Önceki ayet· 5:43Sonraki ayet· 5:45

Mâide Suresi 44. Ayet· 5:44

↗ Mâide suresi
Medeni
إِنَّآ أَنزَلۡنَا ٱلتَّوۡرَىٰةَ فِيهَا هُدٗى وَنُورٞۚ يَحۡكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسۡلَمُواْ لِلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ وَٱلۡأَحۡبَارُ بِمَا ٱسۡتُحۡفِظُواْ مِن كِتَٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُواْ عَلَيۡهِ شُهَدَآءَۚ فَلَا تَخۡشَوُاْ ٱلنَّاسَ وَٱخۡشَوۡنِ وَلَا تَشۡتَرُواْ بِـَٔايَٰتِي ثَمَنٗا قَلِيلٗاۚ وَمَن لَّمۡ يَحۡكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلۡكَٰفِرُونَ
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Doğrusu Biz yol gösterici olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlar, bilginler de Allah'ın Kitap'ından elde mahfuz kalanla hükmederlerdi. Tevrat'a şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun, ayetlerimi hiçbir değerle değiştirmeyin; Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar kafirlerdir
Elmalılı Hamdi Yazır
İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik. Müslüman olan peygamberler, yahudiler hakkında hükmederler, kendilerini Tanrıya adamış zâhitler, âlimler de, Allah'ın kitabını korumakla görevlendirildiklerinden (onunla hüküm verirler) ve onun Allah'ın kitabı olduğuna şahitlik ederlerdi. İnsanlardan korkmayın, benden korkun, âyetlerimi az bir paraya satmayın. Kim Allah'ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin ta kendileridir.
Yaşar Nuri Öztürk
Biz indirdik Tevrat'ı, biz. İyiye ve güzele kılavuz var onda, ışık var. Allah'a teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hakemlik yaparlardı. Kendini Rabb'e adayanlarla ilim ve hikmette derinleşmiş olanlar da Allah'ın Kitabı'ndan korumakla görevli olduklarıyla hükmederlerdi. Zaten onlar Allah'ın Kitabı'na tanıklardı. Artık insanlardan korkmayın, benden korkun da ayetlerimi basit bir ücret karşılığı satmayın. Allah'ın indirdiği ile hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir.
Süleyman Ateş
Gerçekten Tevrat'ı biz indirdik, onda yol gösterme ve nur vardır. İslam olmuş peygamberler, onunla yahudilere hüküm verirlerdi, kendilerini Tanrıya vermiş zahidler ve alimler de "Allah'ın Kitabını korumakla görevlendirildiklerinden onunla (hüküm verirlerdi) ve onu gözetip kollarlardı. (Ey hİkimler), insanlardan korkmayın, benden korkun ve benim ayetlerimi az bir paraya satmayın! Kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse işte kafirler onlardır!
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
Indeed, We sent down the Torah, in which was guidance and light. The prophets who submitted [to Allah] judged by it for the Jews, as did the rabbis and scholars by that with which they were entrusted of the Scripture of Allah, and they were witnesses thereto. So do not fear the people but fear Me, and do not exchange My verses for a small price. And whoever does not judge by what Allah has revealed - then it is those who are the disbelievers
Fransızca
Nous avons fait descendre la Thora dans laquelle il y a guide et lumière. C'est sur sa base que les prophètes qui se sont soumis à Allah, ainsi que les rabbins et les docteurs jugent les affaires des Juifs. Car on leur a confié la garde du Livre d'Allah, et ils en sont les témoins. Ne craignez donc pas les gens, mais craignez Moi. Et ne vendez pas Mes enseignements à vil prix. Et ceux qui ne jugent pas d'après ce qu'Allah a fait descendre, les voilà les mécréants
İspanyolca
