Diyanet İşlerien ayrışan
And olsun ki, "Allah üçten biridir" diyenler kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı'dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır
Elmalılı Hamdi Yazır
"Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır. Oysa tek ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, elbette onlardan inkâr edenlere acı bir azap dokunacaktır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yemin olsun ki, "Allah, üçün üçüncüsüdür!" diyenler de küfre batmıştır. Bir tek Tanrı dışında hiçbir ilah yoktur. Bu söyleyegeldiklerine son vermezlerse, onların küfre sapanlarına korkunç bir azap mutlaka gelip çatacaktır.
Süleyman Ateş
Allah, üçün üçüncüsüdür diyenler elbette kafir olmuşlardır. Oysa yalnız bir tek tanrı vardır, başka tanrı yoktur. Bu dediklerinden vazgeçmezlerse elbette onlardan inkar edenlere acı bir azab dokunacaktır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şöyle söyleyen Hristiyanlar kâfir olmuşlardır: Allah, üç şeyden oluşur: Onlar da baba, oğul ve Ruhu'l-kudüs'tür. Allah -Subhânehu ve Teâlâ- bu söylediklerinden çok yücedir. Allah birden fazla değildir. Şüphesiz O tek bir ilahtır ve hiçbir ortağı yoktur. Eğer bu çirkin iddialarından vazgeçmezlerse, mutlaka onlara elem verici bir azap dokunacaktır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
72- “Allah, Meryem oğlu (İsa) Mesih’tir” diyenler andolsun ki kâfir oldular. Halbuki Mesih:“Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin” demişti. Çünkü kim Allah’a ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer ateştir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur. 73- “Allah, üçün üçüncüsüdür” diyenler de andolsun kâfir oldular. Halbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir (hak) ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse içlerinden kâfir olanlara andolsun ki pek acı bir azap dokunacaktır. 74- Hâlâ Allah’a tevbe etmeyecek ve ondan mağfiret dilemeyecekler mi? Halbuki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 75- Meryem oğlu Mesih, sadece bir rasûldür. Ondan önce de rasûller gelip geçmiştir. Anası ise sıddîka bir kadındır. İkisi de yemek yerlerdi. Bizim âyetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak! Sonra da onların nasıl döndürüldüklerine bir bak!
72. Yüce Allah, hıristiyanların:“Allah, Meryem oğlu (İsa) Mesih’tir” şeklindeki sözleri ile küfre düştüklerini haber vermektedir. Onlar bu sözlerini, İsa’nın babasız olarak sadece bir anneden dünyaya gelmek suretiyle ilâhi yaratmada alışılmışın dışına çıkmasına dayandırmışlardır. Halbuki İsa, onların bu iddialarını yalanlayarak kendilerine:“Ey İsrailoğulları, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a ibadet edin” demiş, böylelikle kendisinin tam bir kul olduğunu, Rabbinin de bütün yaratılmışları kapsayan rububiyete sahip olduğunu ifade etmiş ve ortaya koymuştu. “Çünkü kim Allah’a” İsa olsun başka birisi olsun yaratıklardan herhangi bir kimseyi “ortak koşarsa hiç şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer ateştir.” Çünkü böyle bir kimse yaratılmışı Yaratıcıya eşit tutmuş, Allah’ın onu, kendisi için yaratmış olduğu ibadeti, ona layık olmayan birisine yönletmiştir. O nedenle böyle bir kimse ebedi olarak cehennemde kalmayı hak etmiştir. “Zalimlerin hiçbir yardımcısı da yoktur.” Allah’ın azabından kurtaracak yahut başlarına gelen bu büyük musibetin bir bölümünü olsun giderecek hiçbir kimseleri olmayacaktır.
