Önceki ayet· 5:94Sonraki ayet· 5:96

Mâide Suresi 95. Ayet· 5:95

↗ Mâide suresi
Medeni
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ لَا تَقۡتُلُواْ ٱلصَّيۡدَ وَأَنتُمۡ حُرُمٞۚ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدٗا فَجَزَآءٞ مِّثۡلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحۡكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدۡلٖ مِّنكُمۡ هَدۡيَۢا بَٰلِغَ ٱلۡكَعۡبَةِ أَوۡ كَفَّـٰرَةٞ طَعَامُ مَسَٰكِينَ أَوۡ عَدۡلُ ذَٰلِكَ صِيَامٗا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمۡرِهِۦۗ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَۚ وَمَنۡ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنۡهُۚ وَٱللَّهُ عَزِيزٞ ذُو ٱنتِقَامٍ
Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ey İnananlar! İhramlı iken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme, yahut düşkünlere yemek yedirme şeklinde keffaret ya da yaptığının ağırlığını tatmak üzere bunlara denk oruç tutma vardır. Allah geçmiştekileri affetmiştir, kim tekrar yaparsa Allah ondan öç alır. Allah Güçlü'dür, Öçalıcı'dır
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim kasten onu öldürürse, yaptığı işin vebalini tatması için, öldürdüğü hayvanın dengi ona cezadır ki, Kâbe'ye ulaşacak bir kurban olmak üzere buna yine içinizden iki adaletli kişi hükmeder; yahut (ceza olmak üzere) bir keffarettir ki, ya o nisbette fakirleri doyurmak, yahut onun dengi oruç tutmaktır. Allah geçmişi affetmiştir. Fakat kim de bu suçu tekrarlarsa, Allah ondan intikamını alır. Allah damia gâliptir, intikam sahibidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman sahipleri! İhramda olduğunuz zaman av öldürmeyin. Sizden kim kasten onu öldürürse cezası şudur: Öldürdüğü hayvana denk deve-sığır, davar cinsinden, Kâbe'ye varacak kurbanlık bir hediye ki, içinizden adalet sahibi iki kişi belirleyecektir. Yahut yoksullara yedirme şeklinde bir keffâret, yahut buna denk oruç. Taki yaptığının vebalini tatsın. Allah, geçmişi affetmiştir. Kim bir daha yaparsa, Allah ondan öc alacaktır. Allah çok güçlüdür, öc alıcıdır.
Süleyman Ateş
Ey inananlar, ihramda iken av öldürmeyin. Sizden kim kasden onu öldürürse, öldürdüğünün dengi olan bir hayvan cezası vardır ki (bu, öldürülene denk olduğuna) içinizden iki adil kişinin karar vereceği, Ka'be'ye varacak bir kurban; yahut yoksullara yedirme şeklinde keffaret; ya da buna denk oruçtur. Ta ki böylece (o insan), yaptığı işin vebalini tadsın. Allah, geçmişi affetmiştir. Kim düşmanlık ederse Allah ondan öc alır. Allah, daima galiptir, öc alandır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.7%
İngilizce
O you who have believed, do not kill game while you are in the state of ihram. And whoever of you kills it intentionally - the penalty is an equivalent from sacrificial animals to what he killed, as judged by two just men among you as an offering [to Allah] delivered to the Ka'bah, or an expiation: the feeding of needy people or the equivalent of that in fasting, that he may taste the consequence of his deed. Allah has pardoned what is past; but whoever returns [to violation], then Allah will take retribution from him. And Allah is Exalted in Might and Owner of Retribution
Fransızca
