Önceki ayet· 9:29Sonraki ayet· 9:31

Tevbe Suresi 30. Ayet· 9:30

↗ Tevbe suresi
Medeni
وَقَالَتِ ٱلۡيَهُودُ عُزَيۡرٌ ٱبۡنُ ٱللَّهِ وَقَالَتِ ٱلنَّصَٰرَى ٱلۡمَسِيحُ ٱبۡنُ ٱللَّهِۖ ذَٰلِكَ قَوۡلُهُم بِأَفۡوَٰهِهِمۡۖ يُضَٰهِـُٔونَ قَوۡلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ مِن قَبۡلُۚ قَٰتَلَهُمُ ٱللَّهُۖ أَنَّىٰ يُؤۡفَكُونَ
Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar
Meal ihtilafı: 2% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Yahudiler, "Üzeyr Allah'ın oğludur" dediler; Hıristiyanlar, "Mesih Allah'ın oğludur" dediler. Bu, daha önce inkar edenlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları yok etsin, nasıl da uyduruyorlar
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Yahudiler, "Uzeyir Allah'ın oğlu" dediler, Hıristiyanlar da "Mesih Allah'ın oğlu", dediler. Bu onların kendi ağızlarıyla uydurdukları sözlerdir. Daha önce inkâra sapmış olanların sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar!
Yaşar Nuri Öztürk
Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oğludur." dediler; Hıristiyanlar da: "Mesih, Allah'ın oğludur." dediler. Kendi ağızlarının sözüdür bu. Kendilerinden önce inkâr edenlerin sözlerine benzetme yapıyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da yüz geri çevriliyorlar!
Süleyman Ateş
Yahudiler: "Uzeyr, Allah'ın oğludur." dediler. Hıristiyanlar da: "Mesih Allah'ın oğludur." dediler. Bu, onların ağızlariyle geveledikleri sözleridir. (Sözlerini), önceden inkar etmiş(olan müşrik)lerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da (haktan batıla) çevriliyorlar!?
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
The Jews say, "Ezra is the son of Allah "; and the Christians say, "The Messiah is the son of Allah." That is their statement from their mouths; they imitate the saying of those who disbelieved [before them]. May Allah destroy them; how are they deluded
Fransızca
Les Juifs disent: «'Uzayr est fils d'Allah» et les Chrétiens disent: «Le Christ est fils d'Allah». Telle est leur parole provenant de leurs bouches. Ils imitent le dire des mécréants avant eux. Qu'Allah les anéantisse! Comment s'écartent-ils (de la vérité)
İspanyolca
Dicen [algunos] judíos: "‘Uzeir es el hijo de Dios", y los cristianos dicen: "El Mesías es el hijo de Dios". Estas son solo palabras [sin fundamento] que salen de sus bocas, asemejándose por ello a los incrédulos que los precedieron. ¡Que Dios los destruya! ¡Cómo pueden ser tan desviados
Rusça
Иудеи сказали: «Узейр (Ездра) - сын Аллаха». Христиане сказали: «Мессия - сын Аллаха». Они произносят своими устами слова, похожие на слова прежних неверующих. Да погубит их Аллах! До чего же они отвращены от истины
Endonezce
Dan orang-orang Yahudi berkata, "Uzair putera Allah," dan orang-orang Nasrani berkata, "Al-masih putra Allah." Itulah ucapan yang keluar dari mulut mereka. Mereka meniru ucapan orang-orang kafir yang terdahulu. Allah melaknat mereka; bagaimana mereka sampai berpaling
Bengalce
ইহুদীরা বলে ওযাইর আল্লাহর পুত্র এবং নাসারারা বলে ‘মসীহ আল্লাহর পুত্র’। এ হচ্ছে তাদের মুখের কথা। এরা পূর্ববর্তী কাফেরদের মত কথা বলে। আল্লাহ এদের ধ্বংস করুন, এরা কোন উল্টা পথে চলে যাচ্ছে।
Çince
犹太人说:“欧宰尔是安拉的儿子。”基督教徒说:“麦西哈是安拉的儿子。”这是他们信口开河,仿效从前不信道者的口吻。愿安拉诅咒他们。他们怎么如此放荡呢!
