Diyanet İşleri
İki deniz bir değildir. Birinin suyu tatlı ve kolay içimlidir; diğeri tuzlu ve acıdır. Her birinden taze balık eti yersiniz; takındığınız süsler çıkarırsınız; Allah'ın lütfuyla rızık aramanız için gemilerin onu yararak gittiğini görürsün. Belki artık şükredersiniz
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Hem iki deniz eşit olmuyor. Şu tatlı, hararet keser, içerken (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, yakar kavurur. Bununla beraber her birinden taze bir et yersiniz ve bir ziynet çıkarır, giyinirsiniz. Allah'ın lütfundan nasib arayasınız diye suyu yara yara giden gemileri de görürsün. Gerek ki şükredeceksiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
İki deniz birbirine eşit olmaz. Bu tatlıdır, susuzluğu giderir, içimi hoş ve rahattır; şu tuzludur, acıdır. Ama hepsinden de taze et yersiniz; giyip takınacağınız bir süs çıkarırsınız. Allah'ın lütfundan nasip aramanız ve şükredebilmeniz için, gemilerin denizi yara yara gittiğini görürsün.
Süleyman Ateş
İki deniz bir olmaz: Şu tatlıdır, susuzluğu keser, içimi (boğazdan) kayar; şu da tuzlu, acıdır. Hepsinden de taze et yersiniz ve takındığınız (inci, sedef gibi) süs (eşyası) çıkarırsınız. (Allah'ın) Lutfundan payınızı arayıp şükretmeniz için gemilerin, denizi yarıp gittiğini görürsün.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
İki deniz birbirine eşit olmaz. O iki denizden birinin suyu çok tatlıdır ve tatlılığı sebebi ile içimi kolaydır. Diğeri ise tuzlu ve acıdır. Tuzlu olması sebebi ile içimi zordur. Her iki denizden de taze et yersiniz. Yediğiniz bu taze et denizde bulunan balıklardır. Ve yine bu iki denizden de ziynet olarak takındığınız inci ve mercan çıkarırsınız. Ticaret gemilerin denizleri yararak gelip gittiklerini görürsün. Sizler böylece ticaret yaparak Yüce Allah'ın dünya nimetlerini elde etmek istersiniz. Umulur ki Allah'ın sizi nimetlendirdiği pek çok nimete karşı şükredersiniz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
12- İki deniz bir olmaz. Bu, tatlı mı tatlı ve içimi kolaydır. Diğeri ise acı ve tuzludur. Bununla birlikte her ikisinden de taze et yersiniz ve giyecek/takınacak süs eşyası çıkartırsınız. O’nun lütfundan (rızkınızı) aramanız için gemilerin onda suyu yararak gittiğini görürsün. Olur ki şükredersiniz. 13- Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler. Güneşi ve ayı (sizin hizmetinize) boyun eğdirmiştir ki her biri (kendi yörüngesinde) belirli bir süreye kadar akıp gider. İşte bu (işleri yapan), Rabbiniz Allah’tır. Hükümranlık yalnız O’nundur. O’nun dışında yalvardıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip değildirler. 14- Onlara dua etseniz dualarınızı işitmezler. İşitseler bile karşılık veremezler. Üstelik Kıyamet günü (onları Allah'a) ortak koşmanızı da inkâr edeceklerdir. Kimse sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.