O les croyants! Ne tuez pas de gibier pendant que vous êtes en état d'Ihram. Quiconque parmi vous en tue délibérément, qu'il compense alors, soit par quelque bête de troupeau, semblable à ce qu'il a tué, d'après le jugement de deux personnes intègres parmi vous, et cela en offrande qu'il fera parvenir à (destination des pauvres de) la Ka'aba, ou bien par une expiation, en nourrissant des pauvres, ou par l'équivalent en jeûne. Cela afin qu'il goûte à la mauvaise conséquence de son acte. Allah a pardonné ce qui est passé; mais quiconque récidive, Allah le punira. Allah est Puissant et Détenteur du pouvoir de punir
İspanyolca
¡Oh, creyentes! No cacen mientras estén consagrados a la peregrinación. Quien lo haga deliberadamente deberá compensarlo sacrificando una res de ganado equivalente a la que mató, la que será determinada por dos personas justas y será ofrendada [a Dios] ante la Ka‘bah [y repartida entre los necesitados], o deberá hacer una expiación alimentando a pobres o ayunando un plazo equivalente, para que sufra y comprenda las consecuencias de sus ofensas. Dios no les pedirá cuentas por lo que hayan hecho antes de descender la legislación. Pero quien reincida, sepa que Dios lo retribuirá con lo que se merece. Dios es Poderoso, Dueño de la retribución
Rusça
О те, которые уверовали! Не убивайте охотничью добычу, находясь в ихраме. Если кто-нибудь из вас убьет ее преднамеренно, то воздаянием за это будет скотина, подобная той, что он убил. Выносят решение о ней (о жертвенной скотине) двое справедливых мужей из вас, и эта жертва должна достичь Каабы. Или же для искупления этого следует накормить бедняков или соблюсти равноценный пост, дабы он вкусил пагубность своего поступка. Аллах простил то, что было прежде, но если кто-нибудь вернется к этому, то Аллах отомстит ему. Аллах - Могущественный, Способный на возмездие
Endonezce
(Wahai orang-orang yang beriman! Janganlah kamu membunuh hewan buruan,290) ketika kamu sedang ihram (haji atau umrah). Barang siapa di antara kamu membunuhnya dengan sengaja, maka dendanya ialah mengganti dengan hewan ternak yang sepadan dengan buruan yang dibunuhnya, menurut putusan dua orang yang adil di antara kamu sebagai hadyu yang dibawa ke Ka'bah,291) atau kafarat (membayar tebusan dengan) memberi makan kepada orang-orang miskin,292) atau berpuasa, seimbang dengan makanan yang dikeluarkan itu,293) agar dia merasakan akibat buruk dari perbuatannya. Allah telah memaafkan apa yang telah lalu.294) Dan barang siapa kembali mengerjakannya, niscaya Allah akan menyiksanya. Dan Allah Mahaperkasa, memiliki (kekuasaan untuk) menyiksa
Bengalce
মুমিনগণ, তোমরা এহরাম অবস্থায় শিকার বধ করো না। তোমাদের মধ্যে যে জেনেশুনে শিকার বধ করবে, তার উপর বিনিময় ওয়াজেব হবে, যা সমান হবে ঐ জন্তুর, যাকে সে বধ করেছে। দু’জন নির্ভরযোগ্য ব্যক্তি এর ফয়সালা করবে-বিনিময়ের জন্তুটি উৎসর্গ হিসেবে কাবায় পৌছাতে হবে। অথবা তার উপর কাফফারা ওয়াজেব-কয়েকজন দরিদ্রকে খাওয়ানো অথবা তার সমপরিমাণ রোযা রাখতে যাতে সে স্বীয় কৃতকর্মের প্রতিফল আস্বাদন করে। যা হয়ে গেছে, তা আল্লাহ মাফ করেছেন। যে পুনরায় এ কান্ড করবে, আল্লাহ তার কাছ থেকে প্রতিশোধ নিবেন। আল্লাহ পরাক্রান্ত, প্রতিশোধ গ্রহণে সক্ষম।
Çince
