Diyanet İşlerien ayrışan
Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" Onlar şöyle dediler: "İsteyerek geldik!"
Süleyman Ateş
Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin" dedi. "İsteyerek (buyruğuna) geldik." dediler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Sonra Allah -Subhanehu ve Teâlâ- gökyüzünü yaratmaya yöneldi. O gün gökyüzü duman halindeydi. Yüce Allah, gökyüzüne ve yeryüzüne: "İsteyerek ya da kerih görerek emrime boyun eğin!" dedi. Bu husus da ikiniz için de elzem bir durumdur. O ikisi de: "İtaat ederek geldik." dediler. Ey Rabbimiz! Senin dilemen dışında bizim bir dilememiz yoktur.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
9- De ki:“Siz yeryüzünü iki günde yaratan Allah’ı(n tek hak ilah olduğunu) inkâr ediyor ve O’na ortaklar mı koşuyorsunuz? Halbuki O, âlemlerin Rabbidir. 10- O, yeryüzünün üstünde sabit dağlar yarattı, orayı bereketli kıldı ve orada onun (sakinlerinin) gıdalarını takdir etti. (Bütün bunları da buna dair) soru soranlar için eşit olan (diğer iki günle birlikte toplam) dört günde yaptı. 11- Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi de ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek (de olsa) gelin” buyurdu. İkisi de:“İsteyerek geldik” dediler. 12- Böylece göğün yaratılışını iki günde yedi gök halinde tamamladı ve her bir göğe ona ait vazifeyi vahyetti. Dünya göğünü de kandillerle/yıldızlarla süsledik ve koruma altına aldık. İşte bu, Aziz ve Alim olanın takdiridir.
9-10. Yüce Allah, kendisine ortaklar ve eşler koşan kâfirlerin küfre sapmalarının hayret edilecek bir şey olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini bildirmektedir. Onlar, putlara taparlarken ibadetlerinden dilediklerini putlarına yöneltmekte, onları yüce, kerim ve mutlak egemen oaln âlemlerin Rabbi ile eşit tutmaktadırlar. O Rab ki, kesif ve pek büyük olan yeryüzünü iki günde yaratmış, daha sonra da onun üstünde bu yeri sarsıntılardan, yok olmaktan ve istikrarsızlıktan koruyan sağlam kazıklar yerleştirmek sureti ile iki günde orayı hazırlayıp donatmıştır. Böylelikle Yüce Allah, yeryüzünü yaratmayı, imkânlar ile donatmayı, oradaki rızık kaynaklarını takdir etmeyi ve buna bağlı diğer şeyleri yaratmayı buna dair “soru soranlar için eşit olan dört günde” gerçekleştirmiştir. Her şeyden haberdar olan Allah gibi hiç kimse sana haber veremez. İşte fazlalığı ve eksikliği söz konusu olmayan dosdoğru haber budur.
11. Yeri yaratmasından “sonra” su üzerinde yükselmiş “duman halinde bulunan göğe” semâyı yaratmaya “yöneldi de ona” bu ifade, emrin özellikle göğe verildiği vehmini uyandırabileceğinden buna yeri de atfetmiştir:“ve yere: İsteyerek veya istemeyerek (de olsa) gelin” yani ister gönüllü, ister gönülsüz olarak Benim emrime uyun. Zira emrimin gerçekleşmesi kaçınılmaz bir şeydir, “buyurdu. İkisi de: İsteyerek geldik, dediler.” Yani bizim Senin iradene muhalif bir irademiz olamaz.
