Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez; o, belli bir vakte bağlanmıştır. Kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; ve kim ahiret nimetini isterse ona ondan veririz. Şükredenlerin mükafatını vereceğiz
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kimseye ölmek yoktur. (Ölüm) belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini dilerse, kendisine ondan veririz. Kim de ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükafatlandıracağız.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez. Vakti belirlenmiş bir yazıdır o. Dünya çıkarını gözetene ondan veririz; âhiret yararını gözetene de ondan veririz. Şükredenleri ödüllendireceğiz biz.
Süleyman Ateşen ayrışan
Allah'ın izni olmadan hiçbir kişi ölmez. (Ölüm) Belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya sevabını (menfaatini) isterse, kendisine ondan veririz; kim ahiret sevabını isterse, kendisine ondan veririz, şükredenleri mükafatlandıracağız.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.6%
İngilizce
And it is not [possible] for one to die except by permission of Allah at a decree determined. And whoever desires the reward of this world - We will give him thereof; and whoever desires the reward of the Hereafter - We will give him thereof. And we will reward the grateful
Fransızca
Personne ne peut mourir que par la permission d'Allah, et au moment prédéterminé. Quiconque veut la récompense d'ici-bas, Nous lui en donnons. Quiconque veut la récompense de l'au-delà, Nous lui en donnons, et Nous récompenserons bientôt les reconnaissants
İspanyolca
Ningún ser puede morir excepto por el designio de Dios, lo que se encuentra escrito con anterioridad. Quien desee el provecho de esta vida mundanal, le concederé parte de ello; pero quien quiera la recompensa de la otra vida, se la otorgaré. Así recompensaré a los agradecidos
Rusça
Ни одна душа не умирает, кроме как с дозволения Аллаха, в предписанный срок. Тому, кто желает вознаграждения в этом мире, Мы дадим его, и тому, кто желает вознаграждения в Последней жизни, Мы дадим его. Мы вознаградим благодарных
Endonezce
Dan setiap yang bernyawa tidak akan mati kecuali dengan izin Allah, sebagai ketetapan yang telah ditentukan waktunya. Barang siapa menghendaki pahala dunia, niscaya Kami berikan kepadanya pahala (dunia) itu, dan barang siapa menghendaki pahala akhirat, Kami berikan (pula) kepadanya pahala (akhirat) itu, dan Kami akan memberi balasan kepada orang-orang yang bersyukur
Bengalce
আর আল্লাহর হুকুম ছাড়া কেউ মরতে পারে না-সেজন্য একটা সময় নির্ধারিত রয়েছে। বস্তুতঃ যে লোক দুনিয়ায় বিনিময় কামনা করবে, আমি তাকে তা দুনিয়াতেই দান করব। পক্ষান্তরে-যে লোক আখেরাতে বিনিময় কামনা করবে, তা থেকে আমি তাকে তাই দেবো। আর যারা কৃতজ্ঞ তাদেরকে আমি প্রতিদান দেবো
Bir nefis ancak Allah'ın takdiri ile ölür. Bu da Allah'ın kendisi için yazdığı ve ecel olarak tayin ettiği vakti tamamladıktan sonra olur. Bu vakit ne artar ne de azalır. Kim yapmış olduğu amelinin karşılığını dünyada isterse ona takdir olunan kadarını veririz. Onun ahirette bir nasibi yoktur. Kim de yaptığı amel ile Allah'ın sevabını ahirette isterse ona sevabını veririz. Rablerine şükredenleri en büyük mükâfatla mükâfatlandıracağız.
144- Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir. Eğer o ölür veya öldürülürse ökçeleriniz üstünde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçeleri üzerinde geriye dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır. 145- Allah’ın izni olmadıkça hiç kimse ölmez. Ölüm, vadesi ile yazılmış bir yazıdır. Kim dünya mükafatını dilerse ona ondan veririz. Kim de âhiret mükafatını dilerse ona da ondan veririz. Biz şükredenleri mükâfaatlandıracağız.
