Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakinen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? kesinlikle bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, Allah'tan daha güzel hüküm veren kim vardır?
Süleyman Ateş
Yoksa cahiliyye hükmünü mü arıyorlar? İyi bilen bir toplum için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir?
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.8%
İngilizce
Then is it the judgement of [the time of] ignorance they desire? But who is better than Allah in judgement for a people who are certain [in faith]
Fransızca
Est-ce donc le jugement du temps de l'Ignorance qu'ils cherchent? Qu'y a-t-il de meilleur qu'Allah, en matière de jugement pour des gens qui ont une foi ferme
İspanyolca
¿Acaso prefieren un juicio según las leyes paganas? Pero, ¿qué mejor juicio que el de Dios para quienes están convencidos de su fe
Rusça
Неужели они ищут суда времен невежества? Чьи решения могут быть лучше решений Аллаха для людей убежденных
Endonezce
Apakah hukum Jahiliah yang mereka kehendaki? (Hukum) siapakah yang lebih baik daripada (hukum) Allah bagi orang-orang yang meyakini (agamanya)
Bengalce
তারা কি জাহেলিয়াত আমলের ফয়সালা কামনা করে? আল্লাহ অপেক্ষা বিশ্বাসীদের জন্যে উত্তম ফয়সালাকারী কে
Onlar senin hükmünden yüz çevirip putlara tapan cahiliye ehlinin (müşriklerin) hevâlarına tabi olarak verdikleri hükümleri mi istiyorlar? Yakin ehlinin yanında Allah'tan daha iyi hükmeden hiçbir kimse yoktur. Ki onlar Allah'ın resulune indirdiğini akıl ederler. Batıl olsa dahi kendi arzularına uymayanların hükmünü kabul etmeyen cehalet ve hevâ ehli gibi değildirler.
48- Sana da Kitab’ı hak ile kendinden önce indirilen kitapları tasdik edici ve onlar üzerinde gözcü ve hakim olarak indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve sana gelen hakkı bırakıp da onların hevalarına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik. Eğer Allah dileseydi elbette hepinizi tek bir ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği ile sizi imtihan etmek istedi. Öyle ise hayırlı işlerde yarışın. Hepinizin dönüşü yalnız Allah’adır ve O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. 49- Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların hevalarına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni vazgeçirmelerinden de sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki bazı günahlarından dolayı Allah onları cezalandırmak ister. Gerçekten insanlardan çoğu fasıktır. 50- Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü istiyorlar? Yakîn sahibi bir toplum için kimin hükmü Allah’ın hükmünden daha güzel olabilir ki?
48. Yüce Allah:“Sana da Kitab’ı” yani kitapların en faziletlisi ve en değerlisi olan Kur’ân’ı “hak ile” hem indirilmesi itibari ile hem de ihtiva ettiği haberleri, emir ve yasakları ile “kendinden önce indirilen kitapları tasdik edici…” çünkü o, daha önce indirilmiş kitaplara şahitlik etmiştir, onlara uygundur. Onun verdiği haberler ile önceki kitapların haberleri, ihtiva ettikleri ana şer’î hükümler ve haberler birbirlerine uygundur. Böylece bu Kitab’ın varlığı, öncekilerin haberlerini tasdik etmektedir. “Onlar üzerinde gözcü ve hakim olarak indirdik.” Önceki kitapların ihtiva ettiklerini ihtiva etmekle birlikte