Önceki ayet· 2:198Sonraki ayet· 2:200

Bakara Suresi 199. Ayet· 2:199

↗ Bakara suresi
Medeni
ثُمَّ أَفِيضُواْ مِنۡ حَيۡثُ أَفَاضَ ٱلنَّاسُ وَٱسۡتَغۡفِرُواْ ٱللَّهَۚ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ
Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Sonra, insanların toplu olarak akın ettiği yerden, siz de akın edin. Allah'tan mağfiret dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra insanların akıp geldiği yerden siz de akıp gelin. Allah'tan bağışlanmanızı isteyin. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Yaşar Nuri Öztürk
Sonra, insanların akın edip döndüğü yerden siz de dönün ve Allah'tan af dileyin. Çünkü Allah çok affedicidir, çok merhametlidir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Sonra insanların akın akın döndüğü yerden siz de akın edin ve Allah'tan mağfiret dileyin, şüphesiz Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.2%
İngilizce
Then depart from the place from where [all] the people depart and ask forgiveness of Allah. Indeed, Allah is Forgiving and Merciful
Fransızca
Ensuite déferlez par où les gens déferlèrent, et demandez pardon à Allah. Car Allah est Pardonneur et Miséricordieux
İspanyolca
Luego avancen en multitudes por donde lo hace la gente e imploren el perdón de Dios. Dios es Absolvedor, Misericordioso
Rusça
Затем отправляйтесь в путь оттуда, откуда отправляются остальные люди, и молите Аллаха о прощении. Воистину, Аллах - Прощающий, Милосердный
Endonezce
Kemudian bertolaklah kamu dari tempat orang banyak bertolak (Arafah) dan mohonlah ampunan kepada Allah. Sungguh, Allah Maha Pengampun, Maha Penyayang
Bengalce
অতঃপর তওয়াফের জন্যে দ্রুতগতিতে সেখান থেকে ফিরে আস, যেখান থেকে সবাই ফিরে। আর আল্লাহর কাছেই মাগফেরাত কামনা কর। নিশ্চয়ই আল্লাহ ক্ষমাকারী, করুনাময়।
Çince
然后,你们从众人结队而行的地方结队而行,你们当向安拉求饶。安拉确是至赦的,确是至慈的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Daha sonra da, cahiliye dini üzerine olan kimselerin orada vakfe yapmadıkları gibi değil, aynı İbrahim -aleyhisselam-'ı takip eden insanların yaptığı gibi yapın ve ardından siz de Arafat’tan çıkın. Dinini eda ederken yaptığınız eksikliklerden ötürü Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah, kullarından tövbe edeni bağışlar ve ona merhamet eder.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
198- Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur. Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meş’ar-ı Haram’da Allah’ı anın. O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız. 199- Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün. Allah’tan mağfiret dileyin. Muhakkak Allah çokça mağfiret edendir, pek merhametlidir. 200- Menasikinizi bitirince babalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla Allah’ı anın. İnsanlardan bazıları:“Rabbimiz, bize dünyada ver” der. Âhirette ise onun hiçbir nasibi yoktur. 201- Bazıları da:“Rabbimiz bize dünyada güzellik ver, âhirette de güzellik ver ve bizi ateş azabından koru” der. 202- İşte onların, kazandıklarından nasipleri vardır. Allah hesabı pek çabuk görendir. 198. “Rabbinizin lütfunu aramanızda size bir günah yoktur.” Yüce Allah takvâ emrini verdikten sonra, hac günlerinde olsun, diğer zamanlarda olsun kazanç yollarına başvurmak sureti ile Allah’ın lütfunu aramakta bir vebal olmadığını haber vermektedir. Ancak kişinin bu arayışı, onu esas maksadı olan hacdan alıkoymamalı, meşgul etmemelidir. Kazanç da helâl olmalı, kulun becerisine değil “Allah’ın lütfu”na nispet edilmelidir. Sebeple meşgul olup asıl müsebbibi de unutturmamalıdır. Çünkü bunlar günahın tâ kendisidir. Yüce Allah’ın:“Arafat’tan hep birlikte geri döndüğünüzde Meşâr-ı Haram’da Allah’ı anın” buyruğu bir takım hususlara delalet etmektedir. 