Önceki ayet· 57:6Sonraki ayet· 57:8

Hadîd Suresi 7. Ayet· 57:7

↗ Hadîd suresi
Medeni
ءَامِنُواْ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَأَنفِقُواْ مِمَّا جَعَلَكُم مُّسۡتَخۡلَفِينَ فِيهِۖ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ مِنكُمۡ وَأَنفَقُواْ لَهُمۡ أَجۡرٞ كَبِيرٞ
Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarfeden kimselere büyük ecir vardır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanın; sizi varis kıldığı şeylerden sarfedin; aranızdan, inanıp da sarfeden kimselere büyük ecir vardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah'a ve Resulüne iman edin. Sizi hâkim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden harcayın. Sizden, inanan ve harcayanlar için büyük mükafat vardır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Allah'a ve resulüne iman edin; sizi üzerinde buyruk sahibi yaptığı şeylerden başkalarına bol bol verin! İçinizden iman eden ve infakta bulunanlar için çok büyük bir ödül vardır.
Süleyman Ateş
Allah'a ve Elçisine inanın ve (O'nun) sizi hakim kıldığı, sizin yönetiminize verdiği şeylerden (Allah için) harcayın. Sizden, inanan ve (hak rızasına) harcayanlar için büyük mükafat vardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.7%
İngilizce
Believe in Allah and His Messenger and spend out of that in which He has made you successors. For those who have believed among you and spent, there will be a great reward
Fransızca
Croyez en Allah et en Son Messager, et dépensez de ce dont Il vous a donné la lieutenance. Ceux d'entre vous qui croient et dépensent [pour la cause d'Allah] auront une grande récompense
İspanyolca
Crean en Dios y en Su Mensajero. Hagan caridad de los bienes de los que Él los ha hecho responsables. Quienes hayan creído y hecho caridades recibirán una gran recompensa
Rusça
Веруйте в Аллаха и Его Посланника и расходуйте из того, что Он дал вам в распоряжение. Тем же из вас, которые уверовали и расходовали, уготована великая награда
Endonezce
Berimanlah kamu kepada Allah dan Rasul-Nya dan infakkanlah (di jalan Allah) sebagian dari harta yang Dia telah menjadikan kamu sebagai penguasanya (amanah). Maka orang-orang yang beriman di antara kamu dan menginfakkan (hartanya di jalan Allah) memperoleh pahala yang besar
Bengalce
তোমরা আল্লাহ ও তাঁর রসূলের প্রতি বিশ্বাস স্থাপন কর এবং তিনি তোমাদেরকে যার উত্তরাধিকারী করেছেন, তা থেকে ব্যয় কর। অতএব, তোমাদের মধ্যে যারা বিশ্বাস স্থাপন করে ও ব্যয় করে, তাদের জন্যে রয়েছে মহাপুরস্কার।
Çince
你们应当信仰安拉和使者,你们应当分舍他所委你们代管的财产,你们中信道而且施舍者,将受重大的报酬。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah'a ve Rasûlüne iman edin ve Yüce Allah'ın sizi üzerinde yetki sahibi kıldığı mallardan infak edin. Sizin için din olarak belirlediği şeye uygun tasarrufta bulunun. Sizden, Yüce Allah'a iman eden ve Allah yolunda mallarını sarf edenler için katında büyük mükâfatlar vardır. O da cennettir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
7- Allah’a ve Rasûlü’ne iman edin. Sizi emaneten yetkili kıldığı mallardan da infâk edin. Zira içinizden iman edip infâk edenler için büyük bir mükâfat vardır. 8- Peygamber sizi Rabbinize iman etmeniz için davet etmekteyken üstelik Allah da sizden kesin bir söz almış bulunuyorken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz? Şayet iman edecekseniz (bu sebepler fazlasıyla yeterlidir). 9- Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık âyetler indirin O’dur. Şüphesiz Allah, size karşı çok şefkatli, pek merhametlidir. 10- Göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’ın olduğu halde size ne oluyor ki Allah yolunda infâk etmiyorsunuz? İçinizden fetihten önce infâk edip savaşanlar (diğerleriyle) bir olmaz. Onların dereceleri fetihten sonra infâk edip savaşanlardan daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de en güzeli vaat etmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. 11- Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah onun mükafatını ona kat kat fazlasıyla verir. Ayrıca o kimse için çok değerli bir mükâfat da vardır. 