Diyanet İşlerien ayrışan
İşte onlar da kendilerine (azab) söz(ü) gerekli olmuş kimselerdir. Kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında (azabın içinde) bulunacaklardır. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte onlar kendilerinden önce gelip geçmiş olan cin ve insan toplulukları içerisinde haklarında azab vaadi hak olmuş kimselerdir. Onlar gerçekten hüsrana uğramışlardır.
Yaşar Nuri Öztürk
İşte bunlar, kendilerinden önce gelip geçmiş cin ve insan ümmetleri içinde, üzerlerine azap hak olanlardır. Hiç kuşkusuz, onlar, hüsrana uğrayanlardır.
Süleyman Ateş
İşte onlar da kendilerine (azab) söz(ü) gerekli olmuş kimselerdir. Kendilerinden önce geçen cin ve insan toplulukları arasında (azabın içinde) bulunacaklardır. Gerçekten onlar, ziyana uğrayanlardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İşte onlar; cinlerden ve insanlardan olup haklarında azabın gerçekleştiği kendilerinden önce gelip geçmiş hüsrana uğramış toplumlar arasındadırlar. Şüphesiz onlar, ateşe girişleriyle kendi nefislerini ve ailelerini ziyana uğratan kimselerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
17- (Bazıları da var ki) ana-babasına:“Öf be (bıktım) sizden! Benden önce nice nesiller gelip geçmiş (ve biri bile dirilmemiş) iken siz beni (dirilip kabirden) çıkarılmakla mı tehdit ediyorsunuz?” der. Ana-babası da (bir yandan hidayete ermesi için) Allah’a yalvararak ona: “Yazık sana! Gel iman et! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır”(derler). O ise:“Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.” der. 18- İşte bunlar, kendilerinden önce gelip geçen cinlerden ve insanlardan oluşan (kafir) ümmetler arasına dahil olarak aleyhlerinde (azap) sözü hak olmuş kimselerdir. Şüphesiz onlar, hüsrana uğramış olanlardır. 19- Herkesin, işlediklerine göre dereceleri vardır. Böylece Allah, kendilerine amellerinin karşılığını tastamam verir ve onlar zulme uğratılmazlar.
17. Yüce Allah, salih, anne-babasına karşı iyi ve itaatkâr davranan kimseyi söz konusu ettikten sonra, onlara kötü davranan kişinin halini -ki bu en kötü haldir- söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Ana-babasına” kendisini Allah’a ve âhiret gününe imana davet edip inkârın cezasından korkuttukları vakit -ki anne-babanın çocuklarına yapabilecekleri en büyük iyilik, onu ebedi saadetine ve nihai kurtuluşuna vesile olacak şeylere davet etmeleridir- bu kimse, onlara en kötü şekliyle karşılık vererek:“Öf be (bıktım) sizden” Siz de sizin söyledikleriniz de kahrolsun!, der. Daha sonra da dirilişi çok uzak görüp inkâr ettiğini anlatmak üzere de şöyle der:“Benden önce nice nesiller gelip geçmiş iken” ki onlar yalanlayıp küfre sapmışlardı; hem onlar, inkârcı, cahil ve inatçı her bir kimsenin uyulan önderleri durumundadırlar; “siz beni” Kıyamet günü dolayısıyla kabrimden “çıkarılmakla mı tehdit ediyorsunuz?”“Ana-babası da” böyle dediği için evlâtları için “Allah’a yalvararak ona: Yazık sana! Gel iman et” derler ve onun hidâyet bulması için olanca gayretlerini ortaya koyarlar. Hatta çocuklarının iyiliğini o kadar çok isterler ki onun için, suda boğulmak üzere olanın yardım istediği gibi Allah’tan yardım isterler, onun için yalvarırlar, ona acırlar ve ona hakkı açıklayıp şöyle derler:“Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır.” Sonra buna dair delilleri mümkün olduğunca göstermeye çalışırlar. Çocuklarının ise ancak azgınlığı, nefreti, hakka karşı büyüklenmesi ve ona dil uzatması artar. “O ise: Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir, der” Bu, ancak öncekilerin kitaplarından aktarılmıştır. Allah nezdinden gelmemiştir. Allah tarafından rasûlüne vahyedilmiş değildir. Herkes bilir ki, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ümmi idi. Okuma-yazma bilmezdi, kimseden ilim öğrenmiş de değildi. Peki, bu Kitabı nereden öğrendi? Bütün insanlar bir araya gelseler ve birbirlerine yardımcı olsalar dahi bu Kur’ân’ın benzerini getirebilirler mi?!