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yahudi ve Hristiyanlardan her biri müşriktirler. Yahudiler; Üzeyir'in Allah'ın oğlu olduğunu iddia ederek Allah'a ortak koştular. Hristiyanlar ise Mesih İsa -aleyhisselam-'ın Allah'ın oğlu olduğu iddiasında bulunarak Allah'a ortak koştular. Bu onların herhangi bir delile dayanmaksızın dilleriyle iddia ettikleri bir iftiraydı. Onlar bu sözleriyle kendilerinden önceki müşriklerin, melekler Allah'ın kızlarıdır sözlerine benzemektedir. Allah Teâlâ, onların söyledikleri bu sözlerden çok yücedir ve büyüktür. Yüce Allah, onları helak etti. Onlar nasıl da apaçık hakkı bırakarak batıla doğru çevriliyorlar?
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
30- Yahudiler:“Uzeyr, Allah’ın oğludur” dediler. Hristiyanlar da:“(İsa) Mesih Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri sözleridir ki o, daha önceki kâfirlerin sözlerine benziyor. Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar? 31- Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını ve râhiplerini rabler edindiler, bir de Meryem oğlu Mesih’i... Halbuki sadece bir tek ilâha ibadet etmekle emrolunmuşlardı. Zira O’ndan başka (hak) ilâh yoktur. O, onların ortak koşmalarından münezzehtir. 32- Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Halbuki Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmaz. Kâfirler hoşlanmasa bile. 33- O dini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü hidâyet ve hak din ile gönderen O’dur. Müşrikler hoşlanmasa bile. 30. Yüce Allah, Kitap Ehli ile savaşma emrini verdikten sonra, mü’minlerin Rableri ve dinleri için gayrete gelerek onlarla savaşmalarını ve bu hususta bütün güç ve takatlerini ortaya koymalarını sağlamak için onların çirkin sözlerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Yahudiler: Uzeyr Allah’ın oğludur, dediler.” Bu söz, her ne kadar onların tümünün söyledikleri bir söz değilse de onların bir kesimi bunu söylemişlerdir. Bu, yahudilerin Allah’a karşı oldukça küstah bir ifade olan bu sözü söyleyerek O’nun azamet ve celaline halel düşürecek bir noktaya varacak kadar kötü ve şerli olduklarını göstermektedir. Denildiğine göre onların Uzeyr’in Allah’ın oğlu olduğu iddiasında bulunmalarının sebebi şudur: Krallar, İsrailoğullarına musallat olup onları darmadağın ettiler ve Tevrat’ı bilenleri de öldürdüler. Bundan sonra İsrailoğulları Uzeyr’in, Tevrat’ın tamamını ya da büyük bir bölümünü ezbere bildiğini gördüler. O, Tevrat’ı onlara ezberinden okudu, onlar da okuduklarını yazdılar. Bunun üzerine onun hakkında bu çirkin iddiada bulundular. “Hristiyanlar da: Mesih” Meryem oğlu İsa “Allah’ın oğludur, dediler.” Yüce Allah bu sözlere karşılık olarak şöyle buyurmaktadır: Onların söyledikleri “bu” sözler “onların ağızlarında geveledikleri sözleridir ki” buna dair herhangi bir delil ve bir belge ortaya koyamamaktadırlar. Ne söylediğine aldırış etmeyen kimselerin söyledikleri sözler de garip karşılanmaz. Çünkü bu gibi kimselerin, kendilerini istediklerini söylemekten alıkoyacak ne dini duyguları ne de akılları yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Onların bu sözleri “daha önceki kâfirlerin sözlerine” yani “Melekler Allah’ın kızlarıdır” diyen müşriklerin sözlerine “benziyor”, böylelikle onların kalpleri birbirine benzediği gibi bu sözleri de batıl oluş açısından birbirini andırmaktadır. “Allah onları kahretsin! Nasıl da döndürülüyorlar?” Yani onlar nasıl olur da bu apaçık olan haktan apaçık batıl olan sözlere döndürülüyor ve saptırılıyorlar? 