Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksanız; eğer itaat ederseniz Allah size güzel ecir verir, ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi can yakan bir azaba uğratır
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bedevilerden geri kalmış olanlara de ki: "güçlü kuvvetli bir millete karşı, onlar müslüman olana kadar savaşmaya çağrılacaksanız; eğer itaat ederseniz Allah size güzel ecir verir, ama daha önce döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi can yakan bir azaba uğratır
Elmalılı Hamdi Yazır
A'rabilerin geri bırakılmış olanlarına de ki: Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmaya çağırılacaksınız. Onlarla savaşırsınız veya müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükâfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönecek olursanız sizi acıklı bir azaba uğratır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bedevilerden, geri bırakılmış olanlara de ki: "Siz yakında çok zorlu savaş veren bir kavimle çarpışmaya çağrılacaksınız. Ya onlarla çarpışırsınız, yahut onlar Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir ödül verecektir. Yok eğer önceden döndüğünüz gibi yüz çevirirseniz, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır."
Süleyman Ateşen ayrışan
O geride kalan göçebe Araplara de ki: "Siz yakında çok kuvvetli bir kavme karşı savaşmağa da'vet edileceksiniz, onlarla (ya) dövüşürsünüz, yahut (onlar) müslüman olurlar. Eğer ita'at ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir; (yok) eğer önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, size acı bir şeklide azabeder.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.3%
İngilizce
Say to those who remained behind of the bedouins, "You will be called to [face] a people of great military might; you may fight them, or they will submit. So if you obey, Allah will give you a good reward; but if you turn away as you turned away before, He will punish you with a painful punishment
Fransızca
Dis à ceux des Bédouins qui restèrent en arrière: «vous serez bientôt appelés contre des gens d'une force redoutable. Vous les combattrez à moins qu'ils n'embrassent l'Islam, si vous obéissez, Allah vous donnera une belle récompense, et si vous vous détournez comme vous vous êtes détournés auparavant, Il vous châtiera d'un châtiment douloureux»
İspanyolca
Diles a los beduinos que no participaron [en la expedición a La Meca]: "Se los convocará para luchar contra un pueblo militarmente poderoso, puede que combatan o que ellos se rindan. Si obedecen, Dios les concederá una bella recompensa. Pero si desertan, como lo hicieron anteriormente, les dará un castigo doloroso [en el Más Allá]
Rusça
Скажи бедуинам, оставшимся позади: «Вас еще призовут воевать против людей, обладающих суровой мощью. Вы сразитесь с ними, или же они обратятся в ислам. Если вы подчинитесь, то Аллах дарует вам прекрасную награду. Если же вы отвернетесь, как отвернулись прежде, то Аллах причинит вам мучительные страдания»
Endonezce
Katakanlah kepada orang-orang Badui yang tertinggal, "Kamu akan diajak untuk (memerangi) kaum yang mempunyai kekuatan yang besar, kamu harus memerangi mereka kecuali mereka menyerah. Jika kamu patuhi (ajakan itu), Allah akan memberimu pahala yang baik; tetapi jika kamu berpaling seperti yang kamu perbuat sebelumnya, Dia akan mengazab kamu dengan azab yang pedih
Bengalce
গৃহে অবস্থানকারী মরুবাসীদেরকে বলে দিনঃ আগামীতে তোমরা এক প্রবল পরাক্রান্ত জাতির সাথে যুদ্ধ করতে আহুত হবে। তোমরা তাদের সাথে যুদ্ধ করবে, যতক্ষণ না তারা মুসলমান হয়ে যায়। তখন যদি তোমরা নির্দেশ পালন কর, তবে আল্লাহ তোমাদেরকে উত্তম পুরস্কার দিবেন। আর যদি পৃষ্ঠপ্রদর্শন কর যেমন ইতিপূর্বে পৃষ্ঠপ্রদর্শন করেছ, তবে তিনি তোমাদেরকে যন্ত্রনাদায়ক শাস্তি দিবেন।
-Ey Peygamber!- Bedevilerden seninle beraber Mekke'ye sefer etmekten geri kalanları imtihan ederek onlara de ki: "Çok güçlü bir kavme karşı savaşmak için çağrılacaksınız. Ya onlarla Allah yolunda savaşacaksınız ya da onlar savaşmadan İslam'a girip Müslüman olacaklar. Eğer sizi davet ettiği şey olan savaş hususunda Allah'a itaat ederseniz; Allah size güzel bir mükâfat verir ki, o da cennettir. Eğer daha önce Mekke'ye onunla (peygamberle) birlikte sefer etmek hususunda yüz çevirip geri döndüğünüz gibi dönerseniz; o zaman Allah sizi, acı verici bir azapla azaplandırır."
16- (Savaşa çıkmayıp) geri kalan bedevîlere de ki: “Yakında çok güçlü bir kavme karşı (savaşa) çağrılacaksınız ve onlarla savaşacaksınız yahut da onlar teslim/Müslüman olacaklardır. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir. Şâyet daha önce yüz çevirdiğiniz gibi yine yüz çevirirseniz o zaman da size can yakıcı bir azapla azap eder. 17- (Savaşa katılmama hususunda) gözleri görmeyene günah yoktur, topala günah yoktur, hastaya günah yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederse Allah, onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse ona da can yakıcı bir azapla azap eder.
