Önceki ayet· 2:46Sonraki ayet· 2:48

Bakara Suresi 47. Ayet· 2:47

↗ Bakara suresi
Medeni
يَٰبَنِيٓ إِسۡرَـٰٓءِيلَ ٱذۡكُرُواْ نِعۡمَتِيَ ٱلَّتِيٓ أَنۡعَمۡتُ عَلَيۡكُمۡ وَأَنِّي فَضَّلۡتُكُمۡ عَلَى ٱلۡعَٰلَمِينَ
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi bir zamanlar alemlere üstün kıldığımı hatırlayın
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve vaktiyle sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey İsrailoğulları! Size lütfettiğim nimetimi, sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey İsrail oğulları, size verdiğim ni'meti ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.6%
İngilizce
O Children of Israel, remember My favor that I have bestowed upon you and that I preferred you over the worlds
Fransızca
O Enfants d'Israël, rappelez-vous Mon bienfait dont Je vous ai comblés, (Rappelez-vous) que Je vous ai préférés à tous les peuples (de l'époque)
İspanyolca
¡Oh, Pueblo de Israel! Recuerden los beneficios con que los agracié y cómo los distinguí sobre los demás pueblos [de su época]
Rusça
О сыны Исраила (Израиля)! Помните о милости, которую Я оказал вам, а также о том, что Я возвысил вас над мирами
Endonezce
Wahai Bani Israil! Ingatlah nikmat-Ku yang telah aku berikan kepadamu, dan Aku telah melebihkan kamu dari semua umat yang lain di alam ini (pada masa itu)
Bengalce
হে বনী-ইসরাঈলগণ! তোমরা স্মরণ কর আমার অনুগ্রহের কথা, যা আমি তোমাদের উপর করেছি এবং (স্মরণ কর) সে বিষয়টি যে, আমি তোমাদেরকে উচ্চমর্যাদা দান করেছি সমগ্র বিশ্বের উপর।
Çince
以色列的后裔啊!你们当铭记我所赐你们的恩典,并铭记我曾使你们超越世人。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Allah'ın peygamberi Yakup'un evlatları! Size vermiş olduğum dini ve dünyevi nimetlerimi hatırlayın. Şüphesiz ki benim, zamanınızda yaşayan muasırlarınıza karşı sizi peygamberlik ve hükümdarlıkla üstün tuttuğumu hatırlayın.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
45- Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin. Gerçi bu, huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir. 46- Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler. 47- Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. 48- Ve öyle bir günden korunun ki hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez, kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz. Onlara yardım da edilmez. 45. “Bir de sabır ve namaz ile yardım isteyin.” Yüce Allah bütün işlerinde, -her çeşidiyle birlikte- sabır ile yardım istemelerini emretmektedir. Sabrın çeşitleri ise (1) Allah’a itaat üzere sebat etme sabrı, (2) Terk edinceye dek Allah’a karşı günah işlemeye direnme sabrı, (3) Allah’ın acı ve ızdırap veren kaderlerine karşı kızıp öfkelenmeden dayanma sabrıdır. Buna göre kişinin Allah’ın kendisine emretmiş olduğu şeyler üzerinde sabredip bu hususta nefsin direnmesini sağlaması, her bir işte çok büyük bir destek ve yardımcıdır. Sabretmeye çalışana da Allah sabır ihsan eder. İmanın ölçüsü olan, kişiyi hayâsızlıklardan ve kötülüklerden alıkoyan namaz da böyledir. İşte bunların ikisi ile her bir işte yardım alınır. “Gerçi bu” yani namaz, “huşu sahipleri dışındakilere ağır gelir.” Yani meşakkatli ve zor gelir. Allah’tan korkan huşu sahiplerine ise kolaydır, zor değildir. Çünkü huşû’, Allah haşyeti/korkusu ve Allah’ın nezdindeki mükâfatları ummak, kişinin namazı gönül rahatlığı ile eda etmesini gerektirir. Çünkü o bundan dolayı başkalarından farklı olarak mükâfaat beklemekte ve azaptan da korkmaktadır. Böyle olmayanın ise namaz kılmasını gerektiren bir sebep yoktur. Namaz kılacak olsa bile namaz onun için en ağır işlerden birisi olur. Huşû’ ise kalbin saygıyla boyun eğmesi, Allah ile huzur ve sükûna kavuşması, O’nun önünde aciz, zelil ve fakir olarak; O’na ve O’nunla karşılaşacağına iman ederek ezikliğini arz etmesidir. İşte bundan dolayı şöyle buyurmaktadır: 46. “Onlar gerçekten Rab’lerine kavuşacaklarını” ve amellerinin karşılığını göreceklerini “ve (sonunda) yalnız O’na döneceklerini bilirler” yani buna kesin olarak inanırlar. İşte ibadetleri onlara kolaylaştıran ve musibetlerde teselli bulmalarını sağlayan, sıkıntılarını hafifleten, kötülükleri işlemekten onları alıkoyan budur. İşte böyleleri için yüksek köşklerde ebedi nimetler vardır. Rabbi ile karşılaşacağına iman etmeyen kimse için ise namaz ve diğer ibadetler en ağır işlerdendir. 