Önceki ayet· 6:123Sonraki ayet· 6:125

En'âm Suresi 124. Ayet· 6:124

↗ En'âm suresi
Mekki
وَإِذَا جَآءَتۡهُمۡ ءَايَةٞ قَالُواْ لَن نُّؤۡمِنَ حَتَّىٰ نُؤۡتَىٰ مِثۡلَ مَآ أُوتِيَ رُسُلُ ٱللَّهِۘ ٱللَّهُ أَعۡلَمُ حَيۡثُ يَجۡعَلُ رِسَالَتَهُۥۗ سَيُصِيبُ ٱلَّذِينَ أَجۡرَمُواْ صَغَارٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعَذَابٞ شَدِيدُۢ بِمَا كَانُواْ يَمۡكُرُونَ
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe inanmayız" derler. Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azab erişecektir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onlara bir ayet geldiği zaman, "Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe inanmayız" derler. Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azab erişecektir
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlara bir âyet geldiği zaman: "Allah'ın peygamberlerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe iman etmeyiz" derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini daha iyi bilir. Suçlu olanlara, yaptıkları hilelerinden dolayı Allah katından bir zillet ve şiddetli bir azap erişecektir.
Yaşar Nuri Öztürk
Onlara bir ayet geldiğinde şöyle demişlerdi: "Allah resullerine verilenin tıpkısı bize de verilmedikçe asla inanmayacağız." Allah resullük görevini nereye vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenlere, oynadıkları oyunlar yüzünden Allah katında bir küçüklük ve şiddetli bir azap öngörülmüştür.
Süleyman Ateşen ayrışan
Onlara bir ayet gelince: "Allah'ın elçilerine verilenin aynı bize de verilmedikçe kat'iyyen inanmayız!" dediler. Allah, mesajını koyacağı yeri (elçilik görevini kime vereceğini) bilir. Suç işleyenlere Allah katında bir aşağılık ve yaptıkları hileye karşı çetin bir azab erişecektir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.9%
İngilizce
And when a sign comes to them, they say, "Never will we believe until we are given like that which was given to the messengers of Allah." Allah is most knowing of where He places His message. There will afflict those who committed crimes debasement before Allah and severe punishment for what they used to conspire
Fransızca
Et lorsqu'une preuve leur vient, ils disent: «Jamais nous ne croirons tant que nous n'aurons pas reçu un don semblable à celui qui a été donné aux messagers d'Allah». Allah sait mieux où placer Son message. Ceux qui ont commis le crime seront atteints d'un rapetissement auprès d'Allah ainsi que d'un supplice sévère pour les ruses qu'ils tramaient
İspanyolca
Cuando se les presenta un milagro dicen: "No creeremos hasta que se nos conceda lo mismo que les ha sido concedido a los Mensajeros de Dios". Pero Dios sabe bien en quién confiar Su Mensaje. Los criminales serán humillados ante Dios y castigados severamente a causa de sus intrigas
Rusça
Когда им явилось знамение, они сказали: «Мы не уверуем, пока не получим то, что получили посланники Аллаха». Аллах лучше знает, кому доверить Свое послание. Грешников же постигнет унижение перед Аллахом и тяжкие мучения за то, что они строили козни
Endonezce
Dan apabila datang suatu ayat kepada mereka, tentu mereka berkata, "Kami tidak akan percaya (beriman) sebelum diberikan kepada kami seperti yang diberikan kepada Rasul-rasul Allah." Allah lebih mengetahui di mana Dia menempatkan tugas kerasulan-Nya. Orang-orang yang berdosa, nanti akan ditimpa kehinaan di sisi Allah dan azab yang keras karena tipu daya yang mereka lakukan
Bengalce
যখন তাদের কাছে কোন আয়াত পৌঁছে, তখন বলে, আমরা কখনই মানব না যে, পর্যন্ত না আমরাও তা প্রদত্ত হই, যা আল্লাহর রসূলগণ প্রদত্ত হয়েছেন। আল্লাহ এ বিষয়ে সুপারিজ্ঞাত যে, কোথায় স্বীয় পয়গাম প্রেরণ করতে হবে। যারা অপরাধ করছে, তারা অতিসত্বর আল্লাহর কাছে পৌছে লাঞ্ছনা ও কঠোর শাস্তি পাবে, তাদের চক্রান্তের কারণে।
Çince
当一种迹象降临他们的时候,他们说:“我们绝不信,直到我们得受众使者所受的(启示)。”安拉是知道要把自己的使命安置在什么地方的。犯罪者,将因自己的计谋,而遭受安拉那里的屈辱,和痛苦的刑罚。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kâfirlerin önde gelenlerine, Allah’ın peygamberine indirdiği mucizelerden bir mucize ulaştığı zaman; "Bizler, peygamberlerine verdiği risalet ve peygamberliğin aynısını Allah bize verene kadar iman etmeyeceğiz” derler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara, risaletin kimin için uygun olacağını ve sorumluluklarını kimin yerine getireceğini, böylece kimi peygamberlik ve risalete mahsus kılacağını en iyi bilenin kendisi olduğunu bildirerek cevap verdi. Bu azgınlar, hakka karşı kibirlendikleri için zillet ve alçaklığa ve tuzak kurmaları sebebiyle de şiddetli bir azaba nail olacaklar.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
