Önceki ayet· 41:20Sonraki ayet· 41:22

Fussilet Suresi 21. Ayet· 41:21

↗ Fussilet suresi
Mekki
وَقَالُواْ لِجُلُودِهِمۡ لِمَ شَهِدتُّمۡ عَلَيۡنَاۖ قَالُوٓاْ أَنطَقَنَا ٱللَّهُ ٱلَّذِيٓ أَنطَقَ كُلَّ شَيۡءٖۚ وَهُوَ خَلَقَكُمۡ أَوَّلَ مَرَّةٖ وَإِلَيۡهِ تُرۡجَعُونَ
Derilerine: "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?" derler. "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" cevabını verirler
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Derilerine: "Aleyhimize niçin şahidlik ettiniz?" derler. "Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi önce yaratan O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz" cevabını verirler
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar derilerine: "Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?" derler. Derileri de: "Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, sizi ilk defa yaratan O'dur ve siz yine O'na döndürülüyorsunuz" derler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Derilerine: "Aleyhimizde neden tanıklık ettiniz?" derler. Derileri derler ki: "O her şeyi konuşturan Allah konuşturdu bizi. Hani, sizi ilk seferinde de O yaratmıştı ya! Ve siz O'na döndürüleceksiniz."
Süleyman Ateş
Derilerine: "Niçin aleyhimize şahidlik ettiniz?" dediler. (Derileri): "Her şeyi konuşturan Allah bizi konuşturdu. İlk defa sizi O yaratmıştı, işte O'na döndürülüyorsunuz." dediler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.4%
İngilizce
And they will say to their skins, "Why have you testified against us?" They will say, "We were made to speak by Allah, who has made everything speak; and He created you the first time, and to Him you are returned
Fransızca
Ils diront à leurs peaux: «Pourquoi avez-vous témoigné contre nous?» Elles diront: «C'est Allah qui nous a fait parler, Lui qui fait parler toute chose. C'est Lui qui vous a créés une première fois et c'est vers Lui que vous serez retournés»
İspanyolca
Dirán a sus pieles: "¿Por qué atestiguan contra nosotros?" Les responderán: "Nos hizo hablar Dios, Quien hace hablar a todas las cosas". Sepan que Él los creó la primera vez, y que ante Él volverán
Rusça
Они скажут своей коже: «Почему вы стали свидетельствовать против нас?». Они скажут: «Нас заставил говорить Аллах, Который заставил говорить всякую вещь». Он сотворил вас в первый раз, и к Нему вы будете возвращены
Endonezce
Dan mereka berkata kepada kulit mereka, "Mengapa kamu menjadi saksi terhadap kami?" Kulit mereka menjawab, "Yang menjadikan kami dapat berbicara adalah Allah, yang (juga) menjadikan segala sesuatu dapat berbicara, dan Dialah yang menciptakan kamu yang pertama kali dan hanya kepada-Nya kamu dikembalikan
Bengalce
তারা তাদের ত্বককে বলবে, তোমরা আমাদের বিপক্ষে সাক্ষ্য দিলে কেন? তারা বলবে, যে আল্লাহ সব কিছুকে বাকশক্তি দিয়েছেন, তিনি আমাদেরকেও বাকশক্তি দিয়েছেন। তিনিই তোমাদেরকে প্রথমবার সৃষ্টি করেছেন এবং তোমরা তাঁরই দিকে প্রত্যাবর্তিত হবে।
Çince
他们将对自己的皮肤说:“你们为什么作不利于我们的见证呢?”它们将说:“能使万物说话的安拉,已使我们说话了。他初次创造你们,你们只被召归于他。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kâfirler derilerine şöyle derler: "Dünyada yaptığımız şeyler hakkında niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Derileri de, onlara cevap olarak derler ki: "Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. Dünyada iken sizi ilk olarak yaratan O'dur. Ahirette hesap vermek ve amellerinize karşılık almak için yalnızca O'na döndürüleceksiniz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
19- O gün Allah’ın düşmanları cehenneme sürülmek üzere bir araya toplanırlar da hep birlikte (oraya) sevkedilirler. 20- Nihâyet oraya geldiklerinde kulakları, gözleri ve derileri işlemekte oldukları (günahları bildirerek) onların aleyhinde şahitlik eder. 21- Derilerine derler ki:“Niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz?” Onlar da şöyle derler: “Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa yaratan O’dur. Şimdi de O’na döndürülüyorsunuz.” 22- “Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden çekinmiyordunuz. Aksine Allah'ın, yapmakta olduklarınızın birçoğunu bilmediğini zannediyordunuz.” 23- “İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız, sizi helâk etti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.” 