信道的人们啊!你们在受戒期间,或在禁地境内,不要宰杀所获的飞禽走兽。你们中谁故意宰杀,谁应以相当的牲畜赎罪,那只牲畜,须经你们中的两个公正人加以审定后,送到天房(开尔白)去作供物,或纳罚金,即施舍(几个)贫民一日的口粮;或代以相当的斋戒,以便他尝试犯戒的恶果。安拉已恕饶以往的罪过。再犯的人,安拉将惩罚他。安拉是万能的,是惩恶的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey iman edenler! Siz, hac ve umre için ihramlıyken karada bulunan av hayvanlarını avlamayınız. Sizden kim kasten av hayvanını öldürürse, avladığı hayvanın deve, sığır veya koyundan dengi olanı cezasıdır. Müslümanlar arasında adalet vasfını taşıyan iki kişi buna hükmeder. O ikisinin hükmü sonucunda kesilecek hayvan hedy kurbanı kesilip, dağıtılır. Yani, Mekke'ye gönderilir ve Harem bölgesinde kesilir yahut bu kurbanın değeri kadar yiyecek alınarak her fakire yarım sâ' olacak şekilde (Mekke) haremin fakirlerine dağıtılır ya da bu kimse her yarım sa'nın karşılığında bir gün oruç tutar. Bunların hepsi ihramlıyken av hayvanını öldürmeye kalkan kimsenin cezanın akıbetini tatması içindir. Yüce Allah, haram kılmadan önce geçmişte öldürülen harem bölgesinin hayvanlarını ve ihramlıyken insanların öldürdüklerini affetmiştir. Kim haram kılındıktan sonra tekrar bu yasağı çiğnerse, Allah bu muhalefetine karşılık ona azap ederek intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir. Kendisine karşı gelenden dilerse intikam alması O'nun mutlak güç sahibi olduğunun göstergesidir. Bu hususta O'nu hiç kimse engelleyemez.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
94- Ey iman edenler! Allah, görmedikleri halde kendisinden korkanları bilip ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği bir kısım avla sizi muhakkak deneyecektir. Artık bundan sonra kim aşırı giderse onun için pek elemli bir azap vardır. 95- Ey iman edenler, ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin. İçinizden kim onu bilerek öldürürse bunun cezası, Kâbe’ye ulaştırılmak üzere iki adil kimsenin hükmü ile belirlenecek ve öldürdüğü hayvanın benzeri olacak bir ehlî hayvan (kurban etmek) yahut yoksullara yemek yedirmek şeklinde bir keffâret veya bunun dengi oruç tutmaktır. Tâ ki ettiğinin vebalini tatmış olsun. Allah geçmiştekilerini affetmiştir. Fakat kim bir daha böyle yaparsa Allah ondan intikam alır. Allah Azîzdir, intikam sahibidir. 96- Deniz avı ve yiyeceği -size ve yolcuya bir fayda olmak üzere- size helâl kılındı. İhramda bulunduğunuz sürece kara avı ise haram kılındı. Sonunda huzuruna varacağınız Allah’tan korkup sakının. 94. Bu, Yüce Allah’ın kullarına lütuf ve ihsanlarındandır. Çünkü onlara kaza ve kaderinin bir tecellisi olarak ne yapacağını haber vermektedir. Bundan maksat ise O’na itaat etmeleri ve bu işin üzerine basiretle gitmeleridir. Tâ ki helak olan apaçık bir delil üzere helâk olsun, hayat bulan apaçık bir delil üzere hayat bulsun diyedir. İşte Allah şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler!” Allah’ın sizin imanınızı sınaması kaçınılmazdır. “Allah, görmedikleri halde kendisinden korkanları bilip” yani sevap ve cezayı gerektirecek şekilde ve yaratılmışlar için de zahir olan bir ilim ile “ortaya çıkarmak için ellerinizin ve mızraklarınızın erişebileceği bir kısım avla” yani çok olmayan bir miktarla “sizi muhakkak deneyecektir.” Böylelikle bu sınama Yüce Allah’ın bir hafifletmesi ve bir lütfu sonucu kolay olacaktır. Allah’ın sizi kendisi ile sınayacağı bu ava “elleriniz ve mızraklarınız erişebilecektir” yani siz bu hayvanları avlamak imkânına sahip olabileceksiniz ki bu yolla imtihan gerçekleşsin. Bu av, el ile ele geçirilemeyecek veya mızrakla avlanamayacak türden olmayacaktır. Çünkü o takdirde sınamanın bir anlamı olmaz. Yüce Allah bu sınamadaki hikmetin mükâfat ve cezayı gerektirecek şekilde ve yaratıklar tarafından zahir olarak bilinecek tarzda kimlerin görmedikleri halde Allah’tan korktuğunu ortaya çıkarmak olduğunu bildirmiştir. Allah’ın yasakladığı