İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, "Bu daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar
Elmalılı Hamdi Yazır
İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İman edip hayra/barışa yönelik işler yapanlara şunu müjdele: Kendileri için, altlarından ırmaklar akan cennetler olacaktır. Onlardaki herhangi bir meyveden bir rızık olarak her nasiplendirildiklerinde, şöyle dileyeceklerdir: "İşte bu, daha önce rızıklandırıldığımız şey!" Bu rızık onlara buna benzer şekilde verilmişti. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada sürekli kalacaklardır.
Süleyman Ateş
İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine aidolduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıkça: "Bu, daha önce de rızıklandığımız şeydir, (dünyada iken de bu rızıktan yemiştik)" derler. (Cennetteki bu rızık), onlara, o(dedikleri)ne benzer verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.0%
İngilizce
And give good tidings to those who believe and do righteous deeds that they will have gardens [in Paradise] beneath which rivers flow. Whenever they are provided with a provision of fruit therefrom, they will say, "This is what we were provided with before." And it is given to them in likeness. And they will have therein purified spouses, and they will abide therein eternally
Fransızca
Annonce à ceux qui croient et pratiquent de bonnes œuvres qu'ils auront pour demeures des jardins sous lesquels coulent les ruisseaux; chaque fois qu'ils seront gratifiés d'un fruit des jardins ils diront: «C'est bien là ce qui nous avait été servi auparavant». Or c'est quelque chose de semblable (seulement dans la forme); ils auront là des épouses pures, et là ils demeureront éternellement
İspanyolca
Y albricia a los creyentes que obran correctamente que tendrán como recompensa jardines por donde corren los ríos. Cuando allí reciban frutos dirán: "Esto es similar a lo que recibimos anteriormente", pero solo lo será en apariencia. Allí tendrán esposas puras, donde morarán por toda la eternidad
Rusça
Обрадуй тех, которые уверовали и совершали праведные деяния, тем, что им уготованы Райские сады, в которых текут реки. Всякий раз, когда им будут подавать плоды для пропитания, они будут говорить: «Это уже было даровано нам прежде». Но им будут давать нечто похожее. У них там будут очищенные супруги, и они пребудут там вечно
Endonezce
Dan sampaikanlah kabar gembira kepada orang-orang yang beriman dan berbuat kebajikan, bahwa untuk mereka (disediakan) surga-surga yang mengalir di bawahnya sungai-sungai. Setiap kali mereka diberi rezeki buah-buahan dari surga, mereka berkata, "Inilah rezeki yang diberikan kepada kami dahulu." Mereka telah diberi (buah-buahan) yang serupa. Dan di sana mereka (memperoleh) pasangan-pasangan yang suci. Mereka kekal di dalamnya
Bengalce
আর হে নবী (সাঃ), যারা ঈমান এনেছে এবং সৎকাজসমূহ করেছে, আপনি তাদেরকে এমন বেহেশতের সুসংবাদ দিন, যার পাদদেশে নহরসমূহ প্রবাহমান থাকবে। যখনই তারা খাবার হিসেবে কোন ফল প্রাপ্ত হবে, তখনই তারা বলবে, এতো অবিকল সে ফলই যা আমরা ইতিপূর্বেও লাভ করেছিলাম। বস্তুতঃ তাদেরকে একই প্রকৃতির ফল প্রদান করা হবে। এবং সেখানে তাদের জন্য শুদ্ধচারিনী রমণীকূল থাকবে। আর সেখানে তারা অনন্তকাল অবস্থান করবে।
Eğer (zikri) geçen tehdit kâfirler için ise: Ey Peygamber! Allah'a iman edip, salih amel işleyen Müminleri, saraylar ve ağaçlarının altından ırmaklar akan kendilerini mutlu edecek cennetlerle müjdele. Ne zaman rızık olarak kendilerine cennetin güzel meyveleri verilse, dünya meyvelerine olan aşırı benzerliklerinden dolayı: "Bu, daha önce de rızıklandığımız bir şey" derler. Onlara şekil, isim olarak benzer meyveler sunulmuştur ki bildikleri şeye yönelsinler. Ancak bu meyveler tat ve lezzet olarak çok farklıdırlar. Ve onlar için cennette nefsin arzulamadığı ve dünya insanlarının kirli olarak kabul ettiği şeylerden uzak olan eşler de vardır. Onlar orada kesintiye uğrayan dünya nimetlerinin aksine, sürekli olan ebedî nimetler içindedirler.
