Önceki ayet· 2:9Sonraki ayet· 2:11

Bakara Suresi 10. Ayet· 2:10

↗ Bakara suresi
Medeni
فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٞ فَزَادَهُمُ ٱللَّهُ مَرَضٗاۖ وَلَهُمۡ عَذَابٌ أَلِيمُۢ بِمَا كَانُواْ يَكۡذِبُونَ
Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kalblerinde hastalık vardır, Allah hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyleye geldikleri için onlara elem verici azab vardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Kalplerinde hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylemelerine karşılık onlara elem verici bir azab vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Kalplerinde bir hastalık vardır da Allah onları hastalık yönünden daha ileri götürmüştür. Ve onlar için, yalancılık etmiş olmaları yüzünden acıklı bir azap öngörülmüştür.
Süleyman Ateşen ayrışan
Onların kablerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemelerinden ötürü onlara acı bir azab vardır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
In their hearts is disease, so Allah has increased their disease; and for them is a painful punishment because they [habitually] used to lie
Fransızca
Il y a dans leurs cœurs une maladie (de doute et d'hypocrisie), et Allah laisse croître leur maladie. Ils auront un châtiment douloureux, pour avoir menti
İspanyolca
Sus corazones tienen una enfermedad y [por su actitud] Dios agrava aún más su enfermedad. Sufrirán un castigo doloroso por haber mentido
Rusça
Их сердца поражены недугом. Да усилит Аллах их недуг! Им уготованы мучительные страдания за то, что они лгали
Endonezce
(Dalam hati mereka terdapat penyakit,10) lalu Allah menambah penyakitnya itu; dan mereka mendapat azab yang pedih, karena mereka berdusta
Bengalce
তাদের অন্তঃকরণ ব্যধিগ্রস্ত আর আল্লাহ তাদের ব্যধি আরো বাড়িয়ে দিয়েছেন। বস্তুতঃ তাদের জন্য নির্ধারিত রয়েছে ভয়াবহ আযাব, তাদের মিথ্যাচারের দরুন।
Çince
他们的心里有病,故安拉增加了他们的心病;他们将因说谎而遭受重大的刑罚。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bunun sebebi kalplerinde şüphe olmasıdır. Bundan dolayı Allah şüphelerine şüphe katmıştır. Karşılık yapılan amelin cinsine göre verilir. Onlar için cehennem ateşinin en alt tabakasında elem verici bir azap vardır. Bunun da sebebi Allah'a ve insanlara söyledikleri yalan ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiğini yalanlamalarıdır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
8- İnsanlardan öyleleri vardır ki “Allah’a ve âhiret gününe iman ettik” derler. Oysa mümin değildirler. 9- Allah’ı ve mü’minleri aldatmaya çalışırlar, halbuki kendilerinden başkasını aldatmazlar da bunun farkında değillerdir. 10- Kalplerinde bir hastalık vardır, Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söyledikleri için de onlara acıklı bir azap vardır. 8-9. Şu bilinmelidir ki nifak (münafıklık) dışa hayır izhar etmek, içte şer gizlemektir. Bu tarifin kapsamına hem itikadî münafıklık, hem de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şu hadis-i şerifte söz konusu ettiği amelî münafıklık girer:“Münafığın alâmeti üçtür: Konuştuğunda yalan söyler, söz verirse sözünde durmaz, ona emanet verilirse hainlik eder.” Bir başka rivâyette de şu vasıf beyan buyrulmaktadır: “Tartıştığı/davalaştığı zaman haddi aşar.” Kişiyi İslâm çerçevesinin dışına çıkartan itikadî münafıklık, Yüce Allah’ın gerek bu sûrede gerekse diğerlerinde münafıkları kendisiyle nitelendirdiği münafıklıktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in Mekke’den Medine’ye hicretinden önce de hicretten hemen sonra da Medine’de münafıklık yoktu. Ta ki Bedir vakası meydana geldikten sonra Allah mü’minleri muzaffer kılıp güçlendirinceye kadar. İşte o zaman Medine’de müslüman olmayanlar zelil duruma düşünce onlardan bazıları korkarak ve müslümanları aldatarak müslüman olduklarını izhar ettiler. Böylelikle kanlarının dökülmesini ve mallarına zarar gelmesini önlemek istemişlerdi. Bunlar müslümanlar arasında yaşarlardı ve zahiren müslümanlardan görünmekle birlikte, hakikatte müslümanlardan değillerdi. İşte Yüce Allah’ın mü’minlere lütfunun bir tecellisi olarak O, bu münafıkların kendilerini başkalarından ayırt eden niteliklerini açıkça ortaya koydu ki, mü’minler onlara aldanmasınlar ve münafıklar da yapacakları pek çok kötülüklerden böylelikle vazgeçsinler. Nitekim bir başka yerde Yüce Allah:“Münafıklar haklarında kalplerinde olanı kendilerine açıkça haber verecek bir sûrenin indirilmesinden çekinirler.”