16. Yüce Allah, seferden geri kalan bedevî Arapların Allah yolunda cihaddan geri kalmakla birlikte mazeret olmayacak şeyleri mazeret gösterdiklerini ve eğer herhangi bir savaş ve güçlü bir kavimle karşılaşmak söz konusu olmayacak ise mü’minlerle birlikte savaşa çıkmayı istediklerini, hatta sadece ganimet maksadı ile böyle bir talepte bulunduklarını zikrettikten sonra onları sınamak üzere şöyle buyurmaktadır:“Geri bırakılan Bedevî Araplara de ki: Yakında çok güçlü bir kavme karşı” Allah Rasûlü yahut onun yerine geçen râşid halifeler veya imamlar (İslâm devlet başkanları) tarafından savaşmak üzere “çağrılacaksınız ve onlarla savaşacaksınız yahut da onlar teslim/Müslüman olacaklardır.” Sözü geçen bu kavim, İranlılar, Bizanslılar, onların yolunda gidenler ve onlara benzeyen kimselerdir. Bunlarla ya savaşılacak veya onlar kendiliklerinden teslim olacaklardır. Vakıa da bu olmuştur. Müslümanlar bu kavimlerle savaşmaları ve çarpışmaları esnasında eğer onların güç ve kuvvetleri yerinde bulunuyor idiyse onlar cizye vermeyi kabullenmediler; aksine ya İslâm’a girdiler yahut da sahip bulundukları inancı sürdürmek üzere çarpışma yoluna gittiler. Müslümanlar onlara ağır yaralar verdirdikten sonra ise silahı bıraktılar ve güçsüz düştüler. Baş eğmek zorunda kalıp sonunda ya İslâm’a girmek yahut da cizye vermekle karşı karşıya kaldılar. “Eğer” bu gibi kimselerle savaşmak üzere sizi çağıranlara “itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükafat verir.” Bu da Allah ve Rasûlünün, Allah yolunda cihada karşı verileceğini belirttiği mükâfattır. “Şâyet daha önce” Allah Rasûlünün sizleri kendisi ile savaşmaya çağırdığı kimselerle savaşmaktan “yüz çevirdiğiniz gibi yüz çevirirseniz, size can yakıcı bir azapla azap eder.” Bu âyet-i kerime, güçlü kimselere karşı cihada davet eden Râşid Halifelerin faziletlerine ve bu hususta onlara itaat etmenin gerekliliğine delildir.
17. Daha sonra Yüce Allah, kulun cihada çıkmayışına mazeret teşkil eden ve kul için mazeret kabul edilecek özürleri söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Gözleri görmeyene günah yoktur, topala günah yoktur, hastaya günah yoktur.” Cihada çıkmalarını engelleyen bu gibi mazeretleri dolayısı ile cihaddan geri kalmalarından ötürü günahkâr olmaları söz konusu değildir. “Kim Allah’a ve Rasûlüne” emirlerini yerine getirip yasaklarından kaçınmak hususunda “itaat ederse Allah, onu altlarından ırmaklar akan” içinde canların çektiği ve gözlerin görmekten zevk alacağı türlü nimetler bulunan “cennetlere koyar.”“Kim de” Allah’a ve Rasûlüne itaat etmekten “yüz çevirirse ona da can yakıcı bir azapla azap eder.” Mutluluk, tamamı ile Allah’a itaat etmeye bağlıdır. Bedbahtlık ise O’na isyan etmek ve emirlerine aykırı hareket etmektedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yukarıda da işaret edildiği gibi Hudeybiye seferine katılmayanlara, Hayber Savaşı’na olmasa da “ileride çetin bir düşmana karşı yapılacak bir savaşa çağırılacakları”nın bildirilmesi, onların münafıklar olmadığını gösteren delillerden biridir. Müminlerin kendileriyle savaşmaya çağırılacakları bu çetin ve güçlü düşmanın hangisi olduğu konusunda farklı belirlemeler yapılmış; Huneyn’de savaşılan Sakîf ve Hevâzin, Hz. Ebû Bekir ve Ömer zamanında kendileriyle savaşılan mürtedler, İran, Bizans gibi isimler ileri sürülmüştür. Meâlde geçen “Ya kendileriyle savaşacaksınız yahut müslüman olacaklar” cümlesi bu çetin düşmanı belirlemede önemli bir ipucu vermektedir. Bilindiği gibi Ehl-i kitap ile müslümanlar üç farklı ilişki içinde bulunabilirler: İslâm’a davet, savaş, vergiye ve diğer şartlara bağlı barış ve antlaşma. Arap müşrikleri ile mürtedlere gelince seçenek ikiye inmektedir: Ya müslüman olacaklar ya da savaşı göze alacaklar. Şu halde âyette sözü edilen çetin ve güçlü düşman ya Arap müşrikleri ya da mürtedlerdir (Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, IV, 1705).
-Ey Peygamber!- Bedevilerden seninle beraber Mekke'ye sefer etmekten geri kalanları imtihan ederek onlara de ki: "Çok güçlü bir kavme karşı savaşmak için çağrılacaksınız. Ya onlarla Allah yolunda savaşacaksınız ya da onlar savaşmadan İslam'a girip Müslüman olacaklar. Eğer sizi davet ettiği şey olan savaş hususunda Allah'a itaat ederseniz; Allah size güzel bir mükâfat verir ki, o da cennettir. Eğer daha önce Mekke'ye onunla (peygamberle) birlikte sefer etmek hususunda yüz çevirip geri döndüğünüz gibi dönerseniz; o zaman Allah sizi, acı verici bir azapla azaplandırır."