25- İman edip salih ameller işleyenlere de şunu müjdele: Onlar için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. Her ne zaman o cennetlerin meyvelerinden bir rızka kavuşsalar:“Bu, daha önce bize rızık olarak verilen(le aynı!)” derler. Hâlbuki kendilerine öyle benzer olarak sunulur. Bir de orada onlar için tertemiz kılınmış zevceler vardır ve onlar orada ebedi kalacaklardır.
25. Yüce Allah kâfirlerin amellerinin cezasını söz konusu ettikten sonra, salih amellere sahip olan mü’minlerin de görecekleri karşılığı söz konusu etmektedir. Nitekim Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerîm’inde izlediği yol da budur: Korkutma ve teşviki bir arada zikretmek. Tâ ki kul hem çekinsin, hem arzulasın. Hem korksun, hem de ümitlensin. Bunun için şöyle buyurmaktadır: Kalpleri ile “iman edip” azaları ile “salih ameller işleyenlere” böylelikle de imanlarını salih amelleri ile tasdik edenlere “şunu müjdele!” Sen ey Peygamber ve senin (tebliğ) makamına geçenler (müjdeleyin). Âyet-i kerimede hayırlı amellerin “salih” olmakla nitelendirilmesinin sebebi, bu amellerle onları işleyenlerin durumlarının, din ve dünya işlerinin, dünyevî ve uhrevî hayatlarının ıslah olması; bozuk hallerinin gidip düzelmesi, bunun sonucunda da kulun Cennet’te Rahman olan Allah’a komşuluk etmeye elverişli salih kimselerden olmasındandır. İşte bu gibi kimselere şunu müjdele: “Onlar için... cennetler vardır” yani hayret verici güzellikte ağaçlar, enfes meyveler, uzayıp giden gölgeler, sarmaş dolaş olmuş dallar bulunan bahçeler vardır ki bunlardan dolayı ona cennet adı verilmiştir. Çünkü oraya girenler, o ağaç ve dalların arasında adeta gizlenip örtülürler ve türlü nimetlere gark olurlar. “altından ırmaklar akan” yani sudan, sütten, baldan ve şaraptan ırmaklar akar. Onları diledikleri gibi akıtacaklar, istedikleri yere yönlendireceklerdir. Bu ağaçlar da onunla sulanacak, böylelikle çeşitli meyveler verecektir. “Her ne zaman o cennetlerin meyvelerinden bir rızka kavuşsalar: “Bu, daha önce bize rızık olarak verilen(le aynı)!” derler.” Yani bu önceki rızkımızla aynı türden ve aynı nitelikler sahip bir rızık! Hepsi güzellik ve lezzet bakımından birbirine benzer. Orada ne kötü bir meyve vardır, ne de lezzetsiz geçirdikleri bir vakit. Onlar yedikleri şeylerden daima lezzet alırlar. “Hâlbuki kendilerine öyle benzer olarak sunulur.” ifadesi “isimleri itibari ile birbirine benzer, fakat tatları itibari ile farklı farklıdır” şeklinde açıklandığı gibi “rengi itibari ile benzer, fakat isimleri farklıdır” şeklinde de açıklanmıştır. Ayrıca güzellik, lezzet ve hoş oluşları itibari ile birbirlerine benzerler diye de açıklanmıştır. En güzel açıklama bu olsa gerektir. Yüce Allah Cennet ehlinin kalacakları yerleri; yiyecek, içecek ve meyve gibi çeşitli gıdalarını söz konusu ettikten sonra, eşlerini de söz konusu ederek en mükemmel, en açık ve en özlü şekilde onları nitelendirerek:“Bir de orada onlar için tertemiz kılınmış zevceler vardır” buyurmuştur. Burada “filan kusurdan temizlenmiş” buyrulmayarak, her türlü temizlik çeşidini