Diyanet İşlerien ayrışan
İnanıp yararlı işler yapan kimseler cennetlik olanlardır, onlar da orada temellidirler
Elmalılı Hamdi Yazır
İman edip salih ameller işleyenler, işte öyleleri de cennet ehlidirler ve orada ebedî kalıcıdırlar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar ise cennetin dostudurlar. Onlar da onun içinde sürekli kalacaklardır.
Süleyman Ateş
İnanıp yararlı işler yapanlara gelince, onlar da cennet halkıdır, orada sürekli kalacaklardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'a ve resulüne iman eden ve salih amel işleyen kimselerin sevabı Allah'ın katındadır. Bu sevap, cennete girmek ve orada daimî kalmaktır. Orada ebedî kalacaklarıdır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
80- Onlar bir de “Sayılı bir kaç gün dışında bize asla ateş dokunmaz” dediler. De ki:“Buna dair Allah’tan bir ahit mi aldınız -ki eğer öyleyse Allah asla ahdinden dönmez- yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” 81- Hayır, kim bir kötülük işler ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte onlar cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. 82- İman edip salih ameller işleyenlere gelince onlar da cennet ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.
80. “Onlar bir de “Sayılı bir kaç gün dışında bize asla ateş dokunmaz” dediler” Yüce Allah önce onların çirkin işlerini söz konusu etmiş, daha sonra -buna rağmen- kendilerini övüp temize çıkardıklarını, Allah’ın azabından kurtulacaklarına ve onun mükâfatını elde edeceklerine dair kendileri lehlerine tanıklık ettiklerini ve “sayılı bir kaç gün” yani parmakla sayılabilecek kadar pek az günün dışında ateş azabının kendilerine dokunmayacağını söylediklerini, böylelikle hem kötülükleri hem de Allah’ın azabından yana kendilerini güvende hissetme yanlışını bir araya topladıklarını zikretmektedir. Bu, kuru bir iddiadan ibaret olduğundan dolayı Yüce Allah onları reddederek şöyle buyurmaktadır: Ey Peygamber, onlara “De ki: Buna dair Allah’tan bir ahit mi aldınız?” Yani Allah'a iman ettiniz, Peygamberine de iman ve itaat ettiniz de Allah ile aranızda bir ahit mi oluştu? Zira hiçbir şekilde değişmeyecek ve kişinin kurtuluşunu gerekli kılan ahit işte budur. “Yoksa Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” Yüce Allah bu buyruğu ile onların ileri sürdükleri bu iddianın doğru olmasının bir üçüncüsü bulunmayan bu iki şıktan birisine bağlı olduğunu haber vermektedir: Ya onlar Allah katında bir ahit almış olmalıdırlar ki o zaman bu iddiaları doğru olur yahut da Allah’a iftira etmektedirler ki o zaman bu iddiaları yalandır. Bu ise onların en ileri derecede rezil-rüsva olmalarını ve azaba uğratılmalarını gerektirir. Allah katında bir ahitlerinin olmadığı, durumlarının bilinmesi, pek çok Peygamberi yalanlamaları, hatta o Peygamberlerden bir kısmını öldürmeleri, Allah’a itaatten çıkmaları ve ahitlerini bozmaları ile açığa çıkmıştır. Böylece kaçınılmaz bir sonuç olarak onların Allah’a yalan uyduran, iftira düzen kimseler oldukları, Allah’a karşı bilmedikleri şeyleri söyledikleri meydana çıkmaktadır. O’nun hakkında bilgisizce bir şey söylemek ise haramların en büyüklerinden, çirkinliklerin en kötü olanlarındandır.
