Önceki ayet· 41:18Sonraki ayet· 41:20

Fussilet Suresi 19. Ayet· 41:19

↗ Fussilet suresi
Mekki
وَيَوۡمَ يُحۡشَرُ أَعۡدَآءُ ٱللَّهِ إِلَى ٱلنَّارِ فَهُمۡ يُوزَعُونَ
Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Allah'ın düşmanları o gün cehenneme sürülürler. Hepsi bir aradadırlar
Elmalılı Hamdi Yazır
O gün Allah'ın düşmanları cehennem ateşine sürülmek üzere hep bir araya toplanırlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Gün olur, Allah'ın düşmanları, düzenli bir biçimde bir araya toplanıp ateşe sürülürler.
Süleyman Ateş
Allah'ın düşmanları ateşe sürüldükleri gün toplanıp bir araya getirilirler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.5%
İngilizce
And [mention, O Muhammad], the Day when the enemies of Allah will be gathered to the Fire while they are [driven] assembled in rows
Fransızca
Et le jour où les ennemis d'Allah seront rassemblés en masse vers le Feu... Puis on les poussera [dans sa direction]
İspanyolca
El día que sean congregados los enemigos de Dios y conducidos al Infierno
Rusça
В тот день, когда враги Аллаха будут собраны перед Огнем, их задержат
Endonezce
Dan (ingatlah) pada hari (ketika) musuh-musuh Allah digiring ke neraka lalu mereka dipisah-pisahkan
Bengalce
যেদিন আল্লাহর শত্রুদেরকে অগ্নিকুন্ডের দিকে ঠেলে নেওয়া হবে। এবং ওদের বিন্যস্ত করা হবে বিভিন্ন দলে।
Çince
在那日,安拉的敌人将被召集到火狱去。他们是受约束的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah; düşmanlarını cehenneme süreceği gün, Zebaniler (Görevli melekler) baştakiler ile sonrakileri bir araya toplarlar. Artık onlar ateşten kaçmaya güç yetiremezler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
19- O gün Allah’ın düşmanları cehenneme sürülmek üzere bir araya toplanırlar da hep birlikte (oraya) sevkedilirler. 20- Nihâyet oraya geldiklerinde kulakları, gözleri ve derileri işlemekte oldukları (günahları bildirerek) onların aleyhinde şahitlik eder. 21- Derilerine derler ki:“Niçin aleyhimizde şahitlik ettiniz?” Onlar da şöyle derler: “Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu. Sizi ilk defa yaratan O’dur. Şimdi de O’na döndürülüyorsunuz.” 22- “Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden çekinmiyordunuz. Aksine Allah'ın, yapmakta olduklarınızın birçoğunu bilmediğini zannediyordunuz.” 23- “İşte Rabbiniz hakkındaki bu zannınız, sizi helâk etti de hüsrana uğrayanlardan oldunuz.” 24- Şimdi sabredebilirlerse ateş onların barınağıdır. (Dünyaya dönüp Rablerini) razı etmek isteyecek olurlarsa bu istekleri kabul edilmeyecektir. 19. Yüce Allah; küfür, âyetlerini inkâr, peygamberlerini yalanlamak, onlara karşı düşmanlık etmek ve onlarla savaşmak sureti ile kendisine meydan okuyan düşmanlarını ve Kıyamet gününde bir araya getirilip toplanacakları vakitteki korkunç hallerini haber vermektedir. “…cehenneme sürülmek üzere bir araya toplanırlar da hep birlikte (oraya) sevkedilirler” başlarıyla sondakileri bir araya getirilir, sonları ilklerine tâbi olur. Böylece cehenneme doğru şiddetle sürülürler. Karşı koyamazlar, kendi kendilerine yardımları olmayacağı gibi başkaları da onlara yardım edemeyecektir. 20. “Nihâyet oraya geldiklerinde” cehenneme getirildiklerinde ve işledikleri masiyetleri inkâr ettiklerinde yahut da inkâra kalkışacakları sırada “kulakları, gözleri ve derileri işlemekte oldukları (günahları bildirerek) onların aleyhinde şahitlik eder.” Yani onların her bir organı, kendi aleyhlerine tanıklık edecektir. Her bir organ “Ben filan günü şunu şunu yaptım” diyecektir. Özellikle bu üç azanın söz konusu edilmesi ise günahların çoğunluğunun bunlarla yahut bunlar sebebi ile işlenmesindendir. 21. Organları, onların aleyhlerine şahitlik edince onları azarlarlar. “Derilerine...” -bu, bu tanıklığın belirttiğimiz gibi her bir organ tarafından gerçekleşeceğine delildir- Biz sizleri savunurken “niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” derler. “Onlar da şöyle derler: Her şeyi konuşturan Allah bizi de konuşturdu.” Hiç kimsenin iradesine karşı koyamadığı o Zat, bizi konuşturduğu vakit şahitlik etmemek bizim için imkânsız bir şeydir. “Sizi ilk defa yaratan O’dur.” Sizi şahıs olarak bedenlerinizle yaratan O olduğu gibi, sıfatlarınızı yaratan da O’dur. Bu sıfatlardan birisi de konuşmaktır. “Şimdi de” âhirette “O’na döndürülüyorsunuz.” O da amellerinizin karşılığını size veriyor. Bu son ifadeyle ilk yaratılışın öldükten sonra dirilişe delil gösterilmesinin kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Nitekim dirilişi ispat konusunda Kur’ân-ı Kerîm’in izlediği bir yol da budur. 