Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Kimsenin kimseden faydalanamayacağı, kimseden bir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden korunun
Elmalılı Hamdi Yazır
Ve öyle bir günden korunun ki, kimse kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım da yapılmaz.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ve sakının o günden ki, hiçbir benlik bir başka benliğin her hangi bir şeyi için karşılık ödemez; hiçbir benlikten şefaat kabul edilmez, hiçbir benlikten fidye alınmaz. Ve onlara yardım da edilmez.
Süleyman Ateş
Ve öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse, kimsenin cezasını çekmez (borcunu ödemez); kimseden şefaat (aracılık, iltimas) da kabul edilmez; kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.1%
İngilizce
And fear a Day when no soul will suffice for another soul at all, nor will intercession be accepted from it, nor will compensation be taken from it, nor will they be aided
Fransızca
Et redoutez le jour où nulle âme ne suffira en quoi que ce soit à une autre; où l'on n'acceptera d'elle aucune intercession; et où on ne recevra d'elle aucune compensation. Et ils ne seront point secourus
İspanyolca
Y teman el día en que ninguna persona pueda beneficiarse de otra ni se acepte intercesión o compensación alguna, y nadie sea auxiliado
Rusça
Страшитесь того дня, когда ни один человек не принесет пользы другому и когда не будет принято заступничество, когда нельзя будет откупиться и когда им не будет оказана поддержка
Endonezce
Dan takutlah kamu pada hari, (ketika) tidak seorang pun dapat membela orang lain sedikit pun. Sedangkan syafaat24) dan tebusan apa pun darinya tidak diterima dan mereka tidak akan ditolong
Bengalce
আর সে দিনের ভয় কর, যখন কেউ কারও সামান্য উপকারে আসবে না এবং তার পক্ষে কোন সুপারিশও কবুল হবে না; কারও কাছ থেকে ক্ষতিপূরণও নেয়া হবে না এবং তারা কোন রকম সাহায্যও পাবে না।
Kendiniz ile kıyamet gününün azabı arasında emirleri yerine getirip yasakları terk ederek korunak edinin. O gün kimse kimseye fayda sağlayamaz. O günde bir zararı def etmek veya bir fayda sağlamak için Allah'ın izni olmadan bir kimsenin (başka bir kimseye) şefaati kabul edilmez. Yeryüzü dolusu altın dahi olsa fidye olarak kabul edilmez. O günde onlara yardımcı olacak kimse yoktur. Şefaatçinin fayda vermediği, fidyenin kabul edilmediği ve yardımcının da olmadığı zaman kaçış nereyedir?
45- Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin. Gerçi bu, huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. 46- Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler. 47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48- Ve öyle bir günden korunun ki hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez, kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez.
45. “Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin.” Yüce Allah bütün işlerinde, -her çeşidiyle birlikte- sabır ile yardım istemelerini emretmektedir. Sabrın çeşitleri ise (1) Allah’a itaat üzere sebat etme sabrı, (2) Terk edinceye dek Allah’a karşı günah işlemeye direnme sabrı, (3) Allah’ın acı ve ızdırap veren kaderlerine karşı kızıp öfkelenmeden dayanma sabrıdır. Buna göre kişinin Allah’ın kendisine emretmiş olduğu şeyler üzerinde sabredip bu hususta nefsin direnmesini sağlaması, her bir işte çok büyük bir destek ve yardımcıdır. Sabretmeye çalışana da Allah sabır ihsan eder. İmanın ölçüsü olan, kişiyi hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyan namaz da böyledir. İşte bunların ikisi ile her bir işte yardım alınır. “Gerçi bu” yani namaz, “huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir.” Yani meşakkatli ve zor gelir. Allah’tan korkan huşu sahiplerine ise kolaydır, zor değildir. Çünkü huşû’, Allah haşyeti/korkusu ve Allah’ın nezdindeki mükâfatları ummak, kişinin namazı gönül rahatlığı ile eda etmesini gerektirir. Çünkü o bundan dolayı başkalarından farklı olarak mükâfaat beklemekte ve azaptan da korkmaktadır. Böyle olmayanın ise namaz kılmasını gerektiren bir sebep yoktur. Namaz kılacak olsa bile namaz onun için en ağır işlerden birisi olur. Huşû’ ise kalbin saygıyla boyun eğmesi, Allah ile huzur ve sükûna kavuşması, O’nun önünde aciz, zelil ve fakir olarak; O’na ve O’nunla karşılaşacağına iman ederek ezikliğini arz etmesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır:
46. “Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını” ve amellerinin karşılığını göreceklerini “ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler” yani buna kesin olarak inanırlar. İşte ibadetleri onlara kolaylaştıran ve musibetlerde teselli bulmalarını sağlayan, sıkıntılarını hafifleten, kötülükleri işlemekten onları alıkoyan budur. İşte böyleleri için yüksek köşklerde ebedi nimetler vardır. Rabbi ile karşılaşacağına iman etmeyen kimse için ise namaz ve diğer ibadetler en ağır işlerdendir.
