Önceki ayet· 3:145Sonraki ayet· 3:147

Âl-i İmrân Suresi 146. Ayet· 3:146

↗ Âl-i İmrân suresi
Medeni
وَكَأَيِّن مِّن نَّبِيّٖ قَٰتَلَ مَعَهُۥ رِبِّيُّونَ كَثِيرٞ فَمَا وَهَنُواْ لِمَآ أَصَابَهُمۡ فِي سَبِيلِ ٱللَّهِ وَمَا ضَعُفُواْ وَمَا ٱسۡتَكَانُواْۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلصَّـٰبِرِينَ
Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Nice peygamberlerin yanında Rabbe kul olmuş pek çok kimse savaşmıştır. Allah yolunda başlarına gelenlerden ötürü gevşememişler, yılmamışlar ve boyun eğmemişlerdi. Allah, sabredenleri sever
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Nice peygamber, beraberinde kendisini Rabb'e adayan birçok kişi bulunduğu halde savaşmıştır. Onlar, Allah yolunda kendilerine gelip çatan zorluklar yüzünden gevşememiş, zayıflık göstermemiş, susup pusmamışlardır. Allah sabredenleri sever.
Süleyman Ateş
Nice peygamber var ki, kendileriyle beraber birçok erenler çarpıştılar; Allah yolunda başlarında gelenlerden yılmadılar, zayıflık göstermediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
And how many a prophet [fought and] with him fought many religious scholars. But they never lost assurance due to what afflicted them in the cause of Allah, nor did they weaken or submit. And Allah loves the steadfast
Fransızca
Combien de prophètes ont combattu, en compagnie de beaucoup de disciples, ceux-ci ne fléchirent pas à cause de ce qui les atteignit dans le sentier d'Allah. Ils ne faiblirent pas et ils ne cédèrent point. Et Allah aime les endurants
İspanyolca
¡Cuántos Profetas han tenido que combatir junto a multitudes de seguidores devotos! No perdieron la fe por los reveses en la causa de Dios, no flaquearon ni se sometieron al enemigo. Dios ama a los perseverantes
Rusça
Сколько было пророков, рядом с которыми сражалось много набожных верующих! Они не пали духом оттого, что постигло их на пути Аллаха, не проявили слабости и не смирились. Ведь Аллах любит терпеливых
Endonezce
Dan betapa banyak nabi yang berperang didampingi sejumlah besar dari pengikut(nya) yang bertakwa. Mereka tidak (menjadi) lemah karena bencana yang menimpanya di jalan Allah, tidak patah semangat dan tidak (pula) menyerah (kepada musuh). Dan Allah mencitai orang-orang yang sabar
Bengalce
আর বহু নবী ছিলেন, যাঁদের সঙ্গী-সাথীরা তাঁদের অনুবর্তী হয়ে জেহাদ করেছে; আল্লাহর পথে-তাদের কিছু কষ্ট হয়েছে বটে, কিন্তু আল্লাহর রাহে তারা হেরেও যায়নি, ক্লান্তও হয়নি এবং দমেও যায়নি। আর যারা সবর করে, আল্লাহ তাদেরকে ভালবাসেন।
Çince
有许多先知,曾有些明哲和他们一同作战,那些明哲没有因在主道上所遭受的艰难而灰心、懈怠和屈服。安拉是喜爱坚忍者的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın peygamberlerinden nice peygamber gelmiştir ki, ona tabi olan birçok topluluk onunla birlikte savaşmıştır. Allah yolunda savaşırken onlara isabet eden ölüm ve yaralanma sebebiyle cihat etmekten korkmamışlardır. Düşmanla savaşmaktan zaafa düşmeyip, boyun eğmemişlerdir. Bilakis sabredip sebat etmişlerdir. Allah, kendi yolunda sıkıntı ve zorluklara sabredenleri sever.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