ilâhi buyruklar ve ahlaki hususlar konusunda daha fazla hükümler içermektedir. Böylece bu Kitap, önceki Kitapların getirmiş olduğu bütün haklara uyan, onları emir ve teşvik eden bir Kitaptır. Hakka ulaştıran yolları da daha fazlası ile ortaya koyandır. Yine geçmişlerin de geleceklerin de haberlerini ihtiva eden bir Kitaptır. Hükmün, hikmetin ve önceki Kitapların içerdiği ahkamın yer aldığı bir Kitaptır. Geçmiş kitaplar ona arzedilir ve bu Kitap, neyin lehinde doğrudur diye şahitlik ederse makbul olan odur. Bu Kitap, neyin reddedilmesi gerektiğini belirtirse o da reddolunur. Çünkü onun reddettikleri, tahrif ve tebdil edilmiştir. Aksi takdirde Allah katından geldiği gibi kalmış olsaydı ona muhalif bir hüküm ortaya koymazdı. “O halde aralarında Allah’ın indirdiği” Allah’ın senin üzerine indirmiş olduğu şer’î hüküm “ile hükmet. Sana gelen hakkı bırakıp da onların hevalarına uyma” Yani hakka karşı duran bozuk heva ve heveslerine tâbî olmayı, sana gelen hakkın alternatifi yaparak daha bayağı olanı daha hayırlı olanla değiştirme. “Sizden” ey ümmetler “her biriniz için bir şeriat ve bir yol tayin ettik.” İzlenecek, takip edilecek bir yol tespit ettik. Farklı ümmetlere ait çeşitli şeraitler, zaman ve hallere göre değişen hükümler olup hepsi de geçerli oldukları dönemde adaletin ifadesidirler. Her zaman ve mekânın maslahat ve hikmetini içeren büyük temel hükümlere gelince bunlarda değişiklik olmaz ve bunlar bütün şeriatlerde aynen teşrî olunurlar. “Eğer Allah dileseydi elbette hepinizi” tek bir şeriate tâbî olan ve sonradan geleni ile önceden geleni arasında hiçbir farklılık bulunmayan “tek bir ümmet yapardı. Fakat O, size verdiği ile sizi imtihan etmek istedi” sizi sınamakta ve sizin ne şekilde amel edeceğinize bakmaktadır. Her bir ümmeti hikmetine uygun bir şekilde sınamaktadır. Herkese uygun olanı verir ki böylelikle ümmetler arasında yarış söz konusu olsun ve her ümmet başkasını hayırda geçmeye tutkun olsun. İşte bundan dolayı:“Öyle ise hayırlı işlerde yarışın” buyurmaktadır. Yani bu işleri yapmakta acele edin ve bu hayırlı işleri eksiksiz yapın. Çünkü her türlü farz ve müstehabı kapsayan ve gerek Allah’ın hakları, gerek kullarının hakları ile ilgili olan hayırları işleyen bir kimsenin başkasını geçebilmesi ve bu konuda başarılı olması, ancak iki yolla mümkün olur: Bu konuda elini çabuk tutarak zamanı gelip de onu işlemeyi gerektiren sebep ortaya çıktığında fırsatı değerlendirmek ve emrolunduğu şekilde eksiksiz olarak onu eda etmek için bütün gayreti ortaya koymak. Bu âyet-i kerimeden namaz ve benzeri amelleri vakitlerinin başlangıcında eda etmek için acele etmek gerektiğine delil vardır. Aynı şekilde kulun namaz ve benzeri farz amellerde yalnızca yeterli olan kadarı ile yetinmemesi gerektiğini, aksine bu farz amelin tam ve kâmil olması ve bu yolla da ileri geçmenin gerçekleşmesi için müstehabları da yapması gerektiği ortaya konmaktadır. “Hepinizin dönüşü yalnız Allah’adır.” Önceki ümmetleri de sonraki ümmetleri de Allah, hakkında şüphe bulunmayan bir günde toplayacaktır. “Ve O, hakkında” şer’i hüküm ve amellere dair “ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir.” Hak ehli ve salih amel sahibi kimseleri mükâfatlandıracak, batıl ehli ve kötü amel sahiplerini ise cezalandıracaktır.
