Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun
Elmalılı Hamdi Yazır
Celâlim için, sen o kitap verilmiş olanlara, bütün delilleri de getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar, sen de onların kıblesine tabi olmazsın. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine tabi değiller. Celâlim hakkı için, sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların arzu ve heveslerine uyacak olursan, o zaman hiç şüphesiz, sen de zâlimlerden olursun.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yemin olsun, Ehlikitap'a sen her türlü mucizeyi getirsen de onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uymayacaksın. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer sen, ilimden nasibin sana geldikten sonra onların boş ve iğreti arzularına uyarsan, işte o zaman kesinlikle zalimlerden olursun.
Süleyman Ateş
Sen Kitap verilenlere her türlü ayeti getirsen yine onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, o takdirde sen, mutlaka zalimlerden olursun.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
And if you brought to those who were given the Scripture every sign, they would not follow your qiblah. Nor will you be a follower of their qiblah. Nor would they be followers of one another's qiblah. So if you were to follow their desires after what has come to you of knowledge, indeed, you would then be among the wrongdoers
Fransızca
Certes si tu apportais toutes les preuves à ceux à qui le Livre a été donné, ils ne suivraient pas ta direction (Qibla)! Et tu ne suivras pas la leur; et entre eux, les uns ne suivent pas la direction des autres. Et si tu suivais leurs passions après ce que tu as reçu de science, tu serais, certes, du nombre des injustes
İspanyolca
Pero aunque te presentes ante la Gente del Libro con todas las evidencias, no seguirán tu orientación [al orar] ni tú seguirás la de ellos, ni seguirán los unos la orientación de los otros; y si siguieras sus deseos luego de lo que se te ha revelado del conocimiento, te contarías entre los injustos
Rusça
Какое бы знамение ты ни показал тем, кому было даровано Писание, они все равно не станут обращаться к твоей кибле, а ты не станешь обращаться к их кибле. Никто не станет обращаться к кибле других. А если ты станешь потакать их желаниям после того, как к тебе явилось знание, то тогда ты окажешься в числе беззаконников
Endonezce
Dan walaupun engkau (Muhammad) memberikan semua ayat (keterangan) kepada orang-orang yang diberi kitab itu, mereka tidak akan mengikuti kiblatmu, dan engkau pun tidak akan mengikuti kiblat mereka. Sebagian mereka tidak akan mengikuti kiblat sebagian yang lain. Dan jika engkau mengikuti keinginan mereka setelah sampai ilmu kepadamu, niscaya engkau termasuk orang-orang zalim
Bengalce
যদি আপনি আহলে কিতাবদের কাছে সমুদয় নিদর্শন উপস্থাপন করেন, তবুও তারা আপনার কেবলা মেনে নেবে না এবং আপনিও তাদের কেবলা মানেন না। তারাও একে অন্যের কেবলা মানে না। যদি আপনি তাদের বাসনার অনুসরণ করেন, সে জ্ঞানলাভের পর, যা আপনার কাছে পৌঁছেছে, তবে নিশ্চয় আপনি অবিচারকারীদের অন্তর্ভুক্ত হবেন।
Ey Peygamber! Sen beraberinde kendilerine kitap indirilmiş olan Yahudi ve Hristiyanlara kıblenin değiştirilmesinin hak olduğuna dair bütün ayetleri ve delilleri getirsen, yine de senin getirdiğine inat ederek ve hakka uymaya karşı kibirlendikleri için senin kıblene yönelmezler. Allah seni o kıbleden çevirdikten sonra sen de onların kıblesine yönelecek değilsin. Onlardan her biri diğer grubu kafir görmesi sebebiyle zaten onlar da birbirlerinin kıblesine yönelmezler. Sana üzerinde hiçbir şüphe olmayan doğru bilgi geldikten sonra sen, kıble meselesinde ve diğer dini kanunlar ve hükümlerde onların arzularına uyarsan, muhakkak ki o zaman doğru yolu terk edip arzularına uymuş olman sebebiyle zalimlerden olursun. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yöneltilen bu hitap, onlara uymanın ne kadar çirkin olduğuna delalet eder. Yoksa Allah, Peygamber'ini böyle bir durumdan korumuştur. Bu, kendisinin ardından ümmetini sakındırmak için bir uyarı mahiyetindedir.