He revelado la Tora, en la que hay guía y luz. Los Profetas entregados [a la voluntad de Dios] juzgaban entre los judíos. Lo mismo hicieron los rabinos y juristas en cumplimiento de su misión de custodiar el Libro de Dios y ser testigos de él [en sus enseñanzas]. No teman a la gente sino que tengan temor de Mí. No vendan Mis preceptos por un precio vil. Quienes no juzgan conforme a lo que Dios ha revelado [por considerarlo inferior], ésos son los verdaderos incrédulos
Rusça
Мы ниспослали Таурат (Тору), в котором содержится верное руководство и свет. Покорившиеся пророки выносили по нему решения для исповедующих иудаизм. Раввины и первосвященники поступали таким же образом в соответствии с тем, что им было поручено сохранить из Писания Аллаха. Они свидетельствовали о нем. Не бойтесь же людей, а бойтесь Меня, и не продавайте Мои знамения за ничтожную цену. Те же, которые не принимают решений в соответствии с тем, что ниспослал Аллах, являются неверующими
Endonezce
Sungguh, Kami yang menurunkan Kitab Taurat; di dalamnya (ada) petunjuk dan cahaya. Yang dengan Kitab itu para nabi yang berserah diri kepada Allah memberi putusan atas perkara orang Yahudi, demikian juga para ulama dan pendeta-pendeta mereka, sebab mereka diperintahkan memelihara kitab-kitab Allah dan mereka menjadi saksi terhadapnya. Karena itu janganlah kamu takut kepada manusia, (tetapi) takutlah kepada-Ku. Dan janganlah kamu jual ayat-ayat-Ku dengan harga murah. Barang siapa tidak memutuskan dengan apa yang diturunkan Allah, maka mereka itulah orang-orang kafir
Bengalce
আমি তওরাত অবর্তীর্ন করেছি। এতে হেদায়াত ও আলো রয়েছে। আল্লাহর আজ্ঞাবহ পয়গম্বর, দরবেশ ও আলেমরা এর মাধ্যমে ইহুদীদেরকে ফয়সালা দিতেন। কেননা, তাদেরকে এ খোদায়ী গ্রন্থের দেখাশোনা করার নির্দেশ দেয়া হয়েছিল এবং তাঁরা এর রক্ষণাবেক্ষণে নিযুক্ত ছিলেন। অতএব, তোমরা মানুষকে ভয় করো না এবং আমাকে ভয় কর এবং আমার আয়াত সমূহের বিনিময়ে স্বল্পমূল্যে গ্রহণ করো না, যেসব লোক আল্লাহ যা অবতীর্ণ করেছেন, তদনুযায়ী ফায়সালা করে না, তারাই কাফের।
Çince
我确已降示《讨拉特》,其中有向导和光明,归顺安拉的众先知,曾依照它替犹太教徒进行判决,一般明哲和博士,也依照他们所奉命护持的天经而判决,他们曾今都是见证者,故你们不要畏惧人,当畏惧我,不要以我的迹象去换取些微的代价。谁不依照安拉所降示的经典而判决,谁就是不信道的人。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Doğrusu Tevrat'ı Musa -aleyhisselam-'a biz indirdik ve onda hayra irşat ve kılavuzluk vardır. Kendisi ile aydınlanılan bir nur vardır. Allah'a itaatle uyan İsrailoğulları'nın peygamberleri, onunla hükmederler. Aynı zamanda yüce Allah'ın kitabını korumayı kendilerine görev olarak verdiği ve insanları eğiten âlimler, fakihler de onun ile hükmederler. Allah onları güvenilir kılmıştır ve onlar Tevrat'ı tahriften ve değişiklikten korurlar. Ve onlar onun hak olduğuna şahitlik ederler. Tevrat'ın emirleri hakkında insanlar onlara başvururlar. -Ey Yahudiler!- İnsanlardan korkmayınız, yalnız benden korkunuz. Allah'ın indirmiş olduğu hükmün yerine liderlik, şan, şöhret veya para gibi bir karşılık alarak onu bir başkası ile asla değiştirmeyiniz. Kim Allah'ın indirdiği vahyin yerine başka bir şeyi helal yahut üstün sayarsa, veya ona denk görürse, işte onlar gerçek kâfirlerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
41- Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verir ve sana gelmeyen bir topluluğu dinlerler. Yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler de:“Eğer size şu verilirse alın, şâyet o verilmezse sakının” derler. Allah’ın fitneye düşürmek istediği kimse için sen Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada onlar için bir zillet, âhirette de büyük bir azap vardır. 42- Onlar hep yalana kulak veren ve durmadan haram yiyen kimselerdir. Artık sana gelirlerse ister aralarında hükmet ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedersen de aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adaletli olanları sever. 43- İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken nasıl olur da seni hakem yaparlar, sonra da (hükmünden) yüz çevirirler?! Onlar iman etmiş kimseler değildirler. 44- Şüphesiz biz Tevrat’ı indirdik ki onda bir hidâyet ve nur vardır. Teslim olmuş olan nebiler yahudilere onunla hükmederlerdi, rabbaniler ve bilginler de -kendilerinden Allah’ın Kitabını korumaları istendiğinden dolayı- (onunla hükmederlerdi). Hepsi de onun üzerine şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim âyetlerimi az bir pahaya satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir. 41. “Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara olan aşırı düşkünlüğü dolayısı ile iman ettiğini izhar ettikten sonra küfre dönen kimselerden dolayı çokça üzülürdü. Allah ona bu gibi kimselere üzülmemesini emir buyurmaktadır. Çünkü bu gibi kimselerin varlıkları ile yoklukları arasında fark yoktur. Hazır bulunacak olsalar fayda vermezler, hazır olmasalar yoklukları belli olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah onlar için üzülmemeyi gerektiren sebebi açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden…” Zira kendilerine üzülmesi gereken kimseler, hem zahirleri hem de batınları ile mü’minlerden sayılan kimselerdir. Yüce Allah’ın bu gibi kimseleri dinlerinden döndürmesi ve onları irtidada sürüklemesi ise söz konusu değildir ve O bundan münezzehtir. Çünkü imanın neşvesi kalplere karıştı mı artık o imana sahip olan kimse, hiçbir şeyi ona denk tutmaz, imanını hiçbir şeye değiştirmez. “Onlar durmadan yalana kulak verir ve sana gelmeyen bir topluluğu dinlerler.” Yani işlerinin temeli yalan, sapıklık ve azgınlık olan başkanlarını taklid eden, onların çağrılarına cevap veren kimselerdir. Bu kendilerine uyulan başkanlar ise “sana gelmeyen” kimselerdir. Aksine senden yüz çevirmişler ve sahip oldukları batıldan dolayı şımarmışlardır. Bu batılları ise şudur:“Yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler.” Yani insanları saptırmak ve hakkı bertaraf etmek amacıyla lafızlara Allah’ın murad etmediği anlamlar yüklerler. İşte bunlar dalalet davetçilerine boyun eğen, her türlü yalanı ortaya atan, akılları da idealleri de bulunmayan kimselerdir. O halde bunlar, sana uymayacak olurlarsa aldırma. Çünkü bunlar son derece eksik kimselerdir. Eksik kimselere ise ne önem verilir ne de aldırılır. “Eğer size şu verilirse alın, şâyet o verilmezse sakının, derler.” Senin yanına muhakeme olmak üzere geldikleri vakit, söyledikleri söz işte budur. Onların hevaya uymaktan başka bir maksatları yoktur. Birbirlerine: Muhammed size hevanıza uygun olan bu hükmü verecek olursa onun hükmünü kabul edin, eğer size bu şekilde hüküm vermeyecek olursa bu konuda ona tâbî olmaktan sakının, derler. Bu ise bir fitnedir, nefislerin hevalarına tabi olmaktır. “Allah’ın fitneye düşürmek istediği kimse için sen Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın.” buyruğu, Allah’ın:“Muhakkak ki sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin, fakat Allah dilediğine hidâyet verir.”