Diyanet İşlerien ayrışan
Elini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu'cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın.
Elmalılı Hamdi Yazır
"Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın."
Yaşar Nuri Öztürk
"Bir de elini koynuna sok! Bir başka mucize olarak lekesiz, bembeyaz bir halde çıksın."
Süleyman Ateş
Elini böğrüne sok; bir hastalık olmadan, ayrı bir mu'cize olarak bembeyaz bir durumda çıksın.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
17- “O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” 18- “O, asamdır; ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim ve ondan başka şekillerde de yararlanırım” dedi. 19- Buyurdu ki:“At onu, ey Mûsâ!” 20- O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş. 21- Buyurdu ki:“Al onu ve korkma! Biz, onu ilk şekline döndüreceğiz.” 22- “Elini kolunun altına sok da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” 23- “(Bu,) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.”
17. Yüce Allah, Mûsâ’ya imanın temelini beyan ettikten sonra ona kalbine huzur verecek, gözünü aydınlatacak ve Yüce Allah’ın düşmanlarına karşı onu destekleyeceğine dair güvenini pekiştirecek türden mucizeleri göstermek ve açıklamak istedi. Bunun üzerine:“O sağ elindeki nedir, ey Mûsâ?” buyurdu. Allah elbette onun ne olduğunu biliyordu. Ancak bu hususa dikkat çekmek için ifade soru şeklinde ortaya konmuştur.
18. Mûsâ da şu cevabı verdi:“O asamdır, ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkerim.” Mûsâ asasının bu iki menfaatini söz konusu etti. Bu faydalardan birisi insan içindir. O da kendisinin kalkarken ve yürürken bu asaya dayanmasıdır. Böylelikle bu asa ona yardımcı olur. Diğer bir menfaati de hayvanlara yöneliktir. Çünkü Mûsâ, koyun çobanlığı yapıyordu. Koyunları yaprakları çırpılabilen ağaçlar arasında otladı mı bu asasını, yaprakları dökülsün de koyunlar o yaprakları yesinler diye ağacın dallarına vururdu. Bu, Mûsâ’nın güzel ahlakındandır, o ahlakın bir meyvesi olarak dilsiz hayvanları güzel bir şekilde gözetiyor ve onlara bu şekilde iyilikte bulunuyordu. Bu, onun Allah tarafından inâyette bulunulup seçilme sebebini ve Allah’ın rahmet ve hikmetine de mazhar olmasının gerekçesini ortaya koymaktadır. “Ve ondan” bu iki hususun dışında “başka şekillerde de yararlanırım.” Ben, onu başka maksatlarla da kullanırım. Yüce Allah, Mûsâ’ya sağ elinde bulunan şey hakkında soru sorunca -ki bu sorunun bizzat asa hakkında veya onun faydaları hakkında sorulmuş olma ihtimali vardır- o da hem asanın kendisi hem de faydasına dair cevap vermiştir ki bu da onun edebindendir.
19-20. Bunun üzerine Yüce Allah:“Buyurdu ki: At onu ey Mûsâ! O da onu attı. Bir de ne görsün; o, hızla hareket eden (büyük) bir yılan olmuş.” Allah’ın izniyle büyük bir yılana dönüşüverdi. Mûsâ korkup arkasına bile bakmadan kaçmaya başladı. Bu yılanın “hızla hareket eden” diye nitelendirilmesi muhtemel bir vehmi ortadan kaldırmak içindir. Yani Mûsâ’nın bu gördüğünün hakikatle ilgisi olmayan bir hayalden ibaret olduğu zannedilmesin diyedir.
21. Yüce Allah ona:“buyurdu ki: Al onu ve korkma!” Ondan sana hiçbir zarar gelmeyecektir. “Biz onu ilk şekline döndüreceğiz.” İlk hali olan asa haline döndüreceğiz. Mûsâ Yüce Allah’a imanı ve teslimiyeti ile Allah’ın emrine uyarak, onu aldı. Bu sefer önceden bildiği asasına dönüştü. İşte mucizelerinden biri budur.