144. “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de nice peygamberler gelip geçmiştir.” Yani o ilk peygamber değildir. Aksine o da kendisinden önce gönderilmiş peygamberlerden birisidir. Peygamberlerin de görevi Rablerinin risaletini tebliğ etmek ve emirlerini uygulamaktır. Dünyada ebedi kalmak için gönderilmemişlerdir. Allah’ın emirlerine uymak için onların hayatta kalmaları şart değildir. Aksine ümmetlerin görevi her zaman ve her durumda Rablerine ibadet etmektir. Bundan dolayı devamla şöyle buyurmuştur:“Eğer o ölür veya öldürülürse” size getirmiş olduğu iman yahut cihad ya da bundan başka hükümleri terk etmek sureti ile “ökçeleriniz üstünde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçeleri üzerinde geriye dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez.” Aksine yalnızca kendi kendisine zarar verir. Çünkü Yüce Allah’ın ona ihtiyacı yoktur. O, dinini dimdik ayakta tutacak ve mü’min kullarını da aziz kılacaktır. Şanı Yüce Allah ökçeleri üzerinde geri dönenleri azarladıktan sonra Rasûlü ile birlikte sebat gösterip Rabbinin emrine uyan kimseleri de:“Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır” diyerek övmektedir. Şükür ise ancak her durumda Yüce Allah’a ubudiyetin gereğini yerine getirmekle gerçekleşir. Bu âyet-i kerimede şanı Yüce Allah, kullarını imanlarından yahut da imanın bazı gereklerini yerine getirmekten hiçbir şekilde alıkoyamayacak bir halde olmaları gerektiğine irşad etmektedir. İsterse bu yolda -ne kadar büyük olursa olsun- başkanlarını yitirmiş olsunlar. Bu da ancak dinin bütün hususlarında gerekli hazırlıkları yapmak ve başkanlık konusunda da yeterli birkaç kişiyi hazırlamakla olur ki onlardan birisi kaybedilecek olursa bir diğeri onun yerine geçer. Ayrıca bütün mü’minlerin asıl maksatları da Allah’ın dinini uygulamak ve imkân çerçevesinde o din uğrunda cihad etmek olmalıdır. Bu konuda maksatları, şu başkan olsun, bu olmasın şeklinde (şahıs eksenli) olmamalıdır. Ancak bu takdirde onların işleri tahakkuk eder ve istikamet üzere yürür. Yine bu âyet-i kerimede Sıddık-ı Ekber Ebu Bekir’in ve Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den sonra mürtedlerle savaşan arkadaşlarının faziletinin en büyük delillerinden birisi vardır. Zira bunlar şükredenlerin önderleridir.
145. Daha sonra Yüce Allah bütün canların Allah’ın izni, kaderi ve kazası uyarınca ecellerine bağlı olduklarını haber vermektedir. Kesin olarak öleceği takdir edilen bir kimse sebepsiz dahi olsa ölür. Allah’ın hayatta kalmasını murad ettiği kimse ise ölümün bütün sebepleri ile karşı karşıya kalacak olsa dahi eceli gelmeden önce bu sebeplerin ona bir zararı olmaz. Çünkü Allah’ın kaza ve kaderi bunu gerektirir ve Allah ölümü belli bir vadeyle yazarak tespit etmiştir ki “Ecelleri geldiği zaman ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.”(Yunus, 10/49) Daha sonra Yüce Allah insanlara iradelerine uygun olarak dünya ve âhiret mükafatından verdiğini haber vererek şöyle buyurmaktadır: “Kim dünya mükafatını dilerse ona ondan veririz. Kim de âhiret mükafatını dilerse ona da ondan veririz.” Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: “Her birine, onlara da bunlara da Rabbinin nimetinden veririz. Rabbinin bağışı kısıtlı değildir. Onların kimini kiminden nasıl üstün kıldığımıza bir bak! Elbette âhiret, derece bakımından daha büyüktür, üstün kılma bakımından da daha büyüktür.”