Diyanet İşleri
Ey İnananlar! Sabır ve namazla yardım dileyin. Allah, muhakkak ki sabredenlerle beraberdir
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ey iman sahipleri! Sabra ve namaza/duaya sarılarak yardım dileyin. Hiç kuşkunuz olmasın ki, Allah sabredenlerle beraberdir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey inananlar, sabır ve namazla (Allah'tan) yardım isteyin, muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey İman edenler! Bana itaat etmek ve emirlerimi yerine getirmek suretiyle sabrederek ve namaz kılarak benden yardım dileyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir. Onları muvaffak kılar ve onlara yardım eder.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
153- Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım isteyin. Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.
153. “Ey iman edenler! Sabırla ve namazla yardım isteyin.” Yüce Allah mü’minlere hem dini hem de dünyevi konularda yardım dilemelerini emretmektedir. Sabır, nefsi hoşlanmadığı şeylere katlanmaya mecbur etmek ve buna zorlamak demektir ve üç türlüdür: Gereği gibi eda edinceye kadar Allah’a itaat üzere sabır, Terk edinceye kadar Allah’a isyanı gerektiren hususlara karşı sabır; Kızıp öfkelenmeden Allah’ın acı ve ızdırap veren mukadderatına karşı sabır. Buna göre sabır, her işte en büyük yardımdır. Sabredenden başkasının istediğini elde etmesine imkan yoktur. Özellikle devamlı ve insana ağır gelen ibadetlerde durum böyledir. Çükü bu ibadetlerin sabra, tahammüle ve bunun acılarını yudumlamaya ihtiyacı oldukça fazladır. O nedenle kişi sabırdan ayrılmayacak olursa başarıya ulaşır. Şâyet zorluklar ve hoşlanmadığı şeyler, onu sabırdan ve onlara devam etmekten alıkoyacak olursa, hiçbir şey elde edemez ve mahrumiyetle karşı karşıya kalır. Nefsin şiddetle arzu duyduğu ve kulun güç yetirebildiği alan içerisinde bulunan günahlar da böyledir. Bunları terk edebilmek ancak büyük bir sabır ile ve Allah için kalbindeki günah arzularını bastırmakla ve onlardan korunmak için Allah’tan yardım dilemekle mümkün olur. Çünkü gerçekten günahlar, büyük fitneler arasında yer alır. Ağır ve zorlu belalar -özellikle sürekli olanları- da böyledir. Bu gibi belalar karşısında ruhi ve bedeni güçler zayıflar ve bu zayıflamanın sonucu olan musibetlere tahammülsüzlük ve öfke ortaya çıkar. Bunlarla karşı karşıya kalan kişi şayet Allah için sabırla, tevekkülle, sürekli olarak O’na sığınmakla ve O’na muhtaç olduğunu devamlı hatırında bulundurmakla o belalara karşı koymayacak olursa musibetlere tahammülsüzlük ve öfke kaçınılmazdır. Böylelikle kulun sabra ihtiyacı bulunduğunu hatta her halde sabretmek durumunda olduğunu anlamış bulunuyoruz. İşte bundan dolayı Yüce Allah bize sabretmeyi emretmekte ve sabredenlerle beraber olacağını haber vermektedir:“Şüphesiz ki Allah, sabredenlerle beraberdir.” Yani sabrı -Allah’ın yardım ve tevfiki ile- huy, ayrılmaz bir nitelik ve bir meleke edinen kimselerle, demektir. Böylelikle onların gözünde sıkıntılar ve hoşlanılmayacak şeyler hafifler. Başkalarına büyük gelen her şey onlara kolay gelir ve önlerindeki zorluklar kalkar. Buradaki “beraberlik” özel anlamda bir beraberliktir. Bu “beraberlik”, Allah’ın böylelerini sevmesini, onlara yardımcı olmasını, destek vermesini ve yakın olmasını ifade eder. Bu gerçekten sabredenler için büyük bir mertebedir. Eğer