Önceki ayet· 37:159Sonraki ayet· 37:161

Sâffât Suresi 160. Ayet· 37:160

↗ Sâffât suresi
Mekki
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلۡمُخۡلَصِينَ
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Allah'ın içten bağlı kulları bunların dışındadır
Elmalılı Hamdi Yazır
Fakat Allah'ın ihlas ile seçilen kulları başka (onlar, Allah'ı böyle şirk ile vasıflamazlar).
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın samimi, seçkin kulları, bunların yaptıklarından uzaktır.
Süleyman Ateş
Fakat Allah'ın temiz kulları hariç (onlar azaba sokulmayacaklardır).
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.0%
İngilizce
Except the chosen servants of Allah [who do not share in that sin]
Fransızca
Exception faite des serviteurs élus d'Allah
İspanyolca
Excepto los siervos fieles de Dios [que no le asocian nada ni lo describen como no es propio de Él]
Rusça
Не делают этого только избранные (или искренние) рабы Аллаха
Endonezce
(kecuali hamba-hamba Allah741) yang disucikan (dari dosa)
Bengalce
তবে যারা আল্লাহর নিষ্ঠাবান বান্দা, তারা গ্রেফতার হয়ে আসবে না।
Çince
惟安拉的虔诚的众仆,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın ihlaslı kulları bundan müstesnadır. Şüphesiz onlar, Yüce Allah'ı ancak kendisine layık olan celal ve kemal sıfatlarıyla vasıflandırırlar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
158- Onlar, Allah ile cinler arasında da bir nesep bağı uydurdular. Halbuki cinler kesinlikle bilir ki onlar (hesap için) huzura getirileceklerdir. 159- Allah, onların nitelendirmelerinden münezzehtir. 160- Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâ. 158. Yani Allah’a ortak koşan şu müşrikler, Allah ile cinler arasında bir nesep uydurdular. Çünkü onlar meleklerin, Allah’ın kızları olduklarını ve onların annelerinin de cinlerin ileri gelenleri olduklarını iddia ediyorlardı. Halbuki cinlerin kendileri de amellerinin karşılıklarının verilmesi için Allah’ın huzurunda hazır edileceklerini bilmektedirler. Onlar da Allah’ın kullarıdır ve Allah’ın önünde zilletle boyun eğerler. Eğer kendileri ile Allah arasında -hâşâ- bir nesep bağı bulunsaydı hiç de bu halde olmazlardı. 159. O mutlak egemen, affı ve cezalandırmada acele etmemesi kemal derecesinde bulunan “Allah, onların nitelendirmelerinden” Rablerini vasıflandırdıkları ve kendilerini küfre ve şirke sokan tüm vasıflardan “münezzehtir.” 160. “Ancak Allah’ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnâ.” Yani Yüce Allah, bu kullarının nitelendirmelerinden kendisini tenzih etmemiştir. Çünkü onlar, Rablerini ancak celâline yakışan şekilde nitelendirirler. İşte bundan dolayı onlar ihlâsa erdirilmiş kullardırlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah’ın ihlâslı, samimi kullarının önceki âyetlerde ele alınan saçma inançlardan uzak durduklarına işaret edildikten sonra bâtıl ve temelsiz inançların ve bu inançların taraftarlarının, gerçek müminler olan bu kullar üzerinde etkili olamayacağı, onların ayağını kaydıramayacağı; bu saptırma çabalarının ancak “cehennemi boylayacaklar” üzerinde etkili olacağı bildirilmektedir. Bu âyetlerde bir yandan inkârcıların inananlar üzerindeki kötü emelleri kırılmak istenirken bir yandan da inananlara moral ve metanet verilmekte, aynı zamanda saptırıcılara karşı uyanık ve dirençli olmaları gerektiği ima edilmektedir. Ehl-i Sünnet ve Mu‘tezile âlimleri, bu âyetlere dayanarak kader ve irade hürriyeti konusunda yoğun bir tartışmaya girişmişler; özellikle bir kısım Ehl-i sünnet âlimleri, “Hiçbiriniz onu, Allah’a inancı hususunda saptıramazsınız; ancak cehennemi boylayacak olan başka” meâlindeki 162-163. âyetleri, kimlerin cehenneme gideceğinin “önceden” takdir ve tayin edilmiş olduğu şeklinde yorumlayarak bu âyetleri kendi kaderci görüşleri için kesin delil saymışlardır (bilgi için bk. Râzî, XXVI, 169-171). Ancak kader meselesiyle ilgili olarak sadece belli âyetlere dayanmak suretiyle sonuç elde etmeye çalışmak son derece yanıltıcıdır. Zira Kur’an-ı Kerîm’in bütünü dikkate alındığında hem küllî planda ilâhî irade, ilim ve kudretin mutlak kuşatıcılığını hem insanın belli davranışlarını seçip yapmada bir ölçüde özgür bırakıldığını, bunun da yine Allah’ın küllî yasası içinde değerlendirilmesi gerektiğini görürüz. Kurân-ı Kerîm’in Allah inancını ortaya koyan âyetleri, selim akla ve mümin kalbe, ilâhî kudret karşısındaki küçüklüğünü, aczini ve sınırlılığını hissettirir. Böylece insan, bu üstün kudretin korumasına, inâyetine ve hidayetine muhtaç olduğunun bilincine varır. Öte yandan bir inanç, ahlâk ve aksiyon varlığı olarak insandan söz eden âyetlere baktığımızda kendi aklî ve ahlâkî kapasitemizin farkına varır; bu âyetlerin bizi, Allah’a, hemcinslerimize, canlı ve cansız tabiata karşı nasıl bir tavır takınmamız gerektiği konusunda karar verme ve seçim yapma imkânına sahip, hür ve yükümlü varlık olarak değerlendirdiğini görürüz. Başka âyetler gibi konumuz olan âyetleri de Kur’an’ın bu bütüncül bakışını dikkate alarak kavramaya çalıştığımızda daha sağlıklı sonuçlar çıkarmamız ve onlardan kendimiz için daha isabetli dersler almamız mümkün olur. 162. âyette geçen “onu” zamirini Allah’a ait kılarak, “Samimi kulları ile Allah’ın arasını bozamazsınız” şeklinde çevirmek de mümkündür.
Sâffât Suresi 160. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın ihlaslı kulları bundan müstesnadır. Şüphesiz onlar, Yüce Allah'ı ancak kendisine layık olan celal ve kemal sıfatlarıyla vasıflandırırlar.