Önceki ayet· 26:144Sonraki ayet· 26:146

Şuarâ Suresi 145. Ayet· 26:145

↗ Şuarâ suresi
Mekki
وَمَآ أَسۡـَٔلُكُمۡ عَلَيۡهِ مِنۡ أَجۡرٍۖ إِنۡ أَجۡرِيَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir.
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir.
Elmalılı Hamdi Yazır
"Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak âlemlerin Rabbidir."
Yaşar Nuri Öztürk
"Ben bu iş için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız âlemlerin Rabbi'ndendir."
Süleyman Ateş
Ben sizden buna karşı bir ücret istemiyorum. Benim ücretim yalnız alemlerin Rabbine aittir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.8%
İngilizce
And I do not ask you for it any payment. My payment is only from the Lord of the worlds
Fransızca
Je ne vous demande pas de salaire pour cela, mon salaire n'incombe qu'au Seigneur de l'univers
İspanyolca
No les pido remuneración a cambio [de transmitirles el Mensaje]. Mi recompensa me la dará el Señor del Universo
Rusça
Я не прошу у вас за это вознаграждения, ибо вознаградит меня только Господь миров
Endonezce
Dan aku tidak meminta sesuatu imbalan kepadamu atas ajakan ini, imbalanku hanyalah dari Tuhan seluruh alam
Bengalce
আমি এর জন্যে তোমাদের কাছে কোন প্রতিদান চাই না। আমার প্রতিদান তো বিশ্ব-পালনকর্তাই দেবেন।
Çince
我不为传达使命而向你们索取任何报酬,我的报酬,只由众世界的主负担。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
"Rabbim katından size getirip tebliğ ettiğim şeylerden dolayı sizden bir karşılık talep etmiyorum. Mükâfatımı, ancak mahlukatın Rabbi olan Allah verecektir. (Mükâfatımı vermek) Başkasına ait değildir."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
141- Semûd da peygamberleri yalanladılar. 142- Hani kardeşleri Salih onlara şöyle demişti:“Korkup sakınmaz mısınız? 143- “Ben sizin için güvenilir bir elçiyim.” 144- “O halde Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 145- “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” 146- “Siz burada güven içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz)?” 147- “Bahçelerde ve pınar başlarında.” 148- “Ekinler ve meyveleri olgunlaşmış güzel hurma ağaçları arasında.” 149- “Dağlardan da ustaca/azgınca evler yontuyorsunuz.” 150- “Artık Allah’tan korkun ve bana itaat edin.” 151, 152- “Haddi aşanların, yeryüzünde bozgunculuk yapıp da ıslâha çalışmayanların emrine itaat etmeyin.” 153- Dediler ki:“Sen ancak aşırı bir şekilde büyülenmiş birisin.” 154- “Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” 155- Dedi ki:“İşte bu, (mucize) bir dişi devedir. Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır. 156- “Ona kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” 157- Derken onu kestiler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. 158- Zira azap onları (ansızın) yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. 159- Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir. 141. “Semûd” diye Hicr’de yaşamış meşhur kabile de “peygamberleri” Salih aleyhisselam’ı ve diğerlerini “yalanladılar.” O, onlara bütün peygamberlerin davet ettiği tevhidi getirmişti. O bakımdan Salih’i yalanlamaları bütün peygamberleri yalanlamak demekti. 142. “Hani” neseben “kardeşleri” olan “Salih onlara” yumuşaklık ve şefkat ile “şöyle demişti:” Yüce Allah’tan “kokmaz mısınız?” böylece şirk ve masiyetleri terk etmez misiniz? 143-144. “Ben sizin için” Rabbiniz Allah’tan gönderilmiş “güvenilir bir elçiyim.” O, beni sizlere bir lütuf ve rahmet olmak üzere göndermiştir. Siz de onun rahmetini kabul ile karşılayın ve itaat ile ona karşılık verin. Siz benim güvenilir bir kişi olduğumu da bilmektesiniz. Bunlar ise sizin bana ve getirdiklerime iman etmenizi gerektirmektedir. 145. “Bu (davetim) için sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Bu yüzden: Bizim sana uymamızı engelleyen, senin mallarımızı almak isteyişindir, de diyemezsiniz. “Benim mükafatım ancak âlemlerin Rabbine aittir.” Ben mükâfatımı O’ndan başkasından istemiyorum. 