73. “Allah, üçün üçüncüsüdür, diyenler de andolsun kâfir oldular.” Bu da hıristiyanlarca desteklenen görüşlerden birisidir. Onlar Allah’ın; Allah, İsa ve Meryem’den oluşan üçlünün (teslis) üçüncüsü olduğunu iddia etmişlerdir. Yüce Allah onların bu söylediklerinden çok yüce ve münezzehtir. Bu da hıristiyanların ne kadar kıt akıllı olduklarının en büyük delilidir. Bu kadar çirkin bir sözü ve görüşü nasıl kabul etmişler? Bu kadar kötü bir inanca nasıl bağlanabilmişler? Nasıl Yaratıcı ile yaratılanı birbirine karıştırıp şüpheye düşmüşler? Nasıl olur da âlemlerin Rabbini gereği gibi tanıyamamışlar? Yüce Allah onlara ve benzerlerine cevap olmak üzere:“Halbuki bir tek ilâhtan başka hiçbir (hak) ilâh yoktur” buyurmaktadır. Bu bir ve tek ilâh, bütün kemal sıfatlara sahip, her türlü eksiklikten de münezzehtir. Tek başına yaratan ve yaratılmışların işlerini çekip çeviren ve idare eden yalnızca O’dur. Yaratılmışların sahip oldukları her bir nimet mutlaka O’ndandır. Peki, bir başkası nasıl onunla birlikte ilâh kabul edilebilir? Yüce Allah zalimlerin söylediklerinden pek yüce ve münezzehtir! Daha sonra Allah subhanehu onları:“Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse içlerinden o kâfir olanlara andolsun ki pek acı bir azap dokunacaktır” diye tehdit etmektedir.
74. Sonra Yüce Allah onları işledikleri bu hatadan tevbe etmeye çağırarak ve kullarından tevbelerini kabul edeceğini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Hâlâ Allah’a tevbe etmeyecek” yani Allah’ın sevip razı olduğu tevhidi ikrar edip, İsa’nın da Allah’ın kulu ve Rasûlü olduğunu söyleyip yalan iddialarından vazgeçmeyecek “ve O’ndan” yani kendilerinden sadır olanlar dolayısı ile Allah’tan “mağfiret dilemeyecekler mi? Halbuki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani tevbe edenlerin günahlarını -göklere kadar ulaşacak olsa dahi- bağışlar. Tevbelerini kabul edip kötülüklerini iyiliklerle değiştirmek sureti ile merhamet buyurur. Yüce Allah, tevbe çağrısında bulunurken buyruğunun başında:“Hâlâ Allah’a tevbe etmeyecekler ... mi?” diye son derece yumuşak ve lütufkârane bir ifade kullanmaktadır.
75. Daha sonra Yüce Allah Mesih’in ve annesinin gerçek durumlarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Meryem oğlu Mesih, sadece bir rasûldür. Ondan önce de rasûller gelip geçmiştir.” Yani Meryem’in oğlu Mesih’in nihai konumu budur. Onun hakkında söylenebilecek en nihaî gerçek bundan ibarettir. O, Allah’ın elçi olarak gönderdiği kullarından birisidir. Kulların ise ilâhi işlere müdahale etmek, Allah’ın kendileri ile gönderdiği dışında kendiliklerinden şeriat koymak gibi hiçbir yetkileri yoktur. Onların bütün görevleri, Allah’ın kendileri ile gönderdiği mesajı bildirmekten ibarettir. İşte İsa Mesih de kendisinden önce gönderilmiş peygamberler gibi bir peygamberdir. Onun, onlardan farklı olarak kendisini insanlık mertebesinden çıkartıp rububiyet mertebesine yükseltecek üstün herhangi bir meziyeti yoktur. “Anası” olan Meryem “ise sıddîka bir kadındır.” Yani onun da nihai konumu budur. O peygamberlikten sonra insanların en üstün mertebesi olan sıddıklık mertebesine ulaşmışlardan birisi idi. Sıddıklık ise yakîn ve salih amele götüren faydalı bilgiye sahip olmak demektir. Bu da Meryem’in bir peygamber olmadığının, aksine vardığı en üstün mertebesinin sıddıklık mertebesi olduğunun delilidir ki fazilet ve şeref olarak da bu kadarı yeterlidir. Diğer kadınların durumu da böyledir. Onlardan da herhangi bir peygamber gelmiş değildir. Çünkü Allah azze ve celle peygamberliği iki kesimin daha mükemmeli olan erkekler arasından seçtiklerine vermiştir. Nitekim Oi şöyle buyurmaktadır:“Senden önce gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkaları değildi.”