24- Şimdi sabredebilirlerse ateş onların barınağıdır. (Dünyaya dönüp Rablerini) razı etmek isteyecek olurlarsa bu istekleri kabul edilmeyecektir. 19. Yüce Allah; küfür, âyetlerini inkâr, peygamberlerini yalanlamak, onlara karşı düşmanlık etmek ve onlarla savaşmak sureti ile kendisine meydan okuyan düşmanlarını ve Kıyamet gününde bir araya getirilip toplanacakları vakitteki korkunç hallerini haber vermektedir. “…cehenneme sürülmek üzere bir araya toplanırlar da hep birlikte (oraya) sevkedilirler” başlarıyla sondakileri bir araya getirilir, sonları ilklerine tâbi olur. Böylece cehenneme doğru şiddetle sürülürler. Karşı koyamazlar, kendi kendilerine yardımları olmayacağı gibi başkaları da onlara yardım edemeyecektir. 20. “Nihâyet oraya geldiklerinde” cehenneme getirildiklerinde ve işledikleri masiyetleri inkâr ettiklerinde yahut da inkâra kalkışacakları sırada “kulakları, gözleri ve derileri işlemekte oldukları (günahları bildirerek) onların aleyhinde şahitlik eder.” Yani onların her bir organı, kendi aleyhlerine tanıklık edecektir. Her bir organ “Ben filan günü şunu şunu yaptım” diyecektir. Özellikle bu üç azanın söz konusu edilmesi ise günahların çoğunluğunun bunlarla yahut bunlar sebebi ile işlenmesindendir. 21. Organları, onların aleyhlerine şahitlik edince onları azarlarlar. “Derilerine...” -bu, bu tanıklığın belirttiğimiz gibi her bir organ tarafından gerçekleşeceğine delildir- Biz sizleri savunurken “niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. “Onlar da şöyle derler: Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu.” Hiç kimsenin iradesine karşı koyamadığı o Zat, bizi konuşturduğu vakit şahitlik etmemek bizim için imkânsız bir şeydir. “Sizi ilk defa yaratan O’dur.” Sizi şahıs olarak bedenlerinizle yaratan O olduğu gibi, sıfatlarınızı yaratan da O’dur. Bu sıfatlardan birisi de konuşmaktır. “Şimdi de” âhirette “O’na döndürülüyorsunuz.” O da amellerinizin karşılığını size veriyor. Bu son ifadeyle ilk yaratılışın öldükten sonra dirilişe delil gösterilmesinin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Nitekim dirilişi ispat konusunda Kur’ân-ı Kerîm’in izlediği bir yol da budur. 22. “Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden çekinmiyordunuz.” Yani sizler azalarınızın, aleyhinize şahitlik edeceğinizden yana bir çekince duyup günahlardan sakınmıyordunuz. “Aksine” sizler masiyetlere yönelmek sureti ile “Allah'ın, yapmakta olduklarınızın birçoğunu bilmediğini zannediyordunuz.” Zaten yaptıklarınızı da bunun için yaptınız. 23. Böyle bir zanna sahip olmaları, onların helâk ve bedbaht olmalarına sebep olmuştur. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır:“İşte Rabbiniz hakkındaki bu” kötü “zannınız sizi helâk etti” Çünkü siz, O’nun celâline yakışmayan zanlarda bulundunuz ve böylece “hüsrana uğrayanlardan oldunuz.” Kendinizi, aile halkınızı ve doğru dine sahip olma imkânınızı kaybettiniz. Bunun nedeni ise Rabbiniz hakkındaki o çirkin zannınızın sebep olduğu amellerinizdir. O bakımdan hakkınızda azap ve bedbahtlık sözü hak olmuş, üzerinizden bir an dahi hafifletilmeyecek ebedi azapta kalışınız da vacip olmuştur. 24. “Şimdi sabredebilirlerse ateş onların barınağıdır.” Halbuki ona dayanıp katlanmak ne mümkün! Mevcut her bir hale sabredip katlanmak mümkündür ancak ateşe sabretme imkânı yoktur. Ateşe nasıl dayanılabilir ki? Üstelik o ateşin harareti dünyadaki ateşin hararetinden yetmiş kat daha fazladır. Ondaki kaynar suların kaynayışı çok dehşetli, oradaki irinlerin kokuları da çok iğrençtir. Soğuğu kat kat fazladır. Oradaki zincirler ve demir halkalar pek büyüktür. Kamçıları çok büyüktür. Oranın bekçileri çok sert ve haşindir. Kalplerinde cehennemliklere karşı hiçbir merhamet bulunmayacaktır. Bütün bunlardan sonra bir Cebbar olan Allah’ın gazabı vardır. O, kendisine dua edip imdat isteyecekleri vakit onlara şöyle diyecektir:“Yıkılın içerisine! Bana da bir daha bir şey söylemeyin”(el-Müminûn, 23/108)“(Dünyaya dönüp Rablerini) razı etmek isteyecek olurlarsa” yani üzerlerinden bu azarın kaldırılmasını ve yeniden amelde bulunmak üzere dünyaya döndürülmeyi isteyecek olurlarsa “bu istekleri kabul edilmeyecektir.” Çünkü artık böyle bir şeyin vakti geçmiştir. Onlar, dünyada iken öğüt alacak kimsenin öğüt alabileceği kadar bir ömür yaşatıldılar. Hem onlara uyarıcı peygamberler de gelmişti. Artık ileri sürecekleri bir bahaneleri de kalmamıştır. Üstelik onların böyle bir istekte bulunmaları da yalandır. Çünkü “Eğer geri döndürülürlerse yine kendilerine yasaklanan şeylere geri dönerler. Çünkü onlar, şüphesiz yalancıdırlar.”