Önceki ayet· 5:42Sonraki ayet· 5:44

Mâide Suresi 43. Ayet· 5:43

↗ Mâide suresi
Medeni
وَكَيۡفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوۡرَىٰةُ فِيهَا حُكۡمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوۡنَ مِنۢ بَعۡدِ ذَٰلِكَۚ وَمَآ أُوْلَـٰٓئِكَ بِٱلۡمُؤۡمِنِينَ
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Allah'ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, ne yüzle seni hakem tayin ediyorlar da sonra bundan yüz çeviriyorlar? İşte onlar inanmış değillerdir
Elmalılı Hamdi Yazır
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar da ondan sonra da dönüveriyorlar? Onlar inanıcı değillerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine baş vuruyorlar? Daha sonra da verilen hükümden yüz çeviriyorlar. Bunlar inanan kişiler değillerdir.
Süleyman Ateşen ayrışan
İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında dururken seni nasıl hakem yapıyorlar, ondan sonra da (verdiğin hükümden) dönüyorlar. Onlar inanıcı değillerdir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
But how is it that they come to you for judgement while they have the Torah, in which is the judgement of Allah? Then they turn away, [even] after that; but those are not [in fact] believers
Fransızca
Mais comment te demanderaient-ils d'être leur juge quand ils ont avec eux la Thora dans laquelle se trouve le jugement d'Allah? Et puis, après cela, ils rejettent ton jugement. Ces gens-là ne sont nullement les croyants
İspanyolca
¿Y por qué necesitan pedirte a ti que juzgues entre ellos si tienen la Tora en la que se encuentra el juicio de Dios? Si tu veredicto no les agrada lo rechazan [a pesar de que coincide con la Tora], esos de verdad no son creyentes [en Dios ni en la Tora]
Rusça
Но как они выберут тебя судьей, если у них есть Таурат (Тора), содержащий закон Аллаха? Даже после этого они отворачиваются, ибо они не являются верующими
Endonezce
Dan bagaimana mereka akan mengangkatmu menjadi hakim mereka, padahal mereka mempunyai Taurat yang di dalamnya (ada) hukum Allah, nanti mereka berpaling (dari putusanmu) setelah itu? Sungguh, mereka bukan orang-orang yang beriman
Bengalce
তারা আপনাকে কেমন করে বিচারক নিয়োগ করবে অথচ তাদের কাছে তওরাত রয়েছে। তাতে আল্লাহর নির্দেশ আছে। অতঃপর এরা পেছন দিকে মুখ ফিরিয়ে নেয়। তারা কখনও বিশ্বাসী নয়।
Çince
他们有《讨拉特》,其中有安拉的律例,怎么还要你来判决,而后又违背你的判决呢?这等人,绝不是信士。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yahudilerin içinde bulundukları durum çok ilginçtir. Onlar seni bir taraftan inkâr eder diğer taraftan da onların hevâlarına uyan hüküm vermeni umarlar. Hâlbuki yanlarında içerisinde Allah'ın hükmü bulunan ve iman ettiklerini iddia ettikleri Tevrat vardır. Sonra onlara vermiş olduğun hüküm hevâlarına uygun olmayınca ondan yüz çevirirler. Böylece hem kendi kitaplarında bulunanları inkâr etmeyi ve hem de senin vermiş olduğun hükmü reddetmeyi bir araya getirirler. Bunların yaptıkları davranış, Mümin kimselerin yapacağı bir davranış değildir. Öyleyse bunlar ne sana ve ne de senin getirdiklerine iman edenlerden değildirler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
41- Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar durmadan yalana kulak verir ve sana gelmeyen bir topluluğu dinlerler. Yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler de:“Eğer size şu verilirse alın, şâyet o verilmezse sakının” derler. Allah’ın fitneye düşürmek istediği kimse için sen Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın. Onlar Allah’ın kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir. Dünyada onlar için bir zillet, âhirette de büyük bir azap vardır. 42- Onlar hep yalana kulak veren ve durmadan haram yiyen kimselerdir. Artık sana gelirlerse ister aralarında hükmet ister onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedersen de aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adaletli olanları sever. 43- İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken nasıl olur da seni hakem yaparlar, sonra da (hükmünden) yüz çevirirler?! Onlar iman etmiş kimseler değildirler. 44- Şüphesiz biz Tevrat’ı indirdik ki onda bir hidâyet ve nur vardır. Teslim olmuş olan nebiler yahudilere onunla hükmederlerdi, rabbaniler ve bilginler de -kendilerinden Allah’ın Kitabını korumaları istendiğinden dolayı- (onunla hükmederlerdi). Hepsi de onun üzerine şahiddiler. O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim âyetlerimi az bir pahaya satmayın. Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir. 41. “Ey Rasûl! Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesin.” Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem insanlara olan aşırı düşkünlüğü dolayısı ile iman ettiğini izhar ettikten sonra küfre dönen kimselerden dolayı çokça üzülürdü. Allah ona bu gibi kimselere üzülmemesini emir buyurmaktadır. Çünkü bu gibi kimselerin varlıkları ile yoklukları arasında fark yoktur. Hazır bulunacak olsalar fayda vermezler, hazır olmasalar yoklukları belli olmaz. Bundan dolayı Yüce Allah onlar için üzülmemeyi gerektiren sebebi açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“Kalpleri iman etmediği halde ağızlarıyla “İman ettik” diyenlerden…” Zira kendilerine üzülmesi gereken kimseler, hem zahirleri hem de batınları ile mü’minlerden sayılan kimselerdir. Yüce Allah’ın bu gibi kimseleri dinlerinden döndürmesi ve onları irtidada sürüklemesi ise söz konusu değildir ve O bundan münezzehtir. Çünkü imanın neşvesi kalplere karıştı mı artık o imana sahip olan kimse, hiçbir şeyi ona denk tutmaz, imanını hiçbir şeye değiştirmez. “Onlar durmadan yalana kulak verir ve sana gelmeyen bir topluluğu dinlerler.” Yani işlerinin temeli yalan, sapıklık ve azgınlık olan başkanlarını taklid eden, onların çağrılarına cevap veren kimselerdir. Bu kendilerine uyulan başkanlar ise “sana gelmeyen” kimselerdir. Aksine senden yüz çevirmişler ve sahip oldukları batıldan dolayı şımarmışlardır. Bu batılları ise şudur:“Yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler.” Yani insanları saptırmak ve hakkı bertaraf etmek amacıyla lafızlara Allah’ın murad etmediği anlamlar yüklerler. İşte bunlar dalalet davetçilerine boyun eğen, her türlü yalanı ortaya atan, akılları da idealleri de bulunmayan kimselerdir. O halde bunlar, sana uymayacak olurlarsa aldırma. Çünkü bunlar son derece eksik kimselerdir. Eksik kimselere ise ne önem verilir ne de aldırılır. “Eğer size şu verilirse alın, şâyet o verilmezse sakının, derler.” Senin yanına muhakeme olmak üzere geldikleri vakit, söyledikleri söz işte budur. Onların hevaya uymaktan başka bir maksatları yoktur. Birbirlerine: Muhammed size hevanıza uygun olan bu hükmü verecek olursa onun hükmünü kabul edin, eğer size bu şekilde hüküm vermeyecek olursa bu konuda ona tâbî olmaktan sakının, derler. Bu ise bir fitnedir, nefislerin hevalarına tabi olmaktır. “Allah’ın fitneye düşürmek istediği kimse için sen Allah’a karşı hiçbir şey yapamazsın.” buyruğu, Allah’ın:“Muhakkak ki sen sevdiğini hidâyete erdiremezsin, fakat Allah dilediğine hidâyet verir.”