(el-Kasas, 28/56) buyruğuna benzemektedir. “Onlar Allah’ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir.” İşte bütün bu yaptıkları da bundan dolayıdır. Bu da şuna delildir: Şer’î hükme başvurmaktan kastı, hevasına tâbî olmak olan ve lehine hüküm verildiği takdirde razı olup lehine hüküm verilmeyecek olursa razı olmayan kimsenin bu tutumu, kalbinin temiz olmayışından dolayıdır. Diğer taraftan şeriatın hükmüne çağıran ve onun hükmüne başvuran, bu hüküm istek ve arzusuna uysun yahut uymasın ona razı olan kimsenin bu tutumu da kalbinin temizliğinden kaynaklanmaktadır. Yine bu buyruk, kalbin temizliğinin her türlü hayra vesile olduğuna, doğru olan her bir sözü ve doğru olan her bir ameli işlemeye götüren en büyük sebep olduğuna delildir. “Dünyada onlar için zillet” rezillik ve rüsvaylık vardır. “Âhirette de büyük bir azap vardır.” O da cehennem azabı ile Cabbar olan Allah’ın gazabıdır. 42. “Onlar hep yalana kulak veren” buyruğundaki “kulak verme, dinleme”den kasıt söyleneni kabul ederek dinlemektir. Yani onlar dinlerinin ve akıllarının azlığından ötürü kendilerini yalan söze çağıranların çağrılarını kabul edip dinlerler. “Durmadan haram yiyen kimselerdir” Kendi ayak takımlarından ve ileri gelenlerinden bildiklerine karşılık olarak haksız yere almış oldukları haram malları yerler. Onlar böylelikle hem yalana uymayı hem de haram yemeyi bir arada işleyen kimselerdir. “Artık sana gelirlerse ister aralarında hükmet ister onlardan yüz çevir.” Bu hususta sen muhayyersin. Bu buyruk neshedilmiş değildir. Çünkü böyle bir kesimin onun hükmüne başvurması halinde o, aralarında hüküm vermek yahut da aralarında hüküm vermekten yüz çevirmekten herhangi birisini yapmakta muhayyerdir. Bunun sebebi ise onların şer’î hükme başvurmakla sadece hükmün hevalarına uygun olup olmamasına öncelik vermeleridir. Buna göre bir fetva soran yahut da bir alimin hükmüne başvuran herhangi bir kimsenin halinden eğer aleyhine hüküm verecek olursa razı olmayacağı ve hükmü kabul etmeyeceği bilinirse bu durumda ne hüküm vermek ne de sorularının fetvasını vermek gerekmez. Eğer böyleleri arasında hüküm verilecek olursa da adaletle hükmetmek gerekir. İşte bundan dolayı:“Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedersen, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adaletli olanları sever.” buyrulmaktadır. Haklarında hüküm verilenler, zalim ve düşman olsalar dahi bu şekilde hüküm vermek gerekir. Bu durum, aralarında adaletle hüküm vermeye engel teşkil etmemelidir. Böylelikle insanlar arasında hüküm vermekte adaleti elden bırakmamanın fazileti ve Allah’ın bunu sevdiği de açıklanmış olmaktadır. 43. Daha sonra Yüce Allah, onların yaptıklarının hayret edilecek bir iş olduğunu şöyle beyan etmektedir:“İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken nasıl olur da seni hakem yaparlar, sonra da (hükmünden) yüz çevirirler?!” Onlar eğer imanın gerektirdiği amelde bulunan mü’min kimseler olsalardı ellerinde bulunan Tevrat’taki Allah’ın hükmünden yüz çevirmezlerdi. Senin hükmüne başvurmalarının tek sebebi sende hevalarına uygun düşecek bir hüküm bulma umutlarıdır. Sen aralarında yine yanlarında bulunan Allah’ın hükmüne uygun hüküm verince buna da razı olmadılar. Aksine bundan yüz çevirdiler ve bunu da kabul etmediler. İşte böyleleri hakkında Yüce Allah:“Onlar” bu şekilde hareket edenler, “iman etmiş kimseler değillerdir.” Yani bu, mü’minlerin yapacağı bir iş değildir, onlar da imana layık kimseler değildir. Çünkü onlar kendi hevalarını ilâh edindiler ve imanın gerektirdiği hükümleri kendi hevalarına uydurdular. 44. “Şüphesiz biz Tevrat’ı” İmran oğlu Mûsâ aleyhisselam’a “indirdik ki onda” imana ve hakka götüren, sapıklıktan koruyan “bir hidâyet” ve cahilliğin, şaşkınlığın, şüphelerin, tereddütlerin ve arzuların karanlıklarında kendisi ile aydınlanılan “nur vardır.” Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki biz Mûsâ ile Hârûn’a Furkan’ı takvâ sahiplerine bir ışık ve bir zikir olmak üzere verdik”(el-Enbiya, 21/48) Allah’a “teslim olmuş” ve onun emirlerine boyun eğerek itaat etmiş “olan nebiler onunla yahudilere hükmederlerdi.” Dava ve fetvalarda onunla hüküm verirlerdi. Peygamberlerin Allah’a teslim oluşları, başkalarının teslimiyetine göre daha ileridir. Çünkü onlar Allah’ın kullarının seçkinleridir. Bu şerefli nebiler ve bu üstün önderler, Tevrat’a uyup onu önder edindiklerine, Tevrat’ın ardından gittiklerine göre şu sıradan yahudilerin ona uymalarını engelleyen nedir? Onların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmek şeklinde Tevrat’ta yer alan şerefli hükmü bir kenara atmalarına sebep nedir? Oysa buna inanmaksızın zahir olsun, batın olsun hiçbir amel kabul edilmez. Bunu yaparken uydukları bir önderleri var mı? Evet, onların önderleri, işleri güçleri tahrif etmek olan, insanlar arasındaki önderlik ve mevkilerini ayakta tutmak isteyen, hakkı gizlemek, batılı açığa çıkarmak sureti ile mal yiyip duran ve ateşe davet eden o sapık alimlerdir. “Rabbaniler ve bilginler de” yani dinin önderleri olan Rabbaniler de aynı şekilde yahudilere Tevrat gereğince hüküm verirlerdi. Rabbanilerden kasıt, insanlara karşı şefkatle ve peygamberlerin tutumunu takınarak onları en güzel şekilde terbiye eden, eğiten, ilimleri ile amil muallimlerdir. “Bilginler” ise sözlerine uyulan, tesirleri açıkça görülen, ümmetleri arasında doğrulukları ile tanınan alim kimseler demektir. Onların verdikleri hakka uygun bu hükümlerin sebebi “Allah’ın Kitabını korumaları istendiğinden...” dolayıdır. Hem de “hepsi de onun üzerine şahidiler.” Yani Allah, onlardan Kitab’ını korumalarını istediğinden, onları bu Kitab’ın sorumluları kıldığından dolayı böyle hükmediyorlardı. Kitap onların yanında bir emanetti. Bu Kitab’ı fazlalıklara, eksiltmeye, hükümlerinin gizlenmesine karşı korumayı onlara farz kılmıştı. Bilmeyenlere onu öğretmelerini istemişti. Onlar da bu Kitab’ın üzerinde şahit kimseler idiler. Çünkü Kitap hususunda ve insanların hakkında şüpheye düştükleri meselelerde onlara başvuruluyordu. Yüce Allah cahillere yüklemediği yükümlülükleri ilim ehline yüklemiştir. Öyleyse ilim ehlinin kendilerine yükletilen bu yükümlülüklerin gereğini yerine getirmeleri, tembelliğe ve atalete meylederek cahillere uymamaları gerekir. Zikir, namaz, zekât, hac, oruç gibi ilim ehli olmayan kimselerin de yerine getirdikleri takdirde kurtulabilecekleri ve esenliğe kavuşabilecekleri, faydası kişiyi aşmayan salt ibadetlerle yetinmemeleri gerekir. İlim ehlinden insanlara ilim öğretmeleri, onların gerek duyacakları dini hususlara -özellikle de çokça görülen usule dair meselelere- dikkatlerini çekmeleri istendiği gibi bu hususta insanlardan korkmayıp yalnızca Rablerinden korkmaları da istenmiştir. Bundan dolayı Allah:“O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim âyetlerimi az bir pahaya satmayın.” buyurmaktadır. Yani azıcık dünya faydası uğruna hakkı saklayıp, batılı açığa vurmayın. Bu gibi afetlerden ilim adamı kendisini kurtarabilirse bu, ilâhi tevfikin bir neticesidir. İlim adamının mutluluğu, bütün gayretini ilim öğrenme ve öğretmekte harcamasında, Allah’ın kendisine tevdi edip korumasını istediğinin ve buna şahit tuttuğunun bilincinde olmasında, Rabbinden gereği gibi