Önceki ayet· 34:15Sonraki ayet· 34:17

Sebe' Suresi 16. Ayet· 34:16

↗ Sebe' suresi
Mekki
فَأَعۡرَضُواْ فَأَرۡسَلۡنَا عَلَيۡهِمۡ سَيۡلَ ٱلۡعَرِمِ وَبَدَّلۡنَٰهُم بِجَنَّتَيۡهِمۡ جَنَّتَيۡنِ ذَوَاتَيۡ أُكُلٍ خَمۡطٖ وَأَثۡلٖ وَشَيۡءٖ مِّن سِدۡرٖ قَلِيلٖ
Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Fakat onlar yüz çevirdiler; bunun için Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik, onların bahçelerini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Fakat onlar (şükürden yüz çevirdiler) bakmadılar. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki bahçelerini buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sidir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Ne var ki onlar yüz çevirdiler; biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Onların iki bahçesini, buruk yemişli, acı ılgınlı, birazcık da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
Süleyman Ateş
Ama (şükürden) yüz çevirdiler; bu yüzden üzerlerine Arim selini gönderdik; onların iki bahçesini buruk yemişli, acı meyvalı ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.4%
İngilizce
But they turned away [refusing], so We sent upon them the flood of the dam, and We replaced their two [fields of] gardens with gardens of bitter fruit, tamarisks and something of sparse lote trees
Fransızca
Mais ils se détournèrent. Nous déchaînâmes contre eux l'inondation du Barrage, et leur changeâmes leurs deux jardins en deux jardins aux fruits amers, tamaris et quelques jujubiers
İspanyolca
Pero se apartaron, entonces envié sobre ellos la inundación [que produjo la ruptura] de las represas [que habían construido], y les cambié sus dos huertos por granjas con frutos amargos, tamarindos y algunos árboles de azufaifo
Rusça
Но они отвернулись, и Мы наслали на них поток, прорвавший плотину, и заменили их два сада двумя садами с горькими плодами, тамариском и несколькими лотосами
Endonezce
(Tetapi mereka berpaling, maka Kami kirim kepada mereka banjir yang besar694) dan Kami ganti kedua kebun mereka dengan dua kebun yang ditumbuhi (pohon-pohon) yang berbuah pahit, pohon Aṡl dan sedikit pohon Sidr
Bengalce
অতঃপর তারা অবাধ্যতা করল ফলে আমি তাদের উপর প্রেরণ করলাম প্রবল বন্যা! আর তাদের উদ্যানদ্বয়কে পরিবর্তন করে দিলাম এমন দুই উদ্যানে, যাতে উদগত হয় বিস্বাদ ফলমূল, ঝাউ গাছ এবং সামান্য কুলবৃক্ষ।
Çince
随后,他们悖逆,所以我使水库的急流去淹没他们,我把他们的两个园圃,变成两个只生长苦果、柽柳,和些微的酸枣树的园圃。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlar; Allah'a şükretmekten ve Allah'ın peygamberlerine iman etmekten yüz çevirdiler. Biz de onların nimetlerini afet ile değiştirerek onları cezalandırdık. Onların üzerlerine; her şeyi silip süpüren, barajlarını mahveden ve bahçelerini sular altında bırakan bir sel gönderdik. Böylece onların verimli olan iki bahçesini içerisinde sadece buruk meyveleri olan ve meyvesi olmayan ılgın ağacı ile bir de biraz sedir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