bir şeyi yapabilecek güç ve imkânı bulmakla birlikte ondan uzak duran bir kimseyi şüphesiz Allah bolca mükâfatlandıracaktır. Gıyaben Allah’tan korkmayıp O’na isyandan uzak durmayan ve böylelikle imkân bulduğu av hayvanını avlamaya kalkışan kimsenin durumu ise elbette farklı olacaktır. İşte bu imtihanla bu iki grup birbirinden ayırt edilip ortaya çıkacaktır. “Artık bundan” yani ileri sürülebilecek mazeretleri ortadan kaldıran ve izlenmesi gereken yolu açıkça belirten bu beyandan “sonra” sizden “kim aşırı giderse onun için pek elemli” yani oldukça can yakıcı ve niteliğini Allah’tan başka hiçbir kimsenin bilmediği derecede acı verici “bir azap vardır.” Çünkü artık haddi aşan kimsenin ileri sürebilecek bir mazereti kalmaz. Gerçek Allah korkusu, kişinin O’nu görmediği ve yanında herhangi bir insan bulunmadığı bir halde Allah’tan korkmasıdır. İnsanlar arasında Allah’tan korktuğunu açığa vurmak ise bazen insanlardan korkmaktan dolayı olabilir ve bundan dolayı kişi herhangi bir sevap ve mükâfat almaz. 95. Daha sonra Yüce Allah, ihramlı iken av hayvanının öldürülmesi yasağını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler,” hac veya umrede “ihramlı iken av hayvanı öldürmeyin.” Av yasağına, onun öldürülmesine yol açacak şeyler, öldürmeye ortak olmak, onun yerini göstermek, öldürülmesine yardımcı olmak da girmektedir. Hatta bu yasağın tamamlayıcı bir unsuru olmak üzere ihramlı bir kimsenin, kendisi için öldürülmüş yahut kendisi için avlanmış bir hayvanın etinden yemesi de yasaktır. Bütün bunlar bu büyük ibadete tazim içindir. Bu amaçla ihramlı olan bir kimseye, ihramdan önce kendisi için helâl olan avlanma artık haramdır. “İçinizden kim onu” yani av hayvanını “bilerek” kasten “öldürürse bunun cezası, Kâbe’ye ulaştırılmak üzere” yani Harem bölgesinde kesilmek üzere “öldürdüğü hayvanın benzeri olacak” deve, inek veya koyun türünden ona benzer “bir ehlî hayvan (kurban etmek)”tir. Öldürdüğü hayvanın bunlar arasında benzerinin hangisi olduğuna bakılır. Bu kimsenin öldürdüğü hayvanın benzerini boğazlayıp tasadduk etmesi icabeder. Bu konuda esas alınacak olan benzerliğin olmasıdır. “iki adil kimsenin hükmü ile belirlenecek” Yani hüküm vermeyi bilen ve benzerlik yönünü kestirebilen adil iki kişi bu konuda hüküm vermelidir. Nitekim ashab-ı kiram -Allah onlardan razı olsun- böyle yapmışlardır. Onlar bir güvercine karşılık bir koyun, deve kuşuna karşılık bir deve veya inek, çeşitli türleri ile yaban ineğine karşılık da bir inek kesilmesine hüküm vermişlerdir. Aynı şekilde bu ehli hayvanlar içinde av hayvanının benzeri hangisi ise ona karşılık olarak o kesilir ve tasadduk edilir. Eğer avlanan hayvan, bu ehli hayvanlardan herhangi birisine benzemiyor ise o takdirde telef olan mallardaki kâide gereğince onun da kıymeti ödenir. “Yahut yoksullara yemek yedirmek şeklinde bir keffâret” Bu işin kefâreti, yoksul kimselere yemek yedirmektir. Yani av hayvanının benzeri kabul edilen ehli hayvanın karşılığı, yemek olarak tespit edilir ve bu, yoksullara yedirilir. Birçok alim şöyle demiştir: Ceza olarak ön görülen hayvanın kıymeti tespit edilir ve onunla yiyecek satın alınır. Böylece her bir yoksula bir müd buğday yahut da onun dışındaki yiyeceklerinden yarım sâ’ verilir. “Veya bunun” bu yiyeceğin “dengi oruç tutmaktır.” Yani her bir yoksula yemek yedirmeye karşılık bir gün oruç tutar. “Tâ ki” sözü edilen ceza