7. Yüce Allah, kullarına kendisine, Rasûlü’ne ve onun getirdiklerine iman etmelerini, nasıl amelde bulunacaklarını ortaya çıkartmak için onlara vermiş olduğu ve üzerlerine yetkili kıldığı mallarından da kendisinin yolunda infâk etmelerini emretmektedir. Onlara bu emri verdikten sonra bunun karşılığındaki mükâfatı da söz konusu ederek bu emri yerine getirmeye teşvik etmekte ve şöyle buyurmaktadır: "Sizden iman edip infâk edenler için büyük bir mükâfat vardır.” Yani Allah’a ve Rasûlüne iman etmekle birlikte O’nun yolunda mallarını harcayanlar için pek büyük bir mükâfat vardır. Mükâfatın en büyük ve değerlisi de Rablerinin rızasını elde etmek, O’nun lütuf ve ihsan yurduna ulaşıp Allah’ın mü’min ve cihâd edenler için hazırlamış olduğu ebedi nimetlere kavuşarak kurtuluşa ermektir. 8. Daha sonra Yüce Allah, onların iman etmelerini gerektiren sebebi ve bu konu hiçbir mani olmadığını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: "Peygamber sizi Rabbinize iman etmeniz için davet etmekteyken üstelik Allah da sizden kesin bir söz almış bulunuyorken size ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz?” Yani peygamberlerin en faziletlisi, Allah’a davet edenlerin en değerlisi, sizi imana çağırmakta iken iman etmenizi engelleyen nedir? Bu durum onun çağrısını kabul etmekte ve getirdiği hak çağrısına uymakta eli çabuk tutmayı gerektiren bir husustur. Üstelik Allah, imana dair sizden kesin ve sağlam bir söz almış bulunmaktadır. Eğer sizler, gerçekten iman edecekseniz bu sebepler yeterlidir. 9. Bununla birlikte O’nun size lütuf ve inâyeti pek çoktur. Zira O, sadece alemlerin en şereflisi olan rasûlün daveti ile yetinmemiş, bir de onu mucizelerle desteklemiş ve getirdiklerinin doğruluğunu sizlere apaçık belgelerle göstermiştir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sizi” size peygamber göndermek suretiyle ve Allah’ın onun üzerine indirdiği Kitap ve hikmet vasıtasıyla cahilliğin ve küfrün sebep olduğu “karanlıklardan aydınlığa” ilmin ve imanın nuruna “çıkarmak için kuluna” akıl sahibi kimselere getirdiklerinin hepsinin doğru, kesin ve tartışılmaz gerçek olduğuna delil teşkil eden “apaçık âyetler indiren O’dur.” İşte bütün bunlar, O’nun size olan merhametinden ve şefkatinden dolayıdır. Çünkü O, kullarına annenin evladına olan merhametinden daha çok merhametlidir:“Allah, size karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.” 10. Allah yolunda infaktan -ki bu bütün hayır yollarını kapsar- sizi alıkoyan ve sizi cimriliğe iten nedir? Halbuki sizin sahip olduğunuz hiçbir şey yoktur. Aksine “göklerin ve yerin mirası yalnız Allah’ın”dır. Bütün mallar sizin elinizden başkasına intikal edecektir. Yahut siz o malları bırakıp gideceksiniz. Sonra her şeyin mülkü, şanı yüce ve mübarek olan gerçek sahibine dönecektir. O halde bu mallar ellerinizde iken infakta bulunmayı ganimet bilin ve bu fırsatı değerlendirin. Daha sonra Yüce Allah, amellerin farklı durumlara ve ilâhî hikmete göre değişik değerlerde olduğunu söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“İçinizden fetihten önce infâk edip savaşanlar (diğerleriyle) bir olmaz. Onların dereceleri fetihten sonra infâk edip savaşanlardan daha büyüktür.” Buradaki fetihten kasıt Hudeybiye sulhüdür. Allah Rasûlü ile Kureyş arasında yapılan bu antlaşması en büyük fetihlerdendir. Çünkü bu, İslâm’ın yayılmasına vesile olmuş, kâfirlerle müslümanlar bir araya gelme imkanı bulmuş ve herhangi bir karşı koyma söz konusu olmaksızın Allah’ın dinine davet rahatça yapılabilmiştir. O vakit insanlar, Allah’ın dinine büyük kitleler halinde girmeye başlamışlar ve İslâm’ın gücü de büyük çapta artmıştır. Bu fetihten önce ise müslümanlar, Medine ve oraya bağlı yerler gibi ahalisi İslâm’a giren toprakların dışında dine davet etme imkânını bulamıyorlardı. Gerek Mekke gerek Mekke dışındaki müşriklerin yurtlarında İslâm’a giren kimseler, işkencelere maruz kalıyor ve korkutuluyordu. İşte bundan dolayı fetihten önce İslâm’a giren, infak eden ve savaşanların dereceleri, mükâfatları ve ecirleri fetihten sonra İslâm’a giren, savaşan ve infâk edenlerinkinden daha büyüktür. Nitekim hikmet de bunu gerektirmektedir. Bundan dolayı ashab-ı kiramın faziletlerinin ve öncülerinin