Önceki ayet· 41:34Sonraki ayet· 41:36

Fussilet Suresi 35. Ayet· 41:35

↗ Fussilet suresi
Mekki
وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ٱلَّذِينَ صَبَرُواْ وَمَا يُلَقَّىٰهَآ إِلَّا ذُو حَظٍّ عَظِيمٖ
Bu, ancak sabredenlere vergidir; bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir
Meal ihtilafı: 10% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bu, ancak sabredenlere vergidir; bu ancak o büyük hazzı tadanlara vergidir
Elmalılı Hamdi Yazır
Bu olgunluğa ancak sabredenler kavuşturulur, buna ancak hayırdan büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Böyle bir tavra, sabredenlerden başkası ulaştırılmaz. Böyle bir tavra, büyük nasip sahibinden başkası ulaştırılmaz.
Süleyman Ateş
Bu(kötülüğü iyilikle savma olgunluğu)na ancak sabredenler kavuturulur. Buna ancak büyük şansı olan kavuşturulur.
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.5%
İngilizce
But none is granted it except those who are patient, and none is granted it except one having a great portion [of good]
Fransızca
Mais (ce privilège) n'est donné qu'à ceux qui endurent et il n'est donné qu'au possesseur d'une grâce infinie
İspanyolca
Esto no lo logran sino los que tienen paciencia; no lo logran sino los que son muy afortunados
Rusça
Но не будет это даровано никому, кроме тех, кто проявляет терпение, и не будет это даровано никому, кроме тех, кто обладает великой долей
Endonezce
Dan (sifat-sifat yang baik itu) tidak akan dianugerahkan kecuali kepada orang-orang yang sabar dan tidak dianugerahkan kecuali kepada orang-orang yang mempunyai keberuntungan yang besar
Bengalce
এ চরিত্র তারাই লাভ করে, যারা সবর করে এবং এ চরিত্রের অধিকারী তারাই হয়, যারা অত্যন্ত ভাগ্যবান।
Çince
唯坚忍者,获此美德,唯有大福分者,获此美德。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu övülen özelliğe ancak eziyetlere ve insanların kendisine kötülük yaptığı kimselere sabredenler muvaffak kılınır. İçinde bulunan çok hayır ve faydadan dolayı buna ancak büyük nasip sahibinden başkası muvaffak kılınmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
34- İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekliyle uzaklaştır. O zaman seninle kendisi arasında düşmanlık olan kimse, sanki candan bir dost oluverir. 35- Bu (güzel haslete) ancak sabredenler kavuşturulur. Ona ancak (hayırdan) büyük bir paya sahip olanlar kavuşturulur. 34. “İyikle kötülük bir olmaz.” Yani Yüce Allah’ın rızası için iyilikleri ve itaatleri işlemek ile O’nu gazaplandıran ve razı etmeyen kötülük ve masiyetleri işlemek birbirine eşit değildir. İnsanlara iyilikte bulunmak ile onlara kötülük yapmak da ne özü itibari ile ne nitelikleri itibari ile ne de karşılıkları itibari ile bir değildir:“İyiliğin karşılığı iyilikten başkası olabilir mi?”(er-Rahmân, 55/60) Daha sonra Yüce Allah, çok önemli bir yeri olan özel bir iyilik türünü emretmektedir ki bu da sana kötülük yapana senin iyilik yapmandır:“Sen (kötülüğü) en güzel şekliyle uzaklaştır.” Yani insanlardan herhangi bir kimse, özellikle de akraba, arkadaş vb. gibi senin üzerinde büyük hakkı olan bir kişi, söz ya da davranışları ile sana kötülükte bulunacak olursa, sen ona iyilikte bulunarak karşılık ver. O seninle bağını koparırsa sen ilişkini sürdür. Sana haksızlık ederse sen onu affet. Gıyabında veya huzurunda senin aleyhinde konuşursa sen ona aynısıyla karşılık verme, aksine onu affet ve yumuşak söz ile karşılık ver. Sana darılır ve seninle konuşmayacak olursa sen onunla güzel bir şekilde konuş ve ona selâm ver. Kötülüğe iyilikle karşılık verirsen pek büyük faydalar ortaya çıkacaktır. Zira “O zaman seninle kendisi arasında düşmanlık olan kimse sanki candan bir dost oluverir.” Sana adeta pek yakın ve şefkatli bir kimse gibi davranır. 