Diyanet İşlerien ayrışan
Kendilerine kitap verilmiş olanların, puta ve şeytana kanıp, inkar edenlere: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadırlar" dediklerini görmedin mi
Elmalılı Hamdi Yazır
"Şu kendilerine kitaptan (okuma yazmadan) bir nasib verilmiş olanları görmüyor musun! Onlar puta ve şeytana inanıyorlar. Ve Allah'ı tanımayanlara, "Bunlar, müminlerden daha doğru yoldadır." diyorlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Görmedin mi şu kendilerine Kitap'tan bir pay verilmiş olanları? Puta, tâğuta inanıyorlar; küfre batmışlar için, "Bunlar inananlardan daha doğru yoldadır!" diyorlar.
Süleyman Ateş
Kendilerine Kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? (Baksana onlar) cibt ve tağut'a inanıyorlar ve inkar edenler için: "Bunlar, inananlardan daha doğru yoldadır" diyorlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
51- Kitaptan kendilerine bir pay verilenleri gördün mü? Cibte ve Tağuta inanıyorlar. Kafirler için de: Bunlar, mü’minlerden daha doğru bir yoldadır, diyorlar! 52- İşte onlar Allah’ın lanet ettiği kimselerdir. Allah’ın lanet ettiği kimseye sen hiçbir yardımcı bulamazsın. 53- Yoksa onların mülkten bir payı mı var? Böyle olsaydı insanlara hurma çekirdeğinin arkasındaki çukurcuk kadar dahi (bir şey) vermezlerdi. 54- Yoksa onlar insanları Allah kendilerine lütfundan verdi diye kıskanıyorlar mı? Doğrusu biz İbrahim soyuna da Kitabı ve hikmeti verdik. Onlara çok büyük bir mülk de bağışladık. 55- Onlardan bir kısmı ona iman etti, bir kısmı da ondan yüz çevirdi. Çılgın alevli ateş olarak cehennem (onlara) yeter. 56- Âyetlerimizi inkâr edenleri ateşe sokacağız. Derileri piştikçe onları azabı tatmaları için başka derilerle değiştireceğiz. Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir. 57- İman edip salih ameller işeleyenleri ise altlarından ırmaklar akan cennetlere içinde ebediyen kalmak üzere koyacağız. Orada onlar için tertemiz kılınmış zevceler vardır. Onları koyu bir gölgeliğe alacağız.
51. Bu da yahudilerin çirkin işlerinden, peygamberi ve mü’minleri kıskanmalarından ortaya çıkan tutumlarından biridir. Onların aşağılık ahlâkları ve kötü tabiatları onları Allah’a ve Rasûlüne imanı terk etmeye, bunun yerine Cibt ve Tağuta iman etmeye itmiştir. Cibt ve Tağuta iman ise Allah’tan başkasına yapılan her türlü ibâdete yahut da Allah’ın şeriatı dışındaki her türlü hükme iman etmek demektir. O halde bunun kapsamına büyücülük, kâhinlik, Allah’tan başkasına ibâdet ve şeytana ibâdet girmektedir. Bütün bunlar Cibt ve Tağutun kapsamı içerisindedir. Aynı şekilde küfür ve kıskançlık onları Allah’ı inkâr eden ve putlara tapan kimselerin tuttukları yolun mü’minlerin yolundan daha üstün kabul etme noktasına kadar getirmiştir. Bu hususta Yüce Allah:“Kafirler için de” onlara şirin görünmek, yağ yapmak ve imana buğz etmek kastı ile “Bunlar mü’minlerden daha doğru bir yoldadır, diyorlar.” Bunların tutumları ne kadar çirkin, inatları ne kadar aşırı, akılları ne kadar da kıttır! Nasıl olur da bu kadar vahim bir yolu izlemeye ve bu kadar kötü ve yerilmiş bir vadiye dalmayı göze alabiliyorlar? Onlar bu tutumlarının aklı başında herhangi bir kimse tarafından beğenileceğini yahut da cahillerden herhangi birisinin aklının bu işe yatacağını mı sanıyorlar? Hiç, put ve heykellere ibâdet temeli