korkmasındadır. İnsanlardan korkmak ve çekinmek, yapması gereken şeyleri yerine getirmesini engellemez. Aynı zamanda o, dünyasını dinine tercih etmez. Öte yandan ilim adamının bedbahtlığının alâmeti, kendisine verilen emri yerine getirmeksizin tembelliğe kendisini kaptırması ve kendisinden koruması istenen şeylere aldırış etmemesi, aksine onu ihmal ve emaneti zayi etmesidir. Böylesi, dünyaya karşılık dinini satar, verdiği hükümler karşılığında rüşvet alır, fetvalarına karşılık da mal alır. İlmi ancak ücret ve bir mükâfat karşılığında Allah’ın kullarına öğretir. Böyle birisine Allah büyük bir lütufta bulunmuş olmakla birlikte o, buna karşı nankörlük etmiş ve başkasının mahrum kılındığı çok büyük bir payı da bedel olarak ödemiş olur. Allah’ım senden faydalı ilim, makbul amel niyaz ederiz. Bizi her türlü beladan esenliğe kavuşturmanı ve affını ihsan etmeni dileriz, ey Kerîm! “Kim Allah’ın indirdiği” apaçık hak “ile hükmetmezse” kendi bozuk maksatlarından herhangi bir maksada binaen batıl olduğunu bildiği bir şeyle hüküm verirse “işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.” Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmetmek kâfirlerin işlerindendir. Kimi zaman bu iş, kişiyi dinden çıkartan bir küfür olabilir. Bu ise böyle bir hüküm vermenin helâl ve caiz olduğuna inanılması halinde söz konusudur. Kimi zaman da kişinin şiddetli bir azabı hak etmesine sebep teşkil eden büyük günahlardan ve küfür amellerinden biri olur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Rablerine teslim olmuş zâhidler” diye tercüme edilen rabbâniyyûn kelimesi, rabbânînin çoğulu olup “dinî ilimlerle, özellikle Tevrat’la meşgul olan ve halka doğru inanç öğreten yahudi din âlimleri” demektir (bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/79, 146). “Bilginler” diye tercüme ettiğimiz ahbâr ise yahudi din bilgini anlamına gelen hibr veya habr kelimesinin çoğulu olup Arapça’da “yazılı veya şifahî güzel eserler veren, güzel üslûp sahibi bilginler” anlamında kullanılmaktadır. İbrânîce’si ise haber (çoğulu haberîm) olup “arkadaş, meslektaş” anlamına gelmektedir. Aynı zamanda Ferîsî mezhebi mensuplarını ifade eden bu kelime Talmud döneminde Beytülmidrâs denilen yerlerde yahudi şeriatını ve dinî ilimleri öğreten, dinin hükümlerini bilen ve yahudi halkı arasında ortaya çıkan meseleleri halleden kişileri ifade ediyordu. Ahbâr, Kur’an-ı Kerîm’de iki defa rabbâniyyûn kelimesiyle (Mâide 5/44, 63), iki defa da ruhbân kelimesiyle (Tevbe 9/31, 34) birlikte olmak üzere dört defa geçmekte ve yahudi bilgin ve fakihlerini ifade etmektedir (bilgi için bk. Ömer Faruk Harman, “Ahbâr”, İFAV Ans., I, 55). Kur’an’ın açıklamalarından, Tevrat’ın Allah tarafından insanlar için gönderilmiş bir ışık ve bir kılavuz olduğu, Hz. Mûsâ’dan itibaren Hz. Peygamber’in zamanına kadar gelmiş geçmiş peygamberlerin yahudilerin davaları hakkında onunla hüküm verdiği ve onun şeriatıyla amel ettiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Kur’an’da İslâm kelimesinin bütün ilâhî dinleri kapsadığı ve peygamberlerin hepsinin müslüman olduğu bildirilmiş (krş. Bakara 2/136; Âl-i İmrân 3/19; Yûsuf 12/101); peygamberlerden hangisi olursa olsun yahudiler hakkında hüküm verecekse –onlar yahudi olarak kaldıkları müddetçe– kendi dinleri ve şeriatlarıyla hükmedeceği ifade edilmiştir. Bununla birlikte “Kendilerini Allah’a vermiş olan peygamberlerden maksat sadece Hz. Muhammed’dir, onu yüceltmek için çoğul kalıbı kullanılmıştır” diyenler de vardır (İbn Âşûr, VI, 