1. Arafat’ta vakfe yapmak ki bu, haccın rükünlerinden bir rükün olarak bilinmekte idi; çünkü Arafat’tan dönüş (ifada) ancak vakfeden sonra olur. 2. Meşâr-ı Haram’ın yakınında Allah’ın anılması emredilmektedir. Meşâr-ı Haram ise Müzdelife’dir. Bu uygulama da bilindiği üzere şöyledir: Kurban bayramı gecesi orada geçirilir. Sabah namazının kılınmasından sonra da Müzdelife’de vakfe yapılarak dua edilir, ortalık iyice aydınlanıncaya kadar da duaya devam edilir. Meşâr-ı Haramın yakınında Allah’ın anılmasının kapsamına orada farzların eda edilmesi ve nafilelerin işlenmesi de girmektedir. 3. Müzdelife’de vakfe yapmak, Arafat’taki vakfeden sonradır. Nitekim ayette sıra ifade etmek için getirilen “ف/fa” harfi de buna delildir. 4-5. Arafat ile Müzdelife (vakfeleri) hacda yapılmaları, maksat olarak gözetilmeleri ve açıkça işlenmeleri gereken fiillerdendir. 6. Müzdelife, Harem bölgesinin sınırları içerisindedir. Zira ayet-i kerimede “Haram” kaydı ile gelmiştir. 7. “Müzdelife”nin Haram” kaydı ile gelmesinden anlaşıldığı üzere Arafat Harem bölgesinin dışındadır. “O’nu size olan hidayetine karşılık/O’nun size gösterdiği gibi anın. Zira daha evvel gerçekten sapmışlardandınız.” Yani Yüce Allah size sapıklıktan sonra hidâyet-i lütfettiği için ve daha önce bilmezken size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin. Bunlar şükür ile karşılanması ve bu nimetleri ihsan edenin kalp ve dil ile anılarak karşılık gösterilmesi gereken en büyük nimetler arasında yer alır. 199. “Sonra siz de insanların döndüğü yerden dönün.” Yani tâ İbrahim aleyhisselam’dan bugüne kadar insanların döndüğü (ifadada bulunduğu) yer olan Müzdelife’den siz de dönün. Buradaki dönüşten maksat onlar tarafından bilinen bir dönüştür. Maksat cemrelere taş atmak, kurbanları kesmek, tavaf etmek, sa’y etmek, teşrik günlerinin gecelerinde Mina’da kalmak ve hac ibadetlerinin diğerlerini tamamlamaktır. Bu dönüşten kasıt sözü edilenler olup bunlar menasikin geri kalanları olduğundan dolayı Yüce Allah, bunların bitirilmesinden sonra çokça kendisinden mağfiret dilemelerini ve kendisini çokça anmalarını emretmektedir. Bu ibadetin eda edilişindeki ihlalleri ve kusurları dolayısıyla kulun mağfiret dilemesi gerekir. Allah’ı zikretmek ise, bu büyük ibadeti gerçekleştirme muvaffakiyetini ihsan ettiğinden, bu büyük lütfa kendisini mazhar kılma nimetini bağışladığından dolayı Allah’a şükretmek demektir. İşte kul her bir ibadeti bitirdikten sonra böylece o ibadetteki kusurlarından dolayı Allah’tan mağfiret dilemeli ve bu ibadeti yapma muvaffakiyeti dolayısıyla da O’na şükretmelidir. İbadeti en mükemmel bir şekilde yaptığını zanneden ve onu yaptığından dolayı Rabbine karşı övünerek ibadetinin kendisini üstün bir mevkiye çıkardığını kabul eden kimse gibi olmamalıdır. Böyle birisinin gazaba uğraması ve yaptığı işin de yüzüne çarpılması daha uygundur. Ancak ilk tutumu sergileyen kulun amelinin ise kabul edilmesi ve diğer amellere muvaffak kılınması da daha layıktır. 200-202. Daha sonra Yüce Allah insanların değişik hallerini şöyle haber vermektedir: Hepsi ihtiyaçlarını ondan ister, kendileri için zararlı olan şeylerin bertaraf edilmesini O’ndan bekler bununla birlikte maksatları farklı farklıdır. Bu insanlardan kimisi “Rabbimiz, bize dünyada ver” der, yani Allah’tan arzuladığı dünyevi ihtiyaçlarını vermesini ister. Âhiretten yüz çevirdiği ve bütün gayretini dünyaya hasrettiği için böylesinin “ahirette hiçbir nasibi yoktur.” Kimileri ise her iki dünyanın menfaatini elde etmek için Allah’a dua eder, hem dinin hem de dünyasının önemli meselelerini ve ihtiyaçlarını Allah’a arzeder. Bunların da berikilerin de kazançlarından ve amellerinden bir payları