146- Kendileri ile birlikte birçok alimin çarpıştığı nice peygamber vardır! Onlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, zaafa uğramadılar, boyun da eğmediler. Allah sabredenleri sever. 147- Onlar yalnızca şöyle diyorlardı:“Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla. Ayaklarımıza sebat ver ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” 148- Allah da onlara dünya mükâfatını ve âhiret mükâfatının da güzelliğini verdi. Allah iyilik edenleri sever. 146. Bu ayet, mü’minlere bir teselli, böylelerine uymaya ve onların yaptıkları gibi yapmaya da bir teşviktir. Bu olay, geçmişte olmuş bir şeydir ve Yüce Allah’ın sünneti/kanunu aynı şekilde cereyan etmeye devam etmektedir. Şöyle ki “Kendileri ile birlikte birçok âlimin çarpıştığı nice” pek çok “peygamber vardır!” Yani peygamberlere tâbî olan ve peygamberlerin kendilerini iman ve salih amel ile terbiye etmiş olduğu pek çok topluluk, peygamberlerle birlikte çarpışmıştır. Onlardan öldürülenler, yaralananlar ve başka musibetlere uğrayanlar olmuştur. “Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler, zaafa uğramadılar, boyun da eğmediler.” Ne kalpleri zaafa uğradı, ne bedenleri gevşedi ne de düşmanlarının önünde zelil düşüp boyun eğdiler. Aksine sabır ve sebat gösterdiler, cesaret duygularını diri tutarak kendilerini teşvik ettiler. Bundan dolayı Yüce Allah:“Allah sabredenleri sever” diye buyurmaktadır. 147. Daha sonra Yüce Allah bu (örnek savaşçıların) sözlerini, Rablerinden yardım dileyişlerini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar” bu zorlu hallerde “yalnızca şöyle diyorlardı: Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla!” Taşkınlık (israf), haddi aşarak harama düşmektir. Onlar günah ve taşkınlığın, Allah’ın yardımından uzak kalmanın en büyük sebeplerinden olduğunu bildikleri gibi, bu gibi hallere düşmemenin de ilâhi yardımın sebeplerinden olduğunu biliyorlardı. İşte Rablerinden günah ve taşkınlıklarının bağışlanmasını bundan dolayı istediler. Diğer taraftan onlar bu konuda ortaya koymuş oldukları sabır ve benzeri gayretlerini söz konusu etmeyerek Allah’a güvenip dayanmışlar ve O’ndan kâfir düşmanlarla karşılaştıklarında ayaklarını sağlamlaştırıp kendilerine sebat vermesini, düşmanlarına karşı kendilerine yardım etmesini istemişlerdir. Böylelikle onlar hem sabrettiler, hem sabrın zıddı olan şeylerden uzak kaldılar, hem de tevbe, mağfiret dileme ve Rablerinden yardım dilemeyi ihmal etmediler. Hiç şüphesiz Allah da onlara yardım etti, dünya ve âhirette onları güzel akıbet ile mükâfaatlandırdı. Bundan dolayı Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır: 148. “Allah da onlara” yardım, zafer ve ganimet gibi “dünya mükafatını ve âhiret mükafatının da güzelliğini verdi.” Bu ise Rablerinin rızasını ve ebedi nimetleri elde etmektir. Bu ebedi nimetler her türlü olumsuzluktan uzaktır. Bu mükafatın tek sebebi de onların Allah’a karşı amellerini ihsan ile güzelce yapmalarıdır. Allah da onları en güzel şekilde mükâfaatlandırmıştır. Bundan dolayı Yüce Allah:“Allah, iyilik edenleri” yaratıcıya ibadetlerini ve yaratılmışlara muamelelerini güzelce yapanları “sever.” İşte düşmanlarla cihad esnasında sözü geçen bu mü’minlerin yaptıklarının bir benzerini yapmak da iyilik (ihsan) kapsamı içerisindedir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Allah erleri” diye çevirdiğimiz ribbiyyûn kelimesi “rabbe mensup” anlamına gelen “ribbî” kelimesinin çoğulu olup “Allah’a kulluk edenler, O’nun dinine uyanlar” demektir. Bu mânada rabbânî kelimesiyle eş anlamlı olup “peygamberlere uyanlar, peygamberlerin talebeleri” anlamında kullanılmıştır. Bundan başka “öncekiler” diye açıklandığı gibi, “ribbe” kelimesine nisbet edilerek “cemaat” anlamında da tefsir edilmiştir. Her iki kelimeyi de genişçe tahlil eden Elmalılı, ribbiyyûnu cemaat anlamına gelen “ribb”e nisbet ederek “eğitim görmüş cemaat”, rabbâniyyûnu ise “eğitici anlamına” gelen rab ismine nisbetle “bunları eğitip öğretecek yüksek seviyeye ulaşmış kimseler” olarak tefsir etmenin daha uygun olacağı kanaatindedir (II, 1197; rabbânî hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/79-80). Âyette yine Hz. Peygamber’in öldürüldüğü haberi üzerine paniğe kapılıp savaş alanını terkeden müslümanlara bir sitem vardır; bir bakıma müslümanlara şöyle denilmektedir: Geçmiş peygamberlerin ümmetleri sayıca düşmanlarından daha az, savaş araç ve gereçleri bakımından daha zayıf olmalarına rağmen peygamberleriyle birlikte düşmanlarına karşı şiddetle savaştılar, onlar da Allah yolunda yaralandı ve şehit oldular, ama düşman karşısında gevşeklik ve zaaf göstermediler, onlara boyun eğmediler, sabır ve metanetle mücadele ettiler. Bu sebeple Allah’ın rızâsını, sevgisini ve zaferi kazandılar. Siz ise yalan haberin yayılmasıyla perişan olup dağıldınız! “Savaştı” anlamına gelen “kātele” fiili edilgen olarak “kūtile” şeklinde de okunmuştur. Bu kıraate göre cümlenin anlamı şöyle olur: “Beraberinde Allah erleri bulunduğu halde nice peygamber öldürülmüştür!” İbn Âşûr bu peygamberlerden altısının adını vermektedir. Bunlar İsrâiloğulları’nın öldürdükleri Ermiyâ, Hezekiel, İşâyâ, Zekeriyyâ ve Yahyâ ile Araplar’ın öldürdüğü Hanzale b. Safvân’dır (IV, 116). Ancak bu peygamberler savaş dışında çeşitli şekillerde öldürülmüşlerdir. Onlar öldürüldükleri halde beraberlerinde bulunan Allah erleri başlarına gelen musibetten dolayı ne gevşeklik ve zaaf göstermişler ne de düşmana boyun eğmişlerdir. O halde Uhud’daki müminlerin de onlar gibi metanet ve cesaret göstermeleri gerekiyordu. Rivayete göre Habbâb b. Eret Hz. Peygamber’e, “Müşriklerden büyük sıkıntı çektik. (Bunların zulmünden kurtuluşumuz için) Allah’a dua etmez misiniz?” demişti. Hz. Peygamber bu talepte mücadeleden yılma ve üzerine düşeni yapmaktan geri durma niyeti sezdiği için yüzü kıpkırmızı olduğu halde (yaslandığı yerden) doğrulup oturdu ve şöyle buyurdu: “Sizden önce demir taraklarla kişinin etleri ve sinirleri kemiklerine kadar taranırdı da bu işkence onu dininden döndüremezdi. Başının ortasına testere konarak başı ikiye bölünürdü, bu işkence dahi onu dininden döndüremezdi (Buhârî, “Menâkıbü’l-ensâr”, 29).
Âl-i İmrân Suresi 146. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın peygamberlerinden nice peygamber gelmiştir ki, ona tabi olan birçok topluluk onunla birlikte savaşmıştır. Allah yolunda savaşırken onlara isabet eden ölüm ve yaralanma sebebiyle cihat etmekten korkmamışlardır. Düşmanla savaşmaktan zaafa düşmeyip, boyun eğmemişlerdir. Bilakis sabredip sebat etmişlerdir. Allah, kendi yolunda sıkıntı ve zorluklara sabredenleri sever.