kapsayan bir ifade kullanılmıştır. O halde bu zevceler ahlâk bakımından tertemiz kılınmışlardır, yaratılış bakımından tertemizdirler, dilleri tertemizdir, gözleri tertemizdir. Güzel yaratılışları, güzel huyları, eşleri ile güzel bir şekilde birlikte olmaları, sözlü ve fiili edepleri dolayısıyla eşleri tarafından sevilirler. Ay hali, nifas, küçük ve büyük abdest, sümük, tükürük, hoş olmayan kokular gibi pisliklerden de yaratılış itibari ile temiz kılınmışlardır. Yaratılışları itibari ile mükemmel, güzellikleri ile de tertemizdirler. Onlarda hiçbir kusur yoktur. Hilkatlerinde hiçbir çirkinlik olmayacaktır. Aksine onların huyu-suyu, yüzü, dili, bakışı tertemizdir. Gözlerini yalnızca eşlerine dikmişlerdir. Dilleri de yalnızca güzel söz söyler, her türlü çirkin söz söylemekten uzaktırlar. Bu âyet-i kerimede hem müjdeleyen, hem müjdelenen, hem müjde olarak verilen şeyler, hem de müjdelenen bu şeylere ulaştıran yollar zikredilmektedir. Müjdeleyen kişi Allah Rasûlü ve onun ümmetinden, onun mirasçıları olanlardır. Müjdelenen kimseler ise salih ameller işleyen mü’minlerdir. Müjde olarak verilen şeyler ise anlatılan niteliklere sahip cennetlerdir. Bunlara ulaştıran yol ise iman ve salih ameldir. Bunlar olmaksızın bu müjdeye kavuşmaya imkân yoktur. İşte bu, mahlûkatın en faziletlisi aracılığıyla, en faziletli yollarla gerçekleşen en büyük müjdedir. Bu buyrukta, mü’minlere müjde vermenin, hayırlı amellerin sonuçlarını ve mükafatlarını söz konusu etmek sureti ile onları o amellere işlemek hususunda gayrete getirmenin müstehap olduğuna delil vardır. Çünkü bu yolla bu hayırlı amellerin yükü hafifler ve kolaylaşır. İnsanın sahip olabileceği en büyük müjde ise elbette iman ve salih amele ulaşabilme başarısıdır. İşte ilk ve asıl müjde budur. Bundan sonra ölüm esnasındaki müjde gelir. Bundan sonra da işte bu ebedi nimetlere ulaşmak gelir. Yüce Allah’tan lütfunu dileriz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“İyi işler” diye çevirdiğimiz amel-i sâlih, mümin için dünyada ve âhirette yararlı bütün işleri, tutum ve davranışları kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir. Allah’ı tanıyan, bildirdiği kadar bilen kullar, başkaca bir teşvike ihtiyaç kalmaksızın O’na kulluk eder, huzur ve mutluluğu kullukta (ibadet) bulurlar. Bu irfan ve şuur zayıf veya yetersiz olduğu müddetçe de teşvike ihtiyaç vardır. Teşvik, itaat etmeyene verilecek cezayı bildirmek suretiyle yapılabileceği gibi itaat edenlere verilecek ödülü açıklayarak da yapılabilir. Daha önceki âyetlerde kullar ibadete davet edilmiş, inkârcıların karşılaşacakları korkunç âkıbet bildirilmiş; burada ise itaat ve ibadet edenlerin alacakları ödül açıklanmıştır. Kur’an’da ve hadislerde açıklanan teşvik ödülleri cennet ve nimetleri, ilâhî cemalin görülmesi ve “rıdvân”dır, yani Allah’ın kullarına hitap ederek kendilerinden razı olduğunu, imtihanın sona erdiğini ve başardıklarını bildirmesidir. Bu âyette sözü edilen ödül ise cennettir, oradaki çeşitli nimetlerdir, eşlerdir ve orada kalmanın sonsuza kadar süreceği müjdesidir.