31. Azıcık düşünme ve akıl yormanın bile batıl olduğunu gösterdiği bu türden bir iddiada bulunmak, sayıca çok ve büyük bir ümmet için garip karşılansa da böyle bir iddiada bulunmalarının bir sebebi vardır. O da şudur:“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını” alimlerini “ve râhiplerini” yani kendilerini her şeyden soyutlayarak ibadete vermiş abidlerini “rabler edindiler.” Âlim ve rahiplerini rabler edinmeleri şöyle olmuştu: Bu âlim ve rahipler, Allah’ın haram kıldığı bir şeyi onlara helâl kıldığı zaman onlar onu helâl sayıyorlardı; Allah’ın helâl kıldığı bir şeyi haram kıldıkları zaman da onu haram kabul ediyorlardı. Âlim ve rahipleri, peygamberlerin dinine aykırı olan birtakım sözler söyleyip hükümler koyunca onlar bu hususlarda onlara uyuyorlardı. Aynı şekilde onlar hocaları, şeyhleri ve kendilerini ibadete vermiş olan abidleri hususunda aşarılığa kaçıyor, onları tazim ediyor, kabirlerini Allah’ın dışında ibadet edilen, kurban kesilen, kendilerine dua edilip yardım istenen putlar haline getiriyorlardı. “bir de Meryem oğlu Mesih’i...” Meryem oğlu Mesih’i ise Allah’ın dışında bir ilah edinmişlerdi. Ancak onlar bu hususta Allah’ın peygamberleri vasıtası ile kendilerine vermiş olduğu emirlere muhalefet ediyorlardı. Bu yüzden Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Halbuki sadece bir tek ilâha ibadet etmekle emrolunmuşlardı.” Böylelikle ibadet ve itaatlerini yalnızca O’na halis kılmak, sevgi ve duaları ile yalnızca O’na yönelip boyun eğmekle emrolunmuşlardı. Onlar ise Allah’ın emrini bir kenara bırakarak, O’na hakkında herhangi bir delil indirmediği şeyleri ortak koştular. “O, onların ortak koşmalarından münezzehtir.” yücedir, mukaddestir. O’nun azameti, onların şirklerinden de iftiralarından da çok çok yücedir. Çünkü onlar, bu hususlarda Allah’ın şanına yakışmayan, celâline yaraşmayan niteliklerle O’nu vasfediyorlar. Halbuki Yüce Allah hem sıfatlarında hem de fiillerinde kemal derecesindeki kudsiyetine aykırı düşen ve kendisine nispet edilen her türlü noksanlıktan yüce ve münezzehtir. 32. Onların iddialarına dâir herhangi bir delilleri bulunmadığı, itikadî bir esas olarak kabul ettikleri bu hususa dâir herhangi bir belgelerinin olmadığı; aksine iddialarının yalnızca geveledikleri bir söz ve uydurdukları bir iftira olduğu ortaya çıktığından dolayı Yüce Allah, onların bu durumunun nedenini şöyle haber vermektedir: Onlar bu yaptıklarıyla “Allah’ın nurunu” peygamberlerle gönderdiği ve kitaplarında indirdiği dinini “ağızlarıyla söndürmek istiyorlar.” Yüce Allah’ın dinine “nur” adını vermesi, cehaletin ve batıl dinlerin