22. Daha sonra Allah diğer bir mucizeyi şöyle zikretmektedir:“Elini kolunun altına sok” Yani elini yakanın içerisinden sok ve kolunun pazu kısmını da onun üzerine koy “da başka bir mucize olmak üzere hiçbir kusur ve hastalık olmadan bembeyaz çıksın.” Herhangi bir kusur, leke ve alaca türü bir hastalık söz konusu olmaksızın parlak, bembeyaz bir renge bürünecektir. Bir başka ayette şöyle buyurmaktadır:“İşte bunlar, Firavun’a ve ileri gelenlerine Rabbin tarafından iki kesin delildir. Çünkü onlar fâsık bir kavimdirler.”(el-Kasas, 28/32)
23. “(Bu) sana en büyük mucizelerimizden bazılarını gösterelim diyedir.” Bu sözünü ettiğimiz asanın yürüyen bir yılana dönmesini ve elinin bakanlar için koynundan bembeyaz çıkmasını, sana risaletinin doğruluğuna ve getirdiklerinin hakikatine delâlet edecek bu büyük mucizeleri göstermek için, böylelikle de kalbin mutmain olsun, ilmin artsın, Allah’ın seni koruyacağına ve sana yardımcı olacağına dair vaadine güvenesin ve bu, kendilerine peygamber olarak gönderildiğin kimselere karşı bir delil ve belge olsun diyedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Gerek Kitâb-ı Mukaddes’te gerekse Kur’an-ı Kerîm’de kendisinden en çok söz edilen peygamber Hz. Mûsâ’dır. İlk inen sûrelerde Hz. Mûsâ’ya verilen “sahifeler”e gönderme yapan ifadeler yer almış olmakla beraber, Kur’an âyetlerinin kronolojik sıralamasına göre onun peygamberlikle onurlandırılmasına, Firavun’a gidip onu doğru yola çağırmakla görevlendirilmesine, bu arada kendisinin Allah’ın lutfuyla bizzat Firavun’un sarayında büyütülmüş olduğuna, Firavun’a yapılan nasihat ve gösterilen mûcizelere rağmen inatçı tavrını sürdürdüğü için İsrâiloğulları’nın Mûsâ’nın öncülüğünde kurtarılıp Firavun ve ordusunun Kızıldeniz’de boğulmasına, daha sonra Mûsâ vahiy almak üzere Tûr’a gittiğinde İsrâiloğulları’nın buzağı heykeline taparak nankörlük ettiklerine geniş biçimde yer verilen ilk yer bu âyet kümesinin başından 98. âyete kadarki bölümdür (Hz. Mûsâ’nın hayatı hakkında Kur’an’da ve Kitâb-ı Mukaddes’te verilen bilgiler ve karşılaştırılması için bk. Bakara 2/49-59; Kasas 28/3 vd.). Burada dikkat çeken husus, anlatımın Hz. Mûsâ’nın doğumu ve yetiştirilmesiyle değil, hemen ona peygamberlik görevinin verilmesi ve tevhid mücadelesi içine sokulmasıyla başlamasıdır. Bu durumla, sûrenin tevhid mücadelesinin sıkıntılı dönemlerini yaşayan Resûlullah’a ve müminlere teselli ve moral desteği verme hedefi arasında sıkı bir bağ bulunduğu söylenebilir.
Kur’an’ın başka sûrelerinde verilen bilgilerle beraber değerlendirildiğinde 10. âyette, Hz. Mûsâ’nın Medyen’de sekiz (veya on) yıl kayınpederinin yanında çalıştıktan sonra ailesiyle birlikte Mısır’a gitmek üzere yola çıktığı günlerden söz edildiği anlaşılmaktadır. Tefsirlerde bu olayın soğuk bir kış gecesinde ve Mûsâ’nın yolunu kaybettiği bir sırada meydana geldiği, ateş zannettiği ışığın gerçekte ilâhî nur olduğu belirtilir (Taberî, XVI, 142). Burada önemli olan, onun bir ışık görmesinin sağlanması ve bunun ilâhî huzura çağırılmasına vesile kılınmasıdır. Hz. Mûsâ bu mazhariyete eriştikten sonra, (11-24. âyetlerde belirtildiği üzere) kendisine vahiy gelmiş, mûcizelerle donatıldığı kendisine gösterilip Firavun’a gitmesi istenmiştir. Tevrat’ta Mûsâ’nın ateş görmesi olayı şöyle anlatılır: “Ve rabbin meleği bir çalı ortasında ateş alevinde ona göründü; ve gördü, ve çalı tükenmiyordu; ve Mûsâ dedi: Şimdi döneyim, ve bu büyük manzarayı göreyim, çalı niçin yanıp tükenmiyor...” (Çıkış, 3/2-3).