(el-Kasas, 28/56) buyruğuna benzemektedir. “Onlar Allah’ın, kalplerini temizlemek istemediği kimselerdir.” İşte bütün bu yaptıkları da bundan dolayıdır. Bu da şuna delildir: Şer’î hükme başvurmaktan kastı, hevasına tâbî olmak olan ve lehine hüküm verildiği takdirde razı olup lehine hüküm verilmeyecek olursa razı olmayan kimsenin bu tutumu, kalbinin temiz olmayışından dolayıdır. Diğer taraftan şeriatın hükmüne çağıran ve onun hükmüne başvuran, bu hüküm istek ve arzusuna uysun yahut uymasın ona razı olan kimsenin bu tutumu da kalbinin temizliğinden kaynaklanmaktadır. Yine bu buyruk, kalbin temizliğinin her türlü hayra vesile olduğuna, doğru olan her bir sözü ve doğru olan her bir ameli işlemeye götüren en büyük sebep olduğuna delildir. “Dünyada onlar için zillet” rezillik ve rüsvaylık vardır. “Âhirette de büyük bir azap vardır.” O da cehennem azabı ile Cabbar olan Allah’ın gazabıdır. 42. “Onlar hep yalana kulak veren” buyruğundaki “kulak verme, dinleme”den kasıt söyleneni kabul ederek dinlemektir. Yani onlar dinlerinin ve akıllarının azlığından ötürü kendilerini yalan söze çağıranların çağrılarını kabul edip dinlerler. “Durmadan haram yiyen kimselerdir” Kendi ayak takımlarından ve ileri gelenlerinden bildiklerine karşılık olarak haksız yere almış oldukları haram malları yerler. Onlar böylelikle hem yalana uymayı hem de haram yemeyi bir arada işleyen kimselerdir. “Artık sana gelirlerse ister aralarında hükmet ister onlardan yüz çevir.” Bu hususta sen muhayyersin. Bu buyruk neshedilmiş değildir. Çünkü böyle bir kesimin onun hükmüne başvurması halinde o, aralarında hüküm vermek yahut da aralarında hüküm vermekten yüz çevirmekten herhangi birisini yapmakta muhayyerdir. Bunun sebebi ise onların şer’î hükme başvurmakla sadece hükmün hevalarına uygun olup olmamasına öncelik vermeleridir. Buna göre bir fetva soran yahut da bir alimin hükmüne başvuran herhangi bir kimsenin halinden eğer aleyhine hüküm verecek olursa razı olmayacağı ve hükmü kabul etmeyeceği bilinirse bu durumda ne hüküm vermek ne de sorularının fetvasını vermek gerekmez. Eğer böyleleri arasında hüküm verilecek olursa da adaletle hükmetmek gerekir. İşte bundan dolayı:“Eğer onlardan yüz çevirirsen sana hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedersen, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah adaletli olanları sever.” buyrulmaktadır. Haklarında hüküm verilenler, zalim ve düşman olsalar dahi bu şekilde hüküm vermek gerekir. Bu durum, aralarında adaletle hüküm vermeye engel teşkil etmemelidir. Böylelikle insanlar arasında hüküm vermekte adaleti elden bırakmamanın fazileti ve Allah’ın bunu sevdiği de açıklanmış olmaktadır. 43. Daha sonra Yüce Allah, onların yaptıklarının hayret edilecek bir iş olduğunu şöyle beyan etmektedir:“İçinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında iken nasıl olur da seni hakem yaparlar, sonra da (hükmünden) yüz çevirirler?!” Onlar eğer imanın gerektirdiği amelde bulunan mü’min kimseler olsalardı ellerinde bulunan Tevrat’taki Allah’ın hükmünden yüz çevirmezlerdi. Senin hükmüne başvurmalarının tek sebebi sende hevalarına uygun düşecek bir hüküm bulma umutlarıdır. Sen aralarında yine yanlarında bulunan Allah’ın hükmüne uygun hüküm verince buna da razı olmadılar. Aksine bundan yüz çevirdiler ve bunu da kabul etmediler. İşte böyleleri hakkında Yüce Allah:“Onlar” bu şekilde hareket edenler, “iman etmiş kimseler değillerdir.” Yani bu, mü’minlerin yapacağı bir iş değildir, onlar da imana layık kimseler değildir. Çünkü onlar kendi hevalarını ilâh edindiler ve imanın gerektirdiği hükümleri kendi hevalarına uydurdular. 