47. “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” Bu âyet ile Allah, öğüt vermek, sakındırmak ve teşvik etmek kastı ile İsrailoğullarına nimetlerini bir kez daha hatırlamaları emrini vermektedir. Ayrıca, şöyle buyurarak Kıyamet günü ile onları korkutmaktadır:
48. “Ve öyle bir günden korunun ki” o günde “hiç kimse” isterse Peygamberler ve salihler gibi şerefli kimseler olsunlar “başka bir kimseye” isterse bu yakın akrabalarından olsun “hiçbir” ne küçük, ne büyük “fayda veremez.” İnsana o gün ancak dünyada iken yaptığı amelin faydası olacaktır. “Kimseden şefaat de kabul edilmez.” Allah’ın, kendisine şefaat edilecek olan hakkında izni ve rızası olmaksızın kimse kimseye şefaat edemeyecektir. Allah ise ancak rızası talep edilerek yapılan ve Peygamber’in gösterdiği yola ve sünnete uygun olan amelden razı olur. “Kimseden fidye de alınmaz.” Eğer bütün yeryüzündekiler bir o kadarı da beraber zulmedenlerin olsa Kıyamet gününde Allah'ın azabından kurtulmak için mutlaka onu feda ederlerdi. Ama bu onlardan kabul olunmayacaktır. “Onlara yardım da edilmez.” yani, hoşlarına gitmeyen durumdan kurtarılmazlar. Böylelikle bu buyruklarda Yüce Allah kıyamet günü yaratılmışlardan yararlanmanın hiçbir şekilde söz konusu olamayacağını ortaya koymaktadır. Şöyle ki:“Hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez.” buyruğu fayda sağlama hakkındadır. “Onlara yardım da edilmez.” buyruğu ise zararları bertaraf etmek hakkındadır. Burada fayda verecek olanın fayda sağlama konusunda müstakil olduğu konulardaki fayda sağlama nefyedilmektedir. “kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz.” Bu ise, kişinin fayda imkânı bulunan kimselerden talepte bulunarak bir fayda görmesinin söz konusu olmayacağını ifade etmektedir. Gerek bir karşılıkla -fidye gibi-, gerekse karşılıksız olarak -şefaat gibi- hiçbir şeyin faydası olmayacaktır. Bu da kulun kalbinin yaratılmışlara duyduğu güven bağının kesilmesini gerektirmektedir. Çünkü kul artık yaratılmışların zerre ağırlığı kadar kendisine bir fayda sağlama imkânına sahip olmadığını bilmektedir. Buna karşılık kul, kalbini her türlü menfaati sağlayan ve her türlü zararı önleyen Allah’a bağlamalıdır. Yalnızca O’na, hiçbir ortak koşmaksızın ibadet etmeli ve O’na ibadet etmek için O’ndan yardım istemelidir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Şefaat “bir kimsenin bağışlanması için onun adına af dileme, maddî veya mânevî bir imkânı elde etmesi için yetkilisi nezdinde aracılık yapma”, özellikle dinî bir terim olarak “günahkâr bir müminin affedilmesi veya yüksek derecelere ulaşması için Allah nezdinde mertebesi yüksek olan birinin O’na dua etmesi, dilekte bulunması” anlamına gelmekte ve daha çok bu yüksek mertebeli kulların, âhirette günahkârların bağışlanması yönünde vuku bulacak dileklerini ifade etmektedir. Mu‘tezile bilginleri bu âyete dayanarak âhirette günahkârlara şefaat edilmesinin söz konusu olmayacağını, ancak sadece sevaba müstahak olanlara mükâfatlarının arttırılması yönünde şefaat edilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Ehl-i sünnet bilginleri ise her iki durumda da şefaatin mümkün olduğunu, günahkâr kullara peygamberler ve Allah nezdinde itibarı yüksek olan diğer seçkin insanlar tarafından şefaat edilebileceğini savunurlar (genişbilgi için bk. Râzî, III, 55-66). Ancak Allah’ın izin vermediği hiçbir kimse şefaat edemeyecektir (meselâ bk. Bakara 2/255; Meryem 19/87; Tâhâ 20/109).
Kur’an’ın ilgili âyetlerinin üslûbundan, âhirette şefaat mümkün olmakla birlikte bunun son derece sınırlı tutulacağı ve insanların şefaate bel bağlamadan, kendi kurtuluşları için yine kendilerinin çaba göstermesi gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında insan için gerekli olan şey, zaman kaybetmeden tevhid inancına sarılarak, Allah’a karşı kulluk görevlerini yerine getirmek ve ahlâkını düzeltmek, geçmişteki günahlarından dolayı da tövbe etmektir. Çünkü gerek Kur’an-ı Kerîm’de gerekse hadislerde içtenlikle yapılacak tövbelerin geri çevrilmeyeceğine dair çok açık ve kesin açıklamalar vardır. Kur’an’ın şefaat konusundaki ümit kırıcı üslûbu, şefaat beklentisinin insanları dinî ve ahlâkî hayatlarında gevşekliğe sürüklemesinden; yine Kur’an’ın tövbelerin kabul buyurulacağına dair çok net ve ümit verici ifadeleri ise, tövbenin kişiye hatalı inanç ve davranışlarını terkettirmesinden, böylece düzeltici ve ıslah edici bir fonksiyon icra etmesinden ileri gelmektedir. İşte, peygamberlerinin kendilerine şefaat edeceklerine güvenerek İslâm’ı kabul etmemekte ve Hz. Muhammed’e inanmamakta direnen yahudileri uyarmakta olan bu âyet, aynı zamanda bütün insanlar ve müslümanlar için de bir ikaz anlamı taşımakta; insanın asıl kurtuluşunun, yanlışlardan dönmesine başta imanı olmak üzere, dünya hayatında kendisinin yaptığı hayırlı işlere bağlı olduğunu vurgulamaktadır.
Kendiniz ile kıyamet gününün azabı arasında emirleri yerine getirip yasakları terk ederek korunak edinin. O gün kimse kimseye fayda sağlayamaz. O günde bir zararı def etmek veya bir fayda sağlamak için Allah'ın izni olmadan bir kimsenin (başka bir kimseye) şefaati kabul edilmez. Yeryüzü dolusu altın dahi olsa fidye olarak kabul edilmez. O günde onlara yardımcı olacak kimse yoktur. Şefaatçinin fayda vermediği, fidyenin kabul edilmediği ve yardımcının da olmadığı zaman kaçış nereyedir?