üzerinde yükselen, hoş ve temiz şeyleri haram kılmak, murdar şeyleri mubah kılmak, haram kılınan şeylerin pek çoğunu helâl kılmak, insanlar arasında zulmü yerleştirip yaratılmışları Yaratıcıya eşit kılmak, Allah’ı, peygamberlerini ve kitaplarını inkâr etmek temeline dayalı batıl bir din, Rahmân olan Allah’a ibâdet, gizli ve açık bütün hallerde Allah’a karşı ihlâsla hareket etmek, Allah’ın dışında mabud edinilen bütün put, ortak ve yalancıları inkâr etmek, akrabalık bağlarını gözetmek, bütün yaratıklara hatta hayvanlara bile iyilik yapmak, insanlar arasında adaleti ve dengeyi yerleştirmek, her türlü kötülük ve zulmü haram kılıp, bütün söz ve davranışlarda doğruya uymak temeline dayanan bir dinden üstün olabilir mi? Böyle bir iddiada bulunmak hezeyandan başka ne olabilir? Böyle bir sözü söyleyen kimse ya insanların en câhili ve en kıt akıllısıdır ya da en ileri derecede inat eden, batılda bile bile ayak direten ve hakka karşı duran bir kimsedir. Evet, gerçek de budur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
52. “İşte onlar Allah’ın lanet ettiği” rahmetinden kovup uzaklaştırdığı, intikam ve azabını üzerlerine indirdiği “kimselerdir. Allah’ın lanet ettiği kimseye sen hiçbir yardımcı bulamazsın.” Onu dost edinecek, onun maslahatlarını görecek, hoşuna gitmeyecek şeylere karşı onu koruyacak hiçbir kimse bulamazsın. İşte bu, yardımsız kalmanın ve terk edilmenin en ileri derecesidir.
53. “Yoksa onların mülkten bir payı mı var?” da bu sayede diledikleri kimseleri dilediklerine sırf kendi arzuları dolayısı ile üstün kılabiliyorlar ve böylelikle Allah’ın egemen olduğu kainatın idaresinde Allah’a ortaklık yapmaya kalkıyorlar? Onlar gerçekten böyle olsalardı alabildiğine cimrilik yaparlar, son derece eli sıkı davranırlardı. Bundan dolayı Yüce Allah:“Böyle olsaydı” yani onların mülkten, idareden herhangi bir payları bulunsaydı “insanlara hurma çekirdeğinin arkasındaki çukurcuk” yani çok azıcık miktar “kadar dahi (bir şey) vermezlerdi.” Bu, onların Allah’ın mülküne ortak olduklarının var sayılması halinde son derece cimri olacaklarını ifade eden bir buyruktur. Buradaki soru da herkes tarafından olumsuz olarak cevaplandırılacağı bilinen inkâr amaçlı soru türündendir.
54. “Yoksa onlar insanları Allah kendilerine lütfundan verdi diye kıskanıyorlar mı?” Yani onları bu sözlerini söylemeye iten mülkünde Allah’a ortak olmaları mıdır? Bundan dolayı mı onlar istedikleri kimseleri üstün kabul ediyorlar? Yoksa onları bu sözleri söylemeye iten Allah’ın kendi lütfundan Rasûlüne ve mü’minlere vermesinden ötürü duydukları kıskançlıkları mıdır? Halbuki bu, Allah’ın şimdiye kadar görülmedik ve alışılmadık bir lütfu değildir. Zira “Doğrusu biz İbrahim soyuna da Kitabı ve hikmeti verdik. Onlara çok büyük bir mülk de bağışladık.” Bu, Yüce Allah’ın İbrahim’e ve onun soyundan gelenlere nimet olarak ihsan ettiği peygamberlik, Kitap, Dâvûd ve Süleyman gibi peygamberlerine ihsan etmiş olduğu büyük mülktür. Allah’ın nimetlerini lutfetmesi mü’min kullarına hâlâ devam etmektedir. Peki onlar Allah'ın, insanların en faziletlisi, en değerlisi, Allah’ı en ileri derecede tanıyan, Allah’tan en çok korkan Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e peygamberlik, ilâhi yardım ve mülk nimetini vermesine ne diye karşı çıkıyor, tepki gösteriyorlar?