81. Daha sonra Yüce Allah herkesi içine alan umumi bir hükmü zikretmektedir ki bu hükme İsrailoğulları da, başkaları da dahildir. O hüküm, helak olanların ve kurtulanların vasıflarına dair, kendisinden başka hiçbir hükmün olmadığı, bu konuda ortaya atılan kuruntuları ve iddiaları da geçersiz kılan bir hükümdür. Yüce Allah bu hükmü söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Hayır” yani durum sizin söz konusu ettiğiniz gibi değildir. Sizin bu sözünüzün gerçek bir değeri yoktur, ama “kim bir kötülük işler ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa” Burada “سيئة / kötülük” kelimesi şart cümlesi içerisinde gelen nekire (belirtisiz) bir isim olduğundan dolayı, hem şirki, hem de şirkten aşağı bütün günahları kapsamına alır. Ancak buradaki kasıt, şirktir. Zira Yüce Allah’ın:“ve günahı kendisini çepeçevre kuşatırsa” buyruğu bunun delilidir. “Günahın çepeçevre kuşatması”ndan kasıt işleyenin, hiçbir çıkış ve kurtuluş bulamayacağı şekilde etrafını kuşatması demektir ki bu da ancak şirk olabilir. Çünkü iman sahibi olan kişiyi hiçbir günah çepeçevre kuşatamaz. “işte onlar cehennem ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardır.” Hariciler bu âyeti büyük günah işleyenin kâfir olacağına delil göstermişlerdir. Görüldüğü gibi aslında bu, aleyhlerinde bir delildir. Çünkü âyetin şirk hakkında olduğu açıkça ortadadır. İşte herhangi bir âyeti yahut sahih bir hadisi kendi batıl görüşüne delil gösteren ve batıl peşinde olan her bir kişinin, delil diye gösterdiği o buyrukta aleyhine bir delil bulunması -burada da görüldüğü gibi- kaçınılmaz bir husustur.
82. Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve Âhiret Gününe “iman edip salih ameller işleyenlere gelince...” Amellerin salih olması ancak iki şartın bulunması ile mümkündür: Allah rızası için ihlâsla yapılmış olmaları ve Allah Rasûlü’nün Sünnetine tâbî olarak yapılmaları. Bu iki âyetin özü şudur: Kurtuluşa erenler ve umdukları mükâfaatı elde edecek olanlar iman ve salih amel işleyenlerdir. Helâk olacak ve Cehennem halkından olacaklar ise Allah’a şirk koşan, O’nu inkar edenlerdir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Tefsirlerde yer alan bazı rivayetlerde, yahudilerin cehennemde kalacaklarını iddia ettikleri “sayılı birkaç gün” hakkında farklı bilgiler verilmiştir. Bir rivayete göre Hz. Peygamber yahudilere “Cehennem ehli kimdir?” diye sormuş; onlar da “Biziz; fakat bizden sonra yerimize siz gireceksiniz” demişler; Hz. Peygamber de “Yalan söylüyorsunuz! Çok iyi biliyorsunuz ki biz sizin yerinizi almayacağız” buyurmuş; daha sonra konumuz olan âyet inmiştir. Başka bir rivayete göre, Hz. Mûsâ’nın Sînâ dağında bulunduğu kırk gün zarfında yahudiler buzağıya taptıkları için, bunun cezası olmak üzere cehennemde sadece kırk gün kalacaklarına inanıyorlardı. Diğer bir rivayette yahudilerin, dünyanın ömrünün yedi binyıl olduğuna ve kendilerinin, her bin yıl için bir gün olmak üzere, toplam olarak sadece yedi gün azap göreceklerine inandıkları belirtilir. Gerçekte bu tür iddialar, onların Allah’tan aldıkları bir vaade dayanmayıp sadece kendi kuruntularından, Allah’ın âhiretteki hüküm ve takdiri hakkında bilgisizce söylenmiş boş sözlerden ibarettir. Allah’ın bildirdiği ve adaletin gereği olan gerçek şudur ki, herkesin âhiretteki cezası günahlarının büyüklüğü ve çokluğu nisbetinde olacak; dolayısıyla inkâra sapıp kötülüklerle kuşatılmış, günahlara boğulmuş olanlar ebedî olarak cehennemde kalırken iman edip din ve dünyayı alâkadar eden her alanda “sâlih ameller” (hayırlı, faydalı işler) yapanlar da ebedî cennette kalacaklardır. İşte Allah’ın insanlara verdiği ahid budur (âyette geçen seyyie kavramı hakkında bk. En‘âm 6/160).