Önceki ayet· 2:280Sonraki ayet· 2:282

Bakara Suresi 281. Ayet· 2:281

↗ Bakara suresi
Medeni
وَٱتَّقُواْ يَوۡمٗا تُرۡجَعُونَ فِيهِ إِلَى ٱللَّهِۖ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفۡسٖ مَّا كَسَبَتۡ وَهُمۡ لَا يُظۡلَمُونَ
Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Allah'a döneceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının kendisine eksiksiz verileceği günden korkunuz
Elmalılı Hamdi Yazır
Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra da herkese kazancı tamamıyla ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Korkun o günden ki, onda Allah'a döndürüleceksiniz. Sonra her benliğe kazanmış olduğu tam bir biçimde verilecektir. Onlar hiçbir zulme uğratılmayacaklardır.
Süleyman Ateş
Şu günden sakının ki, o gün Allah'a döndürüleceksiniz, sonra herkese kazandığı tastamam verilecek ve onlara haksızlık edilmeyecektir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.4%
İngilizce
And fear a Day when you will be returned to Allah. Then every soul will be compensated for what it earned, and they will not be treated unjustly
Fransızca
Et craignez le jour où vous serez ramenés vers Allah. Alors chaque âme sera pleinement rétribuée de ce qu'elle aura acquis. Et ils ne seront point lésés
İspanyolca
Teman el día en que serán retornados a Dios, y en que cada persona reciba lo que merezca sin ser oprimido
Rusça
Бойтесь того дня, когда вы будете возвращены к Аллаху. Тогда каждый человек сполна получит то, что приобрел, и с ними не поступят несправедливо
Endonezce
Dan takutlah pada hari (ketika) kamu semua dikembalikan kepada Allah. Kemudian setiap orang diberi balasan yang sempurna sesuai dengan apa yang telah dilakukannya, dan mereka tidak dizalimi (dirugikan)
Bengalce
ঐ দিনকে ভয় কর, যে দিন তোমরা আল্লাহর কাছে প্রত্যাবর্তিত হবে। অতঃপর প্রত্যেকেই তার কর্মের ফল পুরোপুরি পাবে এবং তাদের প্রতি কোন রূপ অবিচার করা হবে না।
Çince
你们当防备将来有一日,你们要被召归于主,然后,人人都得享受自己行为的完全的报酬而不受亏枉。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hepiniz, Allah’a döndürüleceğiniz o günün azabından korkun. O gün; siz O'nun huzurunda duracaksınız. Sonra herkese hayır ve şer olarak kazandığının karşılığı verilir. Ne sevaplarınızın eksiltilmesi ile ve ne de günahlarınıza karşılık olan cezanızın artırılması ile zulme uğratılmazsınız.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
275- Faiz yiyenler (kabirlerinden) ancak şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar. Bu onların:“Alışveriş de tıpkı faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Hâlbuki Allah alış-verişi helâl, faizi haram kılmıştır. Artık kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faizden) vazgeçerse geçmişte olanlar kendisinindir. İşi de Allah’a kalmıştır. Kim de (tekrar faize) dönerse işte onlar cehennemliktir. Onlar orada ebediyen kalacaklardır. 276- Allah faizi yok eder, sadakaları ise artırır. Allah küfürde direnen ve günahta iler giden hiç kimseyi sevmez. 277- Şüphesiz iman edip salih amel işleyenlerin, namazı dosdoğru kılanların ve zekât verelerin Rableri katında ecirleri vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. 278- Ey iman edenler! Eğer mü’min iseniz Allah’tan korunup sakının ve faizden arta kalanı bırakın! 279- Eğer yapmazsanız, Allah’ın ve Rasûlünün size savaş açtığını bilin. Eğer tevbe ederseniz sermayeleriniz yine sizindir. (Böylece) ne zulmetmiş, ne de zulme uğramış olursunuz. 280- Eğer o (borçlu) darlık içinde ise geniş bir zamana kadar ona mühlet verin. (Alacağınızı) ona sadaka olarak bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz. 281- Öyle bir günden korkun ki, o günde Allah’a döndürüleceksiniz sonra da herkese kazandığı eksiksiz verilecek ve onlara zulmedilmeyecektir. 