Diyanet İşlerien ayrışan
Ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak yer olmadığını bilsinler
Elmalılı Hamdi Yazır
Âyetlerimiz hakkında mücadele edenler bilsinler ki kendileri için kaçacak bir yer yoktur.
Yaşar Nuri Öztürk
Ki ayetlerimiz hakkında tartışıp duranlar kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
Süleyman Ateş
Ki ayetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O gemilerin gönderilen fırtınalı rüzgâr ile helak edildiği zaman Allah'ın ayetlerini iptal etmek için mücadele edenlerin kendileri için helak olmaktan kaçıp kurtulacakları hiçbir sığınaklarının olmadığını anlarlar. Allah'tan başkasına yalvarıp dua etmemeleri gerektiğini ve O'ndan başkalarını da bırakıp, terk etmeleri gerektiğini anlarlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
32- Denizde dağlar gibi akıp giden gemiler de O’nun âyetlerindendir. 33- O, dilerse rüzgarı durdurur da o gemiler denizin üstünde hareketsiz kalırlar. Hiç şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için deliller vardır. 34- Yahut da (dilese yolcuların) kazandıkları (günahlar) sebebiyle o gemileri (batırıp) helâk eder. Ama birçoğunu affeder (de kurtarır). 35- Böylece âyetlerimiz hakkında tartışanlar, kendileri için kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.
32. O’nun rahmetinin ve kullarına inâyetinin delillerinden birisi de buharlı ve yelkenli gemiler olup büyüklükleri dolayısı ile “denizde dağlar gibi akıp giden gemiler”dir. Yüce Allah, bu gemilere büyük denizleri amade kılmış ve onları birbirinin ardı sıra gelen dalgalara karşı korumuştur. Bu gemilerin sizleri ve pek çok yük ve eşyanızı oldukça uzak bölgelere ve ülkelere taşımasını sağlamış, bu konuda yardımcı olabilecek türden sebepleri de bu konuda tedarik etmiştir. Daha sonra Yüce Allah şu buyrukları ile bu sebeplere dikkatimizi çekmektedir:
33-34. “O, dilerse” gemilerin akıp gitmesine sebep kıldığı “rüzgarı durdurur da” çeşitli türleri ile “gemiler” denizin “üstünde hareketsiz kalırlar.” Ne ileri gider, ne de geri dönebilirlerdi. Buharlı gemilerin varlığı bununla çelişmemektedir. Çünkü onların gidişleri için de rüzgarın varlığı şarttır. Yüce Allah, dileyecek olursa bu gemileri yolcularının işledikleri sebebi ile suda batırıp yok edebilir. Ancak O, kullarının günahlarını cezalandırmayı erteler ve günahları çokça affeder. “Hiç şüphesiz bunda çok sabreden” nefsinin hoşlanmadığı ve ona ağır gelen şeylere karşı katlanan, onu itaatin zorluklarına ve günahlara çağıran davetçilere karşı direnmeye sevkeden, musibetler esnasında da nefsini öfkelenmekten alıkoyan “ve çok şükreden” rahatlık zamanlarında ve nimet içinde bulunduğu hallerde Rabbinin nimetlerini itiraf ederek O’na itaat ile boyun eğen, bu nimetleri O’nu razı edecek hususlarda kullanan “herkes için deliller vardır.” İşte Allah’ın âyetlerinden/delillerinden gereği gibi yararlananlar bunlardır. Sabretmeyen, Allah’ın nimetlerine karşı şükretmeyen kimse ise O’nun âyetlerinden yüz çeviren yahut onlara karşı inatlaşan ve âyetlerden gereği gibi yararlanamayan bir kimse demektir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
35. “Böylece âyetlerimiz hakkında” kendi batılları ile onları çürütmeye çalışarak “tartışanlar, kendileri için kaçacak” başlarına gelen ceza ve musibetten kendilerini kurtaracak “bir yer olmadığını bilsinler.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnsanın irade gücünü ve sahip olduğu yetenekleri yanlış yolda kullanması kendisi için kötü sonuçların doğmasına yol açar. Bu, madde âleminde geçerli olan kanunlar gibi bir kanun, bir kuraldır. Bu sonuçlardan kurtulmak için insanın ilâhî iradeye karşı bir mücadele vermeye kalkışması ise büyük bir densizlik ve boşuna ortaya konan bir çabadır.
31. âyetin ilk cümlesi genellikle şöyle açıklanmıştır: Ne kadar güçlü olursanız olun, nasıl bir yola başvurursanız vurun, yapıp ettiklerinize karşılık başınıza bir musibetin gelmesi mukadder ise ondan kaçamazsınız, bu konuda Allah’ı âciz bırakamazsınız, ilâhî iradeyi bertaraf edemezsiniz (Taberî, XXV, 33). Âyette yer alan “yeryüzünde” kaydı mekân açısından da genelliği ifade etmek içindir (İbn Âşûr, XXVII, 104); “nerede olursanız olun” anlamındadır (Hâzin, V, 413).
32-34. âyetlerde yüce Allah’ın kudretine karşı direnmenin anlamsızlığını kavratmak üzere kolayca gözlemlenebilen bir tabiat olayına değinilmekte, gemilerin denizlerde yüzebilmesini sağlayan yasanın O’nun iradesinden kaynaklandığı hatırlatılmaktadır. 32. âyette geçen a‘lâm kelimesinin “dağlar” anlamı esas alınarak âyetin bu kısmına genellikle, “Denizde dağlar gibi akıp giden gemiler” şeklinde mâna verilmiştir (Zemahşerî, III, 406; İbn Atıyye, V, 37-38). Meâlde ise, bu tasvirin daha geniş biçimine yer verilen başka bir âyetteki mâna esas alınarak, “denizde (yelkenlerini) bayraklar gibi (açarak) süzülüp giden gemiler” anlamı tercih edilmiştir (bk. Rahmân 55/24). 33. âyette rüzgârın, gemilerin seyrine yardımcı olması özelliği ön plana çıkarılırken, 34. âyette -sırf rüzgâr faktörüne bağlanmaksızın- dilediği takdirde Allah Teâlâ’nın gemilerde bulunanları helâk edebileceği belirtilmiştir. Gemilerin hareketini sağlayan rüzgârdan söz edilirken bir taraftan sabrın diğer taraftan da şükrün övülmesi dikkat çekicidir.