44. “Şüphesiz biz Tevrat’ı” İmran oğlu Mûsâ aleyhisselam’a “indirdik ki onda” imana ve hakka götüren, sapıklıktan koruyan “bir hidâyet” ve cahilliğin, şaşkınlığın, şüphelerin, tereddütlerin ve arzuların karanlıklarında kendisi ile aydınlanılan “nur vardır.” Nitekim Allah şöyle buyurmaktadır: “Andolsun ki biz Mûsâ ile Hârûn’a Furkan’ı takvâ sahiplerine bir ışık ve bir zikir olmak üzere verdik”(el-Enbiya, 21/48) Allah’a “teslim olmuş” ve onun emirlerine boyun eğerek itaat etmiş “olan nebiler onunla yahudilere hükmederlerdi.” Dava ve fetvalarda onunla hüküm verirlerdi. Peygamberlerin Allah’a teslim oluşları, başkalarının teslimiyetine göre daha ileridir. Çünkü onlar Allah’ın kullarının seçkinleridir. Bu şerefli nebiler ve bu üstün önderler, Tevrat’a uyup onu önder edindiklerine, Tevrat’ın ardından gittiklerine göre şu sıradan yahudilerin ona uymalarını engelleyen nedir? Onların Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e iman etmek şeklinde Tevrat’ta yer alan şerefli hükmü bir kenara atmalarına sebep nedir? Oysa buna inanmaksızın zahir olsun, batın olsun hiçbir amel kabul edilmez. Bunu yaparken uydukları bir önderleri var mı? Evet, onların önderleri, işleri güçleri tahrif etmek olan, insanlar arasındaki önderlik ve mevkilerini ayakta tutmak isteyen, hakkı gizlemek, batılı açığa çıkarmak sureti ile mal yiyip duran ve ateşe davet eden o sapık alimlerdir. “Rabbaniler ve bilginler de” yani dinin önderleri olan Rabbaniler de aynı şekilde yahudilere Tevrat gereğince hüküm verirlerdi. Rabbanilerden kasıt, insanlara karşı şefkatle ve peygamberlerin tutumunu takınarak onları en güzel şekilde terbiye eden, eğiten, ilimleri ile amil muallimlerdir. “Bilginler” ise sözlerine uyulan, tesirleri açıkça görülen, ümmetleri arasında doğrulukları ile tanınan alim kimseler demektir. Onların verdikleri hakka uygun bu hükümlerin sebebi “Allah’ın Kitabını korumaları istendiğinden...” dolayıdır. Hem de “hepsi de onun üzerine şahidiler.” Yani Allah, onlardan Kitab’ını korumalarını istediğinden, onları bu Kitab’ın sorumluları kıldığından dolayı böyle hükmediyorlardı. Kitap onların yanında bir emanetti. Bu Kitab’ı fazlalıklara, eksiltmeye, hükümlerinin gizlenmesine karşı korumayı onlara farz kılmıştı. Bilmeyenlere onu öğretmelerini istemişti. Onlar da bu Kitab’ın üzerinde şahit kimseler idiler. Çünkü Kitap hususunda ve insanların hakkında şüpheye düştükleri meselelerde onlara başvuruluyordu. Yüce Allah cahillere yüklemediği yükümlülükleri ilim ehline yüklemiştir. Öyleyse ilim ehlinin kendilerine yükletilen bu yükümlülüklerin gereğini yerine getirmeleri, tembelliğe ve atalete meylederek cahillere uymamaları gerekir. Zikir, namaz, zekât, hac, oruç gibi ilim ehli olmayan kimselerin de yerine getirdikleri takdirde kurtulabilecekleri ve esenliğe kavuşabilecekleri, faydası kişiyi aşmayan salt ibadetlerle yetinmemeleri gerekir. İlim ehlinden insanlara ilim öğretmeleri, onların gerek duyacakları dini hususlara -özellikle de çokça görülen usule dair meselelere- dikkatlerini çekmeleri