49. Bu âyet-i kerimenin daha önce geçen:“Aralarında hükmet ya da onlardan yüzçevir.”(42. âyet) buyruğunu neshettiği ileri sürülmüştür. Doğrusu ise bu âyeti kerimenin nasih (neshedici) olmadığıdır. Belirtilen âyet-i kerime Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in aralarında hüküm verip vermeme konusunda muhayyer olduğunu göstermektedir. Bunun sebebi de onların asıl maksatlarının hakkın hükmüne başvurmak olmamasıdır. Bu âyet-i kerime ise şunu göstermektedir: Hüküm verecek olursa aralarında Allah’ın indirmiş olduğu Kitap ve sünnet gereğince hüküm verir. İşte daha önce Yüce Allah’ın:“Eğer hükmedersen de aralarında adaletle hükmet” buyruğunda sözü geçen “adalet” de budur. Bu da adaletin ne olduğunu ortaya koymakta ve adaletin asıl kaynağının Allah’ın teşrî buyurduğu hükümler olduğunu ifade etmektedir. Çünkü bu hükümler, adaletin en ileri derecesini içerirler. Buna muhalif olan her şey ise zulüm ve haksızlıktır. “Onların hevalarına uyma” buyruğunda onların hevalarına uyma yasağının tekrar edilmesi, bu hususta ileri derecede sakındırmak içindir. Çünkü bundan önce bu yasağın zikredildiği yerde hüküm ve fetva makamı söz konusu idi. Bu ise daha geniş kapsamlı bir makamdır. Burada ise yalnızca hüküm makamı dile getirilmektedir. Her ikisinde de hakka muhalif olan hevalarına uymamak gereklidir. Bundan dolayı da burada:“Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni vazgeçirmelerinden de sakın” buyurmaktadır. Sakın onlara aldanma, sakın onlar seni aldatıp da Allah’ın sana indirdiğinin bir bölümünden seni alıkoymasınlar. Böylelikle onların hevalarına uymak, yerine getirilmesi de uyulması da farz olan hakkı terk etmeye götüren bir sebep olarak ortaya çıkmaktadır. “Eğer yüz çevirirlerse” sana ve hakka uymayacak olurlarsa “bil ki” bu, onlar için bir cezadır ve “bazı günahlarından dolayı Allah onları cezalandırmak ister.” Çünkü günahların dünyevî ve uhrevî cezaları vardır. En büyük cezalardan birisi de kulun Peygambere tâbî olmama belasına duçar olması ve bunun kendisine süslü gösterilmesidir. Buna sebep ise onun fasıklığından başkası değildir:“Gerçekten insanlardan çoğu fasıktır.” Fasıklık etmek, yani Allah’a itaatin ve Rasûlüne ittibanın dışına çıkmak onların tabiatlarının bir parçasıdır.
50. “Yoksa onlar cahiliye hükmünü mü istiyorlar?” Yani onlar senden yüz çevirerek cahiliye hükmünü mü arıyorlar? Cahiliye hükmü ise Allah’ın Rasûlüne indirdiğine muhalif olan her bir hükümdür. Çünkü ortada sadece Allah’ın ve Rasûlünün hükmü ya da cahiliye hükmü vardır. Birincisinden yüz çeviren kimse cehalet, zulüm ve sapıklık temeli üzerinde yükselen ikinci hükme (cahili hükme) müptela olur. Bundan dolayı Allah azze ve celle bu hükmü “cahiliye”ye izafe etmiştir. Yüce Allah’ın hükmü ise ilim, adalet, doğruluk, nur ve hidâyet üzere yükselir. “Yakîn sahibi bir toplum için kimin hükmü Allah’ın hükmünden daha güzel olabilir ki?” Yakîn sahibi kimse, her iki hüküm arasındaki farkı bilen ve yakîni sayesinde Allah’ın hükmünün güzellik ve yüceliğini kavrayarak aklen ve şer’an mutlaka kendisine tabi olunması gerektiğini tespit edebilen kimsedir. Yakîn