146-148. Yani siz, bu pek büyük nimetler içinde başıboş bırakılacağınızı, davarların faydalandığı gibi o nimetlerden yararlanmak üzere kendi halinize terk edileceğinizi, bu başı boş halinizle sizlere hiçbir emir verilmeyip hiç bir şeyin de yasak kılınmayacağını, bunca nimeti de Allah’a isyan yolunda kullanmaya devam edip gideceğinizi mi zannediyorsunuz? 149. Sizin becerikliliğiniz, ustalığınız (ve azgınlığınız) o sert ve sağlam dağlardan evler yontacak hale gelmiş bulunuyor. 150-151. Yani nitelikleri ve adetleri günah işlemek ve onları yapmaya davet etmek sûretiyle yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, en ufak bir ıslâh söz konusu olmaksızın kötülük yapan kimselerin arkasından gitmeyin. Bu, katıksız bir kötülük olduğundan dolayı olabilecek en zararlı haldir. Sanki aralarında peygamberlerine karşı çıkmaya hazır, azgınlık yoluna davet etmek üzere ortada olan birtakım insanlar varmış da o nedenle Salih de onlara bu kimselere kanmayı yasaklamış gibi bir husus anlaşılmaktadır. Belki de Yüce Allah’ın, haklarında:“Şehirde yeryüzünde bozgunculuk yapan fakat ıslaha çalışmayan dokuz kişi vardı.”(Neml, 27/48) buyurduğu kimseler bunlar olabilir. 153. İşte böylelerine sakındırma ve öğütlerin hiçbir faydası olmamıştı. O nedenle Salih’e şöyle dediler: Sen iyice büyülenmiş bir kimsesin. O bakımdan anlamsız birtakım hezeyanlarda bulunuyorsun. 154. Bize üstün olmanı gerektiren faziletin ne ki bizi kendine uymaya davet ediyorsun? “Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bir mucize getir.” Salih’in durumu üzerinde düşünmek, onun neye çağırdığını dikkatle tetkik etmek, onun getirdiklerinin de sözlerinin de doğruluğuna apaçık delillerden olmasına rağmen onlar, ondan bir mucize istediler. Kalplerinin aşırı katılığından dolayı gösterilmesini istedikleri ve çoğunlukla böyle bir talepte bulunanların iflah olmadığı bir mucize talebinde bulundular. Çünkü bu gibi taleplerde bulunanlar, genelde doğru yolu bulmak maksadıyla değil işi yokuşa sürmek maksadıyla bu taleplerde bulunmuşlardır. 155. Salih şöyle dedi:“İşte bu” dümdüz ve sert bir kayadan çıkan “bir dişi devedir.” -Onun kayadan çıktığı hususunda biz, çoğu müfessire tâbi olduk; çünkü buna bir mani yoktur.- Hepiniz onun çıkışını gördünüz ve buna tanık oldunuz. “Onun belli bir su içme nöbeti vardır. Sizin de belli bir günde su içme nöbetiniz vardır.” Bu dişi deve bir gün kuyu suyunu içecek, sizler de onun sütünü içeceksiniz. Ertesi gün de bu kuyu suyunu size bırakacak o gün de siz kuyu suyunu içeceksiniz. 156. “Ona” kesmek veya başka bir yolla “kötülük etmeyin yoksa sizi büyük bir günün azabı (ansızın) yakalar.” Dişi deve kayadan çıktıktan sonra bu şekilde aralarında durdu. Fakat onlar, yine de iman etmediler. Azgınlıklarını sürdürüp gittiler. 157-159. “Derken onu kesip öldürdüler de (bu yaptıklarına) pişman oldular. Zira azap onları (ansızın) yakaladı.” Bu ise onların üzerlerine gelen şiddetli bir çığlıktı. Onların hepsini perişan etti. “Şüphesiz bunda bir ibret” peygamberlerimizin getirdiklerinin doğruluğuna, onlara karşı çıkanların sözlerinin de batıl olduğuna bir âlâmet “vardır. Ama onların çoğu iman etmezler. Şüphe yok ki Rabbin Azizdir, Rahimdir.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Semûd kavmi, soyu kesilmiş eski bir Arap kabilesi olup Suriye ile Hicaz arasında bulunan Hicr’de yaşamıştır (bk. İbn Âşûr, VIII/2, 215-216). Hz. Sâlih bu kabileye Allah’ın dinini tebliğ etmek üzere gönderilmiş bir peygamberdir. Kıssası Kur’an’da birçok yerde anlatılmış olup her geçtiği yerde kıssanın farklı yönleri ön plana çıkarılmıştır. Burada insanların güç ve servetine güvenerek şımarmalarının doğru olmadığı, dünya hayatının geçici olduğu ve âhirette hesaba çekilecekleri vurgulanmıştır.
Şuarâ Suresi 145. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
"Rabbim katından size getirip tebliğ ettiğim şeylerden dolayı sizden bir karşılık talep etmiyorum. Mükâfatımı, ancak mahlukatın Rabbi olan Allah verecektir. (Mükâfatımı vermek) Başkasına ait değildir."