istendiği gibi bu hususta insanlardan korkmayıp yalnızca Rablerinden korkmaları da istenmiştir. Bundan dolayı Allah:“O halde insanlardan korkmayın, benden korkun. Benim âyetlerimi az bir pahaya satmayın.” buyurmaktadır. Yani azıcık dünya faydası uğruna hakkı saklayıp, batılı açığa vurmayın. Bu gibi afetlerden ilim adamı kendisini kurtarabilirse bu, ilâhi tevfikin bir neticesidir. İlim adamının mutluluğu, bütün gayretini ilim öğrenme ve öğretmekte harcamasında, Allah’ın kendisine tevdi edip korumasını istediğinin ve buna şahit tuttuğunun bilincinde olmasında, Rabbinden gereği gibi korkmasındadır. İnsanlardan korkmak ve çekinmek, yapması gereken şeyleri yerine getirmesini engellemez. Aynı zamanda o, dünyasını dinine tercih etmez. Öte yandan ilim adamının bedbahtlığının alâmeti, kendisine verilen emri yerine getirmeksizin tembelliğe kendisini kaptırması ve kendisinden koruması istenen şeylere aldırış etmemesi, aksine onu ihmal ve emaneti zayi etmesidir. Böylesi, dünyaya karşılık dinini satar, verdiği hükümler karşılığında rüşvet alır, fetvalarına karşılık da mal alır. İlmi ancak ücret ve bir mükâfat karşılığında Allah’ın kullarına öğretir. Böyle birisine Allah büyük bir lütufta bulunmuş olmakla birlikte o, buna karşı nankörlük etmiş ve başkasının mahrum kılındığı çok büyük bir payı da bedel olarak ödemiş olur. Allah’ım senden faydalı ilim, makbul amel niyaz ederiz. Bizi her türlü beladan esenliğe kavuşturmanı ve affını ihsan etmeni dileriz, ey Kerîm! “Kim Allah’ın indirdiği” apaçık hak “ile hükmetmezse” kendi bozuk maksatlarından herhangi bir maksada binaen batıl olduğunu bildiği bir şeyle hüküm verirse “işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir.” Allah’ın indirdiğinden başkası ile hükmetmek kâfirlerin işlerindendir. Kimi zaman bu iş, kişiyi dinden çıkartan bir küfür olabilir. Bu ise böyle bir hüküm vermenin helâl ve caiz olduğuna inanılması halinde söz konusudur. Kimi zaman da kişinin şiddetli bir azabı hak etmesine sebep teşkil eden büyük günahlardan ve küfür amellerinden biri olur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yahudilerin dava hakkında hüküm vermesi için Hz. Peygamber’e başvurmalarının adaletin tecellisi amacıyla değil, sırf kendi arzularına göre bir hüküm bulmak için olduğu anlaşılmaktadır. Âyet onların samimiyetsizliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Zira onların davalarını, içinde Allah’ın hükmü bulunan Tevrat’ı bırakıp peygamber olduğuna inanmadıkları Hz. Muhammed’e getirmeleri kitaba olan imanlarının ne derece asılsız olduğunu, sonra Hz. Peygamber’in verdiği hükme razı olmayıp ondan da yüz çevirmeleri kendi isteklerinden başka hiçbir şeye samimi olarak inanmadıklarını göstermektedir.
Mâide Suresi 43. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yahudilerin içinde bulundukları durum çok ilginçtir. Onlar seni bir taraftan inkâr eder diğer taraftan da onların hevâlarına uyan hüküm vermeni umarlar. Hâlbuki yanlarında içerisinde Allah'ın hükmü bulunan ve iman ettiklerini iddia ettikleri Tevrat vardır. Sonra onlara vermiş olduğun hüküm hevâlarına uygun olmayınca ondan yüz çevirirler. Böylece hem kendi kitaplarında bulunanları inkâr etmeyi ve hem de senin vermiş olduğun hükmü reddetmeyi bir araya getirirler. Bunların yaptıkları davranış, Mümin kimselerin yapacağı bir davranış değildir. Öyleyse bunlar ne sana ve ne de senin getirdiklerine iman edenlerden değildirler.