275. Yüce Allah infak edenlerin halini, onların Allah nezdindeki hayırlı mükâfaatlarını, onların affedilecek büyük ve küçük günahlarını söz konusu ettikten sonra faiz ehli ve helâl olmayan muameleler yapan zalimleri söz konusu ederek bunların da amellerine uygun cezalandırılacaklarını bildirmektedir. Bunlar dünyada iken haram kazançlar peşinde deliler gibi koştukları için berzahta ve Kıyamet gününde kabirlerinden kalkacakları vakit yahut da öldükten sonra diriltilip mahşere gelecekleri sırada “şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar.” Yani bunlar cinnetten ve saraya yakalanmaktan dolayı şeytanın çarptığı kimseler gibi olacaklardır. Bu da onlar için bir ceza, bir rüsvaylık ve rezilliklerini artırmak için bir teşhir, konumlarına ve:“Alış-veriş de tıpkı riba gibidir” sözlerini açıkça söyleyip ifade etmelerine uygun bir cezadır. Onlar Allah’ın helâl kıldığı bir şeyle haram kıldığı bir şeyi aynı kefeye koymak cüretkârlığını göstermiş, bu yolla da faizi mubah saymışlardır. Daha sonra Yüce Allah faiz alıp verenlere de diğerlerine de tevbe etmelerini teklif ederek:“Artık kime Rabbinden bir öğüt” yani vaad ve tehdidin beraberinde bulunduğu bir açıklama “gelir de” alıp verdikleri fâizden “vazgeçerse geçmişte olanlar” yani işlemek cesaretini gösterip de sonradan tevbe ettikleri şey “kendisinindir. İşi” geleceğindeki durumu “da Allah’a aittir.” Tevbesini sürdürecek olursa şüphesiz Allah, iyi işler yapaların mükâfaatını boşa çıkarmayacaktır. “Kim” Yüce Allah’ın açıklamasından, öğüdünden ve fâiz yemenin tehdidini belirtmesinden sonra “dönerse onlar da cehennemliktir, onlar orada ebedi kalıcıdırlar.” Bu buyrukta faizin cehenneme girmeyi ve orada ebedi kalmayı gerektirdiği belirtilmektedir. Buna sebep ise faizin oldukça çirkin oluşudur. Ancak bu, cehennemde ebedi kalmanın engeli olan iman bulunmadığı takdirde söz konusudur. Bu husus da şartlarının varlığına ve manilerinin yokluğuna bağlı olan hükümlerden birisidir. Diğer tehdit âyetlerinde olduğu gibi bu buyrukta da Haricilerin lehine delil olacak bir şey yoktur. Çünkü bize farz olan Kitap ve Sünnetin bütün naslarını tasdik etmektir. Kul naslarda tevâtüren ifade edilen hususlara iman etmelidir. Bunlardan biri de kalbinde en küçük hardal tanesi ağırlığı kadar imandan eser bulunan bir kimsenin cehennemden çıkacağıdır. Bir diğeri de cehenneme girmeyi gerektiren helâk edici büyük günahları işleyenin -tevbe etmemiş ise- cehenneme girmeyi hak ettiğidir. 276. Daha sonra Yüce Allah faizcilerin kazançlarının bereketlerini gidereceğini, buna karşılık infak edip tasaddukta bulunanların sadakalarını bereketlendirip artıracağını haber vermektedir. Oysa insanlardan çoğunun hatırına ilk gelen, bunun aksidir:“İnfak malı eksiltir, faiz ise onu artırır”. Ne var ki rızkın kaynağı ve bunun sonuçlarının husule gelmesi Allah’tandır. Allah’ın nezdindeki ise ancak Allah’a itaat ve O’nun emirlerine uymakla elde edilebilir. Buna göre fâize cesaret gösteren kimseyi Allah maksadının tam zıddı ile cezalandırır. Bu da tecrübe ile müşahade olunmuş bir husustur. Zaten “sözü Allah’tan daha doğru kim olabilir ki?”(en-Nisa, 4/22)“Allah küfürde direnen (nankör) ve günahta ileri giden hiç kimseyi sevmez.” Bu ise hem Allah’ın nimetine karşı nankörlük edip Rabbinin lütfunu inkâr eden bir kimsedir. Hem de masiyetler üzerinde ısrar ederek günah kazanan bir kimsedir. Âyet-i kerimenin mefhumu da şudur: Yüce Allah nimetlerine çokça şükreden, küçük ve büyük günahlarından tevbe eden kimseleri sever. Daha sonra Yüce Allah bu âyet-i kerime ile diğer fâiz âyetleri arasında bir diğer âyet-i kerime zikretmektedir ki bu da şu buyruktur: 277. Yüce Allah, haram kılmış olduğu fâizli kazançlardan uzak durmanın en büyük sebebinin, imanı ve imanın haklarını özellikle de namaz ve zekatı tamama erdirmek olduğunu beyan etmektedir. Çünkü namaz çirkin işlerden ve kötülükten alıkoyar. Zekât ise insanlara iyilikte bulunmaktır ki bu da faiz alıp vermeye aykırıdır. Zira fâiz insanlara bir zulüm ve onlara yapılabilecek büyük bir kötülüktür. 