(et-Tevbe, 9/64) diye buyurmaktadır. Yüce Allah münafıkları, münafıklığın asıl özelliği ile vasfederek şöyle buyurmaktadır:“İnsanlardan öyleleri de vardır ki, Allah’a ve âhiret gününe iman ettik derler.” Yani onlar kalplerinde olmayan şeyleri dilleri ile söylerler. Yüce Allah; “Oysa mümin değildirler” buyruğu ile onların yalancı olduklarını ifade etmektedir. Çünkü gerçek iman için kalp ile dil arasında bir uyum bulunmalıdır. Bu şekilde (ikiyüzlü) bir tutum ise sadece Allah’ı ve O’nun mü’min kullarını aldatmaya çalışmaktır. Aldatmaya çalışmak (muhâdaa); aldatmak isteyenin aldatmaya çalıştığı kimseye içinde gizlediğinden farklı görünmesidir ki aldattığı kimseye karşı gözettiği maksadı böylelikle gerçekleştirebilsin. İşte bu münafıklar Allah’a ve Allah’ın kullarına karşı böyle bir yol izlemeye çalışmışlar fakat aldatmaları bizzat kendi başlarına geçmiş, aleyhlerine dönmüştür. Bu da hayret edilecek bir husustur. Çünkü aldatmaya çalışan bir kimsenin bu aldatması ya sonuç verir ve maksadını elde eder yahut da o, ne lehine ne de aleyhine hiçbir sonuç olmaksızın başa baş kalır. Bunların aldatmaları ise kendi aleyhlerine dönmüştür. Sanki onlar, yaptıkları hileleri bizzat kendilerini helâk etmek, kendilerine zarar vermek, kendilerini tuzağa düşürmek için yapıyor gibidirler. Zira Yüce Allah onların aldatmak istemelerinden hiçbir şekilde zarar görmez, mü’min kullarına da onların hile ve tuzaklarının hiçbir zararı dokunmaz. Zira münafıkların iman ettiklerini açığa vurmalarının mü’minlere bir zararı yoktur. Böylelikle münafıklar mallarını kurtarmış ve kanlarını korumuş olurlar ama bu hile ve tuzakları bizzat kendi başlarına geçer, bundan dolayı da dünya hayatında rezil ve rüsvay olurlar. Mü’minlerin elde ettikleri güç ve zaferler dolayısıyla sürekli kederlenir, tasalanırlar. Bundan sonra âhirette de onlara yalan söylemeleri, küfürleri ve günahkârlıkları sebebi ile oldukça feci, ızdırap ve acı verici, can yakıcı azap vardır. Ne var ki onlar cahillikleri ve ahmaklıklarından ötürü bunun farkına dahi varamazlar. 10. “Kalplerinde bir hastalık vardır.” Burada hastalıktan kasıt; şüphe, tereddüt ve münafıklık hastalığıdır. Çünkü kalp kendisini sağlık ve itidal sınırlarının dışına çıkartan iki türlü hastalığa maruz kalır: Birisi batıl şüphelerden kaynaklanan hastalıktır, diğeri ise helâke götüren şehvet (nefsi arzuların) yol açtığı hastalıktır. Küfür, münafıklık, şek ve bid’atlerin hepsi şüphe ve tereddüt hastalıkları türündendir. Zina, hayâsızlık ve masiyetleri sevmek ve işlemek ise şehvet hastalıkları türündendir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Yoksa kalbinde hastalık bulunan kimse(ler)(kötü) ümitlere kapılır.”(el-Ahzab, 33/32) Buradaki “hastalık”tan kasıt zina arzusudur. Bu hastalıklardan yana esenlik ve afiyette olanlar ise bu iki hastalık türünden de esenliğe kavuşan, yakin ve imana sahip olup her türlü masiyete karşı sabır ve direncini koruyan ve bu sayede afiyet elbiselerini kuşanabilenlerdir. Münafıklar hakkında: “Kalplerinde bir hastalık vardır, Allah da hastalıklarını artırmıştır” buyruğunda Yüce Allah isyankârlar aleyhinde masiyetleri takdir edişindeki hikmeti açıklamaktadır. Şöyle ki Allah, önceden işlemiş oldukları günahlardan ötürü onları yeni masiyetlerle imtihan eder ki bu masiyetler dolayısıyla da onlar cezayı hak ederler. Nitekim Yüce Allah (bu gerçeği) şöyle ifade etmektedir: “İlk defa ona iman etmedikleri gibi (yine iman etmezler) biz de onların kalplerini ve gözlerini (haktan) çeviririz (de onu ne görür ne de kavrarlar).”(el-En’am, 6/110); “Onlar eğrilip sapınca Allah da kalplerini saptırdı.”(es-Saff, 61/5); “Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince onların murdarlıklarına murdarlık katıp artırdı.”(et-Tevbe, 9/125) Buna göre günahın bir cezası da peşinden işlenen bir günahtır, aynı şekilde yapılan iyiliğin bir mükâfatı da peşinden işlenen bir iyiliktir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Ve Allah hidâyete erenlerin de hidâyetini artırır.”(Meryem, 19/76)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kalbi bozuk olan münafıklar, Allah Teâlâ’nın Hz. Peygamber’e ve müminlere çeşitli lutuflarını gördükçe, İslâm’ın adım adım tamamlanarak yerleştiğini müşahede ettikçe haset ve kinleri artmakta, bu da bozuk kalplerini daha bozuk hale getirmektedir. Ruh ve beden sağlığı bakımından kalp çok önemli bir organdır; o sağlıklı olunca bütün vücut sağlıklı olur. Kur’an dilinde kalp daha ziyade vicdan, iman ve ahlâkın merkezi mânasında kullanılmaktadır. Münafıklık, ikiyüzlülük bir ahlâksızlıktır; vicdanda, ahlâk merkezinde mevcut bir bozukluğun acı meyvesidir, nifak devam ettikçe bozukluk da nicelik ve nitelik yönünden artarak devam eder.
Bakara Suresi 10. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bunun sebebi kalplerinde şüphe olmasıdır. Bundan dolayı Allah şüphelerine şüphe katmıştır. Karşılık yapılan amelin cinsine göre verilir. Onlar için cehennem ateşinin en alt tabakasında elem verici bir azap vardır. Bunun da sebebi Allah'a ve insanlara söyledikleri yalan ve Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in getirdiğini yalanlamalarıdır.