(el-İsra, 17/20-21)“Biz şükredenleri mükâfaatlandıracağız.” Yüce Allah burada şükredenlerin mükâfaatlarını söz konusu etmemektedir. Bu da mükâfaatlarının çokluğuna ve azametine delil olsun ve verilecek mükâfaatın şükrün azlığına, çokluğuna ve güzelliğine göre değişklik gösterdiği bilinsin diyedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müslümanların, Hz. Peygamber’in öldürüldüğü haberinin yayılmasından sonraki psikolojik durumlarına işaret edilmekte ve ölüm korkusuyla savaştan kaçmanın anlamsız olduğu bildirilerek müslümanlar metanetli davranmaya çağırılmakta ve cihada teşvik edilmektedir. Çünkü Allah’ın belirlediği zaman gelmeden ve O’nun izni olmadan hiç kimse ne yatağında ne de düşman saldırısıyla ölmeyeceği gibi O’nun belirlediği süreden fazla bir an bile yaşayamaz. Kişinin ömrü, sınırları yüce Allah tarafından belirlenmiş ve takdir edilmiş bir zaman diliminden ibarettir. Âyetin “yazılıp bir süreye bağlanmış” anlamındaki bölümü bunu ifade eder. Bu süre ne bir saniye ileri ne de bir saniye geri alınır. Bu ilâhî kanun –peygamberler dahil– bütün insanlar için aynı derecede geçerli olduğu gibi toplumlar için de geçerlidir (krş. A‘râf 7/34; Hicr 15/5; Müminûn 23/43; Münâfikun 63/11). Bu sebeple savaş meydanından kaçarak ölümden kurtulmayı düşünmek yersiz bir davranıştır. Korkaklık ömrü uzatmadığı gibi cesaret de onu azaltmaz; o halde doğru olan, kişinin kendisi için belirlenmiş bu süreyi nasıl değerlendirmesi gerektiğini düşünmesi ve ona göre davranmasıdır.
Yüce Allah âyetin devamında “Kim dünya nimetini isterse ondan kendisine veririz; kim âhiret nimetini isterse ona da ondan veririz” buyurarak insanların emeklerinin ve dileklerinin zayi olmayacağını, yaptıklarının karşılığını dünyada ve âhirette alacaklarını bildirmektedir. Bununla birlikte İslâm’da niyet esastır, Hz. Peygamber’in ifade buyurduğu üzere “Ameller niyetlere göre değerlendirilir. Kişi yaptığı işi hangi niyetle yapmışsa karşılığında kendisine o şey verilir” (Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1). Bir kimse yaptığı işlerin karşılığında sadece dünyalık isterse Allah kendi iradesine ve dilemesine bağlı olarak ona ne takdir etmişse onu verir, fakat âhirette bu amelin karşılığında bir şey alamaz. Kişi âhirette sevap kazanmak niyetiyle dünyada hayırlı bir iş yaparsa Allah ona âhirette sevabını vereceği gibi dünyada da takdir ettiği kısmetini verir. Nitekim “Biz şükredenleri ödüllendireceğiz” cümlesinden ve ilgili diğer âyetlerin ruhundan bu mâna anlaşılmaktadır (ayrıca bk. Bakara 2/200-201; İsrâ 17/18-19; Şûrâ 42/20).
Âyetin bu bölümünde ganimet elde etme arzusuna kapılarak savaş sırasında nöbet yerini terkeden ve müslümanların yenilmesine sebep olan sahâbîler kınanmakta; düşman karşısında sebat edip direnenler ise “şükredenler” olarak vasıflandırılmakta, bunların hem dünyada hem de âhirette mükâfatlarının verileceği bildirilmektedir. Bir önceki âyetin tefsirinde kısaca değinildiği gibi şükredenlerden maksat, İslâm’da sebat eden, Allah’ın kendisine verdiği kuvvet ve kudreti yaratılış gayesine uygun olarak Allah’a itaatte kullanan, hiçbir engel karşısında Allah’a itaatten vazgeçmeyen, ömrünü bu dünyanın geçici zevk ve çıkarları uğrunda değil, âhiretin sonsuz nimetlerini elde etme ve Allah’ın rızâsına kavuşma uğrunda harcayanlardır.
Bir nefis ancak Allah'ın takdiri ile ölür. Bu da Allah'ın kendisi için yazdığı ve ecel olarak tayin ettiği vakti tamamladıktan sonra olur. Bu vakit ne artar ne de azalır. Kim yapmış olduğu amelinin karşılığını dünyada isterse ona takdir olunan kadarını veririz. Onun ahirette bir nasibi yoktur. Kim de yaptığı amel ile Allah'ın sevabını ahirette isterse ona sevabını veririz. Rablerine şükredenleri en büyük mükâfatla mükâfatlandıracağız.