vardır. Yüce Allah amellerine, gayretlerine ve niyetlerine göre adalet ve lütfuna uygun olarak karşılıklarını verecektir. O’nun bu karşılığı dolayısıyla Allah’a en mükemmel ve en eksiksiz hamd-ü senalar olsun. Bu âyet-i kerimede Yüce Allah’ın müslüman olsun, kâfir veya fasık olsun, dua eden herkesin duasını kabul ettiğine delil vardır. Ancak Allah’ın dua edenin duasını kabul etmesi o kimseyi sevdiğine, o kimsenin kendisine yakın olduğuna delil olmaz. Bu, ancak âhiret isteklerinde ve din ile ilgili dualarda söylenebilir. Dünyada istenen “güzellik” kapsamına kulun nazarında güzel görünen geniş ve rahat rızık, saliha bir zevce, göz aydınlığı olan evlat, rahat, faydalı bilgi, salih amel ve buna benzer sevilen ve mubah olan bütün istek ve ihtiyaçlar dahildir. Âhiretteki “güzellik” ise kabirdeki, mahşerdeki ve Cehennemdeki her türlü cezadan yana esenlikte olmak, Allah’ın rızasını elde etmek, ebedi nimetlere kavuşmak ve Rahim olan Rabbe yakın olmaktır. O bakımdan bu dua, en kapsamlı, en mükemmel ve özellikle tercih edilmeye en layık olan bir duadır. Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bu duayı çokça yapar ve yapılmasını teşvik ederdi.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Câhiliye devrinde, barış dönemi sayıldığı için “haram aylar” diye anılan hac mevsimi (zilkade, zilhicce, muharrem ayları) aynı zamanda bir ticaret mevsimiydi; fakat müslümanlar günah olacağı kaygısıyla ihrama girdikten sonra alışverişle meşgul olmuyorlardı. İşte “Rabbinizden bir lutuf beklemenizde sizin için bir günah yoktur” buyurularak müslümanların böyle bir endişeye kapılmalarının gereksiz olduğu, meşruiyet çerçevesinde ihramlı iken de ticaret yapıp Allah’ın lutfundan yararlanabilecekleri bildirilmektedir. Arafat Mekke’nin 21 km. doğusunda, yaklaşık 14 km2 genişliğinde düz bir alanın adıdır. Bu alana bitişik olan dağ da Arafat ismiyle anılır. Ancak halk arasında, bu dağın devamı gibi duran Cebelirahme adlı küçük tepeye Arafat dağı denilmektedir. Haccın rükünlerinden olan vakfe bayramdan önce (arefe günü, 9 Zilhicce) bu bölgede yapılır. Bir hadise göre Arafat’ın tamamı vakfe yeridir (Müslim, “Hac”, 149); fakat Hz. Peygamber Cebelirahme’nin eteğinde vakfe yaptığı için öteden beri hacılar burada vakfe yapmakta, bu yüzden vakfe Cebelirahme’nin çevresinde yoğunlaşmaktadır. Arafat’ta, güneşin tepe noktasında bulunmasından (bir görüşe göre tan yerinin ağarmasından) gün batımına kadar bir anlık duruş bile vakfe için yeterlidir. Hanefî mezhebine göre arefe günü güneşin tepe noktasına gelmesi anından batmasına kadar Arafat sınırları içinde kalmak vâciptir. Daha sonra Arafat’tan kitleler halinde inilerek Mekke yönündeki Müzdelife’ye doğru yola çıkılır. Meş‘ar-i Harâm Müzdelife bölgesinde bulunan Kuzah dağındaki bir tepenin adıdır; bu tepe dolayısıyla Müzdelife’nin tamamına da Meş‘ar-i Harâm denir. Hacılar Arafat’tan sonra buraya gelir ve arefeyi bayrama bağlayan geceyi burada geçirir, ikinci bir vakfe daha yaparlar. 198. âyette bu hususa işaret edildikten sonra, 199. âyette –buyruk sözcüğü içermekle beraber– esasen müslümanların, bir mahşer topluluğu görünümünde, Allah’tan af ve mağfiretler dileyerek, kitleler halinde Mina’ya doğru yola çıkışlarının canlı bir tasvirine yer verilmektedir.
Bakara Suresi 199. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Daha sonra da, cahiliye dini üzerine olan kimselerin orada vakfe yapmadıkları gibi değil, aynı İbrahim -aleyhisselam-'ı takip eden insanların yaptığı gibi yapın ve ardından siz de Arafat’tan çıkın. Dinini eda ederken yaptığınız eksikliklerden ötürü Allah'tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah, kullarından tövbe edeni bağışlar ve ona merhamet eder.