(Yusuf, 12/109) İsa aleyhisselam kendisinden önceki peygamber ve rasûllerin türünden, annesi de sıddîka bir kadın olduğuna göre; peki hristiyanlar ne diye bunları Allah ile birlikte iki ayrı ilâh edindiler? Yüce Allah’ın:“İkisi de yemek yerlerdi” buyruğu, onların diğer Âdemoğullarının yemeye ve içmeye muhtaç oldukları gibi bir takım şeylere ihtiyacı bulunan iki kul olduğunun açık bir delilidir. Eğer bunlar ilâh olsalardı ne yemeye içmeye ne de başka hiçbir şeye ihtiyaçları olmazdı. Çünkü gerçek ilâh Ğanîdir, hiçbir şeye muhtaç değildir; Hamîdir, her türlü övgüye layıktır. Yüce Allah delili açıkça ortaya koyduktan sonra:“Bizim âyetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak!” buyurmaktadır. Hakkı açıkça ortaya koyan, yakîni ayan beyan gösteren “âyetleri onlara nasıl açıkladığımıza bir bak!” Bununla birlikte bu açıklamaların onlara bir faydası olmamaktadır. Aksine onlar yine yalan, iftira ve asılsız iddialarını sürdürmekte, bu yolda ısrar etmektedirler. Bu yaptıkları ise zulüm ve inattır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Asırlar boyunca Hıristiyanlık âlemini meşgul etmiş ve kilise tarafından olabildiğince karmaşık hale getirilmiş olan Hz. Meryem’in ve Hz. Îsâ’nın mahiyeti meselesine Kur’an herkesin anlayabileceği bir üslûpla açık ve kesin bir cevap getirmektedir: Meryem oğlu Îsâ Mesîh sadece bir peygamberdir; annesi de dürüst, inançlı ve namuslu bir insandır; her ikisi yiyip içerlerdi, yani beşer dışında düşünülmemesi gereken varlıklardı. Oysa hıristiyan din adamlarınca günümüzde de canlı tutulmaya çalışılan anlayış, –aşağıda açıklanacağı üzere– Hz. Îsâ’nın bilinegelen anlamda bir peygamber olmadığı, Tanrı inancının bir ögesini oluşturacak ölçüde insan üstü bir varlık (rab) olduğu yönündedir.
Hz. Îsâ’nın erken dönemlerden itibaren Tanrı’nın enkarnasyonu olarak kabul edilmesi, onun insanî özelliğinin mi yoksa ilâhî özelliğinin mi ağır bastığı tartışmasını gündeme getirmiş, bu tartışmalar sonucunda başlıca üç eğilim belirginleşmiştir: a) Günümüz hıristiyan dünyasında büyük çoğunluğun savunduğu Îsâ’da hem insanlık hem de ilâhlık unsurlarının eşit oranda bulunduğu fikri (dyotheletism), b) Îsâ’da bulunan insanlık unsurunun ilâhlık unsurunun içinde erimiş olduğu ve bundan dolayı Îsâ’daki tek unsurun ilâhlık olduğu yönündeki monofizit görüş (monothelitism), c) “Subordionistler” diye adlandırılabilecek grupların kabul ettiği Îsâ’da ilâhlık unsurunun bulunmadığı ve yalnızca insanlık unsurunun bulunduğu fikri (bk. Mehmet Aydın, “Hıristiyanlık [Hıristiyan İnançları]”, DİA, XVII, 347; Hıristiyanlık’ta teslîs inancının ortaya çıkışı ve mahiyeti hakkında bilgi için ayrıca bk. Nisâ 4/171 ve Mâide 5/17).
“Üç unsurdan biridir” ifadesindeki “üç”ten maksadın ne olduğu hususunda iki farklı görüş ortaya konmuştur. Bunlardan birincisine göre “üç”ten maksat Allah Teâlâ, Hz. Meryem ve Hz. Îsâ’dır. Bu yorumu yapanlar yine bu sûrenin “Ey Meryem oğlu Îsâ! İnsanlara, sen mi ‘Allah’ın dışında beni ve annemi birer tanrı kabul edin’ dedin?” meâlindeki 116. âyetine dayanırlar. Diğer yoruma göre ise burada “üç”ten maksat, “ekanîm-i selâse” yani baba, oğul ve Rûhulkudüs’tür (Râzî, XII, 59).