145- Andolsun ki, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü âyeti getirsen bile onlar yine de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Esasen onlar da birbirlerinin kıblesine uymaz. Andolsun ki sana gelen bunca ilimden sonra onların hevâlarına uyarsan, o zaman muhakkak zalimlerden olursun.
145. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem insanların hidâyete ermelerini çok arzuladığından dolayı elinden geldiğince onlara nasihat eder, güzel davranır ve Allah’ın emrine uymadıkları takdirde de üzülürdü. Kâfirler içerisinde Allah’ın emrine başkaldıran, Allah’ın rasûllerine karşı büyüklük taslayarak kasten ve düşmanlık olsun diye haddi aşarak hidâyeti terk eden kimseler vardı. İşte Yahudiler ve hıristiyanlar da bunlar arasındadır. Kitap ehlinin bu önceki mensupları Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’i bilgisizliklerinden dolayı değil, kesin bilgilerine rağmen inkar etmişlerdi. İşte bundan dolayı Yüce Allah ona şöyle haber vermektedir:“Andolsun ki sen kendilerine kitap verilenlere her türlü âyeti” senin sözlerini açıklayan ve kendisine davet ettiğin şeyi beyan eden her türlü belge ve delili “getirsen bile onlar yine de senin kıblene uymazlar.” Yani sana uymazlar, demektir. Çünkü kıbleye tâbî olmak ona uymanın bir delilidir ve bu ifadelere sebep de kıbledir. Durumun böyle oluşunun sebebi onların bile bile inat eden kimseler olmalarıdır. Onlar hakkı bildikleri halde terk ettiler. Âyetler (belgeler ve mucizeler) ise ancak hakkı açıkça tespit edemeyen ve hakkı arayan kimselere fayda sağlar. Apaçık âyetler böyleleri için durumu açıklığa kavuşturur. Hakka tâbî olmamayı kesinlikle kararlaştırmış olana ise yapabilecek bir şey yoktur. Ayrıca onlar kendi aralarında da anlaşmazlık halindedirler. Onların kimisi diğerinin kıblesine uymamaktadır. Durum böyle iken ey Muhammed, onlar -gerçekten kıskanç düşmanların iken- senin kıblene tâbî olmamalarında garip kaçan bir şey yoktur? Yüce Allah’ın:“Sen de onların kıblelerine uyacak değilsin.” buyruğu “…uyma!” demekten daha beliğdir. Çünkü böyle bir ifade Peygamber’in onlara muhalefet etme sıfatına sahip olduğunu, bu yüzden de onlara tâbî olmasına imkân olmadığını ifade eder. Burada onlar hakkında “onlara her türlü delil getirilecek olsa bile” denmemiş olması, onların iddialarının lehine getirebilecekleri hiçbir delillerinin bulunmayışından dolayıdır. Aynı şekilde hak kesin delilleri ile açıkça ortaya çıktığı vakit onun hakkında vârid olabilecek birtakım şüphelere cevap getirmeye gerek yoktur. Çünkü bu gibi şüphelerin sonu olmaz ve diğer taraftan bu şüphelerin bâtıl olduğu bilinen bir husustur. Zira apaçık hakka uymayan her bir şeyin bâtıl olduğu bilinen bir şeydir. Dolayısı ile bu gibi şüpheleri çözmek ve ortadan kaldırmakla uğraşmak, nafile işler kabilinden olur. “Andolsun ki... hevâlarına uyarsan” buyruğunda “hevâları” denilip “dinleri” denilmeyişinin sebebi, izlemekte oldukları yolun tamamen hevadan, nefsi arzulardan ibaret oluşundan dolayıdır. Hatta onlar kendi içlerinde bile bu uydukları şeyin din olmadığını bilirler. Gerçek dini terk eden bir kimse ise kaçınılmaz olarak hevâsına tâbî olur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hevâsını ilâh edinen kimseyi gördün mü?”