Yine bilin ki Allah, tevbe edip kendisine dönen ve itaat eden kimseleri mağfiret eden ve çokça merhamette bulunandır. Sizin bu hususa dâir bilginiz, O’nun cezasından korkma, mağfiret ve mükâfatını umma sonucunu verir ve siz, O’ndan korkmanın, mağfiret ve mükâfatını ummanın gerektirdiği şekilde amel edersiniz.
99. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Rasûl’e düşen, ancak tebliğdir” ve o emrolunduğu gibi tebliğ etmiş, görevini yerine getirmiştir. Bunun dışında onun herhangi bir şeye (hidâyet ve dalâlet konusunda bir yetkiye) hiçbir şekilde sahip olması söz konusu değildir. “Allah, açıkladığınız ve gizlediğiniz (her şeyi) bilir.” ve sizin halinizi bilmesine uygun olarak da amellerinizin karşılığını verir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetler, özellikle Hz. Peygamber’in uygulamaları ışığında yorumlanarak, ihramlı veya ihramsız olsun, Harem bölgesinde bulunan kişi ile Harem bölgesinin çevresinde (Hil bölgesi) ihramlı olarak bulunan kişinin yabani kara hayvanı avlamasının yasak olduğu sonucuna varılmıştır. Hanefî ve Mâlikîler’e göre eti yenmeyen hayvanlar da bu yasağın kapsamındadır. Burada Harem’den maksat, Mekke şehrinin çevresi olup belirli sınırları olan bir alandır ve kendine özgü dinî hükümleri vardır. 95. âyette bu yasağa rağmen avlananların avladıkları hayvanın dengini Kâbe’ye (ki bu, İslâm bilginlerince Harem bölgesi olarak anlaşılmıştır) ulaştırıp fakirlere dağıtılmasını sağlamaları gerektiği bildirilmiştir. Hanefîler’e göre bu hayvanın eti Harem bölgesi dışında tasadduk edilebileceği gibi, hayvan kesmeden kıymeti de yoksullara dağıtılabilir. Bu denkliği iki âdil kişi takdir eder. Ancak âyette “...yahut yoksulları doyurarak veya ona denk olacak kadar oruç tutarak bir kefâret öder” buyurulmak suretiyle mükellefe iki seçenek daha tanınmıştır. İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre yükümlü, bu üç seçenekten dilediğini seçebilir. Yoksulları doyurma ve oruç tutma konularındaki miktar da yukarıda işaret edilen denkliğe göre olacaktır. Bunlardan oruçla ilgili ölçü, bir günlük doyurma ödevine karşılık bir gün oruç tutma şeklindedir (bir günlük doyurma vecîbesinin miktarı için 89. âyetin tefsirinde yemin kefâreti hakkında yapılan açıklamaya bk.). 96. âyette ise su hayvanlarının ihramlı iken de avlanabileceği bildirilmiştir. Âyette geçen bahr kelimesi Arapça’da “deniz” anlamına geldiği gibi ister tatlı, ister tuzlu su ihtiva etsin akarsuları ve büyük su birikintilerini ifade etmek üzere de kullanılır. Müfessirler, burada kelimenin bu geniş anlamıyla kullanılmış olduğu kanaatindedirler. Bu sebeple meâlinde “deniz avı” yerine “sularda avlanma” denmiştir. Âyetin “ve onu yemek” şeklinde tercüme edilen “ve taâmuhû” kısmı, “ve onun (suların) yiyecekleri” şeklinde de anlaşılmıştır. Avlanma ile birlikte yemeden veya yiyecekten ayrıca söz edilmesi daha çok şöyle açıklanır: Beslenme dışındaki amaçlarla da avlanılabileceğinden su ürünlerinden ihramlı iken gıda maddesi olarak yararlanılabileceği özel olarak belirtilmiştir. Bazı müfessirler ise âyetteki sayd kelimesini taze, taâm kelimesini tuzlayıp kurutma vb. yollarla muhafaza altına alınmış su ürünü olarak açıklamışlardır. Bu âyet ve başka deliller ışığında Hanefîler deniz ürünlerinden sadece balık türlerinin, diğer üç mezhebin fakihleri ise sadece suda yaşayan her türlü hayvanın yenebileceği sonucuna ulaşmışlardır. Benzer bir görüş ayrılığı bu hayvanın kendiliğinden ölmüş olup olmamasıyla ilgilidir: Hanefîler’e göre yenmesinin helâl olması için kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkmış olmamalıdır, diğerlerine göre bu tür su hayvanları da yenebilir (bk. Kurtubî, VI, 302-324; Râzî, XII, 87-99; ihram hakkında bk. Mâide 5/1-2; Kâbe’nin inşa edilmesi, İslâm’daki yeri ve önemi hakkında bk. Bakara 2/125-127 ve Âl-i İmrân 3/96-97; “haram ay”la “boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıklar” diye tercüme edilen “hedy” ve “kalâid” hakkında bk. Mâide 5/1-2).