onun hakkında vacip kılınmak sureti ile “ettiğinin vebalini tatmış olsun. Allah geçmiştekileri bağışlamıştır. Fakat kim” bundan sonra “bir daha böyle yaparsa Allah ondan intikam alır. Allah Azîzdir, intikam sahibidir.” Kefaret kasten öldüren için de hataen öldüren için de söz konusu olmakla birlikte yalnızca av hayvanını kasten öldürenin cezası söz konusu edilmiştir. Nitekim bu konuda şer’î kaide şudur: Korunulması gereken can ve malları telef eden kimse, eğer bu telefi haksız ise hangi halde olursa olsun onun tazminatını ödemekle yükümlüdür. İşte Yüce Allah burada böyle bir fiil yapana karşılık kefareti, ilahi cezalandırmayı ve intikamı söz konusu etmektedir. Bunlar kasten bu fiili işleyen kimseler hakkındadır. Hataen bu işi işleyene gelince, onun hakkında ilâhi bir ceza söz konusu değildir; ama o kimsenin yalnızca kefaret ödemesi gerekmektedir. İlim adamlarının cumhurunun görüşü budur. Sahih olan görüş ise âyet-i kerimenin açıkça ifade ettiği gibi bu fiili kasti olarak işlemeyen kimse hakkında günah söz konusu olmadığı gibi kefaret de söz konusu değildir. 96. Av hayvanı, kara ve denizdeki av hayvanlarını kapsadığından dolayı Allah, deniz av hayvanlarını istisnâ ederek şöyle buyurmaktadır:“Deniz avı ve yiyeceği” yani ihramlı iken denizdeki canlı hayvanlar da bu hayvanların ölüleri de size helâl kılındı. Bu da denizin ölüsünün de helâl olduğunun delilidir. Bu “size de yolcuya da bir fayda olmak üzere” helâl kılınmıştır. Yani bunun size mubah kılınmasının faydası, sizin ve sizinle birlikte yolculuk yapanların yararlanmasıdır. “İhramda bulunduğunuz sürece kara avı ise size haram kılındı” Av hayvanı ifadesinden bu hayvanın mutlaka vahşi olması gerektiği anlaşılmaktadır. Çünkü evcil hayvan av hayvanı değildir. Yine bu hayvanın yenilir cinsten bir hayvan olması gerekir, çünkü yenilmeyen hayvan avlanılmaz ve ona av hayvanı adı da verilmez. “Sonunda huzuruna varacağınız Allah’tan korkup sakının” Yani emirlerini yerine getirerek ve yasakladığı şeyleri terk ederek O’ndan sakının, takvalı olun. O’ndan sakınmanızı sağlama hususunda da O’nun huzurunda toplanacağınıza dair bilginizin katkısı olsun. Zira huzurunda toplanacağınız vakit O, amellerinizin karşılığını size verecektir. Takvâsının gereğini yerine getirdiniz ise bol bol sizleri mükâfatlandıracaktır. Eğer getirmediniz ise sizi cezalandıracaktır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetler, özellikle Hz. Peygamber’in uygulamaları ışığında yorumlanarak, ihramlı veya ihramsız olsun, Harem bölgesinde bulunan kişi ile Harem bölgesinin çevresinde (Hil bölgesi) ihramlı olarak bulunan kişinin yabani kara hayvanı avlamasının yasak olduğu sonucuna varılmıştır. Hanefî ve Mâlikîler’e göre eti yenmeyen hayvanlar da bu yasağın kapsamındadır. Burada Harem’den maksat, Mekke şehrinin çevresi olup belirli sınırları olan bir alandır ve kendine özgü dinî hükümleri vardır. 