ise amelde bulunmayı gerektiren tam ilim demektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Câhiliye kelimesi, sözlükte bilgisizlik anlamına gelen cehl kökünden türetilmiş olup, “bilgiden yoksun olmak, bir konuda doğru olanın tersine inanmak, yapılması gerekenin tersini yapmak” demektir (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “chl” md.). İslâmî dönemde ortaya çıkmış olan câhiliye kelimesi özel olarak, Araplar’ın İslâm’dan önceki dinî ve sosyal hayat telakkilerini, genel olarak da kişilerin ve toplumların günah ve isyanlarını ifade eden bir terimdir. Kur’an’da dört yerde geçen câhiliye terimi (Âl-i İmrân 3/154; Mâide 5/50; Ahzâb 33/33; Feth 48/26) Araplar’ın İslâm’dan önceki inanç, tutum ve davranışlarını İslâmî devirden ayırt etmek için kullanılmış olup, İslâm’ın tevhid inancına aykırı olarak, dönemin hâkim dinî telakkisi olan şirk/putperestlik ile hâkim ahlâkî yapısı olan kibir, kendini beğenme övünme gibi ben merkezli, alt edilemez duygular ve öfke, zorbalık, saldırganlık gibi şiddet eğilimlerini ifade eder. Bu içeriğiyle “cahiliye” gerek inançta gerekse ahlâkta “İslâm” kavramının karşıtı olarak konumlandırılır. Ünlü Yedi Askı’dan birinin şairi olan Câhiliye’den Amr b. Külsûm’un şu mısraları kavramın içeriğini yansıtan en iyi örneklerdendir: “Sakın kimse bize karşı câhillik etmeye kalkışmasın. Çünkü biz (karşımızdaki) câhillerin cehlinden daha güçlü bir şekilde câhilleşiriz.” Bu sebeple genel olarak Araplar’ın İslâm’dan önceki dönemine Câhiliye veya Câhiliye çağı denilmektedir (bu konuda bilgi için bk. Mustafa Fayda, “Câhiliye”, DİA, VII, 17).
Bu âyette câhiliye terimi ile yalnızca İslâm’dan önceki tarihî zaman dilimi değil, o dönemin insanlar arasında farklı uygulamalar doğuran haksız ve zalim zihniyetine, kişisel ve toplumsal olguların sadece menfaat açısından yararlı olup olmadığı endişesinin karakterize ettiği ahlâkî eksikliğe dikkat çekilmekte; özellikle Araplar’dan etkilenerek Tevrat’ın hükmünü bırakıp onlarda mevcut olan eşitsizlik ve üstün ırk anlayışını yahudi kabileleri arasında dahi uygulayan Nadîroğulları’na işaret edilmekte ve onlar kınanmaktadır. Allah’tan daha üstün bir hâkim ve O’nun verdiği hükmünden daha güzel ve daha âdil bir hüküm yoktur. Bunu ancak hakka, adalete ve eşitliğe inanan toplumlar anlayabilirler. Kalplerinde hastalık olup ahlâken sapmış olanlar bunu anlayamazlar. Dolayısıyla, haksızlığı ve zulmü hakka ve adalete tercih edebilirler. Bu tür ahlâkî sapmalar daima ortaya çıkabileceği için Hz. Peygamber, Câhiliye dönemine geçmişte kalan bir zaman dilimi olarak bakmamış, aksine bu dönemdeki anlayışın her fırsatta tekrar ortaya çıkabileceğini düşünerek uyarılarda bulunmuştur (Buhârî, “Cenâiz”, 39, 40; “Menâkıb”, 8).
Onlar senin hükmünden yüz çevirip putlara tapan cahiliye ehlinin (müşriklerin) hevâlarına tabi olarak verdikleri hükümleri mi istiyorlar? Yakin ehlinin yanında Allah'tan daha iyi hükmeden hiçbir kimse yoktur. Ki onlar Allah'ın resulune indirdiğini akıl ederler. Batıl olsa dahi kendi arzularına uymayanların hükmünü kabul etmeyen cehalet ve hevâ ehli gibi değildirler.