22. “Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinizde şahitlik edeceğinden çekinmiyordunuz.” Yani sizler azalarınızın, aleyhinize şahitlik edeceğinizden yana bir çekince duyup günahlardan sakınmıyordunuz. “Aksine” sizler masiyetlere yönelmek sureti ile “Allah'ın, yapmakta olduklarınızın birçoğunu bilmediğini zannediyordunuz.” Zaten yaptıklarınızı da bunun için yaptınız. 23. Böyle bir zanna sahip olmaları, onların helâk ve bedbaht olmalarına sebep olmuştur. Bundan dolayı şöyle buyurulmaktadır:“İşte Rabbiniz hakkındaki bu” kötü “zannınız sizi helâk etti” Çünkü siz, O’nun celâline yakışmayan zanlarda bulundunuz ve böylece “hüsrana uğrayanlardan oldunuz.” Kendinizi, aile halkınızı ve doğru dine sahip olma imkânınızı kaybettiniz. Bunun nedeni ise Rabbiniz hakkındaki o çirkin zannınızın sebep olduğu amellerinizdir. O bakımdan hakkınızda azap ve bedbahtlık sözü hak olmuş, üzerinizden bir an dahi hafifletilmeyecek ebedi azapta kalışınız da vacip olmuştur. 24. “Şimdi sabredebilirlerse ateş onların barınağıdır.” Halbuki ona dayanıp katlanmak ne mümkün! Mevcut her bir hale sabredip katlanmak mümkündür ancak ateşe sabretme imkânı yoktur. Ateşe nasıl dayanılabilir ki? Üstelik o ateşin harareti dünyadaki ateşin hararetinden yetmiş kat daha fazladır. Ondaki kaynar suların kaynayışı çok dehşetli, oradaki irinlerin kokuları da çok iğrençtir. Soğuğu kat kat fazladır. Oradaki zincirler ve demir halkalar pek büyüktür. Kamçıları çok büyüktür. Oranın bekçileri çok sert ve haşindir. Kalplerinde cehennemliklere karşı hiçbir merhamet bulunmayacaktır. Bütün bunlardan sonra bir Cebbar olan Allah’ın gazabı vardır. O, kendisine dua edip imdat isteyecekleri vakit onlara şöyle diyecektir:“Yıkılın içerisine! Bana da bir daha bir şey söylemeyin”(el-Müminûn, 23/108)“(Dünyaya dönüp Rablerini) razı etmek isteyecek olurlarsa” yani üzerlerinden bu azarın kaldırılmasını ve yeniden amelde bulunmak üzere dünyaya döndürülmeyi isteyecek olurlarsa “bu istekleri kabul edilmeyecektir.” Çünkü artık böyle bir şeyin vakti geçmiştir. Onlar, dünyada iken öğüt alacak kimsenin öğüt alabileceği kadar bir ömür yaşatıldılar. Hem onlara uyarıcı peygamberler de gelmişti. Artık ileri sürecekleri bir bahaneleri de kalmamıştır. Üstelik onların böyle bir istekte bulunmaları da yalandır. Çünkü “Eğer geri döndürülürlerse yine kendilerine yasaklanan şeylere geri dönerler. Çünkü onlar, şüphesiz yalancıdırlar.”(el-En’am, 6/28)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Allah düşmanları” deyimi, “O’nun buyruklarını reddeden inkârcılar” (İbn Atıyye, V, 10) veya “ilklerinden sonlarına kadar bütün inkârcılar” olarak açıklanmıştır (Zemahşerî, III, 389; Râzî, XXVII, 115). Ancak Taberî, bu deyimin özellikle Kur’an’ın ilk muhatapları olan Mekke putperestleri için kullanıldığına işaret eder (XXIV, 106); İbn Âşûr da aynı görüşü ısrarla savunur. Ona göre Kureyş müşriklerinin bu şekilde anılmalarının sebebi, Resûlullah’a düşman olmalarıdır. Nitekim Resûlullah’ı ve müslümanları yurtlarından çıkarmaları sebebiyle Allah Teâlâ onlardan “Benim ve sizin düşmanlarınız” (Mümtehine 60/1) diye söz etmiştir (XXIV, 264-265). “Öncekiler ve sonrakiler”den maksat, tarihin bütün dönemlerinde inkâr ve isyanı iman ve itaate tercih etmiş olanlardır. Âyette bunların kıyamet günü, cehenneme atılmak üzere bir araya getirilecekleri, böylece inkârda birleştikleri gibi ceza görmekte de birleşecekleri bildirilmektedir.
Fussilet Suresi 19. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah; düşmanlarını cehenneme süreceği gün, Zebaniler (Görevli melekler) baştakiler ile sonrakileri bir araya toplarlar. Artık onlar ateşten kaçmaya güç yetiremezler.