Önceki ayet· 34:9Sonraki ayet· 34:11

Sebe' Suresi 10. Ayet· 34:10

↗ Sebe' suresi
Mekki
۞وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَا دَاوُۥدَ مِنَّا فَضۡلٗاۖ يَٰجِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُۥ وَٱلطَّيۡرَۖ وَأَلَنَّا لَهُ ٱلۡحَدِيدَ
Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik: "Ey dağlar, onunla beraber tesbih edin. Ve ey kuşlar (siz de onun tesbihine katılın)!" (dedik) ve ona demiri yumuşattık:
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik: "Ey dağlar, onunla beraber tesbih edin. Ve ey kuşlar (siz de onun tesbihine katılın)!" (dedik) ve ona demiri yumuşattık:
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun ki, biz Davud'a tarafımızdan bir fazilet verdik. "Ey dağlar! Onunla beraber tesbih edin." dedik ve bunu kuşlara da (emrettik) ve ona demiri yumuşattık.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, biz, Dâvud'a katımızdan bir lütufta bulunduk. "Ey dağlar, onunla birlikte tespih edin ve ey kuşlar siz de." dedik. Ve onun için demiri yumuşattık.
Süleyman Ateş
Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik: "Ey dağlar, onunla beraber tesbih edin. Ve ey kuşlar (siz de onun tesbihine katılın)!" (dedik) ve ona demiri yumuşattık:
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.3%
İngilizce
And We certainly gave David from Us bounty. [We said], "O mountains, repeat [Our] praises with him, and the birds [as well]." And We made pliable for him iron
Fransızca
Nous avons certes accordé une grâce à David de Notre part. O montagnes et oiseaux, répétez avec lui (les louanges d'Allah). Et pour lui, Nous avons amolli le fer
İspanyolca
Concedí a David Mi favor [cuando dije:] "¡Oh, montañas y pájaros! Glorifiquen con él [a Dios]", y le facilité moldear el hierro
Rusça
Мы одарили Давуда (Давида) милостью от Нас и сказали: «О горы и птицы! Славьте вместе с ним!». Мы сделали железо мягким для него
Endonezce
Dan sungguh, Telah Kami berikan kepada Dawud karunia dari Kami. (Kami berfirman), "Wahai gunung-gunung dan burung-burung! Bertasbihlah berulang-ulang bersama Dawud," dan Kami telah melunakkan besi untuknya
Bengalce
আমি দাউদের প্রতি অনুগ্রহ করেছিলাম এই আদেশ মর্মে যে, হে পর্বতমালা, তোমরা দাউদের সাথে আমার পবিত্রতা ঘোষণা কর এবং হে পক্ষী সকল, তোমরাও। আমি তাঁর জন্য লৌহকে নরম করে ছিলাম।
Çince
我确已赏赐达五德从我发出的恩惠。群山啊!众鸟啊!你们应当和着他的赞颂。我为他使铁柔软,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz, Dâvud -aleyhisselam-'a katımızdan nübüvvet (peygamberlik) ve mülk (hükümranlık) verdik. Dağlara: "Ey Dağlar! Dâvud ile birlikte sizler de tesbîh edin!" dedik. Kuşlara da aynısını dedik. Demiri onun için yumuşak kıldık ki, böylece demirden istediği gereçleri üretebilsin.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
10- Andolsun ki Davud’a katımızdan bir lütuf/üstünlük verdik. “Ey dağlar ve kuşlar! Onunla beraber tesbih edin.”(dedik). Ona demiri de yumuşattık. 11- “Bol ve uzun zırhlar yap ve dokumayı ölçülü tut. (Ailece) salih amel işleyin. Çünkü ben yaptıklarınızı çok iyi görmekteyim.”(dedik). 