Burada Hz. Meryem’in de bir insan olduğuna vurgu yapılması, Hıristiyanlık’ta insan üstü varlık anlayışının Hz. Îsâ ile sınırlı tutulmadığını gösterdiği gibi, yukarıda meâli verilen 116. âyet ona tanrıça muamelesi yapanların bulunduğuna işaret etmektedir. Tarihî bilgiler de, Arabistan’da Collyridienler diye anılan ve Hz. Meryem’e tanrıça gibi tâzimde bulunup tatlı yiyecekler sunan kadınlardan müteşekkil sapkın bir hıristiyan grubun yaşamış olduğu yönündedir (bk. A. J. Wensinck-P. Johnstone, “Maryam”, EI2 [Fr.], VI, 614; John Reumann, “Mary”, The Encyclopedia of Religion, IX, 251). Ancak Kur’an’ın çok mevziî kalmış bu tür bir sapkın eğilime işaret etmekteki asıl amacı, Hıristiyanlık’ta genel kabul gören Hz. Meryem anlayışını mahkûm etmek ve son tahlilde bu anlayışın da onu tanrılaştırmaktan pek farklı olmadığını belirtmek olabilir. Gerçekten Hz. Meryem’i “theotokos” (tanrı taşıyan) değil, anthropotokos (insan taşıyan) olarak nitelendiren İstanbul Patriği Nestorius’un bu tezi 431 tarihli Efes Konsili’nde reddedilip ona “tanrının anası” (theotokos, mater dei) lakabının verilmesi, putperest dinlerdeki büyük tanrıça-ana tanrıça (Magna Mater), müennes (dişi) elemana ihtiram âdetlerinin yeniden gelişmesine zemin hazırlamıştır. Bu karardan sonra yapılan resim ve heykellerde bile bu bellidir. Öte yandan, Protestanlar’ın Katolik kilisesine yönelttikleri ithamlardan biri de kilisenin Meryem’i tanrılığa (bazılarınca, üçleme içine) yükselttiği şeklindeki suçlamadır (bk. Günay Tümer, Hıristiyanlık’ta ve İslâm’da Hz. Meryem, s. 128, 136; Mehmet Aydın, “Hıristiyanlık [Mezhepler ve Tarikatlar]”, DİA, XVII, 355).
72. âyetin “Bilinmeli ki her kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona cennet yüzü göstermeyecek ve onun varacağı yer cehennem olacaktır. Zalimlerin yardımcıları da olmayacaktır” şeklinde çevrilen kısmını ve başka delilleri dikkate alan Ehl-i sünnet âlimleri, mümin olup da günah işleyen kişinin (fâsık) çekeceği azabın ebedî olmayacağı sonucuna ulaşmışlardır. Âyetin belirtilen kısmından bu sonucun çıkarılışı şöyle bir anlayışa dayanmaktadır: Müşrikler için öngörülen bu ağır âkıbetin, yani cennet yüzü görememenin günahkâr müminler için de söz konusu olduğu düşünülecek olursa, Allah’a ortak koşma (şirk) için bu denli tehditte bulunulması anlamlı olmaz (Râzî, XII, 59).
Cenâb-ı Allah Ehl-i kitabı bir defa daha bu büyük yanlıştan vazgeçmeye, kendisinin engin af ve mağfiretine sığınmaya davet etmekte, sapkınlıkta ısrar etmelerinin acı âkıbetini haber vermekte, dinde aşırılığa kaçmaktan sakınmaya, sapan ve başkalarının da sapmasına yol açan kişiler tarafından dinin bir sömürü aracı yapılmasına fırsat vermemeye çağırmaktadır. Bazı müfessirler 77. âyetteki “dininizde” diye çevrilen ifadenin “olması gereken anlamıyla dininizde” şeklinde anlaşılması gerektiğine de dikkat çekmişlerdir (İbn Atıyye, II, 223).