karanlıklarında onunla aydınlanılmasından dolayıdır. Çünkü Allah’ın dini, hakkı bilmek ve o hak gereğince amel etmektir. Onun dışındaki her şey bunun zıddınadır. İşte yahudiler, hristiyanlar ve onların benzeri olan diğer müşrikler, Allah’ın nurunu asla delillendirilemeyecek türden asılsız sözlerle söndürmek istemektedirler. “Halbuki Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmaz.” Çünkü o, bütün insanlar söndürmek üzere bir araya gelecek olsalar dahi söndürmelerine imkân bulunmayan göz kamaştırıcı bir nurdur. O nuru indiren ise bütün kulların idaresini elinde tutan mutlak hakimdir ve O, bu nuru ona kötülük vermek isteyen herkese karşı korumayı taahhüt etmiştir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Halbuki Allah kendi nurunu tamamlamaktan başkasına razı olmaz. Kâfirler hoşlanmasa bile.” buyurmaktadır. Onlar bu nuru geri çevirmek ve söndürmek için bütün imkânlarını ortaya koysalar dahi onların bu çalışıp çabalamalarının hakka en ufak bir zararı olmayacaktır. 33. Daha sonra Yüce Allah, tamamlamayı ve korumayı taahhüt ettiği bu nurun mahiyetini açıklayarak şöyle buyurmaktadır:“O dini bütün dinlere üstün kılmak için Rasûlünü” faydalı ilmin kendisi olan “hidâyet ve” salih amelin kendisi olan “hak din ile gönderen O’dur.” Allah’ın, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem ile gönderdiği din; Allah’ın isimleri, sıfatları, fiilleri, hükümleri ve haberleri hususunda hakkı beyânı içerir; kalpler, ruhlar ve bedenler için faydalı olan dinin yalnızca Allah’a halis kılınması, Allah’ı sevip O’na ibadet etmek, ahlâkın üstün değerlerini ve güzel erdemleri, salih amelleri, faydalı adabı emreder; bunun zıddını teşkil eden ve bununla çelişen her türlü kötü ahlakı, kalplere, bedenlere, dünya ve âhirete zarar veren amelleri yasaklar. İşte Yüce Allah, Peygamberini böyle bir hidâyet ve böyle bir hak din ile göndermiştir ve “müşrikler hoşlanmasa bile” onu “bütün dinlere üstün” kılacaktır. Yani bu dini gerek delil ve belge ile gerekse kılıç ve silah gücü ile diğer dinlerin üstüne çıkaracaktır. Müşrikler isterse bundan hoşlanmasınlar, isterse bu dine karşı her türlü engeli çıkarsınlar, hile ve tuzaklarını ortaya koysunlar. Hiç şüphesiz hile ve tuzaklar, ancak onları ortaya koyanlara zarar verir. Yüce Allah’ın vaadinin gerçekleşmesi muhakkaktır. O, taahhüdünü mutlaka yerine getirir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Üzeyir adı Kur’an’da sadece bu âyette geçmektedir ve hakkında özel bir açıklama bulunmadığı için peygamber olup olmadığı tartışılmıştır. Bu ismin Arapça olduğunu ileri sürenler varsa da çoğunluğa göre İbrânîce asıllı olup Arapçalaşmıştır. İbrânîce’deki aslı Ezrâ’dır ve “yardım” (Tanrı’nın yardımı) anlamına gelmektedir. Eski Ahid’in Grekçe ve Latince tercümelerinde onun ismi Esdras olarak geçer. Kitâb-ı Mukaddes’te kendi adını taşıyan bir bölüm de bulunan Üzeyir, burada “kâhin, yazıcı, Rabb’in emirlerinin ve İsrail’e olan kanunlarının sözlerinin yazıcısı, İsrail’in Allah’ı Rabb’in vermiş olduğu Mûsâ’nın şeriatında zeyrek bir yazıcı, gökler Allah’ının şeriatının yazıcısı, Allah’ı Rabb’in eli üzerinde olan, Allah’ın inâyet eli üzerinde olan” ifadeleriyle anılır (Ezrâ, 7/1-12). Fars kralı Artahşaşta (Artaxerxes) zamanında (m.