10-11. Yani bizler, kulumuz ve rasûlümüz Davud aleyhisselam’a lütuf ve ihsanda bulunmuş, ona faydalı ilimden, salih amelden, dinî ve dünyevî nimetlerden pek üstün şeyler vermiştik. Yüce Allah’ın onun üzerindeki nimetlerinden özel olarak ihsan ettiği bazıları, dağlar gibi cansızlara, kuşlar gibi birtakım hayvanlara emir vererek, onunla birlikte tesbihte bulunmaları, ona icabet ederek Rabbine hamd ve tesbihi tekrarlamalarıdır. Bu, ona verilen bir nimetti. Çünkü bu, ne kendisinden önce ne de kendisinden sonra kimseye nasip olmamış ve olmayacak olan özelliklerindendir. Ayrıca canlı ve cansız varlıkların Rablerinin tesbih edilmesine, şanının yüceltilmesine, tekbir ve hamd edilmesine cevap vermeleri hem onun için hem de başkası için bir teşviktir. Bu, Yüce Allah’ı anmak için kişiyi harekete geçiren bir husustur. Ona verilen nimetlerden bir diğeri de güzel sestir. Zira pek çok ilim adamının belirttiği gibi bu durum, Davud aleyhisselam’ın sesi dolayısı ile neşveye gelmeleri şeklinde oluyordu. Çünkü Yüce Allah, ona başkasına üstünlük sağlayacak şekilde güzel bir ses vermişti. O, bu oldukça güzel ve neşelendirici sesi ile yüksek bir şekilde tesbih, tehlil ve temcîd (Allah’ın şanını yüceltmek) yaptı mı insanlardan olsun, cinlerden olsun onu işiten herkes -hatta kuşlar ve dağlar bile- neşveye gelir ve Rabbini hamd ile tesbih ederdi. Yine bu ilâhî nimetlerden birisi şudur: Onların tesbih etmelerinin ecri de muhtemelen ona yazılıyordu. Çünkü o, buna vesile oluyor ve bu varlıklar da ona tâbi olarak tesbih ediyordu. Allah’ın ona olan lütuf ve ihsanlarından birisi de demiri ona yumuşatmış olması idi. Böylelikle vücudu boydan boya örten zırhlar yapabiliyordu. Ayrıca Yüce Allah, kendisine bu zırhları yapma sanatını da öğretmişti. Dokumada işi nasıl ölçülü tutacağını da bildirmişti. Yani o, bu zırhları halkalar halinde yapıyor, sonra da bunları birbirinin içine sokuyor ve böylece işliyordu. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Ve Biz ona, sizin faydanıza ve savaşlarınızda sizi korusun diye elbise/zırh yapma sanatını öğrettik. Acaba şükredecek misiniz?”(el-Enbiya, 21/80) Allah Davud aleyhisselam’a ve onun aile halkına ihsan ettiği lütufları söz konusu edince onlara kendisine şükretmelerini, salih amel işlemelerini, bu amellerini ıslah ederek ve amelleri bozucu şeylerden koruyarak Yüce Allah’ı gözetmelerini emretti. Çünkü O, amellerini görendir, amellerinden haberdardır. Amellerinden hiçbir şey O’na gizli ve saklı kalmaz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Dâvûd İsrâiloğulları’na gönderilmiş olan, Kur’an-ı Kerîm’de ve Kitâb-ı Mukaddes’te hakkında geniş bilgi verilen peygamberlerdendir (Hz. Dâvûd hakkında bilgi için bk. Bakara 2/251; Neml 27/15). Bazı müfessirler bu ve müteakip âyetlerde Dâvûd ve Süleyman’dan söz edilmesi ile önceki âyetin sonunda geçen “Allah’a yönelen kul” anlamındaki münîb kelimesinin kullanılmış olması arasında şöyle bir bağ kurmuşlardır: Cenâb-ı Allah başka âyetlerde de (bk. Sâd 38/24, 34) bu iki kulu hakkında bu kelimeyle aynı kökten gelen enâbe fiilini kullanmıştır (Şevkânî, IV, 360). “Tevbe ve ihlâs ile Allah’a yönelmek” söz konusu olduğunda bu erdemin iki güzel örneği de bu iki peygamberdir. Bu âyette fadl kelimesiyle ifade edilen ve Dâvûd’a verildiği bildirilen “müstesna lutuf”un ne olduğuna ilişkin belli başlı yorumlar şunlardır: Peygamberlik, hükümdarlık, Zebûr isimli kutsal kitap, ilim, adaletle hükmetme yeteneği, savaşta üstün cesaret, güç kuvvet, bol nimet, güzel ses, sağlıklı uzun ömür, insanların işlerini düzeltme