12. Bu buyruk, Yüce Allah’ın kudretini, hikmetinin ve rahmetinin kesintisiz olduğunu, buna bağlı olarak da yeryüzünde bulunan herkesin faydasına olmak üzere iki ayrı deniz/su yaratmış olduğunu ve bunların birbirlerinin aynı olmadığını haber vermektedir. Çünkü yaratılmışların maslahatı, nehirlerin tatlı ve kolay içimli olmasını gerektirir. Böylelikle bu sudan içerler, bağ ve bağçe yaparlar ve çiftçilikle uğraşanlar da ondan yararlanırlar. Denizin de acı ve tuzlu olması gerekir ki yeryüzünü kuşatan hava, denizde ölen canlıların kokularından dolayı bozulmasın. Diğer taraftan deniz (nehirler gibi) akmaz, durgundur. İşte onun tuzluluğu, bozulmasını engeller, orada yaşayan canlıların da daha güzel ve lezzetli olmasını sağlar. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Bununla birlikte her ikisinden” tuzlu denizden de tatlı akarsulardan da “taze et yersiniz.” Bu buyruk, denizde avlanılması kolay olan balıklara işarettir. “ve giyecek/takınacak” inci, mercan vb. gibi denizde bulunan türden “süs eşyası çıkartırsınız.” Bütün bunlar, kulların faydasına olan pek büyük nimetlerdir. Yine denizin faydaları arasında şu da vardır: Yüce Allah, orayı büyük gemiler, kayıklar ve buna benzer deniz araçlarını taşıyabilecek şekilde amade kılmıştır. Bunların denizi yara yara gittiklerini görüyoruz. Böylelikle bir taraftan bir başka tarafa, bir bölgeden bir başka bölgeye gitmeleri mümkün olmaktadır. Yolculuk yapanları, yüklerini ve ticaret mallarını taşıyıp durmaktadır. Bununla Allah’ın pek büyük bir lütuf ve ihsanı tahakkuk eder. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“O’nun lütfundan (rızkınızı) aramanız için gemilerin onda suyu yararak gittiğini görürsün. Olur ki şükredersiniz.”
13. Yüce Allah’ın lütuflarından bazıları şunlardır:“Geceyi gündüze ekler, gündüzü de geceye ekler.” Birisini ötekinin ardından getirir. Onlardan biri geldi mi diğeri gider. Birisini artırırken öbürünü eksiltir. Kimi zaman da eşit olurlar. Bunun kulların bedenlerinde, faydalandıkları hayvanları, ağaçları, ekinleri üzerinde görülen pek çok faydaları vardır. Aynı şekilde Yüce Allah’ın güneşi ve ayı amade kılmasının da ısı, ışık, hareket, sakinlik, kulların Allah’ın lütfunu aramak için yayılmaları, meyvelerin olgunlaşması, kurutulacak şeylerin kurutulması vb. gibi olmamaları halinde insanların zarar görecekleri pek çok zorunlu ihtiyacın karşılanması şeklinde pek çok menfaatleri vardır. “Her biri (kendi yörüngesinde) belirli bir süreye kadar akıp gider.” Yani güneş de ay da kendi yörüngelerinde Allah dilediği sürece yürüyüp gidecekler. Onlar için tayin edilen süre ve dünyanın sonu yaklaştı mı bu gidişleri duracak, faydaları ortadan kalkacaktır. Ay tutulacak, güneş dürülecek, yıldızlar dağılıp saçılacaktır. Yüce Allah, bu pek büyük mahlukatı, bunlarda bulunan ve O’nun kemal ve ihsanına delil teşkil eden ibretli hususları açıkladıktan sonra şöyle buyurmaktadır:“İşte bu (işleri yapan), Rabbiniz Allah’tır. Hükümranlık yalnız O’nundur.” Yani sözü geçen bu mahlukatı tek başına yaratan ve onları amade kılan, bütün mülk ve hükümranlık yalnız kendisinin olan yegane ma’bud, tek ilâh ve Rab O’dur. “O’nun dışında” put ve heykellerden “yalvardıklarınız ise bir hurma çekirdeğinin zarına bile sahip değildirler.” Az ya da çok hiçbir şeye sahip ve hakim değildirler. Hatta en değersiz şey olan bir hurma çekirdeğinin zarına bile. Bu ifade, hiçbir şeye sahip olmadıklarının kesinliğini ve bunun ne kadar kapsamlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Peki göklerde ve yerde hiçbir şeye sahip olmayan bu varlıklara nasıl ibadet edilir. Üstelik bu varlıkların durumu da şudur:
14. “Onlara dua etseniz dualarınızı işitmezler.” Çünkü bu uydurma ilâhlar ya cansızdır ya ölüdür yahut da Rablerine itaatle meşgul olan meleklerdir. Faraza bunlar “işitseler bile karşılık veremezler.” Çünkü hiçbir şeye sahip değildirler. Ayrıca onların çoğu da kendilerine ibadet edenlerin bu ibadetlerinden razı değildirler. Bundan dolayı da şöyle buyurmaktadır:“Üstelik Kıyamet günü (onları Allah'a) ortak koşmanızı da inkâr edeceklerdir.” Sizden uzak olduklarını bildirecek ve şöyle diyeceklerdir: “Tenzih ederiz Seni! Bizim dostumuz onlar değil, Sensin!”(Sebe, 34/41)“Kimse sana her şeyden haberdar olan (Allah) gibi haber veremez.” Yani hiç kimse sana her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan Allah’tan daha doğru haber veremez. O’nun sana verdiği bu haberin gözle görülürcesine bir gerçek olduğuna kesin bir kanaat getir, en ufak bir şüphe ve tereddüte düşme! Bu âyet-i kerimeler, Yüce Allah’ın yegane ilâh olduğuna delil olan pek açık ve kesin delilleri içermektedir. Buna göre O’nun dışındaki hiçbir varlık ibadetin zerresine dahi layık değildir. O’nun dışındaki varlıklara ibadet de batıldır, bu ibadetin kendisine yöneltildiği varlıklar da batıldır. Onların kendilerine ibadet edenlere en ufak bir faydaları da olmayacaktır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Su kütlesi” diye çevirdiğimiz bahr kelimesi Arap dilinde büyük sular için kullanılır; Kur’an’da da gerek nehir gerekse deniz anlamında kullanılmıştır. 12. âyette varlıklar âlemindeki rabbânî bir hikmete, onların farklı özelliklerle ve benzer özelliklerdeki farklı nevilerle birbirinden ayırt edilebilmesi biçiminde özetlenebilecek tabiî-ilâhî kanuna değinilmekte; hepsi bir su ile sulandığı halde bazılarının yemişlerini diğerlerine üstün kılma hikmetine temas eden âyette (Ra‘d 13/4) olduğu gibi burada da yüce Allah’ın yaratışındaki sanatın inceliklerine dikkat çekilmektedir (İbn Âşûr, XXII, 279). Râzî de çoğu müfessirlerin bu âyette iki tür su örneğine iman ile küfür veya mümin ile kâfir arasında bir mukayese yapılması için yer verildiği tarzında bir yorum yaptığını hatırlattıktan sonra kendi görüşünü şöyle açıklar: Görünen o ki burada kastedilen, Allah’ın kudretine başka bir delil göstermektir. Şöyle ki, iki büyük su kütlesi görünüşte birbirine benzemekte, fakat sularının özellikleri açısından birbirinden farklılık taşımaktadır. Bu farklılıklarına rağmen ikisinde birbirine benzer durumlar da vardır; meselâ ikisinde de taze et bulunmakta, ikisinden de süs eşyası çıkarılabilmektedir. İki benzerde farklılıklar meydana getirebilen ve iki farklı şeyde benzerlikler var edebilen, ancak fiillerinde muhtar ve mutlak kudret sahibi Allah olabilir. “İki su kütlesinin bir olmadığı”na işaret etmesi de O’nun eşsiz kudretine ve iradesinin her yere nüfuz ettiğine delildir (XXVI, 10-11; ayrıca bk. Furkan 25/53).
Birçok âyette belirtildiği üzere insanlara büyük yararlar sağlayan gemilerin sularda yüzdürülmesi de Allah’ın koyduğu yasalar sayesinde gerçekleşmektedir. İbn Âşûr, “denizi yararak” şeklinde tercüme edilen kısımda geçen zarfın burada –Nahl sûresinin 14. âyetindekinden farklı olarak– öne alınmasının ve “O’nun lutfuna nâil olmanız” diye çevrilen cümlenin başında vav harfinin bulunmamasının sebebini şöyle açıklar: Nahl sûresinde amaç Allah’ın kullarına sağladığı nimetleri hatırlatmak, burada ise amaç kendi sanatının inceliklerine ve kudretinin kanıtlarına dikkat çekmektir (XXII, 280-281. Gecenin gündüze, gündüzün de geceye katılması hakkında bk. Âl-i İmrân 3/27; İsrâ 17/12. Güneşin ve ayın belirlenmiş vadeye kadar kendi yolunu izlemesi hakkında bk. Ra‘d 13/2; ayrıca bk. Yâsîn 36/ 38-40).