15- Andolsun ki Sebeliler için kendi yurtlarında bir ibret vardı: Sağda ve solda iki bahçeleri vardı. “Rabbinizin rızkından yiyin ve O’na şükredin. İşte güzel bir yurt ve bağışlayıcı bir Rab!”(dendi onlara.) 16- Fakat onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik ve onların o iki bahçesini içinde buruk yemişli ağaçlar, ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. 17- İşte küfürleri/nankörlükleri sebebi ile onları böyle cezalandırdık. Zaten biz, kafirlerden/nankörlerden başkasını cezalandırır mıyız hiç? 18- Oranın halkı ile bereketli kıldığımız memleketler arasında biri diğerinden görünen (komşu) şehirler var ettik ve buralarda (meşakkatsiz bir) seyir güzergahı takdir ettik. “Oralarda hem geceleri hem gündüzleri güven içinde yol alın”(dedik.) 19- Ama onlar:“Rabbimiz! Yolculuk güzergahlarımızın arasını uzaklaştır” dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları (ibretlik) birer hikaye yaptık ve tamamen darmadağın ettik. Şüphesiz bunda pek sabırlı ve çok şükreden herkes için ibretler vardır. 20- Andolsun İblis, onlar hakkında tahminini doğru çıkardı. Mü’minlerden bir grup dışında hepsi ona uydular. 21- Halbuki onun, onlar üzerinde hiçbir hakimiyeti yoktu. Ancak biz, âhirete iman eden kimse ile ondan yana şüphede olanları ayırt edip ortaya çıkarmak için böyle yaptık. Rabbin her şeyi görüp gözetendir. 15-19. Sebe’, Yemen’deki meşhur bir kabilenin adıdır. Yurtlarının adı da Me’rib idi. Yüce Allah’ın genel olarak bütün insanlara, özel olarak da Araplara ihsan ettiği nimet ve lütuflarından biri de Araplara komşu olan ve geride bıraktıkları eserleri görülen, helâk olmuş kavimlerin, insanların birbirlerine aktarageldikleri birtakım haberlerini Kur’ân-ı Kerîm’de anlatmış olmasıdır. Bundan maksat bunun Kur’ân’ı tasdik etmeyi daha bir teşvik edici olması ve öğüt alma ihtimalini yükseltmesidir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Andolsun ki Sebeliler için kendi yurtlarında” yani yaşadıkları yerlerinde “bir ibret vardı.” Buradaki ibretten kasıt, Yüce Allah’ın kendilerine bol bol nimet ihsan etmiş olması ve onlardan birçok musibeti uzaklaştırmasıdır. Bu, Allah’a ibadet edip O’na şükretmelerini gerektiren bir husustu. Daha sonra Allah, bu ibretin mahiyetini şu buyruğu ile açıklamaktadır:“Sağda ve solda iki bahçeleri vardı.” Onların pek büyük bir vadileri vardı. Bu vadiden çokça sel akardı. Suları toplamak üzere oldukça sağlam bir set (baraj) inşa etmişlerdi. Seller buraya gelir ve bu setin arkasında çok büyük miktarda su birikirdi. Onlar da bu suyu vadinin sağ ve solunda bulunan bahçelerine dağıtırlardı. Böylelikle bu pek büyük bahçeler ihtiyaçlarına yetecek kadar mahsüller verir, gıpta edilecek bir halde ve sevinç içerisinde yaşar giderlerdi. Yüce Allah, kendilerine pek çok yönden ihsan etmiş olduğu nimetlerine şükretmelerini emretmişti ki bu nimetlerin bazıları şöylece sayılabilir: 1. Gıdalarının pek büyük çoğunluğunu elde ettikleri bu iki bahçeye sahip olmaları. 2. Yüce Allah, onlara havası güzel, nemi az ve rahat bir şekilde rızıklarını elde ettikleri güzel bir ülke vrmişti. 