ve aralarını bulma mahareti, dağları etkileme veya buyruğuna alma kudreti, özel zırhlar imal etme becerisi ve bu sayede başkalarına muhtaç olmadan geçimini sağlayabilmesi (Şevkânî, IV, 360; İbn Âşûr XXII, 155-156). Bu kelimeye “müstesna, üstün” nitelemesi eklemeden âyetin ilk cümlesini “Andolsun biz Dâvûd’a bir lutufta bulunduk” şeklinde çevirmek de mümkündür. Âyette emir kipiyle geçen evvebe fiili sözlükte “dönme, döndürme, yürüme” gibi mânalara gelmektedir. Müfessirler genellikle –sözlük anlamlarıyla da bağ kurarak– burada “tesbih etme”nin kastedildiğini belirtirler (Habeş dilinde bunun “tesbih etme” anlamına geldiği görüşünü İbn Atıyye zayıf bulur). Tesbîh Allah Teâlâ’nın yüceliğini, O’nun her türlü noksanlıktan münezzeh olduğunu ifade etmek demektir; bu da sözle veya hal ile olabilir. Dağların ve kuşların tesbih etme biçimi hakkında ise farklı yorumlar vardır. Bazı müfessirler bu varlıklara kendilerine özgü tesbih ile Dâvûd’a eşlik etmelerinin emredildiği kanaatindedirler. Diğer bir yoruma göre ise âyette, Hz. Dâvûd’un kendini kullukta kusurlu bularak Allah’a yakarırken gür sesiyle dağı taşı inletmesine ve âhenkli terennümüne kuşların eşlik etmesine değinilmektedir (bk. Taberî, XXII, 65-66; Zemahşerî, III , 253; İbn Atıyye, IV, 407). Elmalılı, bu âyet –ve başka bazı deliller– dikkate alındığında, mûsikinin İslâm’da mutlak biçimde yasaklandığı düşüncesinin yanlış olduğunun anlaşılacağına dikkat çeker (bk. VI, 3948-3949). Hz. Dâvûd’un sesinin bu tarzda mâkes bulması, dağların ve kuşların onunla birlikte tesbih etmesi ister aklî ve tecrübî ölçüler içinde ister bir mûcize olarak açıklansın, âyetin mesajını şöyle özetlemek mümkündür: Hz. Dâvûd’un yakarışı öylesine içten ve güçlü idi ki, bu yüce Allah’ın hoşnutluğunu kazanmasına, O’nun dilemesiyle dağlar ve kuşlar üzerinde bile etki meydana getirmesine, kulluktaki samimiyet ve yürekten bağlılık konusunda insanlığa örnek gösterilmesine vesile olmuştur. 11. âyetin sonunda açıkça ifade edildiği üzere, bütün bu anlatımlardan çıkarılması istenen sonuç, “kişinin ilâhî kontrol altında bulunduğu bilincini koruyarak daima iyi ve yararlı işler yapma çabası içinde olması gereği”dir. “Onun için demiri yumuşattık” ifadesi açıklanırken birçok tefsirde, Allah’ın lutfuyla demirin Hz. Dâvûd’un elinde –ateşte eritmeksizin– mum veya çamur gibi oluverdiği ve çekiç gibi âletler kullanma ihtiyacı duymadan demire istediği biçimi verebildiği belirtilir (Taberî, XXII, 66-67; İbn Atıyye, IV, 407; Râzî, XXV, 245-246). Kuşkusuz tabiat kanunlarının da vâzıı olan yüce Allah dilediğinde istediği kulları için olağan üstülükler sağlayabilir. Dolayısıyla, tefsirlerdeki bu ayrıntılar naklî delillerle bildirilmiş olsaydı bunları olduğu gibi kabul etmek gerekirdi. Fakat müteakip âyet dikkatle incelendiğinde, bu ifadenin Dâvûd’u demiri işlemeye yöneltme, bu konuda ona yeterli bir güç ve özel bir maharet verme anlamıyla açıklanması daha uygun görünmektedir.
Sebe' Suresi 10. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Biz, Dâvud -aleyhisselam-'a katımızdan nübüvvet (peygamberlik) ve mülk (hükümranlık) verdik. Dağlara: "Ey Dağlar! Dâvud ile birlikte sizler de tesbîh edin!" dedik. Kuşlara da aynısını dedik. Demiri onun için yumuşak kıldık ki, böylece demirden istediği gereçleri üretebilsin.