122- Ölü iken dirilttiğimiz ve ona insanlar arasında kendisiyle yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse hiç, içinden çıkamayacağı karanlıklarda kalan kimse gibi midir?! Yaptıkları kâfirlere işte böyle süslü gösterilmiştir. 123- Böylece her şehirde oranın günahkârlarını onların ileri gelenleri kıldık ki oralarda hileler yapsınlar. Halbuki onlar ancak kendilerine hilekârlık yaparlar da farkında olmazlar. 124- Onlara bir âyet gelse:“Allah’ın peygamberlerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe asla iman etmeyeceğiz” derler. Allah peygamberliğini kime vereceğini çok iyi bilir. Yaptıkları hilekârlıklar yüzünden günahkâr olanlara Allah katında bir zillet ve şiddetli bir azap isabet edecektir. 122. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Allah kendisine hidâyet vermeden önce küfrün, bilgisizliğin ve masiyetlerin karanlığında “ölü iken” ilim, iman ve itaat nuru ile “dirilttiğimiz” böylelikle insanlar arasında bu nurun aydınlığında, işlerini basiretle gören, yolunu seçebilen, hayrı bilip tanıyanve onu tercih eden, kendisi hakkında da başkası hakkında da onu uygulamak için gayret harcayan, diğer taraftan kötülüğü de bilen, ona buğzeden, onu terk etmek, kendisinden de başkasından da onu uzaklaştırmak için bütün gayretini harcayan bir kimse hiç “hiç, içinden çıkamayacağı” bilgisizliğin, sapıklığın, küfrün ve masiyetlerin “karanlıklarında kalan” ve böylelikle hangi yolu izleyeceğini kestiremeyip şaşıran, gideceği yollar önünde kararan, bu yüzden de gam, keder, üzüntü ve bedbahtlıkla karşı karşıya kalan “kimse gibi midir?” Yüce Allah, akılları idrak edip bildikleri misallerle uyarmakta ve böyle bir kimse ile diğerinin birbirine eşit olamayacağını ifade etmektedir. Tıpkı gece ile gündüzün, aydınlık ve karanlığın, canlılarla dirilerin eşit olmadıkları gibi. Ayette sanki şöyle denmektedir: Azıcık aklı olan bir kimse nasıl olur da böyle bir durumu ve şaşkın bir şekilde karanlıklarda kalmayı tercih edebilir? Devamla da bu soruya şöyle cevap verilmektedir: “Yaptıkları kâfirlere işte böyle süslü gösterilmiştir.” Şeytan amellerini devamlı olarak kendilerine güzel göstermekte, kalplerinde süsleyip durmaktadır. Nihâyet onlar da bu amellerini güzel görmüş ve gerçek kabul etmişlerdir. Bu durum, kalplerinde bir inanç halini almış ve onların ayrılmaz bir niteliği olmuştur. Bundan dolayı içinde bulundukları kötülük ve çirkinliklerden hoşnut olmuşlardır. Karanlıklar içerisinde bulunan, içinde bulundukları batıllarında bocalayıp duran bulunan bu kimseler aynı seviyede değillerdir. Bunların kimisi önder, başkan ve uyulan kimseler, kimisi de uyan ve başkalarının başkanlığı altında bulunan kimselerdir. İlk kesim, en kötü haller ile karşı karşıyadırlar. O bakımdan Yüce Allah onlar hakkında şöyle buyurmaktadır: 123. “Böylece her şehirde oranın günahkârlarını onların ileri gelenleri kıldık.” Yani günahları alabildiğine büyük, azgınlıkları da ileri gitmiş kimseleri başkan kıldık “ki oralarda” çeşitli tuzaklar kurmak, şeytanın yoluna davet etmek, peygamberlere ve peygamberlere tâbi olanlara söz ve fiilleri ile savaş açmak sureti ile ”hileler yapsınlar.” Aslında bunların hilekarlıkları ve tuzakları ancak kendi başlarına geçer. Çünkü bunlar hilekarlık yaparken Allah da onların tuzaklarını boşa çıkartacak düzenler kurar. Allah hilekarlara karşı düzen kuranların en hayırlısıdır. Aynı şekilde Yüce Allah hidâyet önderlerinin ve büyüklerinin en faziletlilerini, bu günahkârlarla mücadele etmek üzere seçer. Onlar da bunların sözlerini reddederler ve Allah yolunda onlara karşı cihad ederler. Bu hedefe ulaştıran yolları izlerler ve Allah da onlara yardım eder, görüşlerini doğrultur ve ayaklarına sebat verir. Onlarla düşmanları arasında günleri döndürür durur, sonuçta mü’minlerin zaferi ve üstünlükleri ile güzel günler onların olur. Zira güzel akıbet takvâ sahiblerinindir. Günahkarların