35. “Buna ancak sabredenler” nefislerini hoşlanılmayan şeylere karşı zorlayıp sabırlı kılan ve Allah’ın sevdiği şeyleri yapmaya mecbur eden kimseler “kavuşturulur.” Ancak onlar, bu övülmeye değer, güzel haslete sahip olma başarısını elde ederler. Çünkü insan nefsi, mayası gereği kötülük yapana kötülükle karşılık vermek ve onu affetmemek ister. Durum böyle iken nasıl ona iyilik yapılabilir ki? İşte insan, nefsini sabra zorlarsa, Rabbinin emrini yerine getirir ve bunun pek büyük mükâfatı olduğunu bilirse, kötülük yapan kimseye davranışının benzeri ile karşılık vermesinin kendisine bir fayda sağlamayacağını, düşmanlığı artırmaktan başka bir işe yaramayacağını, buna karşılık o kimseye iyilik yapmasının kendisinin değerini düşürecek bir şey olmadığını, aksine Yüce Allah için bir alçakgönüllülük olup bundan dolayı Allah’ın onu yücelteceğini bilecek olursa; bu işi yapmak onu için çok kolay olur. Bu işi ondan haz duyarak yapar ve böyle bir davranışta bulunmak ona tatlı gelir. “Buna ancak büyük bir pay sahibi olanlar kavuşturulur.” Çünkü bu, kulun kendisi sebebi ile dünya ve âhirette yükseldiği üstün ahlâkî değerlerin en büyüklerinden olup seçkin kulların sahip olduğu en hususi ve önemli özelliklerden biridir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Zemahşerî, kötülüğün en güzel davranışla savılmasını şöyle açıklar: “Biri sana kötülük ettiğinde onu affetmen bir iyiliktir; ama bundan da iyi olanı, onun sana yaptığı kötülüğe iyilikle karşılık vermendir... Eğer bunu yaparsan amansız düşmanın sıcak bir dost haline gelir” (III, 392). Râzî, âyetin bağlamını da dikkate alarak buradaki iyilik ve kötülüğün özellikle şu anlamları içerdiğini belirtir: İyilikten maksat, Resûlullah’ın insanları hak dine davet etmesi, inkârcıların küstahça davranışlarına sabretmesi, intikam peşinde koşmaması, kötülüğe kötülükle karşılık vermemesidir. Kötülükten maksat ise putperestlerin, “Bizi çağırdığın şeylere karşı kalplerimiz kapalıdır” (5. âyet); “Bu Kur’an’a kulak vermeyin, okunurken gürültü çıkarın” (26. âyet) gibi ifadeleriyle sergiledikleri aşağılık davranışlardır. Âyette bir bakıma şöyle buyurulmuş olmaktadır: “Ey Muhammed! Sana yakışan davranış iyilik, onlara yakışan da kötülüktür. İyilikle kötülük bir olmaz; yani eğer sen iyilik yaparsan dünyada saygınlığı, âhirette de sevabı hak edersin; onlar da (kötülükleri sebebiyle) bunun tersini hak ederler. Şu halde onların kötülüklere yönelmeleri senin iyiliği sürdürmene engel olmamalıdır... Onların barbarca ve câhilce hareketlerini bütün tutumların en güzeliyle savmaya bak; eğer onların kötü huylarına karşı sabrını ısrarla sürdürür, terbiyesizliklerine öfkeyle, verdikleri zararlara eza ve cefa ile karşılık vermezsen bir gün gelir onlar da kendi kötü huylarından dolayı utanır, o çirkin davranışlarını da artık terk ederler” (XXVII, 126-127). Hz. Âişe, bir soru dolayısıyla Hz. Peygamber’in ahlâkının Kur’an ahlâkı olduğunu bildirmiştir (Müslim, “Müsâfirîn”, 139); Kur’an-ı Kerîm de Resûlullah’ı