ö. 465-424) yaşamış olup, soyu Hârun’a kadar çıkmaktadır. Anılan kral tarafından, yahudi cemaatinin durumuyla ilgili araştırma yapmak, onlara Allah’ın şeriatına riayet etmelerini öğütlemek ve mâbedin hizmeti için gerekli malzemeyi sağlamak üzere Yeruşalim’e (Kudüs) gönderilmiştir. Üzeyir’in Tevrat’ın yeniden ihyası hususundaki çaba ve faaliyeti, yahudi ve hıristiyanların yanı sıra Kitâb-ı Mukaddes’le ilgili bilimsel eleştiri faaliyetlerine katkı sağlayan araştırmacılar tarafından da kabul edilmektedir. Tevrat’ın ilâhî şeriat olarak Yahudilik’te özel bir önemi haiz olması, onun redaksiyonunu yapıp ilân eden Üzeyir’in de mevkiini yükseltmiştir. İslâmî kaynaklarda, yahudilerce –henüz kendisi hayatta iken– Üzeyir’in Allah’ın oğlu olarak nitelenmesi konusunda başlıca iki rivayetle karşılaşılmaktadır. Bunlardan birine göre, önceleri Tevrat’a bağlı olan İsrâiloğulları, zamanla Tevrat’a göre yaşamayı terkeder olmuşlar, bunun sonucu olarak ilâhî bir ceza olmak üzere Tevrat hâfızalardan silinmiş, onun muhafaza edildiği Tabut da (ahid sandığı) ellerinden alınmıştı. Buna çok üzülen Üzeyir, kendisine Tevrat’ı yeniden öğretmesi için Allah’a yalvarıyordu. Yine böyle bir dua esnasında Tanrı onun hâfızasına Tevrat’ı tekrar yerleştirdi. Çok bilgili bir kimse olarak tanınan Üzeyir Tevrat’ı kavmine de öğretince onlar nezdinde daha bir itibar kazandı. Bazıları “Üzeyir Allah’ın oğludur” diyecek kadar ileri gittiler. Diğer rivayete göre ise, Amâlika kavmi yahudilere saldırarak bir kısmını öldürmüş ve ellerindeki Tevrat’ı almıştı. Geride kalanlar, Tevrat kitaplarını dağlara gömüp o bölgeyi terkettiler. O sıralarda henüz genç olan ve dağlarda ibadetle meşgul bulunan Üzeyir’in Tevrat’ı en iyi bilen kişi olduğu anlaşılınca, o, mevcudu olmayan Tevrat’ı kaleme aldı. Ülkeyi terkeden bilginler geri dönüp de gömdükleri Tevrat’ı Üzeyir’in kaleme aldığı ile karşılaştırdıklarında arada hiçbir fark bulunmadığını görünce “Allah bunu sana ancak O’nun oğlu olduğun için verdi” dediler. Bunlar, Üzeyir’in yaşadığı dönemle ilgili rivayetlerdir. Bir de, bu sözün yahudilerden bir kişi veya bir topluluk tarafından Hz. Peygamber’le yaptıkları bir konuşma sırasında söylendiğini belirten rivayetler bulunmaktadır. Yahudiler Kur’an’daki bu ifadenin kendilerine ait olmadığını ileri sürerler. Esasen İslâmî kaynaklarda da bu sözün bütün yahudiler tarafından benimsenmiş olmayıp, içlerinden sadece bir kişi veya grup tarafından söylendiği belirtilmektedir (Taberî, VI/10, 110-111; Ömer Faruk Harman, “Üzeyir”, İFAV Ans., IV, 409-411). Eski Ahid Üzeyir’in Allah’ın oğlu olduğu fikrinden hiçbir şekilde söz etmemekle beraber, Üzeyir’in yahudi geleneğinde oldukça önemli bir şahsiyet olduğu dikkate alınınca, gelenek içerisinde, en azından belli bir yerde, belli bir zamanda ilâhlık mertebesine yükseltilmiş olması uzak bir ihtimal sayılmaz; İbn Hazm’ın Yemen yahudilerinin