ileri gelenlerinin, batılları üzerinde sebat gösterip peygamberlerin getirdikleri hakkı reddetmeleri, ancak kıskançlıklarından ve haddi aşmalarından dolayıdır. O bakımdan bundan sonraki buyrukta onlardan şöylece söz edilmektedir: 124. Kıskançlık ve haksızlıkları dolayısı ile “Allah’ın peygamberlerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe” yani bize de peygamberlik ve risalet verilmedikçe “asla iman etmeyeceğiz, derler.” Böylelikle onlar Allah’a itiraz ederler, kendilerini beğenirler, Allah’ın peygamberleri aracılığı ile gönderdiği hakka karşı büyüklenirler ve Allah’ın lütuf ve ihsanına sınır çekmek isterler. Yüce Allah da bu tutarsız iddialarını reddetmekte ve hayra elverişli olmadıklarını haber vermektedir. Üstelik peygamber olmaları şöyle dursun, onlarda Allah’ın salih kullarından olmalarını gerektirecek özellikler bile yoktur. İşte buna işaret etmek üzere şöyle buyrulmaktadır:“Allah peygamberliğini kime vereceğini çok iyi bilir.” O, peygamberliğe elverişli olduğunu, peygamberliğin ağır sorumluluğunu omuzlayabileceğini, her türlü güzel ahlakî niteliğe sahip olduğunu, buna karşılık bayağı olan her türlü huydan da uzak olduğunu bildiği kimselere hikmetinin gereği olarak peygamberlik verir. Bu en faziletli bağışını elbette ona ehil olmayan ve tertemiz olmayan kimselere vermez. Bu âyet-i kerimede Yüce Allah’ın hikmetinin mükemmelliğine delil vardır. Çünkü Yüce Allah her ne kadar merhametli, ihsanı bol, son derece cömert ise de elbette ki hikmeti de sonsuzdur. O, cömertçe bağış ve ihsanını ehil olan kimselere ihsan eder. Daha sonra Yüce Allah günahkârları tehdit ederek şöyle buyurmaktadır:“Yaptıkları hilekarlıklar yüzünden” yani Yüce Allah’ın bir zulmü söz konusu olmaksızın sırf hilekarlıkları sebebi ile “günahkâr olanlara Allah katında bir zillet” horluk ve aşağılanma “ve şiddetli bir azap isabet edecektir.” Onlar hakka karşı büyüklendikleri için Allah da onları böyle zelil edecektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirlerin çoğunluğuna göre âyet, müşriklerin ileri gelenlerinin Hz. Peygamber’e karşı kıskançlıklarını dile getirmektedir. Fahreddin er-Râzî’ye göre de “Onlar, hüccet ve deliller bekledikleri için değil, aşırı kıskançlıkları yüzünden inkârda daima ısrarlı olmuşlardır” (XIII, 175). Esasen tarihin bütün dönemlerinde ve günümüzde inkârcılık veya bâtıl inançlarda ısrar etmenin temelinde çoğunlukla kıskançlık, gurur ve kibir, yanlış geleneklerin veya telkinlerin etkisini aşamama gibi psikolojik sebepler bulunmaktadır. Hz. Muhammed’in risâletini kıskanan Velîd b. Mug^re, Ebû Cehil gibi Mekke ileri gelenleri de oğullarının çokluğunu, soylu veya zengin olduklarını gerekçe göstererek kendilerinin yahut kendi kabilelerinden birinin peygamberliğe daha lâyık olduğunu ileri sürmüşlerdir (bk. Râzî, XIII, 175). Âyette bu tür iddialara “Allah, elçiliğini kime vereceğini çok iyi bilir” şeklinde cevap verilmiştir. Bu ifade bize peygamberliğin kesbî (insanın istemesi ve gayret göstermesiyle elde edebileceği) bir makam olmadığını, Allah’ın birine peygamberlik vermesinin sadece O’nun bir lutfu olduğunu göstermektedir. Ancak Allah, mutlak irade ve tasarrufuyla, peygamberliği lutfedeceği kişiyi yüksek ahlâkî ve zihnî melekelerle donatır. Buna karşılık kendilerini de peygamberliğe lâyık görenlerin ruhları isyan, kıskançlık, hile ve desisecilik, gurur ve kibir gibi fenalıklarla kirlenmiş olup buna rağmen Peygamber’i tanımamaya, cürümler işlemeye devam ettikleri için, kibirlerine karşılık aşağılanmaya ve zillete, isyanlarına karşılık da azaba mâruz kalacaklardır.
En'âm Suresi 124. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kâfirlerin önde gelenlerine, Allah’ın peygamberine indirdiği mucizelerden bir mucize ulaştığı zaman; "Bizler, peygamberlerine verdiği risalet ve peygamberliğin aynısını Allah bize verene kadar iman etmeyeceğiz” derler. Bunun üzerine Yüce Allah onlara, risaletin kimin için uygun olacağını ve sorumluluklarını kimin yerine getireceğini, böylece kimi peygamberlik ve risalete mahsus kılacağını en iyi bilenin kendisi olduğunu bildirerek cevap verdi. Bu azgınlar, hakka karşı kibirlendikleri için zillet ve alçaklığa ve tuzak kurmaları sebebiyle de şiddetli bir azaba nail olacaklar.