12. âyette Hz. Mûsâ’dan niçin pabuçlarını çıkarmasının istendiği açıklanırken bazı müfessirler pabuçların yapıldığı malzeme üzerinde durmuşlarsa da, daha çok ayaklarının o kutsal mekâna doğrudan temas etmesinin ve bereketinden nasiplenmesinin istendiği yorumu tercih edilmiştir (bk. Taberî, XVI, 143-144). Fakat burada ilâhî vahye muhatap olacak olan Mûsâ’nın kendisini ruhen buna hazırlamasının amaçlandığı, dolayısıyla kendisine çeki düzen vermesi ve daha özel bir saygı göstermesi için uyarıldığı söylenebilir. İbn Atıyye de buna yakın bir yorum yapmaktadır (IV, 39). Âyetin son kısmına “Sen iki defa kutlu kılınmış vadidesin” mânasını veren Esed, âyetteki “tuvâ” (diğer okunuşuyla “tıvâ”) kelimesiyle ilgili olarak şu açıklamayı yapmaktadır: Ne var ki bazı müfessirler bu kelimenin “kutlu kılınan vadi”nin ismi olduğunu söylemişlerdir. Oysa Zemahşerî, “iki kere yapılan” anlamındaki tuvan yahut tıvan tabirinden yola çıkarak, sözcüğü “iki kere” anlamına yormuştur; yani “iki kere kutsanmış” yahut “iki kere kutlu kılınmış” (II, 624, 625). Halbuki Zemahşerî önce bu kelimenin yer adı olmasına ilişkin yoruma temas etmekte, daha sonra “İki defa anlamına geldiği de söylenmiştir” şeklinde kendi yorum ve tercihi olmaksızın bu görüşe işaret etmekte, ayrıca bu mânayı “iki defa kutsanma” yorumuna hasretmeyip “iki defa seslenilmiş olduğu” yorumundan da söz etmektedir (II, 429). Kaldı ki genellikle müfessirler –tercih belirterek veya belirtmeden– her iki yorumu (vadi ismi olduğunu ve iki kere mânasına geldiğini) nakletmektedirler (meselâ bk. Taberî, XVI, 145-147; İbn Atıyye, IV, 39).
14. âyetin “Beni hatırında tutmak için namazı kıl” şeklinde tercüme ettiğimiz kısmına “Hatırladığında namazı kıl” mânası da verilmiş ve bu yorum Hz. Peygamber’in “Bir namazı unutan kimse hatırladığında onu kılsın” buyurduktan sonra bu âyeti okuduğu rivayetiyle (Buhârî, “Mevâkît”, 37) desteklenmeye çalışılmıştır. Fakat Taberî âyetin lafzına göre ilk mânanın daha kuvvetli olduğunu belirtir (XVI, 147-148).
15. âyetteki “onu âdeta kendimden bile gizliyorsam da” diye çevirdiğimiz kıyamet günüyle ilgili yan cümle için değişik açıklamalar yapılmış, bu arada cümleye “Onu neredeyse açıklayacağım” mânası da verilmiştir. Fakat müfessirlerin çoğu, bu ifadenin Arap dilinde bilinen bir üslûp (mübalağa) olduğu, bizim tercih ettiğimiz “Âdeta kendimden dahi gizlemekteyim” anlamını taşıdığı ve Allah’ın bu bilgiyi kimseye vermediğini, o günün ansızın gelip çatacağını belirtmeyi hedeflediği kanaatindedir (bk. Taberî, XVI, 148-153; İbn Atıyye, IV, 40). Bu âyetin “herkes yapıp ettiğinin karşılığını görsün diye” şeklinde çevirdiğimiz kısmıyla bilinçli çabaların kastedildiği ve dolayısıyla –ahlâken iyi ya da kötü olduğuna bakılmaksızın– elde olmadan yapılan eylemlerle farkında olmadan yapılan ihmallerin hariç tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu ilkeyi Hz. Mûsâ’nın kıssasını anlatırken telaffuz etmekle Kur’an, bütün gerçek dinlerin temelinde yatan ahlâkî kavram ve öğretilerin özde hep aynı olduğunu vurgulamaktadır. Esed bu inceliği daha belirgin hale getirme düşüncesiyle âyetin bu kısmına, “herkese (hayatta iken) peşinden koştuğu şeylere göre hak ettiği karşılık verilebilsin diye” şeklinde mâna vermiştir (II, 626-627).
Kur’an’da değişik vesilelerle değinildiği üzere Hz. Mûsâ Firavun’a gönderilirken asâsının yılana dönüşmesi ve elini koynuna sokunca –kendisi esmer tenli olduğu halde– hastalık vb. bir sebeple olmaksızın elinin bembeyaz çıkması şeklinde iki mûcize ile desteklenmişti (ayrıca bk. A‘râf 7/106-108; Kasas 28/31-32). 19-22. âyetlerde bunlara temas edildikten sonra 23. âyette bununla öncelikle Hz. Mûsâ’nın Allah’ın kudretine olan inancının pekiştirilmesinin amaçlandığı ifade edilmektedir.