3. Yüce Allah, kendisine şükredecek olurlarsa günahlarını bağışlayacağını, onlara merhamet buyuracağını vaat etmişti. Onun için de burada:“İşte güzel bir yurt ve bağışlayıcı bir Rab!” buyurmaktadır. 4. Yüce Allah, ticaret ve kazançları için bereketleri bol topraklara gitme ihtiyaçları olduğunu bildiğinden onların gâyet kolay bir şekilde o topraklara ulaşmalarını sağlayacak sebepleri de hazırlamıştı. Anlaşıldığı kadarıyla bu bereketli topraklar -seleften birçok kimsenin söylediği üzere- San’a çevresindeki kasabalardır. Buranın Şam olduğu da söylenmiştir. İşte bu yerlere kolaylıkla, güven içinde ve korkudan uzak şekilde ulaşabilmelerini sağladı. Ülkeleri ile gidecekleri yerler arasında azık ve ihtiyaçlarını taşıma meşakkatine girmelerini gerektirmeyecek şekilde birbiri ardınca dizili komuş şehirler vardı. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Oranın halkı ile bereketli kıldığımız memleketler arasında biri diğerinden görünen (komşu) şehirler var ettik ve buralarda (meşakkatsiz bir) seyir güzergahı takdir ettik.” Yani onların yaptıkları bu yolculuğun süresi, onlar tarafından bilinirdi ve herhangi bir nedenle bu yolda kaybolmalarını önleyecek şekilde nasıl gidip geleceklerini tespit edebiliyorlardı. “Oralarda hem geceleri hem gündüzleri güven içinde yol alın.” Yani gece ve gündüz boyunca yolculuğunuzda korkuya kapılmaksızın huzur içerisinde gidin gelin, dedik. Yüce Allah’ın onları korkudan yana emin kılmış olması, üzerlerindeki nimetini tamamlayan bir unsurudur. Ancak onlar, bu nimetleri ihsan edenden, O’na ibadetten yüz çevirdiler ve şımarıp nankörlük ettiler. Hatta bu nimetin verdiği rahatlıktan usandılar ve nihâyet kolaylıkla yolculuk yaptıkları bu şehirler arasındaki yolculuk güzergahlarının birbirlerinden daha da uzaklaşmasını isteyecek ve temenni edecek hale geldiler. “Ve nefislerine” Allah’a karşı küfür, nimetlerine karşı da nankörlük etmek sureti ile “zulmettiler.” Allah da kendilerini azdıran bu nimet sebebi ile onları cezalandırdı. Nimetlerini de yok etti. Onların üzerlerine setlerini/barajlarını tahrip eden, bahçelerini yok eden, bağlarını-bostanlarını mahveden dehşetli bir sel olan Arim selini gönderdi. O pek hoş bahçeler ve mahsulleri bol ağaçlar yerine hiçbir faydası bulunmayan ağaçlar kaldı. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“…onların o iki bahçesini içinde buruk yemişli ağaçlar, ılgın ve biraz da sedir ağacı bulunan iki” önemsenecek bir şeye sahip olmayan az yiyecekli “iki bahçeye çevirdik.” Burada sözü edilen ağaçlar faydasız oldukları bilinen ağaçlardır. Bu da tam olarak onların amellerine uygun bir cezadır. Zira onlar, güzelce şükretmek yerine çirkin olan nankörlüğü seçtiklerinden dolayı üzerlerindeki nimet de bu şekilde değiştirilmiş oldu. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“İşte küfürleri/nankörlükleri sebebi ile onları böyle cezalandırdık. Zaten biz, kafirlerden/nankörlerden başkasını cezalandırır mıyız hiç?” Yani Allah’ı inkar edip, nimetler dolayısı ile şımaranlardan nankörlerden başkalarını cezalandırır mıyız ki? Bu musibet başlarına gelince daha önceleri bir arada bulunuyorlarken ayrılıp darmadağın oldular. Yüce Allah onları anlatılan ibretlik hikâyelere, gece sohbetlerinde nakledilen rivâyetlere dönüştürdü. O kadar ki bu dağılışları “Sebeliler gibi dağıldılar” şeklinde darb-ı mesel olmuş, herkes onların başlarına gelen olayları anlatır olmuştur. Ama onların bu ibretli hallerinden sadece Yüce Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerden başkası ibret alıp yararlanmaz:“Şüphesiz bunda pek sabırlı ve çok şükreden herkes için ibretler vardır.” Hoşuna gitmeyen şeylere ve zorluklara karşı Allah için tahammül eden, bunlara karşı öfkelenmeyen, aksine onlara katlanan çok sabırlı kimseler ile Yüce Allah’ın nimetlerini dile getirip itiraf eden, bu nimetleri ihsan edene övgülerde bulunan ve bunları O’na itaat uğrunda harcayan, Allah’ın nimetlerine çokça şükreden kimseler ibret alır. İşte onlar, böylelerinin kıssalarını, başlarından geçen olayları ve üzerlerine gönderilen azabı işittiklerinde şu gerçekleri anlarlar: Bu ceza, Allah’ın nimetine karşı nankörlük ettiklerinden dolayı başlarına gelmiştir ve onlar gibi hareket eden herkese de onlara yapılanın aynısı yapılacaktır. Allah’a şükretmek, nimeti muhafaza eder ve musibeti de önler. Allah’ın peygamberleri verdikleri haberlerde sadıktırlar. Ceza (amellerin karşılıklarının verilmesi) haktır. Tıpkı dünya yurdunda bunun örneklerini gördüğümüz gibi. 20. Daha sonra Yüce Allah, Sebe’ kavminin, İblis’in haklarında zannını doğru çıkardığı kimselerden olduklarını söz konusu etmektedir. Çünkü İblis Rabbine şöyle demişti:“İzzetin hakkı için hepsini mutlaka azdıracağım. Aralarından ihlâsa erdirilmiş kulların müstesnâ.”(Sa’d, 38/82-83) Bu, İblis’in bir zannıdır/tahminidir, yakîn/kesin bilgisi değildir. Çünkü o, gaybı bilemez. İstisnâ ettiği kimseler dışında hepsini azdıracağına dair Allah’tan bir haber de ona gelmiş değildir. İşte Sebeliler ve benzerleri, İblis’in haklarında zannını doğru çıkardığı ve kendilerini davet edip azdırdığı kimselerdendir. “Mü’minlerden bir grup dışında hepsi ona uydular.” Bunlar, Allah’ın nimetine karşı nankörlük etmeyenlerdi. İşte onlar, İblis’in zannının kapsamına girmeyenlerdir. Sebe’ kavmi ile ilgili kıssanın:“Şüphesiz bunda pek sabırlı ve çok şükreden herkes için ibretler vardır” buyruğu ile sona ermiş olma ihtimali de vardır. Bundan sonra ise Yüce Allah:“Andolsun İblis onlar” yani tür olarak insanlar “hakkında tahminini doğru çıkardı” buyurarak yeni bir konuya başlamış olabilir. O takdirde bu âyet-i kerime, İblis’e tâbi olan herkes hakkında umumi demektir. 21. Daha sonra Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Halbuki onun” İblis’in “onlar üzerinde hiçbir hakimiyeti” tasallutu, baskı kutrup emrine mecbur etme, yapmalarını istediği şeylere onları zorlama imkanı “yoktu.” Fakat Yüce Allah’ın hikmeti onlara musallat olmasını, Âdemoğullarına işlerini güzel gösterip onları aldatmaya çalışmasını gerektirmiştir. “Ancak biz âhirete iman eden kimse ile ondan yana şüphede olanları ayırt edip ortaya çıkarmak için