çoğunluğu fetihten önce İslâm’a girmişlerdir. Bu iki durum arasında fazilet farkı olmasından, faziletçe daha az olan kimselerin kusurlu olduğu yahut eleştirildiği gibi bir mana çıkma ihtimali bulunduğundan dolayı Yüce Allah, böyle bir yanlış anlamayı önlemek üzere şöyle buyurmaktadır:“Bununla beraber Allah hepsine de en güzeli vaat etmiştir.” Yani ister fetihten önce ister sonra olsun İslâm’a girip savaşmış ve infâk etmiş bulunanların hepsine Allah cenneti vaat etmiştir. İşte bu, ashab-ı kiramın tümünün -Allah onlardan razı olsun- faziletine delildir. Çünkü Allah, onların imanlarına şahitlik etmekte ve onlara cenneti vaat etmektedir. "Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” Her birinize yaptığını bildiği ameline göre karşılık verecektir. 11. Yüce Allah, kendi yolunda infâk etmeyi teşvik etmektedir. Çünkü cihad, bu uğurda yapılacak infâk ve harcamalara, onun için gerekli hazırlıkları yapmak için malî fedâkârlıklarda bulunmaya bağlıdır. “Güzel bir borç”, Allah için ihlâsla yapılan, O’nun rızasına uygun, gönül hoşluğu ile helâl ve temiz olan maldan yapılan infâktır. Buna Yüce Allah’ın “borç” adını vermesi, O’nun bir lütfudur. Yoksa mal O’nun malı, kullar da O’nun kullarıdır. Üstelik buna pek çok kat fazlası ile mükâfat vereceğini de vaat etmektedir. Çünkü O, çok cömerttir, bol bol verendir. Bu kat kat vermenin yeri ve zamanı ise kıyamet günüdür. O günde her insanın fakirliği ve güzel mükâfatın asgarisine dahi muhtaç olduğu açıkça ortaya çıkmış olacaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Buradaki hitapla ilgili farklı açıklamalar yapılmış olmakla beraber, hita­bın genel olduğu dikkate alındığında, henüz iman etmemiş muhatapların inanmaya çağırıldığı, müminlerin ise imanlarını pekiştirmelerinin isten­diği söylenebilir (İbn Atıyye, V, 258; Şevkânî, V, 193; başka yorumlar için bk. Râzî, XXIX, 215; Ateş, IX, 259). “Allah’a iman” buyruğunun hemen ardından gelen iki unsur âyetin asıl mesajının şu iki noktada odaklandığını göstermektedir: a) Yukarıda sıfatlarından söz edilen Allah’a imanla birlikte O’nun resulüne de inanmak şarttır, b) İnfak yani kişinin sahip olduğu imkânları paylaşmaya, başkaları için ve özellikle Allah ve resulünün hoşnut olacağı biçimde harcamalar yapmaya razı olması bu imanın gereklerindendir. Harcamaya (infak) ilişkin buyrukta kullanılan ifade, dünyada elde ettiğimiz imkânların asıl sahibini hatırlatan ve bulunduğumuz konumun bilincinde olmamız gerektiğine dikkat çeken bir incelik taşımaktadır. Hak tasniflerinde “mülkiyet”, eşya üzerindeki en güçlü hak olarak nitelenir; zira mâlik, mülkiyetinde bulunan eşyayı kullanma, semerelerinden yararlanma ve gerektiğinde onu tüketme yahut başkalarına temlik etme hususunda –istisnaî bazı sınırlamalar bir yana– mutlak bir yetkiye sahiptir. Fakat bu, insanların birbiriyle ilişkileri açısından böyledir. Mülkün asıl sahibinin insanı ve bütün evreni yaratan olduğu dikkate alındığında ise başka insanlara nisbetle mâlik konumunda olan kişi, Yüce Allah’a nisbetle emanetçi konumundadır. Şu var ki bu, –“vedia”da olduğu gibi– kendisine bırakılan şeyi korumakla yükümlü olmaktan ibaret bir emanetçilik değildir; kişi kendisine verilen imkânları belli ölçüler içinde kullanmakla da görevlidir. Âyette bu durumu anlatmak üzere kullanılan müstahlefîn kelimesi, hem Allah tarafından bu imkânları kullanmaya yetkilendirilmiş olma hem de mal, mülk ve başkalarına aktarılabilir birikimlerin önceki nesillerden devralınmış olması mânasıyla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 64). İnfakın konusu olarak ilk hatıra gelen şey servet olmakla beraber bunu, başkalarıyla paylaşılabilecek her türlü imkân olarak düşünmek gerekir. Meselâ insanın sahip olduğu bilgi birikimi de bu kapsamdadır.
Hadîd Suresi 7. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yüce Allah'a ve Rasûlüne iman edin ve Yüce Allah'ın sizi üzerinde yetki sahibi kıldığı mallardan infak edin. Sizin için din olarak belirlediği şeye uygun tasarrufta bulunun. Sizden, Yüce Allah'a iman eden ve Allah yolunda mallarını sarf edenler için katında büyük mükâfatlar vardır. O da cennettir.