Önceki ayet· 5:101Sonraki ayet· 5:103

Mâide Suresi 102. Ayet· 5:102

↗ Mâide suresi
Medeni
قَدۡ سَأَلَهَا قَوۡمٞ مِّن قَبۡلِكُمۡ ثُمَّ أَصۡبَحُواْ بِهَا كَٰفِرِينَ
Sizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Sizden önce bir millet onları sormuştu, sonra da onları inkar etmişlerdi
Elmalılı Hamdi Yazır
Sizden önce gelen bir kavim bunları sormuştu da sonra inkâr etmişti.
Yaşar Nuri Öztürk
Sizden önceki bir toplum da onları sormuştu; sonra tutup hepsini inkâr ettiler.
Süleyman Ateşen ayrışan
Sizden önce gelen bir toplum da onları sormuştu da sonra onları tanımaz olmuşlardı.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
A people asked such [questions] before you; then they became thereby disbelievers
Fransızca
Un peuple avant vous avait posé des questions (pareilles) puis, devinrent de leur fait mécréants
İspanyolca
Estas mismas indagaciones fueron hechas por otros pueblos en la antigüedad, y [cuando les fueron reveladas como leyes] las rechazaron
Rusça
Люди до вас спрашивали о них и по этой причине стали неверующими (или затем стали неверующими в них)
Endonezce
Sesungguhnya sebelum kamu telah ada segolongan manusia yang menanyakan hal-hal serupa itu (kepada nabi mereka), kemudian mereka menjadi kafir
Bengalce
এরূপ কথা বার্তা তোমাদের পুর্বে এক সম্প্রদায় জিজ্ঞেস করেছিল। এর পর তারা এসব বিষয়ে অবিশ্বাসী হয়ে গেল।
Çince
在你们之前,有一些民众,曾询问过此类问题,嗣后,他们因此而变不信道人。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphe yok ki, sizden önce gelen bir topluluk bu konuda benzer sorular sordular. Bu sordukları sorular sebebiyle üzerlerine sorumluluk yüklenince onunla amel etmediler ve kâfir oldular.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
101- Ey iman edenler! Size açıklanınca üzüleceğiniz birtakım şeyleri sormayın. Eğer Kur’ân indirilmekteyken soracak olursanız da size açıklanır. Allah onları affetmiştir. Allah Ğafûrdur, Halîmdir. 102- Sizden evvel de bir kavim (bu tür sorular) sordu da sonra da onları inkar ettiler. 101. Yüce Allah, mü’min kullarına kendilerine açıklandığı takdirde hoşlarına gitmeyecek ve onları kederlendirecek hususlara dâir soru sormalarını yasaklamaktadır. Kimi müslümanların Allah Rasûlüne, babaları ve onların durumu hakkında, cennette mi cehennemde mi olduklarına dâir soru sormaları buna bir örnektir. Olur ki bu husus sorana açıklanır da soran için bunda bir hayır bulunmaz. Yine meydana gelmemiş hususlara dâir sorular sormak ve şer’î açıdan birtakım zorluklara ve hükümlerin ümmeti sıkıntıya sokacak şekilde ağırlaşmasına sebep olacak türden sorular da böyledir. Anlamsız ve faydsız şeyler hakkında soru sormak da buna örnek gösterilebilir. İşte yasak olan, bu ve benzeri hususlara dâir soru sormaktır. Bu gibi sonuçlar doğurmayan hususlara dâir soru sormaya gelince bu, (yasaklanmamış aksine) emredilmiştir. Nitekim Yüce Allah:“Eğer bilmiyorsanız zikir/ilim ehline sorun”(en-Nahl, 16/43) buyurmaktadır. “Eğer Kur’ân indirilmekteyken soracak olursanız da size açıklanır.” Yani eğer sorunuz uygun olup uygun yerde ve Kur’ân-ı Kerîm’in indirildiği dönemde sorulursa, anlaşılması güç bir âyet yahut sizin için izâhı yapılamayan bir hükme dâir ise ve vahyin semadan indirilmesi mümkün olan bir zamana denk düşerse o zaman o hüküm size açıklanır; aksi takdirde Allah’ın açıklamayıp sükut geçtiği hususlar hakkında siz de soru sormayıp susun. “Allah onları affetmiştir.” yani Allah bu hususta kullarına afiyet ve esenlik vererek, onları sorumlu tutmayarak hükmü açıklamamıştır. Allah’ın susup hüküm belirtmediği her bir husus Allah’ın mubah kıldığı ve affettiği şeyler arasındadır. “Allah Ğafûrdur, Halîmdir.” O, ezeli olarak mağfiret sahibidir, hilmi ve ihsanı da bilinen bir husustur. Öyleyse O’nun mağfiret ve ihsanına nail olmaya çalışın, rahmet ve rızasını elde etmeye gayret edin. 102. “Sizden evvel de bir kavim (bu tür sorular) sordu.” Size haklarında soru sorulması yasaklanmış olan bu hususlara dair, onların türünden ve onlara benzer hususlar hakkında, doğruyu arayıp bulmak kastı ile değil de işi yokuşa sürmek kastı ile sorular sormuşlardı. Ancak onlara bu sordukları hususlar açıklanıp buna dâir emirler verilince de “onları inkar ettiler.” Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem sahih bir hadiste şöyle buyurmaktadır: “Ben, size neyi yasakladımsa ondan uzak durun. Size neyi emrettiysem gücünüz yettiğince onu yapın. Çünkü sizden öncekileri çokça soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmeleri helâk etmiştir.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerin nüzûl sebebi olarak zikredilen olaylardan biri şudur: Haccın farz olduğunu bildiren âyet indiğinde Hz. Peygamber bir hutbe okumuş, Allah Teâlâ’ya hamd ve senâdan sonra “Allah size haccı farz kıldı” buyurmuştu. Bir sahâbî “Her yıl mı ey Allah’ın resulü?” diye sordu. Resûlullah soruyu duymazdan geldi. Sorunun üçüncü defa tekrar edilmesi üzerine Hz. Peygamber “Şayet evet deseydim (her yıl haccetmeniz) farz olurdu. Siz ise buna tahammül edemezdiniz. Benim değinmediğim konularda soru sormayın. Sizden önceki bazı toplumlar peygamberlerine çok soru sormaktan ve sonra da bunlar üzerinde ihtilâfa düşmekten dolayı helâk olmuşlardır. Şu halde size bir şeyi emrettiğimde onu olabildiğince yerine getirmeye çalışın, size yasakladıklarımdan da kaçının” buyurmuştur (Müslim, “Hac”, 412). Âyetlerdeki sakındırma ifadesinden, dinin tamamlanmasının veya eksik kalmasının vahyin geldiği esnadaki sorulara bağlanmış olduğu gibi bir anlam çıkarmak doğru olmaz. Zira bir hususun dinî bildirimler arasında yer alabilmesinin kaçınılmaz şartı, dinin sahibi olan Allah’ın onu murat etmiş olmasıdır. Yine, ilâhî iradenin bir sonucu olarak Resûlullah bazı dinî hükümleri belirli münasebetlerle, olayların tabii akışı içinde ve çevresinden gelen sorular üzerine tebliğ etmiştir. Şu halde bu âyette verilmek istenen mesajı şöyle açıklamak mümkündür: Vahyin indiği dönemde bazı vecîbelerin bildirilmesi soru sorulmasına bağlanmış olduğundan, müminler yerli yerince soru sormalı, yersiz sorulardan ve ısrarcı tavırlardan kaçınmalıdırlar. Ayrıntılar üzerinde fazla sorular sorulması halinde, cevapları duyanlar veya yorumlayanlar –farz kılınmadığı halde– yanlışlıkla yeni farzlar icat edebilirler. Hz. Peygamber’in yukarıda aktarılan ifadesinden de anlaşıldığı üzere, buradaki mesaj Kur’an’ın indirildiği dönemle sınırlı olmayıp, bütün zamanlarda müminlerin şu hususa dikkat etmeleri gerekir: Dinî yükümlülükler konusunda herkes Resûlullah’ın buyruklarını olabildiğince yerine getirmeye çalışmalı, yasakladıklarından kaçınmalı, kendi anlayışını ve içinde yaşadığı toplumun geleneklerini dine yamamaya kalkışmamalıdır. Tarihî tecrübeler de burada insan psikolojisine ışık tutan önemli bir uyarının bulunduğunu göstermektedir. Konumuz olan âyette ve hadiste önceki toplumlardan bazılarının kendilerine bildirilen dinî yükümlülükleri âdeta yetersiz bularak daha fazla yükümlülük isteyen bir tavır içine girdiklerinden, sonra da bunlar üzerinde görüş ayrılığına düşüp asıl vecîbeleri de terkeder hale geldiklerinden söz edilmektedir. Müslüman toplumlarda da bu psikolojinin etkisiyle zaman zaman asıl dinî vecîbeleri bırakıp yeni yükümlülük arayışı içine girildiği ve dinin aslında olmayan hususların temel dinî yükümlülüklerden daha önemli hale getirildiği gözlenmektedir.
Mâide Suresi 102. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Şüphe yok ki, sizden önce gelen bir topluluk bu konuda benzer sorular sordular. Bu sordukları sorular sebebiyle üzerlerine sorumluluk yüklenince onunla amel etmediler ve kâfir oldular.