18. “İşte bunlar” bu çirkin hale sahip olanlar “kendilerinden önce gelip geçen cinlerden ve insanlardan oluşan (kafir) ümmetler arasına dahil olarak” bunlar, onların sellerine kapılacak, onların tufanlarında boğulacaklardır “aleyhlerinde” küfür ve yalanlamalarının cezası olarak azap edilmelerine dair “söz hak olmuş kimselerdir.”“Şüphesiz onlar, hüsrana uğramış olanlardır.” Hüsran, insanın sermayesini kaybetmesidir. Sermayenin kaybedilmesi halinde kârın kaybedilmesi öncelikle söz konusudur. İşte bunlar da iman etme fırsatını kaybettikleri gibi hiçbir nimete nail olamayacaklar, cehennem azabından da kurtulamayacaklardır.
19. İster hayır ehlinden, ister şer ehlinden olsun “Herkesin, işlediklerine göre dereceleri vardır.” Herkes, hayır ve şerden işlediklerine uygun bir mertebede olacaktır. Âhiretteki konumları, amellerine göre olacaktır. Bundan dolayı devamla şöyle buyurmaktadır:“Böylece Allah, kendilerine amellerinin karşılığını tastamam verir ve onlar zulme uğratılmazlar.” Yani kötülüklerine herhangi bir ekleme yapılmaksızın, iyilikleri de eksiltilmeksizin amellerinin karşılığını verir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Ana babaların çocuk eğitimi, çocuğun kimlik ve kişilik kazanması konusunda önemli rolleri ve etkileri vardır. İstisnaları bulunmakla beraber ebeveynler, çocuklarının da kendileri gibi inanmalarını ister, bunun için çaba gösterirler. 17. âyet bu genel çerçeve içinde inanan ebeveyn ile inkâr eden bir evlât arasındaki tartışmayı tasvir ediyor. Hz. Ebû Bekir’in oğlu Abdurrahman, önce inanmaz iken sonra inanmış ve iyi bir insan olmuştur, Zeccâc gibi bazı tefsirciler âyetin bu olay üzerine geldiğini ileri sürmüşlerse de –burada örnek verilen evlat ve benzerlerinin cehennemlik oldukları âyette ifade edildiği için– bu yorum haklı olarak genellikle kabul görmemiştir. Muâviye’nin Medine valiliğine getirdiği Mervân b. Hakem, onun emri gereğince halkı Yezîd’in veliahtlığı için biat etmeye zorluyordu. Abdurrahman, “Bu Herakliyüs usulüdür, siz bunu mu getiriyorsunuz?” diyerek biata itiraz etti. Mervân, açıklamakta olduğumuz âyeti kastederek, “İşte bu âyet senin için gönderildi” dedi ve Abdurrahman’ın tutuklanmasını emretti. Abdurrahman kardeşi Hz. Âişe’nin evine sığınarak kurtuldu. Hz. Âişe, Mervân’ın hakaret ve iddiasını reddederek, “Bizim hakkımızda gelen âyet bu değil, benim beratımla ilgili olan âyettir” dedi (İbn Kesîr, VII, 266-267; Buhârî, “Tefsîr”, 46/1).
İleride, 29-33. âyetlerde cinlerin de Kur’an’ı dinledikleri, bir kısmının ona inandığı açıklanacaktır. 18. âyette hem bir gerçeği bildirmek hem de cinlerle ilgili bilgi edinmeye teşvik için “inkâr eden insanlarla beraber cinlerin de cezalarını çekecekleri” zikredilmektedir.