böyle yaptık.” Yani böylelikle imtihan pazarı kurulsun, bu yolla kimin doğru ve samimi, kimin de yalancı olduğu ortaya çıksın, gerçek imana sahip olan kimse bu imtihan ve sınamada sebat göstererek, şeytanî şüpheleri bir kenara atarak ortaya çıksın, imanı sabit olmayan, aksine en basit şüphelerle sarsılıveren, imanın zıddına davet eden en ufak bir sebeple dahi ortadan kalkan bir imana sahip olandan ayırt edilsin. Yani Yüce Allah onu, kullarını kendisi ile sınadığı ve iyiyi kötüden ayırt ettiği bir imtihan olarak takdir etmiştir. “Rabbin her şeyi görüp gözetendir.” O, kulları da amellerini de görüp gözetir ve bilir. Bu amellerin karşılıklarını da onlara vermek için onları kaydeder. Sonra da karşılıklarını tam ve eksiksiz olarak verecektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Şükreden iki kulunu, Dâvûd ve Süleyman’ı iyi örnek olarak zikrettikten sonra yüce Allah, kötü bir örneğe, nankör bir toplum olan Sebe’ halkının başından geçenlere dikkat çekmektedir. Bu âyetlerde Sebe’ halkının bunca nimete ve –rivayete göre on üç peygamberin yaptığı uyarılara (Taberî, XXII, 78; Zemahşerî, III, 255)– rağmen Allah’a kulluktan ve O’na şükretmekten yüz çevirdikleri, bu sebeple büyük bir sel felâketiyle cezalandırıldıkları, had bilmezlikleri yüzünden verimli arazilerinin çorak topraklara, türlü nimetlerin de mahrumiyetlere dönüştüğü belirtilmektedir. Türkçe eserlerde yaygın kullanımı Seba veya Saba şeklinde olan Sebe’, Arabistan’ın güneybatısında hüküm sürmüş, Ahd-i Atîk’te, Yunan, Roma ve Arap edebiyatında sık sık zikredilen bir kavmin ve devletin adıdır (J. Tkatsch, “Seba [Saba’]”, İA, X, 267). Kurucusu Sebe b. Yeşcüb adlı kişi olduğundan devlet ve hükmettiği kavim bu ismi almıştır. Anılan şahsın bu adı almasıyla ilgili olarak değişik izahlar yapılmıştır. Bir görüşe göre Sebe’, Yemen hükümdarlarının ilkidir; Yemen Arapları’nın bütün kabile ve hükümdarları onun soyundandır. Hz. Peygamber’e “Sebe’ nedir? Bir erkek, kadın, dağ, hayvan veya yer ismi midir?” diye sorulmuş; o da “O, Araplar’dan bir adamın adıdır; on çocuğu vardı, altısı hayırlı, dördü hayırsız çıktı” cevabını vermiş ve bunlardan türeyen kabilelerin isimlerini saymıştır. 15. âyette geçen Sebe’ kelimesiyle bir şahıs değil bir toplumun kastedildiği açıktır. Sebe’ yönetimi –Neml sûresinin 22-44. âyetlerinde açıklandığı üzere– Kraliçe Belkıs döneminde Hz. Süleyman’a bağlılığını bildirmiş; o sıralarda güneşe tapmakta olan bu kavim Hz. Süleyman’ın çağrısına uyarak tevhid inancını benimsemişti (bk. Taberî, XXII, 76-77; Elmalılı, VI, 3937-3938). Sebe’ (Saba) Devleti’nin başşehri olan Me’rib (Türkçe eserlerde yaygın kullanımı “Mârib” veya “Ma’rib” şeklindedir), Balak dağının doğusunda uzanan ve binlerce sene muazzam bir balçık tabakası bırakarak, bitkilerin gelişmesine elverişli şartlar oluşturan Zenne (Azana) vadisinin suladığı, deniz seviyesinden 1160 metre yükseklikteki Sebe ovasında bulunmaktadır. Aynı ismi taşıyan şimdiki kasaba, şehrin eski duvarları içinde, çok eski büyük bir harabe bakıyesi üzerinde