55. “Onlardan bir kısmı ona” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e “iman etti” Böylelikle dünyevi mutluluğu ve uhrevi kurtuluşu elde etti, “bir kısmı da ondan” inatla, kıskançlıkla ve hak yoldan alıkoymak maksadı ile “yüz çevirdi.” Böylelikle onlar dünyanın pek çok sıkıntıları ve musibetleri ile karşı karşıya kaldılar ki bu da onların isyanlarının sonuçlarının sadece bir parçasıdır. “Çılgın alevli ateş olarak” Allah’ı inkâr eden, peygamberlerinin peygamberliğini bile bile reddeden yahudi, hıristiyan ve onların dışında kalan çeşitli kâfirler üzerinde tutuşturulacak olan “cehennem” ateşi, onlara “yeter!” İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
56. “Âyetlerimizi inkâr edenleri” alevleri çok büyük, harareti oldukça fazla bir “ateşe sokacağız. Derileri piştikçe” tamamen yandıkça “azabı tatmaları için” azaplarının ulaşabileceği en ileri dereceye ulaşması için “başka derilerle değiştireceğiz.” Onların küfür ve inatları tekrarlanıp durduğundan ve küfür onların ayrılmaz bir sıfatı ve karakteri haline geldiğinden dolayı buna uygun bir ceza olmak üzere de azapları böylece tekrarlanıp duracaktır. İşte bundan dolayı devamla şöyle buyrulmuştur:“Şüphe yok ki Allah Azizdir, Hakîmdir” büyük izzet sahibidir ve yaratmasında, emrinde mükâfat ve cezasında hikmeti sonsuzdur.
57. Allah’a, Allah’ın iman edilmesini farz kıldığı şeylere “iman edip” farz ve müstehab türünden “salih ameller işleyenleri ise altlarından ırmaklar akan cennetlere içinde ebediyen kalmak üzere koyacağız. Orada onlar için tertemiz kılınmış zevceler vardır.” Bu zevceler, kötü ve bayağı huylardan ve dünya kadınlarında görülen her türlü kusur ve kirlilikten uzak ve arınmışlardır. “Onları koyu” gölgesi sürekli olan “bir gölgeliğe alacağız.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Uhud Savaşı’ndan sonra Medine yahudilerinden bir grup Kâ‘b b. Eşref, Huyey b. Ahtab gibi reislerinin peşine takılarak Mekke’ye gelmişler, müslümanlara karşı savaşmak üzere Mekke müşrikleriyle bir antlaşma yapmak istemişlerdi. Mekkeliler bunların okur yazar ve Ehl-i kitap olduklarını göz önüne alarak kendi din ve gelenekleriyle Hz. Peygamber’in getirdiği din ve yaptığı işler hakkında bilgi vermişler, yahudilerden bir değerlendirme yapmalarını istemişlerdi. Yahudiler İslâm aleyhine, şirk lehine hüküm verdiler ve değerlendirme yaptılar, şirkin İslâm’dan daha hayırlı olduğunu söylediler, hatta müşriklerin isteği üzerine putlara (cibt) secde ettiler. Âyet-i kerîme –başkalarına da ibret olmak üzere– bu çirkin, ahlâksız, ikiyüzlülüğe dayalı, kendi kutsal kitaplarına da aykırı (Çıkış, 20/3-4) davranışı kınamak ve sahiplerinin hak ettikleri cezayı bildirmek için gönderildi (“bâtıl” diye çevirdiğimiz tâgut kelimesi hakkında bilgi için bk. Mâide 5/60).