95. âyette bu yasağa rağmen avlananların avladıkları hayvanın dengini Kâbe’ye (ki bu, İslâm bilginlerince Harem bölgesi olarak anlaşılmıştır) ulaştırıp fakirlere dağıtılmasını sağlamaları gerektiği bildirilmiştir. Hanefîler’e göre bu hayvanın eti Harem bölgesi dışında tasadduk edilebileceği gibi, hayvan kesmeden kıymeti de yoksullara dağıtılabilir. Bu denkliği iki âdil kişi takdir eder. Ancak âyette “...yahut yoksulları doyurarak veya ona denk olacak kadar oruç tutarak bir kefâret öder” buyurulmak suretiyle mükellefe iki seçenek daha tanınmıştır. İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre yükümlü, bu üç seçenekten dilediğini seçebilir. Yoksulları doyurma ve oruç tutma konularındaki miktar da yukarıda işaret edilen denkliğe göre olacaktır. Bunlardan oruçla ilgili ölçü, bir günlük doyurma ödevine karşılık bir gün oruç tutma şeklindedir (bir günlük doyurma vecîbesinin miktarı için 89. âyetin tefsirinde yemin kefâreti hakkında yapılan açıklamaya bk.). 96. âyette ise su hayvanlarının ihramlı iken de avlanabileceği bildirilmiştir. Âyette geçen bahr kelimesi Arapça’da “deniz” anlamına geldiği gibi ister tatlı, ister tuzlu su ihtiva etsin akarsuları ve büyük su birikintilerini ifade etmek üzere de kullanılır. Müfessirler, burada kelimenin bu geniş anlamıyla kullanılmış olduğu kanaatindedirler. Bu sebeple meâlinde “deniz avı” yerine “sularda avlanma” denmiştir. Âyetin “ve onu yemek” şeklinde tercüme edilen “ve taâmuhû” kısmı, “ve onun (suların) yiyecekleri” şeklinde de anlaşılmıştır. Avlanma ile birlikte yemeden veya yiyecekten ayrıca söz edilmesi daha çok şöyle açıklanır: Beslenme dışındaki amaçlarla da avlanılabileceğinden su ürünlerinden ihramlı iken gıda maddesi olarak yararlanılabileceği özel olarak belirtilmiştir. Bazı müfessirler ise âyetteki sayd kelimesini taze, taâm kelimesini tuzlayıp kurutma vb. yollarla muhafaza altına alınmış su ürünü olarak açıklamışlardır. Bu âyet ve başka deliller ışığında Hanefîler deniz ürünlerinden sadece balık türlerinin, diğer üç mezhebin fakihleri ise sadece suda yaşayan her türlü hayvanın yenebileceği sonucuna ulaşmışlardır. Benzer bir görüş ayrılığı bu hayvanın kendiliğinden ölmüş olup olmamasıyla ilgilidir: Hanefîler’e göre yenmesinin helâl olması için kendiliğinden ölüp su yüzüne çıkmış olmamalıdır, diğerlerine göre bu tür su hayvanları da yenebilir (bk. Kurtubî, VI, 302-324; Râzî, XII, 87-99; ihram hakkında bk. Mâide 5/1-2; Kâbe’nin inşa edilmesi, İslâm’daki yeri ve önemi hakkında bk. Bakara 2/125-127 ve Âl-i İmrân 3/96-97; “haram ay”la “boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıklar” diye tercüme edilen “hedy” ve “kalâid” hakkında bk. Mâide 5/1-2).
Mâide Suresi 95. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey iman edenler! Siz, hac ve umre için ihramlıyken karada bulunan av hayvanlarını avlamayınız. Sizden kim kasten av hayvanını öldürürse, avladığı hayvanın deve, sığır veya koyundan dengi olanı cezasıdır. Müslümanlar arasında adalet vasfını taşıyan iki kişi buna hükmeder. O ikisinin hükmü sonucunda kesilecek hayvan hedy kurbanı kesilip, dağıtılır. Yani, Mekke'ye gönderilir ve Harem bölgesinde kesilir yahut bu kurbanın değeri kadar yiyecek alınarak her fakire yarım sâ' olacak şekilde (Mekke) haremin fakirlerine dağıtılır ya da bu kimse her yarım sa'nın karşılığında bir gün oruç tutar. Bunların hepsi ihramlıyken av hayvanını öldürmeye kalkan kimsenin cezanın akıbetini tatması içindir. Yüce Allah, haram kılmadan önce geçmişte öldürülen harem bölgesinin hayvanlarını ve ihramlıyken insanların öldürdüklerini affetmiştir. Kim haram kılındıktan sonra tekrar bu yasağı çiğnerse, Allah bu muhalefetine karşılık ona azap ederek intikam alır. Allah mutlak güç sahibidir. Kendisine karşı gelenden dilerse intikam alması O'nun mutlak güç sahibi olduğunun göstergesidir. Bu hususta O'nu hiç kimse engelleyemez.