müslümanlara bir davranış modeli olarak gösterdiğine göre (Ahzâb 33/21) her müslümanın iyiliğe en güzel davranışla karşılık vermek gibi yüksek erdemlerle donanması ahlâkî bir görevdir; buna göre âyet, bütün müslümanlar için bir ahlâk ilkesi koymaktadır. Nitekim 35. âyetin ifade tarzından da bu anlaşılmaktadır. Bu âyette ayrıca kötülüğe iyilikle karşılık vermenin, nefse ağır geldiğine, ama aynı zamanda yüksek bir ahlâkî hedef olduğuna da işaret edilmekte, bu hedefe ulaşmanın birinci şartının da sabır olduğu belirtilmektedir. Âyetteki “büyük pay sahibi olanlar” anlamına gelen ifade, bu bağlamda sabrın yanında onu destekleyici mahiyetteki ahlâkî erdemlerle bezenmiş olanları ifade etmektedir (İbn Âşûr, XXIV, 295). İbn Atıyye, “büyük pay” deyimiyle akıl ve erdemin kastedildiğini belirtir; aynı müfessire göre bununla cennet ve uhrevî mükâfat da kastedilmiş olabilir. Bu takdirde âyet uhrevî bir vaad içermektedir (V, 16). Kötülüğe iyilikle karşılık vermenin düşmanlıkları sıcak dostluklara çevireceği yönündeki açıklama, ahlâk psikolojisi ve toplumsal barış açısından son derece önemli bir gerçeği ortaya koymaktadır. Kuşkusuz insanların bazı kötülüklerini hukukî yaptırımlarla önlemek mümkündür; ancak hiçbir toplumu sadece bu yaptırımlarla uzun süre ayakta tutmanın, hele bu yolla insanlar arasında dostluk ve kaynaşma sağlamanın, kalıcı toplumsal ilişkiler kurmanın mümkün olmadığı hemen bütün siyaset ve hukuk felsefecileri tarafından kabul edilmektedir. Özellikle bireysel özgürlüklerin öne çıkarıldığı yönetimlerde bu özgürlüklerin anarşiye dönüşmemesi için hakkına razı olmak, bağışlamak, yardımlaşmak, sıkıntıları paylaşmak vb. feragat örneği davranışların geliştirilmesine, bunun için de insanların bu yönde eğitilmelerine büyük ihtiyaç vardır. Bu yapıcı davranışların en ileri derecesi, kişinin kendisine yapılan bir kötülüğü cezalandırması mümkün olduğu halde bunu yapmak yerine bağışlama yolunu seçmesi, hatta kötülüğü iyilikle karşılama yüceliğini gösterebilmesidir. İslâm ahlâkında bu erdemin adı hilimdir. Nitekim İbn Atıyye âyetteki kötülüğe iyilikle karşılık vermeyi öğütleyen kısmın, “bütün ahlâk güzelliklerini ve hilim çeşitlerini” kapsadığını belirtir ve selâm verme, öfke duygusunu bastırma, alacak-verecek ilişkilerinde kolaylaştırıcı olma gibi güzel davranışları bu çerçevede değerlendirdikten sonra Abdullah b. Abbas’ın şu sözünü aktarır: “Mümin kişi bu erdemli işleri yaparsa Allah onu şeytanın etkilerinden korur, düşmanının dahi ona saygı duymasını sağlar” (V, 16). Bu açıdan bakıldığında Hz. Peygamber’in feragate dayalı ahlâkî tutumu ile siyasî ve sosyal başarıları arasında kesin bir ilişkinin bulunduğu görülür. Kur’an-ı Kerîm’in affetme, kötülüğe iyilikle karşılık verme gibi öğütleri bireysel hakların ihlâliyle ilgili olup kamu haklarını kapsamadığı bizzat Hz. Peygamber’in uygulamalarından anlaşılmaktadır (meselâ bk. Buhârî, “Menâkıb”, 32; “Hudûd”, 10, 12; Müslim, “Hudûd”, 8, 9; “Fezâil”, 77); daha sonraki müslüman devlet ve hukuk adamlarının görüş ve uygulamaları da bu yönde olmuştur.
Fussilet Suresi 35. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu övülen özelliğe ancak eziyetlere ve insanların kendisine kötülük yaptığı kimselere sabredenler muvaffak kılınır. İçinde bulunan çok hayır ve faydadan dolayı buna ancak büyük nasip sahibinden başkası muvaffak kılınmaz.