Gerek cennet gerekse içinde bulunan şeyler öz ve yapı itibariyle dünyada bilinen nesnelerden farklıdır. Ancak insanların görmediği, bilmediği, tatmadığı, hayal bile edemediği şeyleri onlara anlatmanın tek yolu, bildikleri nesnelerin isimlerini kullanmaktır. Allah Teâlâ da cenneti ve nimetlerini bildiğimiz isim ve kelimelerle, kavram ve tasavvurlarla ifade etmiştir. Arada bir benzerlik vardır, ancak asla biri diğerinin aynı ve misli değildir. İbn Abbas “Cennette olan şeylerin dünyada yalnızca isimleri vardır” (Beyhakî’den naklen Âlûsî, I, 204) diyerek bu gerçeği anlatmıştır. Cennetin ve nimetlerinin dünyada bildiklerimizden, hatta hayal ettiklerimizden farklı, bütün bunların ötesinde olduğunu açıklayan başka âyet ve hadisler de vardır. Hz. Peygamber bir sohbetinde cenneti anlatırken, “Orada hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir kimsenin hayalinden geçmeyen şeyler vardır” buyurmuş, ardından da “Korku ve ümit içinde rabbine ibadet ve dua etmek üzere vücutları yatak görmez, kendilerine verdiğimiz rızıktan da Allah için harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için saklanan mutlulukları hiç kimse bilemez” (Secde 32/16-17) meâlindeki âyetleri okumuştur (Müslim, “Cennet”, 5).
Kur’an’da cennetliklere her istediklerinin verileceği vaad edildiği için insanlar dünyadaki düşüncelerinin, arzu ve ihtiyaçlarının sonucu ve gereği olarak Hz. Peygamber’e “Orada şu kadar kadın var mı, at var mı?... Bize şunlar, şunlar verilecek mi?” diye sormuşlar, O da Kur’an’daki vaade dayanarak bu soruları, “Her istediğiniz verilecek” diyerek cevaplamıştır (Buhârî, “Bed’ü’l-halk”, 8 vd.; Müslim, “Cennet”, 2-5). Bazı kimseler buradan yola çıkarak “Cennette bir erkeğe şu kadar kadın verileceğine göre erkek cinsel açıdan bunlara nasıl yetecek, dünyadaki kadınları ne olacak?” gibi sorular sormuşlar ve bunlara yine dünya şartları ve düzeni çerçevesinde cevaplar oluşturmuşlardır. Bizce doğru olanı, açıklanmakta olan âyet ve benzerlerini genel bir kural olarak kabul etmek ve âhirette olup bitecek, verilecek, yaşanacak şeyleri dünyadakilere kıyas etmemek, olumlu ve olumsuz yanlarıyla dünyayı âhirete taşımamaktır.
Eğer (zikri) geçen tehdit kâfirler için ise: Ey Peygamber! Allah'a iman edip, salih amel işleyen Müminleri, saraylar ve ağaçlarının altından ırmaklar akan kendilerini mutlu edecek cennetlerle müjdele. Ne zaman rızık olarak kendilerine cennetin güzel meyveleri verilse, dünya meyvelerine olan aşırı benzerliklerinden dolayı: "Bu, daha önce de rızıklandığımız bir şey" derler. Onlara şekil, isim olarak benzer meyveler sunulmuştur ki bildikleri şeye yönelsinler. Ancak bu meyveler tat ve lezzet olarak çok farklıdırlar. Ve onlar için cennette nefsin arzulamadığı ve dünya insanlarının kirli olarak kabul ettiği şeylerden uzak olan eşler de vardır. Onlar orada kesintiye uğrayan dünya nimetlerinin aksine, sürekli olan ebedî nimetler içindedirler.