Önceki ayet· 37:160Sonraki ayet· 37:162

Sâffât Suresi 161. Ayet· 37:161

↗ Sâffât suresi
Mekki
فَإِنَّكُمۡ وَمَا تَعۡبُدُونَ
(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,
Meal ihtilafı: 10% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,
Elmalılı Hamdi Yazır
Çünkü siz ve taptıklarınız, kendiliğinden cehenneme saldıran kimseden başkasını, Allah'a karşı kandırıp, saptıramazsınız.
Yaşar Nuri Öztürk
Siz ve kulluk ettiğiniz şeyler,
Süleyman Ateş
(Ey inkarcılar) Ne siz, ne de taptıklarınız,
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.7%
İngilizce
So indeed, you [disbelievers] and whatever you worship
Fransızca
En vérité, vous et tout ce que vous adorez
İspanyolca
Ustedes [¡oh, idólatras!] y lo que adoran en lugar de Dios
Rusça
Вы (многобожники) и то, чему вы поклоняетесь
Endonezce
Maka sesungguhnya kamu dan apa yang kamu sembah itu
Bengalce
অতএব তোমরা এবং তোমরা যাদের উপাসনা কর
Çince
你们和你们所崇拜的,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey müşrikler! Şüphesiz siz ve Allah'tan başka ibadet ettikleriniz,
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
161- Gerçek şu ki ne siz ne de ibadet ettikleriniz; 162- Hiçbiriniz (hiç kimseyi) Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız. 163- Ancak cehenneme girecek olanlar hariç. 161-163. Yani ey müşrikler! Siz de Allah ile birlikte ibadet ettiğiniz ilahlarınız da hiçbir kimseyi fitneye düşüremez ve saptıramazsınız. Allah’ın cehennemliklerden olacaklarına dair hüküm verdikleri ve haklarında ilâhî hükmün yürürlüğe konulduğu kimseler müstesnâdır. Bundan maksat, hem kendilerinin, hem de uydurma ilâhlarının herhangi bir kimseyi saptırmaktan yana aciz olduklarını, Yüce Allah’ın kudretinin de kemal derecesinde olduğunu açıkça ifade etmektir. Yani sizler, Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kullarını ve kurtuluşa ermiş taraftarlarını saptırma ümidini asla taşımayın.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah’ın ihlâslı, samimi kullarının önceki âyetlerde ele alınan saçma inançlardan uzak durduklarına işaret edildikten sonra bâtıl ve temelsiz inançların ve bu inançların taraftarlarının, gerçek müminler olan bu kullar üzerinde etkili olamayacağı, onların ayağını kaydıramayacağı; bu saptırma çabalarının ancak “cehennemi boylayacaklar” üzerinde etkili olacağı bildirilmektedir. Bu âyetlerde bir yandan inkârcıların inananlar üzerindeki kötü emelleri kırılmak istenirken bir yandan da inananlara moral ve metanet verilmekte, aynı zamanda saptırıcılara karşı uyanık ve dirençli olmaları gerektiği ima edilmektedir. Ehl-i Sünnet ve Mu‘tezile âlimleri, bu âyetlere dayanarak kader ve irade hürriyeti konusunda yoğun bir tartışmaya girişmişler; özellikle bir kısım Ehl-i sünnet âlimleri, “Hiçbiriniz onu, Allah’a inancı hususunda saptıramazsınız; ancak cehennemi boylayacak olan başka” meâlindeki 162-163. âyetleri, kimlerin cehenneme gideceğinin “önceden” takdir ve tayin edilmiş olduğu şeklinde yorumlayarak bu âyetleri kendi kaderci görüşleri için kesin delil saymışlardır (bilgi için bk. Râzî, XXVI, 169-171). Ancak kader meselesiyle ilgili olarak sadece belli âyetlere dayanmak suretiyle sonuç elde etmeye çalışmak son derece yanıltıcıdır. Zira Kur’an-ı Kerîm’in bütünü dikkate alındığında hem küllî planda ilâhî irade, ilim ve kudretin mutlak kuşatıcılığını hem insanın belli davranışlarını seçip yapmada bir ölçüde özgür bırakıldığını, bunun da yine Allah’ın küllî yasası içinde değerlendirilmesi gerektiğini görürüz. Kurân-ı Kerîm’in Allah inancını ortaya koyan âyetleri, selim akla ve mümin kalbe, ilâhî kudret karşısındaki küçüklüğünü, aczini ve sınırlılığını hissettirir. Böylece insan, bu üstün kudretin korumasına, inâyetine ve hidayetine muhtaç olduğunun bilincine varır. Öte yandan bir inanç, ahlâk ve aksiyon varlığı olarak insandan söz eden âyetlere baktığımızda kendi aklî ve ahlâkî kapasitemizin farkına varır; bu âyetlerin bizi, Allah’a, hemcinslerimize, canlı ve cansız tabiata karşı nasıl bir tavır takınmamız gerektiği konusunda karar verme ve seçim yapma imkânına sahip, hür ve yükümlü varlık olarak değerlendirdiğini görürüz. Başka âyetler gibi konumuz olan âyetleri de Kur’an’ın bu bütüncül bakışını dikkate alarak kavramaya çalıştığımızda daha sağlıklı sonuçlar çıkarmamız ve onlardan kendimiz için daha isabetli dersler almamız mümkün olur. 162. âyette geçen “onu” zamirini Allah’a ait kılarak, “Samimi kulları ile Allah’ın arasını bozamazsınız” şeklinde çevirmek de mümkündür.
Sâffât Suresi 161. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey müşrikler! Şüphesiz siz ve Allah'tan başka ibadet ettikleriniz,