sabredenlerin Allah’ın böyle bir beraberliğine nail olmaları dışında hiçbir faziletleri olmasaydı bile bu, fazilet ve şeref olarak yeterli olurdu. Allah'ın genel anlamdaki “beraberliği” ise ilim ve kudret yönünden beraberliği demektir. Yüce Allah’ın buyruğunda olduğu gibi:“Ve nerede olursanız olun O, sizinle beraberdir”(el-Hadid, 57/4) Bu tür beraberlik, bütün yaratıkları içine alan umumi bir beraberliktir. Yüce Allah (sabrın yanı sıra) namaz ile de yardım dilemeyi emretmektedir. Çünkü namaz dinin direğidir, mü’minlerin nurudur ve kul ile Rabbi arasındaki bağdır. Kulun kıldığı namaz, taşıması gerekli bütün özellikleri ve sünnetleri ile birlikte kâmil bir namaz olur, özünü teşkil eden kalp huzuru da namazda hasıl olursa, yani kul namaza girdiği vakit, Rabbinin huzuruna girdiği ve önünde divan durduğu şuuruna varır, kendini edebini takınan bir hizmetkâr konumunda hisseder, söylediği ve yaptığı her şeyi farkına vararak söyler ve yapar, Rabbine seslendiğinin ve O’na dua ettiğinin şuuru her tarafını kuşatırsa hiç şüphesiz böyle bir namaz, bütün işlerde en büyük yardımcıdır. Çünkü namaz her türlü hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Diğer taraftan namazdaki bu huzur ve şuur kulun kalbini arındırır, Rabbinin emirlerine uymasını, yasaklarından da kaçınmasını sağlar. İşte Yüce Allah’ın her şeye karşı kendisi aracılığı ile yardım istememizi emrettiği namaz budur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sabır teriminin anlamı ve önemiyle sabır ve namazın insanı dirençli kılmadaki etkileri üzerinde daha önce durulmuştu (bk. Bakara 2/45). Orada bu buyruğun muhatabı İsrâiloğulları idi; bu yüzden de “Şüphesiz bunlar (sabır ve namaz), Allah’a huşû ile boyun eğenlerden başkasına ağır gelir” buyuruluyordu. Halbuki burada muhatap müslümanlar olduğu için böyle bir ağırlıktan söz edilmediği gibi âyetin sonunda müslümanların sabırlı ve metanetli olduğuna işaret edilmektedir.
Âyette hangi konuda sabırlı olmak gerektiği belirtilmemiştir. Bu sebeple ibadetleri yerine getirmek, haramlardan kaçınmak, her türlü düşmanca hareketlere karşı direnmek, musibet ve acılara katlanmak gibi dayanıklılığı gerektiren her durumda sabretmek bu buyruğun kapsamına girer. Bunun yanında, kıble değişikliğinden sonra vuku bulan olaylar dikkate alındığında, burada özellikle İslâm’ın varlığına son verme kararında olan düşmanlara karşı verilecek mücadelelerde sabır ve metanet göstermenin kastedildiği de anlaşılmaktadır. Nitekim kıble değişikliğinden yaklaşık iki ay sonra Bedir Gazvesi vuku bulmuş, sonraki dönemlerde de müşriklere ve diğer gayri müslim unsurlara karşı silâhlı mücadeleler devam etmiştir. 153 ve devamındaki âyetler bir bakıma, müslümanları böyle bir sıkıntılı döneme hazırlıyor; bu dönemlerde sabır ve sebat göstererek, Allah’ın divanına durup namaz kılarak O’ndan yardım dilemelerini istiyor; Allah’ın sabredenlerin yanında olduğu müjdesini veriyor. Sabır, insanın bir amaç için ortaya koyduğu özverinin, kararlılığın, güçlü azim ve iradenin ürünüdür; dolayısıyla sabır, insanın kendi benliğiyle ilgili tavrıdır. Namaz ise onun bedeni, dili ve kalbiyle kısaca bütün varlığıyla Allah’a yönelmesi halidir; şu halde namaz da müminin Allah ile ilgili tutumudur. Böylece sabırla benliğini güçlendiren, namazla da Allah ile birliktelik kuran insan, başarının psikolojik şartlarını tamamlamış olur.