208). Bu yoruma göre yahudiler hakkında Tevrat’la hüküm verecek olan, Hz. Muhammed’dir. Tevrat’la hükmedenler sadece peygamberler değildir; onların vârisleri olan takvâ sahibi rabbânîler ve ahbâr (din bilginleri, fakihler) dahi onunla hükmederler. Çünkü bu peygamberler ve din âlimleri Allah’ın kitabını değiştirilmek ve tahrif edilmekten korumakla görevlendirilmiş ve buna şahit yani gözetleyici olmuşlardır. Allah’ın kitabını korumak ise onun bozulmasını, değiştirilmesini, yanlış anlaşılmasını, kuralsız te’vil edilmesini önlemekle, metnini yazmak, ezberlemek, anlamını ve hükmünü öğrenmek, gereği ile amel etmek ve onu başkalarına öğretmekle olur. Bunu yapmak bazı sıkıntılarla karşı karşıya kalmayı gerektirdiği için Allah “İnsanlardan korkmayın, benden korkun” buyurarak kendi emirlerini uygulamaya kullarını teşvik etmiş, menfaat karşılığında Allah’ın âyetlerinin tahrif edilmemesini istemiş; bunu dikkate almayan ve O’nun âyetleriyle hükmetmeyenlerin kâfir olduklarını, dolayısıyla bunlar için elem verici bir azabın hazırlanmış olduğunu haber vermiştir. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyerek ilâhî emir ve yasakları çiğneyenlerin durumu bu bağlamda üç açıdan değerlendirilmiş olup işledikleri kusur ve günahın cinsine göre nitelendirilmişlerdir: Birincisi (44. âyet), Allah’ın indirdiğini inkâr ettikleri veya hafife aldıkları için onunla hükmetmeyenler olup bunlar kâfirlerdir. İkincisi (45. âyet), Allah’ın indirdiğine inandığı halde onunla hükmetmeyenlerdir. Allah’ın hükmü adaleti, onun zıddı zulmü temsil ettiğinden onunla hükmetmeyenler zalimlerdir. Üçüncüsü (47. âyet), Allah’ın indirdiği ile hükmetmemek, O’nun emrinden çıkmak mânasına geldiği için onunla hükmetmeyenler fâsıklardır. Bazı müfessirler bu âyetleri şöyle yorumlamışlardır: “Eğer bir kişi ilâhî hükmü yanlış, kendisinin veya başkasının hükmünü doğru kabul ederek, buna göre hüküm verirse bu kişi kâfir, zalim ve fâsıktır. Eğer bir kişi ilâhî hükmün doğruluğunu kabul eder ve buna aykırı bir hüküm verirse İslâm’ın dışına çıkmış olmazsa da imanına zulüm ve fıskı karıştırmış olur. Eğer bir kişi hayatın her alanında Allah’ın hükmünü inkâr ve reddederse her bakımdan kâfir, zalim ve fâsık sayılacaktır. İlâhî hükmü bazı noktalarda kabul eder, bazılarında reddederse iman ve İslâm’ını küfür, zulüm ve fıskla karıştırmış olur” (Elmalılı, III, 1696; Mevdûdî, I, 429). 44 ve 45. âyetler yahudiler, 47. âyet ise hıristiyanlar hakkında inmiş olmakla birlikte bu hükümler bütün insanlar için geçerli genel kurallar niteliğindedir.
Mâide Suresi 44. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Doğrusu Tevrat'ı Musa -aleyhisselam-'a biz indirdik ve onda hayra irşat ve kılavuzluk vardır. Kendisi ile aydınlanılan bir nur vardır. Allah'a itaatle uyan İsrailoğulları'nın peygamberleri, onunla hükmederler. Aynı zamanda yüce Allah'ın kitabını korumayı kendilerine görev olarak verdiği ve insanları eğiten âlimler, fakihler de onun ile hükmederler. Allah onları güvenilir kılmıştır ve onlar Tevrat'ı tahriften ve değişiklikten korurlar. Ve onlar onun hak olduğuna şahitlik ederler. Tevrat'ın emirleri hakkında insanlar onlara başvururlar. -Ey Yahudiler!- İnsanlardan korkmayınız, yalnız benden korkunuz. Allah'ın indirmiş olduğu hükmün yerine liderlik, şan, şöhret veya para gibi bir karşılık alarak onu bir başkası ile asla değiştirmeyiniz. Kim Allah'ın indirdiği vahyin yerine başka bir şeyi helal yahut üstün sayarsa, veya ona denk görürse, işte onlar gerçek kâfirlerdir.