Üzeyir’e Allah’ın oğlu dedikleri yönündeki rivayeti de bu ihtimali desteklemektedir (Mehmet Paçacı, “Kur’an-ı Kerîm’in Işığında Vahiy Geleneğine –Kitab-ı Mukaddes Bağlamında– Bir Bakış”, İslâmî Araştırmalar, Ankara 1991, V/ 3, s. 191). Bu bilgi ve ihtimallerin doğruluk derecesi bir yana, İslâmî kaynaklarda Üzeyir dönemiyle ilgili olarak yer alan rivayetlerin asıl kaynağının Medine yahudileri olduğu dikkate alınırsa (Derveze, XII, 124), âyetin açıklanmasında, Hz. Peygamber’le yaptıkları bir görüşme esnasında bazı yahudilerin bu sözü söylemiş oldukları rivayetinin esas alınması daha uygun görünmektedir (Kur’an’da yüzyıl uyuyup tekrar uyandığı bildirilen kişinin Üzeyir olabileceği rivayeti hakkında bk. Bakara 2/259). Hıristiyanların Hz. Îsâ’yı Allah’ın oğlu olarak nitelemeleri ise sadece Resûlullah döneminde karşılaşılan bir durum değildir. Hıristiyanlığın ilk dönemlerinden itibaren Hz. Îsâ Tanrı’nın oğlu olarak kabul ediliyordu ve günümüzde de Hıristiyanlık’ta hâkim anlayış onun teslîs inancının bir ögesini oluşturduğu yönündedir (bu konuda bk. Âl-i İmrân 3/45; Mâide 5/17, 72). Müfessirler, yahudi ve hıristiyanların, kendilerine benzedikleri önceki inkârcıların kimler olduğu hakkında değişik yorumlar aktarırlar. Ancak âyetteki ifade akışına daha uygun görünen yoruma göre, gerek yahudiler gerekse hıristiyanlar âyette belirtilen tutumlarıyla, melekleri Allah’ın kızları olarak niteleyen veya putları Allah’a ortak koşan inkârcılara benzemiş olmaktadırlar (Taberî, X, 112-113; İbn Atıyye, III, 25). “Allah onları kahretsin!” şeklinde çevirdiğimiz cümle bir beddua ve lânetleme ifadesidir. Arap dilinde bu cümle çok iyi veya çok kötü bir durum karşısında duyulan hayreti belirtmek için de kullanılır (Taberî, X, 113; İbn Atıyye, III, 25; Şevkânî, II, 403). Âyette bu anlamın kastedilmiş olması da muhtemeldir. Buna göre, anılan inanç gruplarının böylesine önemli bir konuda ne kadar basiretsizce davrandıklarına ve gelişigüzel sözler söylediklerine dikkat çekilmiş olur. Bir insan kendi elinden bir şey gelmediği için haksız ve kötü davranışından ötürü birilerini Allah’a havale etmek istediğinde bu cümleyi kullanırsa, buna “Allah’ından bulsun!” şeklinde de mâna verilebilir; bazı meâllerde de, belirtilen cümle böyle tercüme edilmiştir; fakat burada sözü söyleyenin yüce Allah olduğu dikkate alınırsa bu tercümenin isabetli olmadığı anlaşılır.
Tevbe Suresi 30. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yahudi ve Hristiyanlardan her biri müşriktirler. Yahudiler; Üzeyir'in Allah'ın oğlu olduğunu iddia ederek Allah'a ortak koştular. Hristiyanlar ise Mesih İsa -aleyhisselam-'ın Allah'ın oğlu olduğu iddiasında bulunarak Allah'a ortak koştular. Bu onların herhangi bir delile dayanmaksızın dilleriyle iddia ettikleri bir iftiraydı. Onlar bu sözleriyle kendilerinden önceki müşriklerin, melekler Allah'ın kızlarıdır sözlerine benzemektedir. Allah Teâlâ, onların söyledikleri bu sözlerden çok yücedir ve büyüktür. Yüce Allah, onları helak etti. Onlar nasıl da apaçık hakkı bırakarak batıla doğru çevriliyorlar?