278-279. Yüce Allah hitabını mü’minlere yönelterek onlara kendisinden korunup sakınmalarını ve bundan önce yaptıkları faiz alıp verme işlemlerinden arta kalanını bırakmalarını ve ondan vazgeçmelerini emretmektedir. Eğer bunu yapmayacak olurlarsa da Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan kimseler konumunda olacaklarını belirtmektedir. Bu da faizin ne kadar çirkin olduğunun en büyük delillerindendir. Çünkü Yüce Allah burada faiz alıp vermekte ısrar eden kimseleri Allah’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açmış kimseler olarak ifade etmektedir. Daha sonra da:“Eğer tevbe ederseniz” yani faizli işlemlerden vazgeçerseniz “sermayeleriniz yine sizindir. (Böylece) ne” faiz almak sureti ile insanlara “zulmetmiş, ne de” ana sermayenizi daha az almak sureti ile “zulme uğramış olursunuz.” Faizden vazgeçip tevbe eden herkesin bu işlemi eğer haram kılınışından önce ise geçmişte aldıkları onundur, işi de Allah’a kalmıştır. Şâyet hali hazırda mevcut bir işlem ise o takdirde yalnızca sermayesini almakla yetinmesi gerekir. Eğer daha fazla alacak olursa faiz alma cesaretini göstermiş olur. Bu âyet-i kerimede faizin haram kılınış hikmeti açıklanmaktadır. Bu da muhtaç kimselere verilen borcun fazlası ile geri alınmasının zulüm olmasıdır. Hâlbuki borçlu ve ödeme zorluğu çekenlere (faiz almak şöyle dursun) mühlet tanımak gerekir. İşte bundan dolayı Allah, devamla şöyle buyrulmaktadır: 280-281. Yani eğer borçlu kişi ödeme zorluğu çekiyor ise alacaklısının ona kolaylıkla ödeyeceği bir vakte kadar süre tanıması icab eder. Buna karşılık borçlu kişinin de mubah olan herhangi bir yolla ödeme imkânı bulduğu takdirde borcunu ödemesi icab eder. Şâyet alacaklı kişi borcunun tamamını veya bir bölümünü bağışlayarak borçlusuna tasaddukta bulunacak olursa bu, alacaklı için daha hayırlıdır. Kişinin Yüce Allah’a döneceğini, bir gün gelip amelinin karşılığını göreceğini, zerre miktarı dahi kendisine zulmedilmeyeceğini bilmesi, kulun şer’î emirlere uymasını kolaylaştırır ve faizli ilişkilerden uzak durmasını sağlar. Nitekim Yüce Allah bu ayetlerin sonunda şöyle buyurmuştur:“Öyle bir günden korkun ki, o günde Allah’a döndürüleceksiniz sonra da herkese kazandığı eksiksiz verilecek ve onlara zulmedilmeyecektir.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Haklar, alacaklar, ödev ve yükümlülükler yalnızca hukukî olanlardan ibaret değildir; bütün bunların aynı zamanda veya yalnızca dinî ve ahlâkî olanları da vardır. Ana parayı almak, faizciliğe tövbe edenlerin hakkıdır, bu hakkı onlara hukuk bahşetmektedir. Ancak dinî ve ahlâkî bakımdan eli darda olan, ödeme imkânı bulunmayan kimseleri sıkıştırmamak, büyük zararlara sokmamak, ödeme imkânı hâsıl oluncaya kadar kendilerine mühlet vermek de bir ödev, erdemli bir davranıştır. Hatta durumu müsait olanların, darlık içinde bulunan kimselerdeki alacaklarını bağışlamaları ve bunu Allah rızâsı için yapmaları (tasadduk) kendileri için daha hayırlıdır. Bu faziletli davranış yalnızca faizcilikten tövbe eden alacaklıların ana paraları için değil, her nevi alacak için geçerlidir. Ödeme güçlüğü içinde olan borçluya, Câhiliye Arapları’nın ve çağdaş kapitalistlerin, bankerlerin yaptıkları gibi yeni faiz ilâvesiyle vade tanımak yerine, Allah rızâsı için ve müminin mânevî yapısının ayrılmaz bir parçası olan merhamet gereği, faizsiz ve menfaatsiz yeni vadeler tanımak, hatta borcu tamamen bağışlamak İslâm’ın insana kazandırdığı ahlâkî bir değerdir.
Bakara Suresi 281. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Hepiniz, Allah’a döndürüleceğiniz o günün azabından korkun. O gün; siz O'nun huzurunda duracaksınız. Sonra herkese hayır ve şer olarak kazandığının karşılığı verilir. Ne sevaplarınızın eksiltilmesi ile ve ne de günahlarınıza karşılık olan cezanızın artırılması ile zulme uğratılmazsınız.