47. “Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.” Bu âyet ile Allah, öğüt vermek, sakındırmak ve teşvik etmek kastı ile İsrailoğullarına nimetlerini bir kez daha hatırlamaları emrini vermektedir. Ayrıca, şöyle buyurarak Kıyamet günü ile onları korkutmaktadır: 48. “Ve öyle bir günden korunun ki” o günde “hiç kimse” isterse Peygamberler ve salihler gibi şerefli kimseler olsunlar “başka bir kimseye” isterse bu yakın akrabalarından olsun “hiçbir” ne küçük, ne büyük “fayda veremez.” İnsana o gün ancak dünyada iken yaptığı amelin faydası olacaktır. “Kimseden şefaat de kabul edilmez.” Allah’ın, kendisine şefaat edilecek olan hakkında izni ve rızası olmaksızın kimse kimseye şefaat edemeyecektir. Allah ise ancak rızası talep edilerek yapılan ve Peygamber’in gösterdiği yola ve sünnete uygun olan amelden razı olur. “Kimseden fidye de alınmaz.” Eğer bütün yeryüzündekiler bir o kadarı da beraber zulmedenlerin olsa Kıyamet gününde Allah'ın azabından kurtulmak için mutlaka onu feda ederlerdi. Ama bu onlardan kabul olunmayacaktır. “Onlara yardım da edilmez.” yani, hoşlarına gitmeyen durumdan kurtarılmazlar. Böylelikle bu buyruklarda Yüce Allah kıyamet günü yaratılmışlardan yararlanmanın hiçbir şekilde söz konusu olamayacağını ortaya koymaktadır. Şöyle ki:“Hiç kimse (o günde) başka bir kimseye hiçbir fayda veremez.” buyruğu fayda sağlama hakkındadır. “Onlara yardım da edilmez.” buyruğu ise zararları bertaraf etmek hakkındadır. Burada fayda verecek olanın fayda sağlama konusunda müstakil olduğu konulardaki fayda sağlama nefyedilmektedir. “kimseden şefaat kabul edilmez ve kimseden fidye de alınmaz.” Bu ise, kişinin fayda imkânı bulunan kimselerden talepte bulunarak bir fayda görmesinin söz konusu olmayacağını ifade etmektedir. Gerek bir karşılıkla -fidye gibi-, gerekse karşılıksız olarak -şefaat gibi- hiçbir şeyin faydası olmayacaktır. Bu da kulun kalbinin yaratılmışlara duyduğu güven bağının kesilmesini gerektirmektedir. Çünkü kul artık yaratılmışların zerre ağırlığı kadar kendisine bir fayda sağlama imkânına sahip olmadığını bilmektedir. Buna karşılık kul, kalbini her türlü menfaati sağlayan ve her türlü zararı önleyen Allah’a bağlamalıdır. Yalnızca O’na, hiçbir ortak koşmaksızın ibadet etmeli ve O’na ibadet etmek için O’ndan yardım istemelidir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İsrâiloğulları’nın “cümle âleme üstün kılınması”ndan maksat, onların kendi dönemlerinde küfür ve dalâlet içinde yaşayan milletlere karşı ilâhî dini benimsemeleri sebebiyle kazandıkları üstünlükleridir; buna karşılık, yine Kur’an’ın açıklamasına göre müslümanlar “en hayırlı ümmet”tir (Âl-i İmrân 3/110). Başka bir görüşe göre Benî İsrâil’in bu üstünlüğü, peygamberler atası olan Hz. İbrâhim’in soyundan gelmeleri ve içlerinden birçok peygamber çıkmasından ileri geliyordu (İbn Atıyye, I, 138-139; II, 448; Râzî, XIV, 225; İbn Âşûr, IX, 84). Âyette dolaylı olarak onların bu üstünlüklerinin, tevhid geleneğine sahip olmalarından kaynaklandığına ve bununla kayıtlı olduğuna da bir işaret vardır. Nitekim onların, tevhid dininin ilke ve kurallarından sapmaları sebebiyle bu üstünlüklerini kaybettiklerini, Hz. Mûsâ’nın onları “fâsık” olarak nitelediğini, sonuçta türlü şekillerde cezalandırıldıklarını bildiren âyetler de vardır (meselâ bk. Mâide 5/20-26, 77-82; İsrâ 17/4-7). Tevrat’ta da yer yer İsrâiloğulları’nın basit arzuları veya çıkarları sebebiyle ahdi bozdukları, yoldan çıktıkları, başka tanrı veya tanrılar edindikleri, şeriatın hükümlerini ihlâl ettikleri belirtilerek onlara lânetler yağdırıldığı görülmektedir (meselâ bk. Tesniye, 28, 29, 30, 31. bablar; daha ayrıntılı bilgi için bk. Bakara 2/159 ve tefsiri). Buradan, dolaylı olarak, müslümanların “en hayırlı ümmet” niteliğini korumalarının da “Allah’a itaat edip emirlerine uymalarına, yasaklarından sakınmalarına” bağlı olduğu anlaşılmaktadır (Taberî, I, 265).
Bakara Suresi 47. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Allah'ın peygamberi Yakup'un evlatları! Size vermiş olduğum dini ve dünyevi nimetlerimi hatırlayın. Şüphesiz ki benim, zamanınızda yaşayan muasırlarınıza karşı sizi peygamberlik ve hükümdarlıkla üstün tuttuğumu hatırlayın.