(el-Furkan, 25/43) Senin hak üzere, onların ise bâtıl üzere olduklarına dair “sana gelen bunca ilimden sonra onların hevâlarına uyarsan, o zaman” yani “onlara uyduğun takdirde”… Bu, bu sonuç cümlesinin zihinlerde bile olsa öncesinden ayrılmaması için getirilmiş kayıttır. “muhakkak zalimlerden olursun.” Onlar arasında yer alır ve onların kapsamına girersin. Esasen hakkı ve bâtılı bildikten sonra bâtılı hakka tercih eden kimsenin zulmünden daha büyük hangi zulüm vardır? Hitap burada her ne kadar Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e yönelik ise de şüphesiz onun ümmeti de bu hitabın kapsamındadır. Aynı şekilde bizzat kendisi -hâşâ- böyle bir şey yapacak olursa, mertebesinin yüksekliğine ve iyiliklerinin çokluğuna rağmen zalimlerden oluyorsa, başkasının böyle bir işi yapması halinde zalimlerden olması haydi haydi söz konusudur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kıblenin değiştirilmesiyle ilgili kesin hükmün Allah’tan gelmiş olmasına rağmen Ehl-i kitap bu değişikliği kabul etmemekte direndiler. Bir önceki âyetten de anlaşılacağı üzere, onların bu direnişlerinin sebebi, değişiklik hükmünün yüce Allah’tan geldiğini bilmemeleri değil bencillik, ırkçılık, taassup, ayrılıkçılık gibi olumsuz düşüncelerinin ve duygularının esiri olmalarıdır. Ancak değişiklik hükmü Allah’tan gelmiştir; bu sebeple Hz. Peygamber ve ümmeti bu hükme uyacak ve artık asla yahudilerin kıblesine yönelmeyeceklerdir. Esasen Ehl-i kitabın iki kesimi olan yahudilerle hıristiyanların bu konudaki uygulamaları da farklıydı; yahudiler Kudüs tarafına, hıristiyanlar ise doğuya yönelerek âyin yapıyorlardı. Hz. Muhammed daha önce Kudüs’e yönelmişti; ancak değişiklik hükmünün gelmesinden sonra sırf yahudilerin hatırı için bu hükmü ihmal etmesi de mümkün değildi (Râzî, IV, 128-130).
Ey Peygamber! Sen beraberinde kendilerine kitap indirilmiş olan Yahudi ve Hristiyanlara kıblenin değiştirilmesinin hak olduğuna dair bütün ayetleri ve delilleri getirsen, yine de senin getirdiğine inat ederek ve hakka uymaya karşı kibirlendikleri için senin kıblene yönelmezler. Allah seni o kıbleden çevirdikten sonra sen de onların kıblesine yönelecek değilsin. Onlardan her biri diğer grubu kafir görmesi sebebiyle zaten onlar da birbirlerinin kıblesine yönelmezler. Sana üzerinde hiçbir şüphe olmayan doğru bilgi geldikten sonra sen, kıble meselesinde ve diğer dini kanunlar ve hükümlerde onların arzularına uyarsan, muhakkak ki o zaman doğru yolu terk edip arzularına uymuş olman sebebiyle zalimlerden olursun. Peygamber -sallallahu aleyhi ve sellem-'e yöneltilen bu hitap, onlara uymanın ne kadar çirkin olduğuna delalet eder. Yoksa Allah, Peygamber'ini böyle bir durumdan korumuştur. Bu, kendisinin ardından ümmetini sakındırmak için bir uyarı mahiyetindedir.