12. Böylelikle göklerin ve yerin yaratılışı altı günde tamamlanmıştır. Bunların ilki pazar, sonuncusu cuma günüdür. Yüce Allah’ın kudret ve meşîeti, bütün bunları bir anda yaratmaya yeterlidir, ancak O her şeye kadir olmakla birlikte aynı zamanda Hakîmdir ve Refîkdir. O’nun hikmetinin ve rıfkının (aceleci olmamasının) bir tecellisi de bunları belirtilen bu süre içerisinde yaratmış olmasıdır. Şunu da belirtelim ki, bu âyet-i kerimenin zahiri ile Yüce Allah’ın Nâzîat Sûresi’ndeki bu konuya dair buyruklarının birbirleri ile zahiren çeliştiği görülmektedir. Halbuki Allah’ın Kitabında herhangi bir çelişki ve herhangi bir tutarsızlık yoktur. Naziat Sûresi’nde bu buyrukla çelişir gibi görünen ifade şöyledir:“Bundan (gökten) sonra da yeri yayıp döşedi.”(en-Nâziât, 79/30) Bunun cevabı, selefin pek çoğunun da belirttiği üzere şöyledir: Yerin yaratılıp şekillendirilmesi, burada belirtildiği gibi, göklerin yaratılmasından öncedir. Ama:“Ondan suyunu ve merasını çıkardı, dağları da sapasağlam dikti”(en-Nâziat, 79/31-32) ayetlerinde belirtildiği üzere varlıklarla hazırlanıp döşenmesi ise -Nâziât Sûresi (30. ayette) yer alan buyrukta da görüldüğü gibi- göklerin yaratılmasıdan sonradır. İşte bundan dolayı Yüce Allah orada:“Bundan (gökten) sonra da yeri yayıp döşedi. Ondan suyunu ve merasını çıkardı...” buyurmuş “Ondan sonra da yeri yarattı” buyurmamıştır. “Her bir göğe ona ait vazifeyi vahyetti” yani her bir göğe hakimler hakiminin hikmetinin gerektirdiği şekilde, o göğe layık olan görev ve idareyi vahyetti, demektir. “Dünya göğünü de kandillerle” yıldızlarla “süsledik.” Bu yıldızlarla aydınlanılır, yol bulunur. Bunlar zahiren semanın süsü ve güzelliğidir. Batında ise orayı bunlarla “koruma altına aldık.” Şeytanlar, semâdan kulak hırsızlığı yaparak bir şeyler işitmesinler diye o yıldızlarla taşlanırlar. “İşte bu” yer, yerdekiler, semâ ve oradakiler ile ilgili anlatılanlar “Aziz ve Alim olanın takdiridir” O, izzeti ile her şeyi gücünün hakimiyeti altına almıştır, onları belli bir düzen içerisinde idare etmektedir ve yine bu izzeti ile bütün mahlukatı yaratmıştır. İlmi ile de görünen ve görünmeyen bütün yaratıkları kuşatmıştır. O halde müşriklerin bu yüce Rabbe, bu tek ve Kahhâr olan, bütün mahlukatın emrine itaat ettiği, hepsinde kudretinin geçerli olduğu bu büyük Rabbe ihlâsla ibadeti terk etmeleri, çok şaşılacak bir iştir. Onların birtakım putları O’na ortak koşup O’nunla eşit görmeleri ise çok daha hayret verici bir iştir. Çünkü bunlar, hem vasıfları hem de fiilleriyle eksik ve aciz varlıklardır. Eğer bunlar, bu şekilde yüz çevirmelerini sürdürecek olurlarsa, onlar için dünyevî ve uhrevî cezalara çarptırılmaktan başka bir çare yoktur. Bundan dolayı Allah, onları şu buyrukları ile korkutmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Geliniz” anlamındaki i’tiyâ fiili tefsirlerde göklerin ve yer kürenin yaratılmasını, oluşmasını (tekvîn) sağlayan ilâhî buyruk olarak mecazi anlamda yorumlanmıştır. Bu sebeple söz konusu fiili “(varlık sahnesine) gelin” şeklinde çevirdik. Nitekim âyetteki duhân kelimesi de bu buyruğun kozmik yaratılışı sağlayan bir buyruk olduğunu göstermektedir. Sözlükte “duman” anlamına gelen duhân kelimesi tefsirlerde “su buharı” olarak yorumlanmıştır (meselâ bk. Şevkânî, IV, 581). Bu yorum yanında bilimsel gelişmeler de dikkate alınarak söz konusu kelimenin hidrojen gazı olarak yorumlanması (Esed, III, 972) bugünkü bilgilere göre isabetli görünmektedir.
Önceki iki âyette yerkürenin yaratılışından ve nimetlerle donatılmasından söz edilmişti. Ancak bu âyetteki, “Ardından ona (semaya) ve arza, ‘İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!’ dedi” cümlesi, arzın semadan önce yaratılmadığını göstermektedir. Şu halde 11. âyetin başındaki “sümme” edatı sözlükte “sonra” anlamına gelmekle birlikte –Şevkânî (IV, 582) ve İbn Âşûr’un da (XXIV, 245) haklı olarak belirttikleri gibi– bu bağlamda zaman yönünden sonralığı değil, semanın yaratılmasının, arzın yaratılmasına göre daha büyük bir önem taşıdığını göstermektedir. Bu yüzden “sümme” kelimesini, “dahası” şeklinde çevirmeyi uygun bulduk. Esasen yerin ve göklerin yaratılması aynı anda olmadığı için ikisine “gelin, buyurdu” cümlesini, her birini yaratmayı murat ettiğinde, “ol, varlığa gel” dedi, onlar da var oldular, şeklinde anlamak gerekir.
“Boyun eğerek geldik dediler” cümlesi, yaratılışın her alanında olduğu gibi göklerin ve yerin yaratılmasında da Allah’ın irade ve kudretinin mutlak sûrette geçerli olduğunu, buyruğunun gerçekleşmemesi diye bir durumun düşünülemeyeceğini ifade eden temsilî bir anlatım olarak da yorumlanmıştır (Şevkânî, IV, 581).