(el-En’am, 6/28)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Âhirette insanların dünyadayken yapıp ettikleri ortaya konduğu sırada, kötülük işlemiş olanların bazı organlarının kendi aleyhlerine şahitlik edeceği başka âyetlerde de bildirilmektedir (Nûr 24/24; Yâsîn 36/65). Süddî, Ferrâ gibi bazı müfessirler, derilerinin onlar aleyhinde tanıklık etmesiyle, vücutlarının cinsel günahları hakkında şahitlik yapacağının kastedildiğini ileri sürmüşlerdir (bk. Taberî, XXIV, 106; Şevkânî, IV, 585). Âyette şu gerçek anlatılmaktadır: Âhirette hiç kimseye haksızlık edilmeyecek, yargı sırasında günahkârların bizzat kendi organları da Allah tarafından verilen bir tür ifade kabiliyetiyle veya işledikleri günahların onlarda bıraktığı izler vasıtasıyla suçlarını ortaya koyacaklardır. Râzî, derinin dokunma duyusuyla ilgili olduğunu hatırlattıktan sonra âyette beş duyudan özellikle işitme, görme ve dokunma ile ilgili duyu organlarına yer verilirken tatma ve koklama duyularından söz edilmemesini özetle şöyle açıklar: Tatma duyusu bazı yönlerden dokunma duyusuyla aynıdır; çünkü tat algılaması dil derisinin tadılan nesneye temasıyla gerçekleşir. Koklama duyusuna gelince bu, insanda yükümlülüklere konu olması bakımından diğer duyular kadar önemli değildir, bununla ilgili buyruklar ve yasaklar bulunmamaktadır (XXVII, 116). Buhârî ve Müslim’in Sahîh’leri gibi hadis kaynakları, 22. âyetin, müşriklerin Allah hakkındaki telakkilerini ifade eden “... üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz” meâlindeki bölümüyle ilgili olarak Abdullah b. Mes‘ûd’dan şöyle bir bilgi aktarırlar: “Bir ara Kâbe’nin örtüsüne tutunmuş duruyordum. Biri Benî Sakîf’ten, ikisi Kureyş’ten veya biri Kureyş’ten ikisi Benî Sakîf’ten olan üç kişi geldi. Bunların göbeklerinin eti çok ama akıllarının bilgisi azdı. O güne kadar duymadığım laflar ettiler. Biri dedi ki: ‘Ne dersiniz, Allah konuşmamızı işitiyor mudur?’ Diğeri, ‘Sesimizi yükseltirsek duyar, yükseltmezsek duymaz’, üçüncüsü ise ‘Bence açıktan konuştuğumuzu duyuyorsa gizli konuşmalarımızı da duyar’ dedi. Bu konuşmaları Hz. Peygamber’e anlattım; bunun üzerine ‘Vaktiyle siz, ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinizde şahitlik etmesinden sakınıyordunuz; üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz. İşte rabbiniz hakkında taşıdığınız bu kanaatiniz sizi mahvetti, sonunda umduklarını kaybedenlerden oldunuz’ meâlindeki âyetler indi” (Buhârî, “Tefsîr”, 41/2). Taberî’nin kaydettiğine göre (XXIV, 112) Hasan-ı Basrî, “İşte rabbiniz hakkında taşıdığınız bu kanaatiniz sizi mahvetti, sonunda kaybedenlerden oldunuz” meâlindeki 23. âyeti açıklarken şöyle demiştir: “İnsanların amellerinin değeri Allah hakkındaki kanaatlerine bağlıdır. Mümin, Allah hakkında hüsnü zanda bulunur, bu sayede işini de güzelleştirir. İnkârcı ve münafık ise Allah hakkında sûizanna sahip olduğu için ameli de kötü olur.” Aynı âyet dolayısıyla Katâde, Kur’an’da biri “kurtarıcı zan”, diğeri “mahvedici zan” olmak üzere iki çeşit zandan söz edildiğini belirtmiştir. Allah’a kavuşacaklarına (Bakara 2/46) ve âhirette hesap vereceklerine (Hâkka 69/20) inananların bu inançları için kullanılan “zan” kavramı kurtarıcı zannın, konumuz olan âyetlerde geçen “zan” da mahvedici zannın örnekleridir.
Fussilet Suresi 21. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kâfirler derilerine şöyle derler: "Dünyada yaptığımız şeyler hakkında niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?" Derileri de, onlara cevap olarak derler ki: "Her şeyi konuşturan Allah, bizi de konuşturdu. Dünyada iken sizi ilk olarak yaratan O'dur. Ahirette hesap vermek ve amellerinize karşılık almak için yalnızca O'na döndürüleceksiniz.