San‘a’nın doğusuna düşer. Belirtilen müsait konumu sayesinde Me’rib Arabistan yarımadasının güneybatı köşesinin esas kısmını teşkil eden ve değişik devirlerde, Hadramut ve Mahra dahil olmak üzere, Aden körfezinin doğu hinterlandına da sahip olan Sebe’ Devleti’nin merkezi olmuştu. Bunun yanı sıra Me’rib günlük isimli baharatı üreten bölgeler ile Akdeniz’i (Gazze) birleştiren önemli kervan yolu üzerinde bulunuyordu. Bu yol Necran’a doğru, oradan da Mekke, Yesrib (Medine), Fedek, Hayber, Teymâ, Tebük, Medyen, Ezruh’tan Petra’ya, oradan da Gazze’ye doğru gidiyordu. Me’rib aynı zamanda, Necran üzerinden Vâdiddevâsir’i takip eden yol ile, Yemâme, Basra Körfezi sahilleri ve Babilonya’ya bağlanıyordu. Ülkenin zenginleşmesi iki temel sebebe dayanıyordu: a) Halkın ticarî faaliyetlere yoğun ilgisi ve Me’rib’den kuzeyde Suriye’ye, doğuda Arap denizi kıyılarındaki Zufâr’a doğru ilerleyen ve böylece Hindistan ve Çin’e bağlanan deniz yolları ile birleşen baharat yolunu kontrol etmeleri. b) Sebeliler’in başkent Me’rib’in çevresinde, yüzlerce yıllık bir zaman dilimi içinde, günümüze kadar ayakta kalabilmiş muhteşem kalıntılarıyla tarihte büyük bir ün yapmış hârikulâde bentler, barajlar ve sulama şebekeleri inşa etmeleri (Seddülarim veya Seddülme’rib diye meşhur olan büyük barajın özellikleri ve tarihî süreç içinde geçirdiği değişiklikler ile ilgili ayrıntılar için bk. Adolf Grohmann, “Mârib [Ma’rib]”, İA, VII, 330-337). Klasik tarih ve coğrafya kaynakları Sebe ülkesinin tabii güzellikleri, mûtedil iklimi ve arazisinin verimliliği ile ilgili geniş ve ilginç tasvirler içerir (tefsirlere yansıyan örnekler için bk. Taberî, XXII, 77; Zemahşerî, III, 255). Yine bu kaynaklarda, “Seylü’l-Arim” diye bilinen büyük felâketin nasıl meydana geldiği ve sonuçları hakkında değişik öyküler ve canlı anlatımlar yer almaktadır. Ne var ki tarihçiler seddin ne zaman yıkıldığı hususunda, milâttan önce IV. asır ile milâdî VI. asır arasında değişen farklı tarihler vermektedir; bu farklılık felâketin muhtelif zamanlarda tekerrür etmiş olmasıyla da açıklanabilir (Sebe ve Arim seli hakkında geniş bilgi için bk. J. Tkatsch, “Seba [Saba’]”, İA, X, 267-288; Adolf Grohmann, “Mârib [Ma’rib]”, İA, VII, 322-340). Seddin yıkılış sebebi de kesin olarak bilinememektedir. Hükümdarların iç çekişmeler dolayısıyla tamirine fırsat bulamamaları veya düşmanlarının tahrip etmeleri sonucunda yıkılmış olması kuvvetle muhtemeldir. Bu yapının iri fareler tarafından yıkıldığı bilgisi ise hurafeden ibarettir (İbn Âşûr, XXII, 170). 15. âyetin “biri sağda diğeri solda iki bahçe” şeklinde çevirdiğimiz kısmıyla sadece iki bahçenin bulunduğu mânası anlaşılmamalıdır, her iki yanı bahçelerle kuşatılmış olduğundan her bir tarafta mevcut bahçeler topluluğu bir bahçe gibi ifade edilmiştir (Zemahşerî, III, 255). Dolayısıyla, bunu “sağında solunda bahçeler” şeklinde de tercüme etmek mümkündür. Yine bu âyette geçen ve “büyük bir işaret” şeklinde çevirdiğimiz âyet kelimesi “bir delil” olarak tercüme edilebilir. Bu mânaya göre, buradaki nimetlerde Allah’ın varlığına, kudretine, ihsanına ve O’na yapılması gereken şükre delâlet eden açık işaretler vardı yorumu yapılabilir. Bu kelimeye “ibret” anlamı verildiğinde de ibretin sadece bu bahçelerde olduğu düşünülmemelidir; çünkü burada ibret gösterilen husus Sebeliler’in kıssasının tamamı yani kendilerine sağlanan büyük imkânlara karşılık onların nankörlük etmeleridir (Zemahşerî, III, 255). O devre ait olup asırlarca devam eden ihtişam ve refah kalıntıları, daha sonra gelen nesiller için de ibret teşkil etmektedir. “Rabbinizin bahşettiği rızıktan yiyin ve O’na şükredin” hitabı ile onu takip eden “Ne güzel bir belde, ne bağışlayıcı bir rab!” ifadesi onlara gönderilen peygamberlerin sözleri olabileceği gibi, bunlardan önce, “Âdeta bu nimetler lisân-ı hal ile onlara şöyle diyordu” veya “Onlar şöyle denmeyi hak ediyorlardı” tarzında bir mâna da takdir edilebilir (Zemahşerî, III, 255). “Ne güzel bir belde” diye çevirdiğimiz beldetün tayyibetün cümlesinin lafızları, o tarihe ait anlamı dışında, ebced hesabıyla İstanbul’un fethedildiği hicrî 857 tarihine de denk düşmekte olup bunun ilk defa Molla Câmî tarafından farkedildiği söylenir (Elmalılı, VI, 3956). 16. âyette geçen ve “Arim seli” diye çevrilen seylü’l-Arim tamlaması değişik şekillerde açıklanmıştır: Arim kelimesi “çok şiddetli, karşı konamaz” anlamında ve sel kelimesinin sıfatı olarak düşünülürse bu tamlamayı içeren cümle için, “Biz de üzerlerine o karşı konamaz seli gönderdik” gibi bir mâna verilebilir. Arim kelimesi oradaki seddin yani barajın adı kabul edilirse mevcut meâli “...Arim Seddi’nin selini gönderdik” şeklinde, oradaki vadinin veya akarsuyun adı kabul edildiği takdirde de, “... Arim vadisinin veya ırmağının selini gönderdik” şeklinde anlamak gerekir (kelimenin başka anlamlarıyla birlikte bk. Şevkânî, IV, 367; barajın nasıl yıkıldığına ilişkin bazı anlatımlar için bk. Taberî, XXII, 80). “... iki bahçeye çevirdik” ifadesinde edebî bir sanat kullanılmış, âdeta “Görün bakalım, işte bunlar da bahçe!” veya “İşte size yakışan bahçeler de bunlar!” der gibi bir mâna kastedilmiştir (İbn Atıyye, IV, 414; Zemahşerî, III, 256). 17. âyetteki “Biz, sadece nankörlük edenleri cezalandırırız” şeklinde çevrilen cümle için, “Allah kulunu onurlandırmak isterse iyiliklerini kabul eder; kulunu alçaltmak isterse günahını onun üstünde tutar, böylece kıyamet günü karşılığını verir” gibi farklı açıklamalar da yapılmıştır (meselâ bk. Taberî, XXII, 82-83; İbn Atıyye, IV, 415; Şevkânî, IV, 367-368).
Sebe' Suresi 16. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlar; Allah'a şükretmekten ve Allah'ın peygamberlerine iman etmekten yüz çevirdiler. Biz de onların nimetlerini afet ile değiştirerek onları cezalandırdık. Onların üzerlerine; her şeyi silip süpüren, barajlarını mahveden ve bahçelerini sular altında bırakan bir sel gönderdik. Böylece onların verimli olan iki bahçesini içerisinde sadece buruk meyveleri olan ve meyvesi olmayan ılgın ağacı ile bir de biraz sedir ağacı bulunan iki harap bahçeye çevirdik.